| Yazan: Ali Eren,
Tarih: 03.12.2007 - 08:07
|
Okunma Sayısı : 891 |
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji
İnfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı profesörlerinden Yaşar Bağdatlı İslâmî
taharetlenmenin en uygun yol olduğunu kaydederek, "En iyi temizlenme el ve su
ile olur. İnsanın avucunun içinde, cildinde koruyucu bakteriler vardır"
dedi.
Son
günlerde el temizliği konusunun gündemde bulunduğunu hatırlattığımız Prof.
Bağdatlı taharetlenme konusundaki sorularımızı şöyle cevapladı:
El
temizliği ile ilgili olarak bazı endişelerden sıkça bahsediyor. El temizliği
hakkında bizi aydınlatır mısınız?
Elimiz dış dünya ile alâkamızı sağlayan en önemli
organlarımızdan birisi. Dış alemle ilgisi deyince yiyecek içecek ilişkisinden
tutun yazışma ilişkisine, tokalaşmalara, tuvalet sonrası temizlik gibi bütün
faaliyetlerde eller ön planda. Dolayısıyla hastalıkların yayılmasında da en
önemli uzuv olarak eli görüyoruz. Çünkü yiyecek içeceklerle temas halinde.
Hastalık etkenleriyle temas ile hastalık etkenlerini alabiliyor, yine elimizi
yüzümüze gözümüze sürmek suretiyle elimizdeki mikropların vücudun değişik
bölgelerine geçişi sağlanıyor. Netice olarak,görüyoruz ki hayatın yüzde 60-70
oranını dolduran bir faaliyet organı. Bu kadar işleri gören bu kadar mikroplara
bulaşan ellerimiz, aynı zamanda hasta olmadan yaşayan bir organizma. Bu nasıl
oluyor, bunu açıklığa kavuşturmak lâzım. Ehliyetsiz insanların konuşmasının da
temelinde bu yatıyor.
İnsan vücudunda öyle bir sistem var ki yani Allah böyle
yaratmış, her sisteme bir bekçi koymuş. Meselâ insanın elinde, avucunun içinde,
cildinde ve diğer organlarında koruyucu bir bakteri var. Kendi sistemi içinde
var ve biz buna tıbbî adıyla flora diyoruz. Flora bakterileri yerleşik ve oranın
sakinidirler. Görevi de diğer hastalık yapan mikroplara karşı vücudu korumaktır.
Herkes zannediyor ki ben bir mikroplu şeye dokunursam, mikroplu bir şey yersem
hasta olacağım. Bu yersiz bir düşünce. Düşününüz ki insan vücudu hem içinden hem
dışından sayılamayacak kadar mikroplarla haşir neşir hergün. Ve bizler sağlıklı
olarak hayatımıza devam ediyoruz.
Ayrıca bağışıklık diye bir sistem var, bu da muhtelif
şekilde işler ve vücuda giren bir yabancı maddeye karşı vücut bizden habersiz
bir savaş veriyor, daha enteresanı bir yabancı mikropla, bir cisimle vücut
karşılaşınca, o hatıra hücreleri, bellek hücreleri de dediğimiz hücreler onları
tanıyor ve geldiğinde vücudu hemen harekete geçiriyor.
Bir
de her sistemin belirli bir ısısı var ve bunlar da ayrıca koruyuculuk
yapıyorlar. Bu kadar koruyucu sistem varken bazıları hemen bir mikropla
karşılaşınca hasta olacağız diye yaygarayı koparıyorlar. Eğer onların dediği
doğru olsa, hiçbirimizin sağlıklı olmamamız lâzım. Eğer içtiğiniz suyu,
yediğiniz bir meyveyi alıp mikroskobun altına koysam o kadar mikrop göreceksiniz
ki, kaynıyor. Ama hasta olmuyoruz Elhamdülillah, çünkü bunun mekanizması var. Bu
kadar olumlu işleyen mekanizmayı yok gibi göstermek tedirginlikten başka bir
şey değil. Yani insanların huzurunu ve rahatını kaçırmaktır. Bir de psikonevroz
dediğimiz, insanların hastalık psikolojisi içine girmesine sebep
oluyor.
İnsan huzursuzluk içine girince de bir stres oluşuyor.
Stres sonucu oluşan bazı maddeler var ki bu bağışıklık sisteminin çalışmasını
engeller, yavaşlatır. Günümüz insanında en çok gördüğümüz hastalık sebebi bu
stresler.
Bu
kadar önemli olan ellerin temizliğine gelirsek...
1987'de uluslararası kongrede bir Fransız bu meseleyi
gündeme getirerek, Müslümanların elle taharetlenmelerini tenkit etti. Ben cevap
verdim, ama tatmin edici değildi. Bunun üzerine bir araştırmaya giriştik.
Hastanede 70 kişilik bir araştırma grubu aldık. Alman grup içinde toplumun bütün
seviyelerinden insan vardı. Bunların, tuvalet öncesi ve sonrası ellerini kontrol
ettik. Bu kontrolde de temizlenme şekillerini de dikkate aldık. Baktık, elle
temizlendikten sonra, yıkamadan önce ellerinde dışkıya ait mikroplar bol
miktarda var. Eller yalnız su ile, ama oğuşturarak üç dakika yıkandığında,
hastalık yapmayacak kadar az mikrop kalıyor ellerde.
