1- Cemaatle namaz kılmak Sünnet-i Müekkededir. Zira Peygamber Efendimiz(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm): “Cemaat kişiyi hidâyete götüren bir
sünnettir. Ondan münafık olmayan kişi geri kalmaz” [1]buyurmuştur.
2- İmamlık herkesten önce, din ahkamını en iyi bilen kimsenin hakkıdır. Îmam
Ebû Yûsuf’tan “İmamlık, Kur'an'ı en iyi okuyan kimsenin hakkıdır. Zira okuyuş
namazda gerekli bir şeydir. Bilgiye ise, ancak herhangi bir olay ile
karşılaşıldığı zaman gerek duyulur” diye söylediği rivayet olunmaktadır. Biz
de ona karşı diyoruz ki: Okuyuşa namazın yalnız bir rüknü için, bilgiye ise, bütün
rükünleri için ihtiyaç vardır.
3- Şayet din bilgisinde hepsi aynı düzeyde iseler, o zaman İmamlık
Kur'an'ı en iyi okuyan kimsenin hakkıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Cemaate, Allah kitabını en iyi okuyanı İmamlık
eder. Şayet hepsi aynı düzeyde iseler, o zaman hangileri din ahkamını daha iyi
biliyorsa o İmam olur” [2]
buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında
Kur'an'ı en iyi okuyan kimseler, aynı zamanda din ahkamını da herkesten daha
iyi bilirlerdi. Çünkü onlar bilgilerini doğrudan doğruya Kur'an'dan alırlardı.
Bunun içindir ki hadiste Öncelik, Kur'an'ı en iyi okuyan kimselere
verilmiştir. Bizim zamanımızda ise öyle olmadığı için önceliği din ahkamını en
iyi bilen kimseye veriyoruz.
4- Şayet Kur'an'ı iyi okumada da seviyeleri bir ise, o zaman hangisi
daha fazla takva sahibi ise o İmamlık eder. Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm);
“Kim ki takva sahibi bir âlimin arkasında
namaz kılarsa, bir Peygamberin arkasında namaz kılmış gibi olur” [3]
buyurmuştur.
5- Şayet takvada da hepsi aynı derecede iseler, o zaman en yaşlıları kim
ise o İmamlık eder. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İbn-i
Müleyke'nin iki oğluna; “İkinizden
hangisi yaşça daha büyükse o size İmam olsun” buyurmuştur. Hem de cemaattan
en yaşlının imamlık ettiği zaman cemaata karşı rağbet daha fazla olur.
6- Köle, göçebe, fasık, kör ve zina çocuğu olan kimselerin İmamlık
etmeleri mekruhtur. Çünkü köle, başkasının hizmetinde olduğu için öğrenime
gereği kadar vakit ve olanak bulamaz. Göçebeler de çoğunlukla bilgisizdirler.
Fasık da dini vecibeleri pek önemsemez. Kör de kendini necasetten koruyamaz.
Zina çocuğu da babası olmadığı için çoğunlukla yoksulluk içinde büyüyüp
bilgisiz kalır. Aynca bunların İmam olması halinde cemaata karşı rağbet azalmış
olur. Bununla beraber İmamlık ederlerse caizdir. Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi"s-salâtü ve's-selâm); “İyi,
kötü, herkesin arkasında namaz kılın” [4]
buyurmuştur.
7- İmamlık eden kimse, namazı fazla uzatmamahdır. Zira Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); “Kim
ki bir cemaata İmamlık ederse, en zaîfleri o imiş gibi onlara namaz kıldırsın.
Çünkü içlerinden hasta, yaşlı ve işi olan kimseler bulunabilir” [5]
buyurmuştur.
8- Aralarında erkek bulunmayan kadınlar için cemaatla namaz kılmak
mekruhtur. Çünkü kadın İmamın, kendisine uyan kadınların ortasında durması
gerekir. Bu ise, erkekler için tahrimen mekruh olduğundan, eğer cemaatla namaz
kılarlarsa mekruh bir davranışta bulunmuş olacaklardır.
9- Şayet cemaatla namaz kılarlarsa İmamları ortalarında durur. Çünkü Hz.
Âişe (Radıyallâhü anhâ) öyle yapmıştır. [6] Zira
ortada durmak tesettüre daha uygundur. Hz. Âişe'nin kadınlara namaz kıldırması
ilk zamanlara hamledilmiştir.
10- Eğer İmama uyan, bir kişi olursa İmamın sağında durur. Zira İbn-i
Abbas (Radıyallâhü anh)'ın rivayetine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) ona namaz kıldırırken onu sağ' tarafında durdurmuştur. [7] Açık
olan rivayete göre tek kişi İmamın tam hizasında durur, İmam Muhammed ise: “Ayak
parmaklarını İmamın ökçesi hizasına koyar” demiştir. Eğer tek kişi İmamın
sağında değil, arkasında veyahut solunda durursa -sünnete aykırı davrandığı
için- iyi bir şey yapmamış olmakla beraber caizdir.
