| Yazan: Ayhan Tekineş,
Tarih: 25.11.2007 - 06:05
|
Okunma Sayısı : 390 |
Îslâm hukukçuları
hadislerin ihtiva ettiği fikhî hükümleri belirleme, kelâmcılar ve
muhaddisler ise sıhhatini tespit maksadıyla hadisin Kur'ân'la
karşılaştırılması (arz) üzerinde durmuşlardır. Fıkıh bilginlerinin
konuya yaklaşımı "anlama", hadisçilerin ve kelamcıların yaklaşımı ise
"bilgi" eksenlidir. Hadislerin doğru anlaşılması, isabetli yorumlanması
için Kurân'la karşılaştırılması usûlü Hz. Peygamber döneminden itibaren
uygulanmıştır. Ancak sıhhati belirlenmiş her hadisin Kurân'la
karşılaştırılması ve sübûtu hakkında karar verilmesi tartışmalı bir
meseledir. Zira bir haberin sübutunu tesbit ile muhtevasının
anlatılması ayrı ayrı meselelerdir Hadisleri daha iyi anlamak için
Kur'an ile karşılaştırmanın faydası, hatta zarureti açıktır. Lâkin
rivayet kuralları hakkıyla yerine getirilerek nakledilen haberlerin,
bazı ilkelere aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ise tartışmaya,
açık bir husustur. Bu çalışmada, "arz" konusu, anlama ve sübut
arasındaki söz konusu farktan hareketle ele alınmıştır. 1.
I- Hadisleri Kuran ile Karşılaştırmanın Tarihçesi:
Hadisi, Kuran ile tashîh etme isteği oldukça eskidir. Haricîler'in bir
kısmı Kur'ân'ı yeterli görmüşler ve "Bize Allah'ın Kitabı yeter"2
demişlerdir. Onlar, şer'î hükümlerin ancak Kuranda bulunduğu takdirde
delil olabileceğini iddia etmiş; recmi ve mestler üzerine meshi bu
sebeple kabul etmemişlerdir.3. Bu görüşleri nedeniyle hadislerin
Kur'an'a arz edilmesi ile ilgili rivayetin haricîler tarafından
uydurulduğu ileri sürülmüştür.4, Şâfii sünneti inkar edenler içinde bir grubun, sünnetin kabulü için Kur'ân'a muvafık olma şartını ileri sürdüğünü nakletmiştik.5
Şayet bahsi geçenler, hariciler ise, bu durumda onların, hadislerin
sübûtunu tespit için Kur'ân ile karşılaştırmayı ilk defa öne sürenler
olduğu söylenebilir. Nitekim daha sonraki Haricilerin de "arz"
metodunu" benimsedikleri görülmekledir.6. Mu'tezile kelamcıları da Kur'ân'a aykırı hadislerin kabul edilmeyeceğini ileri sürmüşlerdir 7.
Mesela ünlü Mu'tezile kelâmcısı Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916), isnadı
sahih olsa da Kur'ân ile çelişen hadisin kabul edilmeyeceğini
söylemektedir.8 Keza "Kötü laflar etmek (el-bezâu) ve süslü
konuşmak (beyân) nifakın kısımlarındandır. Haya ve az konuşma da imanın
şubelerinden ikisidir".9 hadisi hakkında da Câhız (ö. 255/869),
"Kur'an, beyan'a teşvik etmişken Resûlullah'ın (s.a) az konuşmaya
teşvik etmiş olmasından Allah a sığınırız. Ayrıca Resulullah'ın (s.a)
kötü söz söylemekle beyanı birlikte anmasından da Allah'a sığınırız"10 diyerek, "arz metodunu" benimsediğini ortaya koymuştur
Hicri üçüncü asırda İslam bilginleri arasında arz konusundaki
tartışmalar hızlanmıştır. Bu dönemde İmâm Şafi (ö 204/8I9) İle İsâ b.
Ebân'ın (ö. 221/836) "arz metodu" hakkında tartıştıkları nakledilmiştir
Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî'nin talebesi ve Basra kadısı olan İsâ
b.Ebân 11, haber-i vahidlerin Kur'ân'a arz edilmesi gerektiğini öne sürmüştür 12.
Ona göre haber-i vâhidleri nakleden râvilerin hata yapması da isabet
etmesi de mümkündür. Halbuki hadisin Kur'ân'a muhalif olmayacağı
açıktır. Bu durumda haberlerin sıhhatinden ancak Kur'an'a "arz" ile
tamamen emin olunabilir.13. Râzî ise Şâfi'nin konuyla ilgili
görüşünü, "Hadisin sıhhatinin şartları ancak, hadisin Kur'an'a aykırı
olmamasıyla gerçekleşir"14 şeklinde nakletmektedir. Bu durumda
Şafiî'nin hadisin sıhhati için gerekli görülen şartlar içinde açıkta
"Kur'ân'a uygunluk" zikredilmese de neticede, hadislerin sahih kabul
edilmesi için ilen sürülen şartlara hakkıyla riâyet edilmesiyle
"Kur'ân'a uygunluk" gerçekleşir, kanaatinde olduğu söylenebilir Bir
başka deyişle Şâfıî, haberlerin rivayeti esnasında her tabakadaki
raviler tarafından karşılaştırmanın zaten yapıldığını, bu şekilde
sıhhati belirlenmiş bir hadisi ayrıca Kur'ân'a arz etmenin gerekli
olmadığını ileri sürmüştür.15
Hadislerin Kur'ân ile karşılaştırılmasını gerekli görenler, hadisin
sıhhatini ve hucciyetini Kur'ân'a uygunluk şartına bağlamak
istemişlerdir. Bunlar "sahih sünneti" belirleme amacıyla "sübûtu kati"
olan ve "ilm-i yakîn" ifade eden Kur'ân âyetleriyle, Ekseriyeti
İtibarıyla "sübutu zanni olan hadisleri sınamak ve kontrol etmek
gerektiğini söylemişlerdir.16 Meselâ Mutezile bilginlerinden
Kâdî Abdülcebbâr, yanılması mümkün bir râvinin haberiyle (haber-i
vâhid) Kur'â'n'a itiraz edilemeyeceğini söyler"17. Hadisin
subutunu tespit için Kur'ân ile karşılaştırmak isleyenler iki şekilde
hareket etmişlerdir. "Ya hadisin Kur'ân'ın umumuna veya ruhuna aykırı
olduğu iddia edilmiş ya da hadisin belirli bir âyel ile çeliştiği öne
sürülmüştür Her iki durumda da Kur'ân'ın değişmeden geldiği, hadislerin
bir çoğunun ise âhâd haberler olduğu bu nedenle de hatalı ya da eksik
nakledilmiş olabilecekleri kazıyyesinden hareket edilerek, söz konusu
hataların Kuran ile tashih edilmesi arzu edilmiştir Nitekim çağdaş
bilginlerden Muhammed Gazalî, ısrarla bu ilk husus üzerindc durmakta ve
hadislerin sübûtunu tespit ederken, "Kur'an'a vukufiyetle kazanılan
meleke"nin 18 ve "Kur'ân'ın ruhu"nun 19 esas alınması gerekliğini öne sürmektedir. Ona göre "vahiyle çelişen bir hükmün hadiste varid olması mümkün değildir"20, bu nedenle-Kür'ân ile çelişmesi, hadisin illetli ve şaz olduğunu gösterir. 21.
Kur'ân'ın genel ilkelerine aykırı olduğu gerekçeliyle hadisin
reddedilmesi geçmişte de ileri sürülmüş bir iddiadır. Meselâ, cehennem
azabına sebep teşkil eden bir günah işlediği söylenen kişi hakkında
Peygamber (s.a}, o şahsın yakınlarına "Onun yerine bir köle azat edin.
Umulur ki Allah o kölenin her hır uzvuna karşılık, sizin arkadaşınızın
bir uzvunu cehennem ateşinden kurtarır" 22 buyurmuştur. Bu
hadisin zahirinden fidyeyi kişinin kavminin vereceği anlaşılmakladır.
