| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 14.11.2007 - 23:38
|
Okunma Sayısı : 813 |
Zekât toplama hakkı
"Ulû'lemr'e" aittir. Öyle ise bu hakkı; hiç kimsenin, iptal etmeye
yetkisi yoktur. İmamın da zekatı toplamak için memur ettiği kimseler amil
denilir.
Âmil, açık olan malların zekâtını
aldığı gibi, tüccarın yanında bulunan gizli malların da zekâtlarını alır.
Âmil'in; hür, mü'min olması ve haşimi olmaması şarttır. Darû'l İslâm'da; bir
mükellef "Âmil'i" beklemeden zahiri mallarının zekâtını vermiş olsa;
"Ben zekâtımı şehirdeki fakirlere verdim" diye yemin etse dahi,
tekrar zekât alınır. Birinci vermiş olduğu "Sadaka" olur; ikinci
verdiği (Âmil'e ödediği) Zekâttır. Ancak batınî (görünürde olmayan, para, altın
ve gümüş vs. gibi) mallarda, mükellefin sözü tasdik edilir.
Âmil; aynı zamanda gayr-i
müslimlerden (Zimmilerden) "Cizye'yi" de, tahsil etme durumundadır.
Mü'minlerin Ulû'lemr'ine karşı ayaklanan âsî ve bağyi'ler bir memur tayin
ederek; müslümanlardan zekât toplamış olsalar, "Ulû'lemr" onlardan
ikinci defa zekât alır. Zira âsî ve Bağyi'lerin, zekât toplama hakları yoktur,
bu "Velâyet'le" ilgili bir husustur. Müslümanların; "Ulû'lemr'e"
karşı ayaklanan asi ve bağyilere "Zekât"larını vermiş olmaları, kendi
kusurlarıdır. Ancak asi ve bağyilerin; çok güçlü olma durumlarında hüküm
değişir.
Ulû'lemr'in görevlendirdiği kimse (Âmil veya
Âşir) "Harbi'lerle" de muhatabtır. Darû'l Harb'te ikamet eden
müslümanlardan; ne kadar vergi alınıyorsa, Darû'l İslâm'a ticaret niyetiyle
gelen Harbi'den de o kadar alınır. Sözleri tasdik edilebilecek hallerde,
mü'minlerle, zimmiler arasında fark yoktur. Ancak Harbi'nin hiçbir sözüne
güvenilemez. Darû'l İslâm'da ikamet eden gayr-i müslimler (Zimmiler), İslâm
fıkhına tabi oldukları için, Harbilerden üstündürler.
Son Güncelleme : 14.11.2007 - 23:38
|
|
|