11- Eğer İmama uyanlar iki kişi olursa, İmamın arkasında dururlar. Zira
Enes b. Mâlik (Radiyallâhü anhümâ)'dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onunla kardeşine namaz kıldırırken önlerinde
durmuştur. [8] İmam Ebû Yûsuf dan ise “İmam
ortalarında durur” diye rivayet olunmaktadır. Abdullah İbn-i Mesud (Radıyallâhü
anh)'dan gelen nakii de bu yoldadır. [9] Biz
diyoruz ki: Hadis afdaliyetin, eser cevazın delilidir. [10]
12- Kadın ile çocuğun arkasında erkeklerin namaz kılması caiz değildir.Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm);
“Kadınları geriye bırakın, nasıl ki Cenâb-ı
Allah da onları geriye bırakmıştır” [11]
buyurmuştur. Bunun için kadının öne geçmesi caiz değildir. Çocuğa gelince: Çünkü
namaz farz da olsa, çocuk için nafiledir. Farzı kılan kimsenin ise nafile kılan
kimsenin arkasında kılması caiz değildir. Fakat Teravih namazı ile vakit
sünnetlerini çocukların arkasında kılmak, bizim Şeyhlerimiz: “Caiz değildir”
demişlerse de Belh ulemâsı caiz görmüşlerdir.
Kimisi: “Mutlak
sünnetlerde İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed arasında görüş ayrılığı vardır”
demiştir. Fakat muhtar olan görüş şudur ki: hiçbir namazı, çocuğun arkasında
büyüklerin kılması caiz değildir. Çünkü çocuğun sünneti büyüğün sünnetinden
zaiftir. Zira çocuk, başladığı sünnet namazı tamamlamadan bozarsa, o sünneti
kaza etmek icma ile ona lâzım gelmez. Kuvvetli namaz ise zaif olan namaz
üzerine bina kılınamaz. Fakat ikisinin de namazı zaif olduğu için çocuğun
çocuğa uyması caizdir.
13- İmamın
arkasında önce erkekler, sonra çocuklar ve onlardan sonra da kadınlar dururlar.
Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) “Benim arkamda önce baliğ ve akıl sahibi erkekler dursun” [12] diye
buyurduğu gibi, erkeklerle kadınların aynı safta durmaları namazı bozar. Bunun
için kadınların arka saflarda durmaları gerekir.
14- Erkek ile
kadının birlikte kıldıkları bir cemaat namazında, eğer İmam kadına da İmamlık
niyetini getirmiş ise kadının erkek ile aynı safta durması erkeğin namazını
bozar. İmam-ı Şafiî ise, bozulmadığını demiştir, ki kıyas da bunu gerektirir.
Zira kadının namazı bozulmadığına göre erkeğinkinin de bozulmaması lâzım
gelir. Bununla beraber biz Hanefiler bozulduğu görüşündeyiz. Çünkü yukarıda
geçen hadis hem meşhurdur ve hem de hadiste kadınlara değil, erkeklere hitab
edildiği için kadından çok, erkek durması gereken yerde durmamıştır. Bunun
içindir ki kadının namazı bozulmaz da, erkeğinki bozulur. Nasıl ki İmama uyarak
namaz kılan kimse, İmamdan öne geçtiği zaman İmamın namazı bozulmaz da, onunki
bozulur.
15- Eğer İmam, kadına İmamlık niyetini getirmemiş ise, kadının erkekle
aynı safta durması erkeğe zarar vermez. Ancak bu kez kadının namazı bozulur.
Çünkü biz Hanefilere göre bir namazın birlikte kılınması ancak o namazı
kılanların birlikte kılmasını kasd ettikleri zaman olur. Nitekim İmama
cemaatın önünde durmak, ancak eğer İmam İmamlık niyetini getirirse vacib olur.
Nasıl ki İmamın arkasında namaz kılan kimsenin namazı da, ancak İmama uymak
niyetini getirmesi şartıyla caiz olur.
Namazının
bozulması için İmamm kadına İmamlık niyetini getirmesi de, eğer kadın İmamın
hizasında durursa şarttır. Şayet kadın İmamm arkasında durur ve onun hizasında
bir başka erkek bulunmazsa o zaman iki rivayet vardır: Bir rivayete göre caiz
değildir. Çünkü kadının ilerliyerek İmamm hizasına gelmesi mümkündür. Diğer
rivayete göre ise caizdir. Çünkü bilfiil İmamın hizasında değildir.