Tahâvi, bazı kişilerin bu rivâyete şöyle itiraz ettiklerini
nakletmîştir: "Allah'ın Kitabının günahkârlardan bu gibi manaları
reddettiğini tesbit ettik. Meselâ, ihramlı kişinin öldürdüğü av
hayvanının keffareti konulu anlatıldıktan sonra şöyle buyrulmuştur. "Ta
ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatsın"23. Allah Teala,
ihramlı iken av hayvanının öldürulmesınin cezasını, o işi yapan kişinin
çekeceğini bildirmiştir. Günahtan dolayı verilen bütün keffaretlerde de
durum böyledir. Bir başkası, işi yapanın yerine keffareti yerine
getiremez"24
Konunun ictihadî yanının ağır basması sebebiyle, rivayetlerin hatasız
nakledilebilmesi için objektif ilkeler belirlediklerinden emin olan
muhaddisler "Kur'an'la çelişme"yi hadislerin reddi için başlı başına
bir delil olarak görmemişlerdir. Muhaddisler, herhangi bir kişinin
Kur'an'ın zahirinden anladığı mana ile Resülullah'ın sünneti
reddedilseydi, bu seklide sünnetin çoğu reddedilir ve sünnet
fonksiyonsuz hâle gelirdi kanaatiyle "arz" metodunu benimsememişlerdir.25.
Hatta muhtemelen bu nedenle bazı hadisçiler, "Resûlullah'ın (s.a)
sünneti, Kur'ân'a hâkimdir (kadı); Kur'an ise sünnete hâkim değildir"
görüşünü öne sürmüşlerdir.26. Hadislerin kabulü için
muhaddislerin belirledikleri rivâyet kuralları dışında. Kur'ân'a
uygunluk ve haberlerin mütevâtir olması gibi kriterler arama
isteklerinin çoğalması üzerine, muhaddisler de sünneti müdafaa etmek
arzusuyla eserler telif etmişlerdir 27.
Muhaddisler, hadislerin Kur'an ilc karşılaştırılmasını nazarî olarak
kabul etmedikleri gibi, uygulamada, hadis metinleriyle ilgili
tenkitlerinde de bu metottan istifade etmemişlerdir. Nitekim ünlü hadis
bilgini Müslim (ö. 261/874) hadis metinlerindeki illetleri incelediği
Kitâbu't-Temyiz adlı eserinde "Kuran'la çelişme'yi bir illet olarak
zikretmemiştir 28. Keza Mâliki fakihi, muhaddis İbn Abdilberr
de (ö. 463/1070) et-Temhid adlı eserinde, hadislerin illetlerini
incelerken "Kur'ân'a muaraza'yı zikretmemiştir.29. Hanefi fakîhi
Ebû Ca'fer et-Tahâvi ise (ö 321/933) hadislerin açıklanması ve
anlaşılmasında Kur'ân'dan delil getirmeye ve karşılaştırmalar yapmaya
önem vermiş ve bir çok yerde hadisleri rivayet ve metin olarak
değerlendirdikten sonra "Kur'ân'ın zahiri anlamı da bunu gösteriyor"
diyerek tercih görüşü âyetlerle desteklemeye özen göstermiştir 30.
Buna rağmen o, Kur'ân'a aykırılığı hadisin red gerekçelerinden birisi
olarak kabul etmemiş; Kur'ân'a aykırı olduğu için tenkid edilen bir çok
hadisi müdafaa etmiş ve reddetmek yerine yorumlamayı tercih etmiştir 31.
Keza Ehl-i hadis'in önde gelen isimlerinden İbn-i Kuteybe, (ö. 276/889)
kelâmcıların öne sürdüğü "bazı hadislerin Kur'ân'a aykırı olduğu"
iddiasını kabul etmeyerek bu iddiaları tenkit etmiştir.32
II. Hadisleri Kur'ân ile Karşılaştırma Konusundaki Rivayetler:
Hadislerin
Kur'ân'la karşılaştırılmasının gerekli olduğunu ileri sürenler,
görüşlerini bir kısım rivayetlerle desteklemişlerdir Hanefî mezhebinin
ünde gelen fakihlerinden Kâdi Ebû Yusufun (ö. 182/798), mürsel olarak
naklettiği bir hadiste, Yahudilerin Hz. Musa (a.s), Hristiyanların da
Hz. İsâ hakkında yalan vee mübalağalı sözler söylediği anlatılmakta ve
Resulullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmekledir:
"Benim sözlerim yayılacaktır. Size benden bir hadis gelirse, Allah'ın
Kitabı'na uygun düşeni ben söylemişimdir. Uygun olmayanı ise
söylememişimdir" 33.
Bu hadis Abdullah b Ömer'den mevsul olarak da nakledilmiştir.34 Ancak isnadı zayıftır. Bu hadisin isnadında Ebu Hâdır b.Abdulmelik Abdirabbih vardır ki bu ravi "münkeru'l-hadis"tir.35 Şafiî ise aynı hadisi şu şekilde rivayet etmiştir:
"Benden size gelen hadisleri Allah'ın Kitabı'na arz edin: uygun olanı
ben söylemişimdir, aykırı olanı ise söylememişimdir."36
Şâfi, bu hadisi, rivâyetine itibar edilen hiç bir râvinin
nakletmediğini, isnâdının da munkatı oldugunu söyleyerek tenkit
etmiştir.37
İbn Abdilberr'in (ö.463/1071) naklettiği bir hadiste Rcsûlullah(s.a)şöyle buyurmuştur:
"Bana nisbet edilen her şeyi, Allah'ın Kitabına arz ediniz; ona uyarsa,
ben söylemişimdir, ona aykırı ise ben söylememişimdir. Ben, ancak
Allah'ın kitabına muvafık olurum zira Allah, beni, onunla Hidayete
erdirmiştir."38
İbn Abdilberr, bu haberi kabul etmemekte, Kur'ân-ı Kerim'de Resûlullah
(s.a)'e itaat etmeyi emreden ayetlerin mutlak olduğunu, bir kısım
bidatçıların iddia ettiği gibi, "Resûlullah'ın, sadece Allah'ın
Kitâbı'na uygun düşen sözlerine ittiba edin" buyrulmadığını
söylemektedir.39
Bu konudaki rivayetlerin en meşhurlarından birisi de, şu haberdir:
Sevban (r.a), Resulullah'ın (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Dikkat edin! İslamın karşısına musibetler, hezimetler çıkacaktır".
Orada bulunanlar "O zaman biz; ne yaparız, ya Resülallah!" dediler
Bunun üzerine Resulullah 'Sözlerimi Kitab'la karşılaştırın Kitab'a
uygun olan benim sözümdür, ben söylemişimdir" buyurdu"40.
Bu rivayetin isnadı tenkid edilmiş, isnâddaki Yezid b. Rebî'a'nın
metruk bir râvi olduğu, münker hadisler rivayet ettiği söylenmiştir.41. Bu zat özellikle "Ebu'l-Eş'as'dan Sevbân" tarîkıyla rivayet ettiği haberlerde aşırı '"ihtilâfla, (karıştırma) suçlanmıştır 42 Yezid b Rebi'a'nın aynı zamanda bir fakîh olması 43,
fukaha arasında böyle bir hadisin maruf olduğunu göstermektedir Kâdı
Ebû Yûsuf da yukarıda kendisinden nakledilen hadisi, şaz rivayetlerden
sakındırmak, özellikle fakihler arasında bilinen rivayetlere itibar
edilmesi gerektiğini vurgulamak maksadıyla naklettiğini ifade etmiştir.
Ona göre, "Çoğunluğun kabul ettiği, fakîhlerin bildiği, Kur'ân ve
sünnete uygun rivayetlerin kabul edilmesi gereklidir". Bu nedenle o
"Rivayet olarak nakledilse de Kur'ân'a uygun düşmeyen hadis, Resûlullah
(s.a)' in sözü değildir"44 kanaatindedir
Arz metoduna delil olarak öne sürülen hadislerden biri de Ebü
Hureyre'nin (r.a), Resûlullah'tan (s.a) rivâyet ettiği şu hadistir:
"Size benden ihtilaflı hadisler nakledilecektir. Allah'ın Kitabı'na ve
sünnetime(sahih) uygun olanlar, benim sözlerimdir. Allah'ın Kitabına ve
sünnetime muhalif olanlar ise benim sözüm değildir"45.
