| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 30.07.2007 - 01:56
|
Okunma Sayısı : 1016 |
Darû'l İslâm'da (Şer'i Devlet'te) aile sistemi; "Nesil emniyetinin" temel direğidir. Mü'min erkek ve kadınların; aile sistemi içerisinde istişareyi esas almaları gerekir. Ancak son tahlilde karar ve hakimiyet (Yani aile reisliği) erkeğe aittir. Şurası muhakkaktır ki; erkek fıtri olarak kadından daha güçlü olarak yaratılmıştır. Tedbir, temkin, sabır ve güçlüklere karşı mukavemet noktasında erkek (Kadına oranla) daha kuvvetlidir. Gerek mehir vermek, gerekse ailenin nafakasını temin etmek; erkeğin üzerine vacibtir. Kadının nafakası ve çocuğun emzirme ücreti babaya aittir. Eğer kadın çocuğunu emzirmek istemezse veya çocuğu başka bir kadının (süt annenin) sütüne alışmışsa, o işle ilgili ücret kocaya aittir. Kadın, nefsini kocasının evine teslim ettiği zaman (Yani kocasının evine yerleştiği andan itibaren) nafakası kocasının üzerine vaciptir. Kocanın fakirliği ve nafakayı temin edememesi sebebiyle nikâh feshedilmez, aralarının ayrılması gerekmez. Kadına; kocası adına borç alması tavsiye edilir. Kadının güç yetmeyecek nafaka istemesi caiz değildir. Gücü yetse bile maruf olandan fazla istememelidir. Koca zengin ise, karısına hizmetçi tutması için de, ayrıca nafaka verir. Zira hizmetçi, ihtiyacı gidermek menzilesindedir. Ancak bir hizmetçiden fazlası için nafaka takdir olunmaz. Koca zengin değilse; hizmetçi için nafaka gerekmez. Koca, karısını, kendi ailesinden hiç kimsenin bulunmadığı bir evde oturtmakla mükelleftir. Ancak kadın; kocasının ailesi ile birlikte oturmaya razı olursa ne alâ!.. Eğer kocanın başka kadından çocuğu varsa, o çocuğunu karısıyla beraber oturtmaya (Cebren) hakkı yoktur. Buna mukabil; koca; kaynanası, kayınpederi veya kadının başka erkekten olan çocuğunun veya ailesinden birisinin, karısının yanına girmelerine mani olabilir. Ancak bunların diledikleri zaman kadını görmelerine ve onunla konuşmalarına mani olamaz. Eğer kadın zengin olur; kocası kendisine ait olan evde oturursa, kocasından kira talebinde bulunabilir. Zira İslâm dininde "Karı" ve "Koca" arasında; mal ayrılığı esastır. Borcu sebebiyle hapse düşen kadının nafakası, kocasının üzerine vacip değildir. Ancak infak edebilir ve ihtiyaçlarını karşılayabilir. Kadının kocasının malından izinsiz alması caiz değildir. Kadının, kocasının malından israf etmeden ve savurganlık yapmadan meşru şekilde, onun haberi olmadan kendisi ve çocukları için alması ise caizdir. Bundan fazla alamaz. Eğer nafakalarını vermiyorsa kendisine ve çocuklarına gerekeni alır fazlasını alamaz. Koca, eşine nafaka bırakmadan gitmişse, geçmiş nafakayı da karşılaması gerekir. Küçük çocukların nafakası, babanın üzerinedir. Bu hususta babaya hiçbir kimse ortak olamaz. Kadın kendisini kocasından alıkoyarsa, kocasının kendisinden faydalanma hakkına mani olduğu için nafaka sakıt olur. Kocasına, yatağına gitmemek ve izinsiz evden çıkmak gibi onun hakkı olan hususlarda isyankârlık ederse de sakıt olur. Özel ihtiyacı için onun izniyle sefere çıksa bile veya kocasının izni olmadan sefere çıksa nafaka hakkından bu düşer. Kadın hamile olsun veya olmasın vefat ettiğinde mal varislerine intikal eder.
Son Güncelleme : 30.07.2007 - 01:56
|