16- Kadınla erkeğin aynı safta olmasının erkeğin namazını bozması için,
kıldıkları namazın aralarında müşterek olması, mutlak namaz olması, kadının
şehvet çağında olması ve aralarında nail bulunmaması şartına bağlıdır.) Çünkü
bu şartlar bulunduğu zaman erkeğin namazının bozulduğu nassdan öğrenilmiştir.
Bunun için nass-da bulunan bütün şartlar gözetilmelidir.
17- Genç kadınlara cemaat namazlarına katılmak mekruhtur. Zira genç
kadının cemaate katılması sakıncalı bir durum doğurabilir. İmam Ebü Hanife'ye
göre yaşlı kadının sabah, akşam ve yatsı namazlarına çıkmasında bir sakınca
yoktur. Diğer iki İmam, “Kadın
yaşlı olursa bütün namazlara çıkabilir”, demişlerdir. Çünkü yaşlı kadına rağbet az olduğu için çıkmasında
tehlikeli bir durum yoktur. Bunun için bayram namazına çıkması nasıl mekruh değilse
diğer namazlara da çıkması mekruh değildir. İmam Ebü Hanife “İnsandaki cinsel ilişki arzusu, kadın yaşlı
da olsa erkeklere karışması halinde onu kötü bir duruma itebilir. Ancak şu
varki, çapkınlar öğle, ikindi ve cuma vakitlerinde dışarıda bulunurlar. Sabah
ve yatsı vakitlerinde ise uyuyorlar. Akşam namazı vaktinde de yemekle
meşguldurlar. Bayram namazı da meydanlarda kılındığı için yer geniş olup
kadınlarla erkekler ayrı ayrı yerlerde durabilirler. Bunun için yaşlı kadının
sabah, akşam, yatsı ve bayram namazlarında cemaate katılması mekruh değildir”
demiştir.
18- Abdestli olan kimse, abdestli kalamayan kimsenin, temiz olan kadın da
müstahaza olan kadının arkasında namaz kılamazlar. Zira İmamm namazı,
arkasında olan kimsenin namazı yerine kaimdir, özrü bulunan kimsenin namazı
ise, sağlam kimsenin namazı kadar kuvvetli olmadığı için onun yerine kaim
olamaz. Aynı nedenle (Okumuş olan kimse de, okumamış olan kimsenin ve giyinik olan
kimse, çıplak olan kimsenin arkasında namaz kılamazlar.
20- Teyemmümlü kimse abdestli kimseye İmam olabilir. İmam Muhammed ise,
namaz kılabilmek için abdestli olmak şarttır. Teyemmümle ise ancak zaruret
halinde namaz kılmabilir, diyerek Bunun da caiz olmadığı görüşünde
bulunmuştur. İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf: Teyemmüm her ne kadar zaruret
haline mahsus ise de zaruret kalkmadıkça, abdestle yapılan herşeyin onunla da
yapılabildiği için abdest kadar kuvvetlidirdemişlerdir.
21- Mestlerini mesh eden kimse, ayaklarım yıkayan kimseye İmam olabilir.
Zira mestler, abdestsizliğin ayaklara geçmesini önler. Mestlere geçen
abdestsizliği de mesih giderir. Müstahaza olan kadın ise öyle değildir. Çünkü
ondan sürekli kan aktığı için aldığı abdestle namaz kılmasına zarurete binâen cevaz
verilmişse de gerçekte abdestli değildir.
22- Ayakta namaz kılan kimse oturarak kılan kimsenin arkasında kılabilir.
İmam Muharnmed ise: “Kılamaz” demiştir, ki kıyas da bunu gerektirir. Çünkü
ayakta kılman namaz oturarak kılınan namazdan kuvvetlidir. Fakat hakkında nass
bulunduğu için biz kıyası terk etmiş bulunuyoruz. Zira rivayet olunmaktadır ki:
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son namazını, arkasındaki
cemaat ayakta oldukları halde oturarak kildırmıştır. [13]
23- İşaretlerle namaz kılan kimse, kendisi gibi işaretlerle kılan kimsenin
arkasında kılabilir. Ancak eğer İmam uzanarak, arkasındaki kimse de oturarak
işaretleri yapıyorsa, o zaman caiz. değildir. Zira nafile namazlar oturarak
kılmabilir de, zaruret olmazsa uzanarak kılınamaz. Bunun için işaretlerle de
olsa, oturarak kılınan namaz uzanarak kılınan namazdan kuvvetlidir.
24- Rükû ve secdeleri yapan kimse, işaretler yapan kimsenin arkasında
kılamaz. Çünkü burada İmamın durumu arkasındaki kimsenin durumundan zayıftır.