Bu hadisin isnadında Salih b. Musa b. İshak el-Kûfi vardır. Hakkında
"mûnkeru'l-hadis, "leyse bi şey" ve "hadisleri yazılmaz" denilmiştir;.
Özellikle sika râvilerden hiç kimsenin mütabaat etmediği münker
hadisler nakletmiştir, hadisleriyle ihticac edilmez, metruku'l-hadis
bir râvidir 46. Hadisin metnine gelince, görüldüğü gibi bu
haberde Kur'ân ve sahîh sünnetle yalnızca "ihtilaflı" hadislerin
karşılaştırılması istenmiştir ki, bu zaten hadisçilerin kabul ettiği
bir metoddur. Bilindiği gibi hadislerin ihtilaflı olması durumunda
tercih sebeplerinden birisi de, hadisin Kur'ân ve meşhur sünnete
uygunluğudur 47.
Hadisin Kur'ân'a arz edilmesine delil olarak ileri sürülen bu
rivayetlerin hiç birinin gerek isnâd gerek metin yönünden "arz"
meselesine delil olamayacağı anlaşılmaktadır, ilk üç rivayetin isnadı
munkatıdır; dördüncü ve beşinci hadislerin jsnâdları ise oldukça
zayıftır Ayrıca görüldüğü gibi dördüncü ve beşinci hadislerin
metinlerinde her durumda, hadisin Kur'anla karşılaştırılması
emredilmemektedir. Bu sebeple anılan hadislerin "arz metoduna" delil
olması uygun değildir. Böylece hadisçilerin "arz"ı reddetmelerinin
sebebinin öncelikle, bu konuda sıhhat şartlarını taşıyan bir hadısın
bulunmaması olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İbn Hacer "arz" hakkındaki
hadislerin bütün tarîklerinin tenkid edildiğini ifade etmiştir. 48
Ayrıca Firüzâbâdî ve Sağani gibi âlimler arz ile ilgili hiç bir hadisin
sabit olmadığını öne sürmüşler ve "Sizden birini koltuğuna yaslanmış,
benim emretiğim veya nehyettiğim hususlardan birisi kendisine ulaştığı
halde; 'bilmiyorum biz Allah'ın Kitabı'nda bulduğumuz (hükme) uyarız,
derken bulmayayım" hadisinin de bunu teyid ettiğini söylemişlerdir 49
Hatta arz metodunu benimseyenler bile bu konudaki hadislerin zayıf
olduğunu itiraf etmişlerdir. Mesela, Leknevî (ö.1304/1889) hadislerin
Kur'ân ile karşılaştırılmasının lüzumuna inandığı halde, söz konusu
rivayetlerin zayıf olduğunu ifade etmektedir 50. Ahmed Muhamıned Şâkir
de "arz hakkında" sahih veya hasen bir hadis yoktur; bu konuda bir çok
lafız nakledilmiştir, ancak bunlar ya mevzu' veya ihticac ve istişhada
uygun olmayan son derece zayıf haberlerdir" demiştir 51.
III. Hadisleri Anlamaya Yönelik Karşılaştırmalar:
Hz Peygamber, bazı sözlerinin bitiminde Kur'ân'dan âyet okuvarak,
Kur'ân-Sünnet alâkasını ve bütünlüğünü göstermek istemiştir 52. Bazı sahâbîler de rivâyet ettikleri hadislere Kur'an âyetleriyle istişhad ederek, bu alaka ve bütünlüğe dikkat çekmişlerdir.53 Selef âlimleri, Hz. Peygamber'den bir hadis duydukları zaman onu tasdik eden bir âyeti de zikrederlerdi 54.
Hatta bazı âlimler "Sahih hadisin lafzını veya lafzının bir kısmını
veyahut manasının bir kısmını Kur'ân'da arayın, bulursunuz" demişlerdir.55.
Bu düşünceden hareket eden bir kısım İslâm bilginleri hadislerin
manasını içeren veya hadislere işaret eden ayetleri tespite önem
vermişlerdir Meselâ Mağrib âlimlerinden Abdüsselâm b. Abdurrabmân
b.Berrecan (ö. 530/1136), Sahîh-i Müslim'in hadislerinin Kur'ân'daki
kaynaklarını Kitâbu'l-irşad adlı bir eserde göstermiştir.56
Hadisler, fakihler tarafından, âyetlerle karşılaştırılarak fıkhî bir
hüküm çıkarılmaya çalışılır. Bu durumda ya ayetteki ya da hadisteki
bilgi, içtihada açık, delaleti zannî bir bilgidir. Fakihlerin âyetle
hadisi karşılaştırmalarının sonuçları da bir "içtihad" neticesinde
ortaya çıktığı için, diğer müçtehitleri bağlayıcı değildir Nitekim
âyetlerle çeliştiği gerekçesiyle bazı hadisler fakihler tarafından
delil olarak dikkate alınmamış 57; lâkin diğer müçtehidler,
hadislerle ayetler arasında bir çelişkinin asla söz konusu
olamayacağını söyleyerek aynı hadisi farklı şekilde yorumlayarak delil
kabul etmişlerdir 58. Hatta âyetlerle açıkça çeliştiği iddia
edilerek neshe karar verilen bazı durumlarda bile, müçtehit fakîhler
arasında farklı tulumlar bulunduğu görülmektedir 59. Bu durum
genelde hadis veya âyetin delaletinin kesin olmamasından
kaynaklanmaktadır. Delâleti zanni olan nazardan da fakihler İçtihat
neticesinde farklı hükümler istinbat etmektedirler Hadisin sıhhati,
hadisin subûtu ile bir niteliktir. Hadisin dalaletinin tespiti ise,
anlama ile ilgilidir.
Fakihler, hadisleri amel açısından merdud ve makbul hadis şeklinde
ikiye ayırmışlardır. Meselâ Serahsî {ö. 490/1097) makbul hadisi,
"amelde hüccet olan hadis" şeklinde tanımlamıştır.60 Hanefîler,
Kur'ân ve meşhur sünnete muhalif haber-i vahidi "amel konusunda
"munkatı" olduğu gerekçesiyle "manen munkatı" kabul etmişlerdir.
Hanefilere göre manevi inkıta dört şekilde gerçekleşir Birincisi,
hadisin Kurân'a aykırı olmasıdır, ikıncisi, hadisin meşhur sünnete
muhalif olmasıdır, üçüncü hadisin "umumi belva"ya muhalif şaz bir hadis
olmasıdır. Dördüncüsü ise, ilk dönemden itibaren âlimlerin hadisi
dikkate almamasıdır. Bu da sahabiler arasında bir meselede ihtilaf
edildiği halde, hadisin bahsi geçen konuda delil olarak
nakledilmemesiyle anlaşılır 61. Hanefîler, Kur'an'a ve meşhur
sünnete aykırı bir hüküm ihtiva ettiğinde haber-i vahidi, manayla
rivayet edilerek anlamı değiştirilmiş olabileceği ihtimaline binaen,
"amelde delil" kabul etmemişlerdir. 62 Fakîhlerin hadisle ameli
terk etmeleri, hadis için bir kusur olsa da, bu durum her zaman hadisin
sahih olmadığı anlamına gelmez.
Arz metodunun uygulaması olarak gösterilen Hz Aîşe'nin bazı rivayetlere
yaptığı istidrâklar hadisin sübütuna yönelik tenkitler değildir. Hz.