Peki sabunla yıkayınca...
Sabun kullanılırsa, eller biraz daha temizleniyor, ama
yine mikroplar tamamen yok edilemiyor. Ancak dediğim gibi bu mikroplar hastalık
yapacak kadar değiller. Bu kalan mikroplar da ellerdeki biraz önce bahsettiğimiz
flora bakterileri tarafından temizleniyor.
Üç
dakika su altında yıkanılması gerekir dediniz bu biraz uzun değil mi?
Öyle ama, en idealini üç dakika olarak tesbit ettik.
Yoksa bir buçuk, üç, beş dakikalarla da denemeler yaptırdık, ancak sıhhatlisi üç
dakikada bulduk. Bizim görevimiz faydalı ve zararlı olan yanları açıklamaktır
bunu herkes bilsin.
Diğer temizleme maddelerinin üzerinde de araştırmanız
oldu mu?
Tabiî, piyasada temizlik için kullanılan bütün
maddeleri tesbit ettik. Bizim en çok
kullandığımız alkol var ki bunun da yan tesirleri oluyor. Meselâ eldeki yağ
tabakasını eritiyor, yine elin korumasını yapan flora bakterilerini yok
ediyor, bu da tabiî mikroplara zemin teşkil ediyor. Yine alkolü el temizliğinde
kullanırken bunun devamlı olması gerekiyor. Ancak devamlı kullanımda da egzama
tipinde elde yaralar oluşuyor. Alkolden sonra zefiran, savlon, lizol dediğimiz
maddeleri denedik ve ilginçtir bazılarının mikropları uzaklaştırmak yerine
mikrop ürettiklerini gördük...
Şu
anda biz ameliyathanelerde temizlik aracı olarak "hipiscrup" diye bir maddeyi
alkol yerine kullanmaya başladık.
Sabunlarla yaptığımız tesbiti de söylemem gerekir ki,
mikrop bulaşmasında bunların nasıl bir rolü oluyor diye araştırdığımızda,
sabunların kendini temizleme özelliği ve mikrobun bir başkasına sabun aracılığı
ile bulaşmanın olmadığı tesbit edildi. Sabunlar arasında da sıvı sabunların daha
başarılı olduğunu farkettik. Mikropları uzaklaştırma bakımından sıvı sabunların
terkibine eğer hepseklorefen, kloran gibi maddeler konmuş ise sıvı sabunlar
daha başarılı oluyor temizlemede. Bizim ameliyat öncesinde temizlemek için
kullanmaya başladığımız hipiscrupta da bu maddeler var.
Ancak bir insan su ve sabunla temizlendiğinde
hastalıklara karşı korunmuş olacaktır... Biz temizleyici olarak hep suya
yükleniyoruz, ancak suyun da temiz olması lâzım, suyun kendisi bulaştırma aracı
ise, bu ayrı mesele...
Tuvaletlerin yapısı da mikrop bulaşmasında önemli
olmuyor mu?
Alfranga tuvalet dediğimiz klozet tipi oturaklı
tuvaletlerden çok hastalık bulaşıyor. Bilhassa insanların genital bölgesi
dediğimiz yani edep bölgesi ile ilgili hastalıklar, mantar hastalıkları,
parazitler, varsa yaralar onların mikrobu o oturağa bulaşıyor sonra da oraya
oturanlara geçiyor. Bunu Batılılar da gördü. Meselâ Hutchinson isminde bir
bilim adamı, basilli dizanterinin etkenini oturakta üretmiş. Yine Nevton adlı
bir başka bilim adamı da, tifo bakterilerinin 11 gün klozetlerde kaldığını
tesbit etmiş. Şimdi Avrupa ev ve otellerinde alafranga tuvaletlerinden kaçmaya
başladılar. Bizde hayrettir alafranga sokulmaya çalışılıyor. Çok özel durumlar
için portatifleri var ama, bir kişiye mahsus. Biz umuma açık olan yerler için
zararlıdır diyoruz. Bir de fışkırtma su ile makat civarını temizleme şeklinin
mahzurları var. Yaptığımız araştırmada bu şekilde temizlemenin olmadığını tesbit
ettik. En sıhhatli temizlik ise önce kâğıt, sonra su ile temizlenilmesi. Zaten
hadis-i şerifte de taş artı su ile temizliği makbul olarak tutuyor
Peygamberimiz. Bezzar kitabında bu geçiyor.
Biz
burada taşı denemedik. Arabistan'daki taşın özelliği vardır. Sıcak taşın hem
radyasyon, hem ısı, hem mekanik etkisi var. Dolayısıyla taşla temizlik, sadece
taşı sürmekle değil. Bez ile kurulanmayı da ben tasvip etmiyorum. Çünkü, bez
ince liflerden meydana geliyor ve artıklar örgülerin arasında kalabilir ve
onları temizlemek zordur. En iyisi tuvalet kâğıdıdır. Tuvalet kâğıdının üzerine
yazı yazılamadığı için, fıkhî bakımdan da caizdir.
Prof. Dr. Yaşar BAĞDATLI ile Röportaj
Son Güncelleme : 03.12.2007 - 08:07
|