| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 21.07.2007 - 10:39
|
Okunma Sayısı : 720 |
Abdestin farzları dörttür zira Allah: "Ey iman edenler namaza kalktığınız zaman yüzünüzü, ellerinizi, dirseklere kadar yıkayın. Başınızı meshe-din ve ayaklarınızı topuklara kadar yıkayın." (Maide suresi 6) buyurmuştur. Abdestte yüzü bir defa yıkamak farzdır. Yüzün hududu; saçın bittiği yerden sakal ve çene altına, kulakların köklerine kadar olan kısımdır. Zira birisine yüzünü dönmek dediğimiz teveccüh fiili başın bu kısmıyla yapılır… Gözlerin içine suyu ulaştırmak gerekmez. Zira gözün içi yıkama hükmüne dahil değildir. Nitekim ashabtan bazılarının göz içlerine suyu ulaştırmaya çalıştıkları ve ahir ömürlerinde göz sağlıklarının bozulduğu mervidir. Ancak abdest alırken gözler kısılmaz. Zira bu şekilde sıkmakla yıkanması gereken göz kapaklarından kuru yerlerin kalma tehlikesi vardır. Yüz tabii bir şekilde yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün hududuna dahildir. Bu sebepten gözlerde olduğu gibi yüz yıkanırken dudaklarda çok sıkılmamalıdır. Sakal, bıyık ve kaş'ın altına suyu ulaştırmak vacip değildir. Ancak bunlar seyrek olursa vacip olur. Zira sık olan tüyler yıkama hükmünü kendi üstüne alır ve onların altına su ulaştırmakda zorluk söz konusudur ancak seyrek sakalda bu sıkıntı mevcut değildir. Bir kimse abdest aldıktan sonra; tırnaklarını, bıyıklarını veya kaşlarını kesse, abdesti iade etmesi gerekmez. Zira abdest şart ve rükünleri tamamıyla yerine getirilmiştir. Kolları yani parmak uçlarından, kol dirseklerine kadar (dirsekler de dahil) olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Zira Abdest ayetinde böyledir. Ulema dirseklerin yıkama hükmüne dahil olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Bizim ulemamız indinde dirsekler yıkanmalıdır. Zira Rasulullahın dirsekleri yıkamayıp bıraktığına dair bir rivayet yoktur. Bazıları ayetteki “ila” edatını işaretle dirsekler yıkama hükmüne dahil değildir deseler de “ila” edatı muhtelif manalara hazi bir edattır hem dahil olma hem de olmama manasında müsavidir. Onların dediği manaya hamletmek ancak karine ile olur ki iddia sahibleri bu karineden yoksundurlar. Ancak biz diyoruz ki “ila” yani –e kadar edatı bizim dediğimiz manada ele alınmalıdır zira İbn Ömer (r.a.) "Rasûlüllah bir seferde bizden geri kaldı, bize yetiştiğinde ikindi vakti geçiyordu. Biz de abdest alıp ayaklarımızı mesh etmeye başlamıştık. Rasûlüllah yüksek sesle "Topuklardan dolayı ateşe girenlerin vay haline" diye iki veya üç defa bize seslendi." (Hadîsi Buhâri ve Müslim rivayet etmiştir.) demiştir. Görüldüğü üzere ayette tehdid vardır ve tehdid ve dahi ateşle azab ancak farzın terkinden dolayı gerekir. Hadis topukların ayak yıkarken yıkanmasının farziyetine delil olduğu gibi dolaylı olarak dirseklerin yıkanmasına ve ila edatının bizim dediğimiz manada kullanıldığına delildir. Yıkanan yerlerde eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek Hamur, boya, çamur vs.. bir madde bulunursa, abdest caiz olmaz. zira yıkama fiili tamam olmuş olmaz. Mükellef önce suyun tene ulaşmasına mani engeli kaldırmalı sonra abdeste başlamalıdır. Eğer elde veya ayakta tabaka oluşturup, suyun altına ulaşmasına engel olursa kına, abdest veya gusülden önce giderilmesi gerekir. Fakat tabaka oluşturmayıp sadece renginin eseri kalıyorsa bu abdeste engel değildir. Zira renginin kalması suyun ulaşmasına engel değildir. Hayızlı kadın, bu dönemlerinde namaz kılmayacağı için tırnak boyası kullanmasında