Aişe'den nakledilen söz konusu örnekler incelendiğinde bunların bir
kısmında onun, "fetva" maksadıyla ayetleri serdettiği: diğer bir
kısmında ise hadisin bildiği mahfuz şeklini naklederek, rivayetten
kaynaklanan hataları düzelttiği görülmektedir, Hz. Aişe, âyet-i
kerimeleri hadisleri reddetmek için delil olarak ileri sürmemekte
yalnızca kendi fikrîni teyid etmek gayesiyle âyet-i kerimeleri
nakletmektedir. Şu hâdise buna güzel bir örnektir:
İki kişi Hz Âişe''nin yanına gelerek Ebu Hureyre'nin, Resulullah'tan
(s.a) "Uğursuzluğun kadın, binek ve evde olduğunu" rivayet ettiğini
söylediler. Bunun Hz. Âişe "Kur'an'ı Ebu'l-Kasım'a indiren Allah'a
yemin ederim ki o böyle söylememiştir. Allah'ın Peygamber'i "Câhiliye
döneminde insanlar uğursuzluğun kadın, ev ve binekte olduğunu
söylüyorlardı." buyurmuştur" dedi ve "Yerde ve nefislerinizde vuku
bulan bütün musibetler, bizim onu yaratmamızdan önce mutlaka bu kitapta
yazılmıştır."63 ayetini okudu 64 .
Hz, Âişe burada önce hadisin eksik ezberlendiğini söyleyerek, raviyi
tenkid etmekte daha sonra hadisin doğru şeklini nakletmektedir. Ayet-i
kerimeyi ise, ilk rivâyeti reddetmek için değil, naklettiği hadisteki
fikri desteklemek maksadıyla okumaktadır. Hz. Âişe'den "arz metodu"na
delil olarak nakledilen rivayetlerin bir kısmı bu örnekteki gibidir 65.
"Arz metodu"na delil olarak zikredilen diğer rivayetler ise, daha
ziyade Hz. Âişe'nin bir "fetvası" niteliğindedir. Bu rivayetlerde, Hz.
Âişe kendisine sorulan bazı konuları, doğrudan ayetlerle
cevaplandırmıştır ki, bu cevap onun o meseledeki içtihadı olarak
değerlendirilmelidir. Mesela;
Mesruk'tan nakledildiğine göre. Mesrûk "Ey anneciğim! Muhammed
Rabbini gördü mû?" diye sormuş; bunun üzerine Aişe (r.anha)
"Söylediğin şeyden tüylerim ürperdi. Kim sana Muhammed Rabbini gördü
diye bir söz naklederse yalan söylemiştir" dedi ve peşinden "Gözler onu
idrak edemez, O gözleri idrak eder. Allah, latif ve habirdir.66 ayetini okudu, daha sonra da "ancak o, Cibril'i iki defa asli şeklinde görmüştür."diye ilave etti 67.
Görüldüğü üzere Hz. Aişe burada belirli bir konu ile ilgili görüşlerini
açıklamakla yetinmiştir Onun bu ifadelerine dayanarak konuyla ilgili
hadisleri tenkit etmek mümkündür, ancak reddedilmesi gerektiğini iddia
etmek isabetli değildir. Nitekim Davudoğlu da burada aynı kanaati
paylaşmakta ve "Hz. Âişe. Resûlullah'tan (s.a) bir hadis rivayet ederek
Onun Rabbi'ni görmediğini ispat etmemiştir. Eğer böyle bir hadis
olsaydı onu mutlaka söylerdi. Bu babda söyledikleri kendi içtihadından
ibarettir.68 demektedir. Hz. Aişe'nin bu konulardaki görüşleri
içtihat niteliğinde olduğu için bir çok içtihat gibi bunlara muarız ve
bu görüşlere delil olan başka âyet ve hadislerde ileri sürülmüştür.69
İbn Ebî Müleyke'den rivayet edildiğine göre "Hz. Peygamber'in hanımı
Hz. Aişe (r.a) bilmediği bir şeyi duyduğunda onu öğreninceye kadar
araştırırdı Bir gün Hz Peygamber "Kim hesaba çekilirse azap olunur"
buyurdu. Bunun üzerine Aişe (r.a), Allah Teâlâ "İşte böylesi kolay bir
hesaba çekilir" 70 buyurmuyor mu? diye sordu Hz. Peygamber "Bu arzdır, kim inceden inceye hesaba çekilirse helak olur" diye cevapladı 71.
Görüldüğü gibi Hz. Aişe, hadisi daha iyi anlamak için Kurân'la
karşılaştırmıştır. İbn Hacer de "Bu hadiste, Sünnet'e Kur'an'la
mukabele etmenin caiz olduğuna delil vardır" demiştir 72. İbn
Hacer'in burada "arz" yerine "mukabele" kelimesini tercih etmesi de,
"karşılaştırma"yı anlama manasında değerlendirdiğini hatıra
getirmektedir.
IV, Hadisin Sübutuna Yönelik Karşılaştırmalar:
Muhaddisler ve kelamcılar, rivayetleri daha çok sübût açısından ele
almışlar, hadislerin bilgi değeri üzerinde durmuşlardır Hadisin ifade
ettiği bilginin delâlet ettiği mânalar üzerinde derinlemesine tahliller
ise bir önceki bölümde işaret ettiğimiz gibi daha çok fakîhler, zaman
zaman da dil bilginleri yapmışlardır. Kelamcılar, hadis metinleri, mana
ile rivâyeti edilmiş olabilir düşüncesiyle hadis metinlerini tahlilden
kaçınmışlar, daha ziyade âyet-i kerimeler üzerinde durmayı tercih
etmişlerdir, Kelamcılar. hadis metinleriyle subut açısından
ilgilenmişler; hadisin sûbutunü belirlemek için ravilerin belirli
sayıda olmasını (tevatür) veya hadisin kesin delillerle çelişmemesi
gerektiğini öne sürmüşlerdir. Muhaddisler ise, hadislerin sıhhati için
belirledikleri esasların yeterli olduğu kanaatindedirler. Bu nedenle
onlar arz metodunu benimsememişlerdir. Muhaddisler, sahih hadisler için
böyle bir karşılaştırmayı uygun bulmamışlar; ancak zayıf ve metrûk
rivayetlerin Kurân'la çelişkisini. uydurma alâmeti kabul etmişlerdir
Nitekim İbn Kuteybe, sarık üzerine mesh edilmesiyle ilgili hadisler
için "Başa mesh edilmesi, Kur'ân'la sabit bir hükümdür; lafzı ihtilaflı
bir hadis sebebiyle (muhtelef), bu hüküm kaldırılamaz" 73
diyerek bu hususa işaret etmiştir. Zayıf veya uydurma olma ihtimal
bulunan hadisler, sahih bir aslı olabileceği düşünülerek Kur'ân'la
karşılaştırılmış uygun olanlar için "isnadı zayıftır fakat mânası
doğrudur" denilmiştir Bunun örneklerini "mevzu'at" kitaplarında görmek
mümkûndür.
Muhaddislerin hadisin sıhhatini belirlemek için üzerinde ısrarla
durduğu hususlardan birisi, hadisin rivayetleri arasında çelişki
bulunmamasıdır. Bunu belirlemek için onlar, bir hadisin muhtelif
rivayetlerinin bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir
Ayrıca onlar, ihtilaflı rivâyetlerden birisini tercih etmek için
hadisleri konuyla ilgili âyetlerle karşılaştırmışlardır. Mesela; "O
sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra. Mekke'nin bir semtinde
(batn), onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir"
74 Bu âyet-ı kerîmenin nüzûl sebebi hakkında sahabilerden iki
haber nakledilmiştir. Enes'den (r.a) nakledilen birinci habere göre Hz.
Peygamber, Mekke'ye iki fersâh kadar uzaklıktaki Ten'im mevkiinde sabah
namazı kılarken, Mekkeli seksen müşrik, Hz. Peygamber ve ashabına
saldırmış; Resûlullah (s.a) bu kişileri yakalamış sonra da serbest
bırakmıştır. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuştur.75, Misver b.
Mahreme (r.a) ve tabiînden Mervân b. Hakem'den nakledilen ikinci habere
göre ise Hudeybiye sulhundan sonra Kızıldeniz sahilindeki
"Sîfu'l-bahir" mıntıkasında toplanan Ebu Basir ve arkadaşlarıyla ilgili
anlaşma maddesinin iptal edilmesi için Mekkelilerce yapılan talebin,
Hz. Peygamber tarafından kabul edilmesi üzerine indirilmiştir. 76.
Tahavi bu iki rivayet arasındaki müşkili şöyle yorumluyor: "Birinci
haberde, olayın Ten'im mevkiinde geçtiği belirtilmiştir. Ten'im ayette
geçen "Mekke'nin bir semti" (batn Mekke) ifadesiyle uyuşmaktadır.
"Sifu'l-bahr" ise bilindiği gibi Mekke'de değildir Böylece ayetin nûzûl
sebebinin birinci rivayet olduğu anlaşlmaktadır 77 Hadiste
bildirilen kesin bilginin âyetteki bilgiyle çelişkisine Örnek olarak
gösterilmesi mümkün olan bu misalde, yukarıda izah edildiği gibi,
ayetle çelişen rivayet diğer rivayetle ihtilaflıdır. Zaten hadisin
farklı rivâyetleri arasında ihtilaf olduğunda Kur'an metnine uygınluk
bir tercih sebebi olarak kabul edilmiştir.78
Bazı alimler haber-ı vâhidlerin itikadî konulardaki hücciyetini,
onların Kur'anla ve diğer kesin delillere uygun olması şartına
bağlamışlardır. Fakat hadislerin mutlak manada kabul ve reddi için
anılan delillerle karşılaştırılması istenmemiş, teabbudi naslarda
haber-ı vâhidlerin delil olduğu, böyle bir karşılaştırma gereği
duyulmadan kabul edilmiştir el-Hatib el-Bağdâdî, haber-i vâhidlerin
itikadi konularda delil olması için, akılla, muhkem Kur'ân
hükümleriyle, meşhur ve ameli sünnetle tezat teşkil etmemesi
gerektiğini öne sürmüştür 79. Ebu Hanife de itikadî konulardaki
hadislerin Kur'ân'a uygunluğuna önem vermiştir. O, hadisin Kur'an'a
aykırı olamayacağını. Allah'ın Peygamberi'nîn, Allah'ın Kitabı'na
muhalefet edemeyeceğini, raviler Kur'an'a muhalif bir haber
nakletmişlerse bu haberi reddetmenin Hz. Peygamber'i reddetmek
anlamına, gelmeyeceğini söylemekte ve "mü'min zina edince başından
gömlek çıkarıldığı gibi imanı da çıkarılır" 80 hadisini âyet-i kerimelere 81 aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etmemektedir. 82
Ancak o. Kur'an'a arz konusunda çok ihtiyatlı davranmakta ve kendisine
sorulan aynı mânadaki başka bir hadis hakkında şöyle demektedir:
"Allah, içki içen kimsenin kırk gün ve kırk gece kıldığı namazı kabul
etmez." 83 sözünün tefsirini bilmiyorum.. Söyleyenlerin, bu
sözü, hakikate (adl) aykırı bir şekilde tefsir ettiklerini bilmedikçe
de onları yalanlamam" 84. Bu ifadede açıkça görüldüğü gibi
hadisi değil, hadis hakkındaki açıklamaları kabul etmemekte, hadisi
Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetme konusunda acele
etmemektedir.
Hanefiler, hadis metninin yalnızca Kur'ân ile karşılaştırılmasırıı
değil, meşhur hadislerle karşılaştırılmasını da gerekli görmüşlerdir.
Hatta onlar, öncelikle hadisin bütün rivâyetlerin bir araya
getirilmesi, daha sonra benzer hadislerin dikkate alınarak
Resülullah'ın uygulamalarındaki genel esasların ortaya konulması
gerektiği üzerinde durmuşlar; bununla birlikte Kur'ân ile
karşılaştırmayı da ihmal etmemişlerdir. Ancak bütün bunlar ihtiyatlı
bir üslûpla yapılmış; kesin ifadeler kullanmaktan sakınılmıştır.
Nitekim Hanefi fakihlerinden Tahavi, Resûlullah (s.a.)'ın ünlü münafık
Abdullah bin Ubey b. Selûl'ün cenaze namazını kıldığını bildiren
rivâyetleri tenkid etmiş "cenaze namazını kılmadığını bildiren"
rivayeti tercih etme sebebi olarak da "Allah Teâlâ'nın Peygamberi'ni
"Onlardan vefat eden birinin namazını ebediyyen kılma"85
âyetiyle uyarmasını göstermiştir. Resûlullah'ın (s.a) Allah'ın
nehyettiği bir şeyi yapması imkânsızdır. Tahâvî'ye göre namaz kıldığını
bildiren rivayetler bazı ravilerin yanılgısıdır (vehm)86.
Görüldüğü gibi Tahâvî, ilgili âyeti delil getirerek, konuyla ilgili
hadisler arasında bir tercih yapmaktadır. Ona göre, böyle bir rivayetin
kabul edilmesi Hz. Peygamber'in ismetiyle bağdaşmaz. O, söz konusu
haberi, Hz. Peygamber'in benzeri durumlardaki diğer uygulamaları ile de
karşılaştırmakta, Hz. Peygamber'in borçlunun 87, ganimet malından çalan 88 ve intihar eden 89
kişilerin cenaze namazlarını kılmadığını bunlardan daha kötü bir
durumda münafık olarak ölmüş kişinin namazını da kılmayacağını
söylemektedir 90. Neticede, Tahâvî, cenaze namazının kılındığı
hakkındaki rivayeti, hadisin cenaze namazını kılmadığını bildiren
farklı rivayetlerini, Hz. Peygamber'in aynı konudaki benzer
uygulamalarını ve ilgili âyet-i kerimeleri dikkate alarak "Bu
rivayetlerde, Hz. Peygamber'in onun namazını kılmadığı, ona şahitlik
etmediği ve daha önceden de (cenazesine) gelmediğine delil vardır.
Resûlullah'ın fiillerine en uygun olan da budur" 91 diyerek reddetmiştir.
Kelâmcılar, yukarıda işaret edildiği gibi, hadisin sübûtunu belirlemek
için, hadisin kesin delillere aykırı olmaması gerektiğini ifade
etmişlerdir. Buna dayanarak bazı fırkalar, özellikle de itikâdî
konulardaki bir kısım hadisleri Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle
reddetmişlerdir 92. Özellikle Mutezile kelâmcıları, kesin
delillerle tespit ettiklerini öne sürdükleri Kur'ânî ilke ve
prensiplere aykırı buldukları hadisleri kabul etmemişlerdir. Meselâ,
Mutezile bilginleri kabir azabını kabul etmedikleri için bu konudaki
hadisleri de Kur'ân'a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetmişlerdir. Hz.
Peygamber, Bedir'de öldürülen müşriklere seslenmiş ve "Muhakkak ki
onlar sizin işittiğiniz gibi işitiyorlar" buyurmuştur 93. Bu hadisin "...sen kabirde bulunanlara sesini duyuramazsın" 94 ve "...muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın" 95 mealindeki âyetlerle çeliştiği ileri sürülmüştür 96. Konuya bir başka örnek; Mu'tezile bilginleri, "Hz. Peygamber'e büyü yapıldı ve Zû Ervân kuyusuna konuldu" 97
şeklindeki rivayetin doğru olmadığını iddia etmişlerdir. Zira
Mu'tezile, sihrin tesirini kabul etmemekte ve Hz. Peygamber'e sihir
yapılmasını onun ismetiyle bağdaştıramamaktadır. Onlara göre sihir
şeytanın işlerindendir. "Ona ne önünden ne de ardından bâtıl
yaklaşamaz" 98 mealindeki âyette geçen "bâtıl" kelimesiyle de
şeytan kastedilmiştir. O halde, ayette anlatıldığı gibi, şeytan ve
şeytanın işi olan sihir Hz. Peygamber'e tesir edemez; Allah Teâlâ onu
bütün bunlardan korumuştur 99. Burada da görüldüğü gibi
Mu'tezile kelâmcıları, sihri kabul etmedikleri için, sihrin bütün
çeşitleriyle şeytanın işi olduğunu öne sürmüşler ve bu ilkeye dayanarak
konuyla ilgili sahih rivayetleri tenkit etmişlerdir.