sakınca yoktur. Ancak Taharet için suyun ulaşmasına engel olmaları sebebiyle abdest alınacağı veya gusledileceği zaman tırnak boyalarının giderilmesi gerekir. Bu boya abdest alındıktan sonra kullanılırsa namaz sahihtir. Şurası muhakkak ki bir hanımın bu davranışı kocasına karşı yapılması hali hariç hiçbir şekilde hoş değildir ve boş iştir. Lüzumsuz işleri terk etmek ise mükellefin asli vazifesidir. Deri altına renk veren bir madde yerleştirilerek yapılan döğme deri üstüne suyun temasına engel olmaz. Bu sebeple de abdest ve gusle bir mani teşkil etmez. Tırnaklar, parmak uçlarından dışarı çıkacak kadar uzamış olursa, o fazlalığı yıkamak vaciptir. Parmakta bulunan yüzük geniş ise, abdest alırken bunu oynatmak sünnettir. Ancak yüzük dar olursa, suyu altına geçirmeyeceği için kıpırdatmak farz olur. Zira sıkı yüzük eller yıkanırken kımıldamayabilir geniş yüzükde ise bu hal sözkonusu olmaz. Başa meshetmek de farzdır. Mesh, lugatta eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. Fukahanın örfünden ise suyun bir uzva isabet etmesidir. Başın meshedilmesinde farz kılınan alın yani nasiye miktarıdır. Bu ise başın dört'te biridir. Kafi olan miktar bizce budur zira: Zira Muğire b. Şube (Radıyallâhü anh)'ın rivayetine göre : Bir gün Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) misafir bulunduğu bir köyün çöplüğünde küçük abdestini bozduktan sonra su isteyip abdest almış ve mestleriyle başını mesh ederken başından sadece perçemine elini sürmüştür. (Hadisi İmam Muslim Rivayet etmiştir) Mesh ederken essah olan kavle göre, üç parmak kullanmak vaciptir. Bir veya iki parmakla mesh edilmiş olsa, bu caiz olmaz. Zira bir veya iki parmakla başın dörttebirini meshetmek mümkün değildir. Tekrarı ise mekruhtur. Şu kadar var ki, araları açık olarak şehâdet parmağı ve baş parmakla meshetmiş olsa, bu iki parmak arasında avuç içinden de bir kısım başa değmiş olsa, bu durumda mesh caiz olur. Çünkü bu durumda, üç parmak başa değmiş gibi olur. Başa giyilen sarık veya takke üzerine mesh etmek sahih değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine mesh edemezler. Ancak el yaş olur ve ıslaklık bunlardan başa kadar geçerse o zaman mesele yoktur. Eğer şiddetli soğuk veya özellikle çalışan hanımlarda çözüp bağlamadaki zorluk gibi sıkıntılar varsa: Ben derim ki; başörtüsüne mesh etmede bir sakınca yoktur. Islaklık örtünün altına saçlarına geçiyorsa bir mesele yoktur mesh edilmiş demektir. Fakat buna mesh etmemesi daha evladır. En doğrsunu bilen Allah'dır... Başa meshettikten sonra traş olsa da; tekrar meshetmesi icab etmez. Zira abdest esnasında varolana göre hüküm verilir. Kadının kınalı saçlarına mesh etmesi caizdir, saçlarını çözmesine gerek yoktur. Ama cünüplük gibi durumlardan temizlenmesi halinde mesh etmek yeterli olmayıp bütün saçlarını yıkaması gerekir. Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Çünkü yaralı veya mestle örtülü ayaklarda vazife yıkamak değil meshtir. Topuklar hususunda ihtilaf edilmiştir biz bunu dirsekleri izah ederken deliliyle beraber zikrettik. Kâ'b yani topuk ayağın iki tarafından incik kemiğine bitişen kemiktir. Ayakların topuklarıyla birlikte yıkanması gerekir. Bir kimsenin ayağında yarık olsa ve o yarığa tedavi maksadlı yağ, krem veya merhem koymuş bulunsa, o kimsenin ayağını yıkadığı zaman su o yarığın altına geçmezse bakılır: Eğer suyun o yarığın altına geçmesi zarar verecekse abdesti caiz olur. Ancak vermeyecekse caiz olmaz, En doğrsunu bilen Allah'dır...
Son Güncelleme : 10.08.2007 - 01:54
|