Hadislerin Kur'ân ile çeliştiği iddiası şu iki sebepten dolayı
ihtiyatla karşılanmalıdır: Birinci sebep, yukarıda işaret ettiğimiz,
önyargılı tutumdur. Farkında olunsun veya olunmasın önkabuller
insanların naslara bakışını, kabul ve reddini veya yorumunu
etkilemektedir. İkincisi ise, hatalı anlamadır. Bir önceki bölümde
ifade edildiği gibi, hadislerin Kur'ân ile karşılaştırılması gerçekle,
bir anlama problemidir. Yanlış anlama neticesinde bazı hadislerin
Kur'ân ile çeliştiği öne sürülmüştür. Meselâ, "Benim kabrim ile
minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir"100 hadisi "Cennetü'l-me'vâ da onun (sidretü'l-münteha) yanındadır"101
âyetiyle çeliştiği için tenkit edilmiştir. Halbuki hadisteki ifade
mecazdır. Hadiste Hz. Peygamber'in kabri ile minberi arasının aynıyla
bir cennet bahçesi olduğu değil, burada kılınan namazın ve yapılan
zikrin insanları cennete götüreceği anlatılmak istenmiştir 102.
Keza "Peygamber (s.a) cariyelerin para kazanmasını yasaklamıştır"103 hadisinin Kur'ân ile çeliştiği öne sürülmüştür. Tahâvî bu konudaki tenkidi şöyle naklediyor:
"Bu hadisi Resûlullah (s.a)'den nasıl kabul edebilirsiniz? Allah'ın
Kitab'ı ve Resûlullah'ın sünneti bunu reddeder. Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur: "Ellerinizin altında bulunanlardan (köle ve cariyelerden)
mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir iyilik
görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın"104. Alimler arasında
mükâtebe konusunda ihtilaf yoktur, kadınlar da mükatebede erkekler
gibidir. Resûlullah, döneminde Berîre adlı bir cariye mükâtebe ile
hürriyete kavuşturulmuştur"105.
Görüldüğü gibi hadisin zahiri anlamıyla âyetler ve fiilî sünnet
çelişmektedir. Bu durumda hadis, te'vil edilerek muhtemel anlamlardan
birisi tercih edilmiş ve Hz. Peygamber'in söz konusu hadiste
cariyelerin kötü yollardan kazanç temin etmesini yasakladığı öne
sürülmüştür 106.
Keza başka bir hadiste de Ebû Ubeyde'nin (r.a) "Ey Allah'ın Rasûlü, biz
seninle müslüman olduk, seninle cihad ettik, bizden daha hayırlı bir
kişi var mıdır?" sorusu üzerine Resûlullah (s.a) "Evet vardır; onlar
beni görmedikleri halde bana iman eden bir topluluktur" buyurmuştur 107. Ashabın faziletini bildiren âyet ve hadislerle çeliştiği için bu hadisin kabul edilemeyeceği iddia edilmiştir 108.
Hadis, yorumlanarak çelişki çözümlenmiştir. Tahâvî, hadiste anlatılan
kişilerin, iman ettiği halde düşman korkusundan Hz. Peygamber'in yanına
o ana kadar gelememiş, ancak daha sonra gelen sahabîler olduğunu
söyleyerek, hadise yöneltilen itirazı cevaplamıştır 109.
Resûlullah (s.a) "Evet vardır; onlar beni görmedikleri halde bana iman
eden bir topluluktur" buyurmuştur 107. Ashabın faziletini bildiren âyet
ve hadislerle çeliştiği için bu hadisin kabul edilemeyeceği iddia
edilmiştir108. Hadis, yorumlanarak çelişki çözümlenmiştir. Tahâvî,
hadiste anlatılan kişilerin, iman ettiği halde düşman korkusundan Hz.
Peygamber'in yanına o ana kadar gelememiş, ancak daha sonra gelen
sahabîler olduğunu söyleyerek, hadise yöneltilen itirazı cevaplamıştır .
Hadisin sübûtuna yönelik karşılaştırmalar incelendiğinde, Kur'ân ile
çeliştiği öne sürülen hadisler ya isnâd açısından zayıftır ya da
hadisle âyet arasında yorum farklılığından kaynaklanan zahirî bir
çelişki söz konusudur. Hadislerin sübûtunu yönelik tenkitlerin gerçekte
hadisleri anlama ile ilgili bir eksiklikten kaynaklandığı söylenebilir.
Hadislerin Kur'ân'a arz edilmesi, nasları anlama ve yorumlama açısından
önemlidir. Çoğu zaman nasları farklı şekillerde anlamak ve yorumlamak
mümkün olduğu için, bu tür karşılatırmalarda gerçekte nasla sabit bilgi
değil, naslardan anlaşılan mânalar mukayese edilmiş olmaktadır. Bu
nedenle denilebilir ki, hadisin Kur'ân'a aykırı olduğunu söyleyenler,
gerçekte hadisin akla aykırı olduğunu iddia etmektedirler 110.
Bu kişiler, aslında kendilerinin Kur'ân'dan anladığı mâna ile hadisten
anladıkları mânanın çeliştiğini öne sürmüş olmaktadırlar. Dolayısıyla
denilebilir ki, hadislerin sübûtunu tespit maksadıyla yapılan
karşılaştırmalar, neticede hadisin bir yorumu olmaktadır.
Değerlendirme
Teknik olarak sıhhat şartlarını kendinde toplamakla birlikte Kur'ân'a
aykırı gibi görünen bir haber, haber-i vâhid de olsa, iyice
araştırılmadan inkâr edilmemelidir. Zira Resûlullah'tan (s.a) sübûtu
sahîh hiç bir hadis, bazen zahiren bir ihtilaf var gibi görünse de,
gerçekte Kur'ân'a muhalif değildir 111. Yanlış anlamadan
kaynaklanan sayılı örnekler dışında, sahih hadislerin Kur'ân ile
çelişkisini göstermek mümkün değildir. Zahiren Kur'ân ile çelişkili
gibi görünen rivayetler de uygun bir şekilde izah edilmiştir 112. Hadisin Kur'ân'a arz edilmesi, birçok açıdan sübjektif bir değerlendirmedir 113.
Muhaddisler ise, hadis tenkidini sübjektiflikten kurtarmaya önem
vermişler, bu bağlamda hadislerin sıhhatini tespit için standart
kriterler belirlemeye çalışmışlardır. Bu sebeple onlar, sübjektif
değerlendirmelere yol açan "arz metodu"nu kabul etmemişlerdir. Ayrıca
bir takım fırkaların kendi görüşlerine aykırı hadisleri reddetmek
maksadıyla "hadisi Kur'ân'a arz" yaklaşımını benimsemesi, hadisçileri
"arz konusundaki haberleri, zındıklar ve haricîlerin uydurmuş olduğu"
kanaatine sevk etmiştir 114.
Sahih bir hadisin, Kur'ân'a dayandığı, ona aykırı olmaması gerektiği
açıktır. Ancak bu münasebet belli bir bilgi ve kültür seviyesine sahip
insan aklı tarafından her zaman anlaşılmayabilir. Bu itibarla hadis
usûlüne uygun olarak Hz. Peygamber'in söylediği bilinen bir hadisi,
geçerli saymak gayesiyle Kurân'a arzetmek yersizdir; çünkü bu
nitelikteki hadis, kendi başına hüccettir 115. Arap dili, çok
geniş ve zengin bir dildir. Bir peygamberden başkasının onu bütün
yönleriyle bilmesi ve kavraması mümkün değildir. Dolayısıyla Arapçanın
en mükemmel örneği olan Kur'ân'ı en iyi anlayan da Hz. Peygamber'dir 116.
Onun Kur'ân'ı anlamadaki tecrübesinin bir benzeri yoktur ve
olmayacaktır da. Binaenaleyh Hz. Peygamber'in Kur'ân'dan bizim
anlamadığımız bazı derin hakikatleri ve ince mânaları anlamış olması
mümkündür. Bu nedenle onun bu tecrübesinin neticesi olan hadislerinin,
Kur'ân ile uygunluğunun anlaşılması da her zaman mümkün olmayabilir 117.
Bu konuyu Sa'îd b. Cübeyr'in (ö. 95/713) yaklaşımı gayet iyi
özetlemektedir. Sa'îd b. Cübeyr kendisine "rivayet ettiğin hadis
Allah'ın Kitab'ına aykırı" diyen bir adama "Bana bak! Ben sana
Resûlullah'tan hadis rivayet ediyorum, sen onu Allah'ın Kitabı'na arz
ediyorsun. Allah Resulü, Allah'ın Kitabı'nı senden çok daha iyi bilir" 118 şeklinde karşılık vermiştir.
Hadisin Kur'ân'la karşılaştırılması, hadisin anlaşılması (fıkh) ve
yorumlanması (tevil) için bir zarurettir. Nitekim İslâm bilginleri
hadisleri yorumlarken veya muhtemel yorumlardan birini tercih ederken
Kur'ân'a uygunluk ilkesine riayet etmişlerdir 119. Ancak
hadisin sıhhatinin belirlenmesi ve delil kabul edilmesi için Kur'ân'a
arz edilmesinin, genel ve temel bir esas olarak ileri sürülmesi
kanaatimizce isabetli değildir 120. Hadisin sıhhatinin tesbiti
için bu kriterin, nihaî bir esas gibi kullanılması, hatalı bir
yaklaşımdır. Çünkü her ilim dalının konusu, gayesi ve bunlara uygun
olarak metodu farklıdır. Nakli ilimlerde ilk yerine getirilmesi gereken
husus naklin sıhhatidir. Dirayet yönü ne kadar önemli olsa da, ona ilk
önceliğin verilmesi durumunda nakli ilimler akli ilimlere dönüşür 121.
Kasaca, sahih hadisin Kur'ân'a arzı, hadisçilerin kesinlikle kabul
etmediği bir metoddur. Yukarıda yerinde incelendiği gibi, bu
tutumlarının haklı gerekçeleri de vardır. Fakîhler ve muhaddisler
gerçekte birbirini tamamlayan iki farklı açıdan konuya yaklaşmışlardır;
muhaddisler, rivayeti korumayı, fakîhler ise muhtevayı korumayı esas
almışlardır. İlk anda aralarında bir ihtilaf var gibi görünse de,
netice itibarıyla her iki grubun da sünneti muhafaza etme kaygısıyla
hareket ettiğini kabul etmek gerekir.
-----------------------------------------------------------------------------------
Yrd.Dr. Sakarya Ünv. İlahiyat Fak. Hadis Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi
1-Hadisleri
Kur'an ile karşılaştırma konusundaki çalışmalar için bk Yıldırım.
"Hadisleri Kur'anla Karşılaştırma Meselesinin Kaynakları", s.105-114;
ayrıca yazarın hu konuda şu kitabına bakılabilir: Peygamberimizin
Kuran'ı Tefsiri, s. 91-96. ayrıca bk Çakın. s. 237-185;
Kockuzu,s.194-204
2-Zehebi,s.19; Şehristani,I,164
3-Bağdadi,s.19; Şehristani,I,164
4-İni Abdilberr, II,191
5-Şafii, Cimaul-ilm, s. 11 vd.
6-Haricîlerin
İbadiyye koluna mensup Muhammed b. Yusuf Attafeyyiş el-Hafsi (ö.
1332/1914) arz metodunu savunmakta ve mezheb ilkelerine uygun olmayan
bazı hadisleri de, Kur'an ile çeliştiği için reddetmektedir. Bilgi ve
örnekler için bak Hafsi,I 36 vd. hız
7-Basri, II.642
8-İbnu'l-Murteza, s 69
9-Hadis
için bak. Ahmed b. Hanbel, V, 269; Tirmizi, hadisin "hasen garib"
olduğunu söylemiş ve hadiste zikredilen: "beyan"ı şu şekilde
açıklamıştır.: "Allah'ın razı olmadığı şekilde insanları övmek
maksadıyla uzatarak, süsleyerek söz söylemekte ustalaşmış hatipler gibi
çok söz söylemektir.". "Birr, 78
10-Cahız I. 174-175.
11-Zehebi, Siyeru a'lamın-nubela, X, 440
12-Razî, IV. 438
13-Basri,II. 643
14-Razi IV.438
15- Basri,II. 643
16-Sıhhatini
tespit maksadıyla sünnetin Kur 'an'la karşılaştırılması gerektiğine
inanan çağdaş bilginlerden Belik bu konuda ileri sürdüğü gerekçeler
için bk Belik, s 29 vd. ; bu eserde Kur'an'a aykırı reddedilen
hadislere örnek için bk a. mlf.,age., s. 69-125. Bu eserin tenkidi için
bk Behnesavi, s,346 vd.
17-Kadı Abdulcebbar, I, 191
18-Gazali, s. 103
19-Gazali. s 81.
20-Gazali, I. 77.
21-Gazalî, I, 31
22-Nesai, III, 172, (hadis no.4891): Taberani, XXII, 221.Hadisin farklı rivayetleri için bk Tahâvî II, 201-205
23-el-Maide(5), 95
24-Tahâvî, II,206. Hadisin yorumu için bk. A.mlf., a.g.e., II,206-207
25- İbni Kayyım s 82.
25- İbni Kayyım s 82.
26-
Dârimi (ö.255/869). Yahya b. Kesir'in(ö.129/747)bu sözünü "sünnct
Allah'ın Kitabına hükmedicidir. (Kadıyetün) şeklinde bab başlığına
alarak kendisinin de söz konusu görüşe katıldığını belirtmiştir.. bk
Darimi, "Mukaddime" 49, sünen, I, 117, aynı söz için bk. İbn-i Kuteybe,
Te'vilu muhtelif'i'1-hadis, s. 136 ; a.mlf., el- ihtilaf fi'l-lafz, s.
31. Bazı muhaddısler, "sünnct Kur'ân'a hakimdir ifadesini, (anlaşılması
ve ahkamının tatbikiaçısından) Kur'an'In sünnete daha çok ihtiyacının
olması" şeklinde yorumlamışlardır.Nitekım Muhammed b Nasr el-Mervezi
(ö.24/907), İbn Ebi Kesir'in yukarıdaki sözünün akabinde Mekhûl'un
(ö.118/736) "Kur'an'ın Sünnete olan ihsiyacı, sünnetin Kur'ân'a olan
ihtiyacından daha fazladır" sözünü zikrederek. bu hususa işaret
etmiştir, bk. Mervezi, s. 33-
27-
Ahmed b. Hanbel'in (ö 241/855) bu maksatla Kitabu Ta'atir-Rasül adlı
mûstakil bir eser telif ettiği nakledilmiştir.bk İbn Kayyim, s.82
28-Müslim, Kitâbu't-temyiz
29- Muhammcd b. Ya'iş I.420422
30-Tahavi, VII, 205 vd.
31- Tahavi, II, 82
32-İbn-i
Kuteybe'nin Te'vil'inde hadisleri red sebebi olarak "Kur'an'a
muhalefet", 17 babda zikredilmiştir. bk. İbn-i Kuteybe, a.g.e. hadis
no.1,5,15,16,17,28,43,44,,44(İki tane), 47, 18,50,51,63,84, 87,94
33-Ebû Yûsuf, s. 24. 25
34- Heysemi I, 170
35-Heysemi I, 170, bk İbn Hacer. Lisânu't-mizan, IV, 67. 67.
36-Şafi, er-risale, s. 224
37-Şafiî,
ag.e . s 225. Ona göre bu konuda itibar edilmesi gereken Sufyan b.
Uyeyne'nin naklettiği şu hadistir: "Sizden birini koltuğuna yaslanmış,
benim emrettiğim veya nehyettiğim hususlardan birisi kendisine arz
edilince, bilmiyorum; "biz Allah'ın Kitabında bulduğumuz (hükme) uyarız
derken bulmayayım".er-Risale, s. 225,226; 89,90; Tirmizi, İlm, 10; Ebu
Davud, İmara, 33; Sünne, 5; A.İbni Hanbel II, 367,483
38- İbn Abdilberr, II, 191; bu rivayetin tenkidi için ayrıca bk. Yıldırım, agm. S.105 vd.
39- İbn Abdilberr, II,190
40-Taberani, II, 94; ayrıca bk. Heysemi, I,170; Müttaki, I, 179
41-İbn Hacer. Lisânu'l-mîzan, VI. 286.
42-İbn Ebi Hatim, IX. 261, Zehebi. Mizanu'l-İ'tidal VII, 239; İbn Hacer, age .aynı yer ;bk
43- İbn Hacer, age .aynı yer, bk; , Zehebi. Mizanu'l-İ'tidal VII, 239.
44-Ebu Yûsuf, age..s.31
45-Hatib
el-Bağdadi. s. 470. el-Hatib el-Bağdadi'nin naklettiği seneddeki
ravılerîn çoğunluğu Kufelidir. Ravilerin arasında ibn Cerir
et-Taberi'nin ve Kadı Ahmed b Kâmil'in bulunması. Kufe çevresinde ve
fakihler arasında bu haberin ma'rûf olduğunu göstermektedır. Ayrıca bk
Darekutni IV, 208. Darekutni hadisin senedindeki Salih b Musa için
"zayıf bir râvidir: hadisiyle ihticac edilmez denmişitr. bk a mlf.
aynı yer.
46-Zchcbi, Mizanu'l-İtidal III, 414, 415; İbn Hacer, Tehzibu'l-Tehzib,IV,404,405
47-Bilgi içın bk. Hazimi, s 79. 80
48-Acluni, I, 86
49-Leknevi, s. 463; bu konuda bilgi için ayrıca bk.Küçük, s. 126-164, s. 147,148
50-Leknevi, s. 466
51-Şafii, er-risale, s. 224(4 nolu dip notu)
52-Küçük, s. 143, 144
53-Yıldırım, Peygamberimizin Kur'an'ı Tefsiri, s.88-90
54-İbni Kayyım el-Cevziyye, İ'lamu'l-muvakki'in,II,313
55-Kettani,III,24
56-Bilgi ve örnekler için bk. Kettani, III, 24-26
57-Kur'an'la çeliştiği için reddedilen hadislere örnek olarak bk. Serahsi, I, 365,366; Hazimi,s. 100-106
58-bk. Hazimi, s. 106-109
59-bk.Mesela,
"Mirasçı için vasiyet yoktur" (Ahmed b. Hanbel, IV, 186, 238) hadisi,
vasiyet ayetiyle (el-Bakara (2), 180) çeliştiği iddiasıyla
eleştirilmiştir. Bazı alimler vasiyet ayetinin söz konusu hadisle
çeliştiğini ileri sürerek aralarında bir çelişki bulunmadığını
belirtmişlerdir. Bk. İbni Kuteybe, s. 129. Sünnetin Kur'an'ı nesh
etmesini caiz görmeyenler ise, miras ayetleriyle zımnen nesh edilmiş
olan "mirasçı için vasiyet yoktur" hükmünü Peygamber(s.a.v)'in söz
konusu ifadesiyle beyan ettiğini öne sürmüşlerdir. Bk. Mervezi,s. 72
60-Serahsi ,I, 364
61- Serahsi, I, 364 vd
62- Serahsi,I, 364- 365
63-el-Hadid (57), 22
64-Ahmed bin Hanbel,VI,150,240. Suyuti, s.69,70
65-Buna benzeyen diğer üç örnek için bk.Suyuti, hadis no:11,12; 42, 47
66-el-Enam (6), 50
67-Suyuti, s. 67, 68; Bu kabil iki ayrı örnek için de bk. Aynı eser hadis no.34; 40
68-Davudoğlu, II, 653
69-Bu konudaki ihtilaflar için bk. Davudoğlu, II, 647-657
70-el-İnşikak (84), 8
71-Buhari, "İlim", 37
72-İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, I, 301
73-İbni Kuteybe, s. 167
74-el-Feth (48), 24
75-Müslim. "cihad" 133; Tirmizi, "tefsiru'l Kur'an" 49;Ahmed b. Hanbel, II, 124, 290
76-Buhari, "Şurut", 15; Ahmed b. Hanbel, IV, 328
77-Tahavi,
I, 54; İbni Hacer de Buhari'deki Misver hadisi hakkında "bu haberin
zahirinden ayetin Ebu Basir'in durumuyla ilgili olduğu anlaşılsa da bu
şüphelidir. Ayeti Kerime, Müslim'in Selam bin Ekva ve Enes'den tahriç
ettiği gibi, Hz. Peygamberi öldürmek isteyen bir topluluğun yakalanması
üzerine indirilmiştir." değerlendirmesini yapmaktadır. bk. İbni Hacer,
Feth, XI, 184,185
78-Hazimi, s. 79, 80
79-Hatib el- Bağdadi, s. 472
80-Ebu Davud, "Sünne", 15; Tirmizi "İman", 11
81- en-nur (24),2; en-Nisa (4) 16
82-Ebu Hanife, s. 24, 25
83- Tirmizi "Eşribe", 1; Ahmed bin Hanbel, II, 176; V, 171
84--Ebu Hanife, s. 25
85-et-Tevbe (8), 84.
86-Tahâvî, I, 73.
87-Müslim, Ferâiz, 14.
88-İbn Mâce, Cihâd, 34
89-Müslim, Cenâiz, 107.
90-Tahâvî, 1, 76, 77 (bab, 9).
91-Tahâvî, 1, 75.
92-Meselâ
bir hadiste "Kim rızkının genişlemesini ve ömrünün uzamasını arzu
ederse, akrabalarını ziyaret etsin" buyurulmuştur (Buhâri, "Edeb", 12)
Bu hadiste bildirilen hükmü "Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri
gelince ne bir an geriye atabilirler ne de bir an ileriye alabilirler"
(el-A'râf (7), 34) âyetinin "nakz" ettiği öne sürülmüştür. Hadisin
yorumu için bk. İbn Kuteybe, s.134. Başka örnekler için ayrıca bk-İbn
Kayyim. a.g.e., s. 83.
93-Buhâri, "Megâzi". 8. 12.
94-Fâtır (35). 22.
95-er-RÛm (30), 52.
96-İbn Kuteybe, s. 106; başka bir örnek için bk. a.mlf.. a.g.e. . s. 90.
97- Buhârî. "Bedul-halk", 11; "Tıbb". 47
98-Fussılet(41),42.
99-Bu iddia ve cevabı için bk. lbn Kuteybe. s. 120.
100-Buhâri, "Fadlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne", 5.
101-en-Necm (53), 14.
102-lbn Kuteybe, s. 90, 91.
103-Ahmed b. Hanbel, II, 287. 382; Buhâri, "İcâra". 20.
104-en-Nûr (24), 33.
105-Tahâvî, II, 82.
106-Tahâvî, II, 83; hadisin yorumu için ayrıca bk. İbn Hacer, Feth, X. 27. 28.
107-Ahmed b. Hanbel, IV. 106; el-Hâkim. II, 85.
108-Tahâvî. VI. 256.
109-Tahâvî, VI. 265, 266.
110- Behnesâvî. s. 348.
111- Ibn Kayyim. a.g.e.. s. 82. 83; Abdulganî Abdulhâlik. s. 495, 497.
112-Hanefiler
Kurân'la çelişkili görünen rivayetlerin bir kısmının nesh olduğunu;
diğer mezhep ımâmlan ise takyid ve tahsis kabilinden olduğunu öne
sürmüşlerdir, bk. Şevkânî, I, 232.
113-bk. Polat. s.185.
114-
Hadisçilerden Abdurrahmân b. Mehdi (Ö.198/813) (bk. ibn Abdilberr.
ag.e., II. 191) ve Yahya b.Main (Ö.233/847) bu kanaattedirler, bk.
Küçük, s. 147.
11- bk. Yıldırım, s 108-114.
116- Şâfıî. er-Risâle, s. 42.
117-Hûlî, s. 78 vd
118-Dârimî. "Mukkaddime", 49.
119-Meselâ bk. Tahâvî, II, 113. 206.
120-Bu
kanaatteki hadisçıler için bk. Muhammed Uveyda, Muhammed İmâra"nın
"es-Sünnetü'n-ncbeviyye masdarun li"l-ma"rife" adlı bildirisine yaptığı
ta'lîk, (es-Sünnetü'n-nebeviyye ve menhecuha ft binâi'l-ma'rifeti
ve'l-hadâra ). II. 445.
121-Mustafa Sabri. s. 52. 53.
Son Güncelleme : 25.11.2007 - 06:05
|
|
|