25- Farzı kılan kimse, nafile kılan kimsenin arkasında kılamaz. Zira
herhangi bir kimsenin arkasında namaz kılmak namazını, kimsenin namazı üzerine
bina etmektir. Burada ise, İmamın namazında farziyyet vasfı bulunmadığı için,
arkasındaki farzı ona bina etmek, mevcut olmayan bir temel üzerine bina etmek
kabilinden olur.
26- Farzı kılan kimse, bir başka farzı kılan kimsenin arkasında da
kılamaz. Çünkü bir kimsenin arkasmda namaz kılmak o kimsenin namazına ortak
olmak demektir. Bunun için her iki kimsenin namazlarının bir olması gerekir.
İmam-ı Şafii
(Radıyallâhü anh) “Keyfiyetleri aynı olan bütün namazlar -vasıfları ne olursa
olsun- birbirlerinin arkasmda kıhnabilirler” demiştir. Çünkü ona göre bir kimsenin arkasında namaz kılmak, namazı o
kimsenin namazı ile birleştirmek değil, ona uydurarak kılmaktır. Bize göre ise,
o kimsenin namazı ile birleştirip talep ve mesuliyetleri o kimseye
yüklemektir.
27- Nafileyi kılan kimse, farzı kılan kimsenin arkasında kılabilir. Zira
farz olan namaz nafileden kuvvetli olduğu için nafile namaz ona bina.
edilebilir.
28- Bir kimsenin arkasında namaz kıldıktan sonra o kimsenin ab-destsiz
olduğunu öğrenen kimse, namazını bir daha kılmak zorundadır. Zira Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Kim ki bir cemaata namaz kıldırdıktan sonra
abdestsiz veyahut cünüp olduğu anlaşılırsa, hem kendisi ve hem de onlar namazlarını
bir daha kılarlar” [14]
buyurmuştur. İmam-ı Şafii, yukarıda geçen yargısına dayanarak: “Kendisi bir
daha kılar, fakat onlar kılmazlar” demiştir.
Okumak
bilmeyen bir kimse, eğer okumak bilen ve bilmeyen kimselerden oluşan bir cemaata
namaz kıldınrsa-İmam Ebû Halinife'ye göre-hepsinin namazı fasittir. Diğer iki İmam ise:
“İmamın ve okumak bilmeyenlerin namazı yerindedir. Çünkü bu İmam da, çıplak ve
giyinik kimselerden oluşan bir cemaata çiplak olarak namaz kıldıran İmam
gibidir. Onun namazı nasıl yerinde ise, bununki de yerindedir” demişlerdir. İmam
Ebû Hanife(Radıyallâhü anh): “Bu İmam
okuyuş tarzını yerine getirmeye gücü yettiği halde yerine getirmemiştir. Çünkü
eğer kendisi İmamlık etmeyip de, cemaata içinde okumak bilen kimselerden
birine kîldırmış olsaydı, o kimsenin okuyuşu onun için de okuyuş olurdu. İşte
bunun için onun namazı fasittir ve onunki fasit olunca arkasmda kılanlannki de
fasittir. Çıplak olarak namaz kıldıran kimse ise öyle değildir. Zira İmamın
giyinikliği, arkasında çıplak olarak namaz kılan kimseye giyiniklik hükmünü
vermez” demiştir.
Eğer okumak
bilen ve bilmeyen iki kişi bir arada ve fakat ayrı ayrı namaz kılarlarsa -Sahih
olan görüşe göre- caizdir. Çünkü her ne kadar eğer okumak bilen kişi diğerine İmam
olsa, onun okuyuşu diğerine de okuyuş olacak idiyse de, cemaatla kılmadıkları
için «niçin böyle yapmadılar?” denemez. Eğer imam gereken miktarı okuduktan
sonra çekilip yerine okumak bilmeyen bir kimseyi geçirirse, namazları bozulur.
Çünkü namazın bütün rekâtları namaz oldukları için -ister bilfiil, ister bilfarz
olsun- okuyuştan hâli olmamaları gerekir. Okumak bilmiyen kimse ise -okuma
yeteneğine sahip olmadığı için- okuması farz edilemez. Îmam. Züfer (Radıyallâhü
anh)ise: “Okuyuş farzı yerine
getirilmiş olduğu için bozulmaz” demiştir. İmamın teşehhüt miktarı oturduktan
sonra okumak bilmiyen bir kimseyi yerine geçirmesi halinde de aynı ihtilâf vardır.[15]
Namazın İçinde Abdestin Bozulması
1- Bir kimse eğer namaz içinde abdesti bozulursa, namazdan hemen geri
çekilir ve eğer İmam ise başkasını yerine geçirir ve abdest aldıktan sonra
gelip namazını tamamlar. İmam-ı Şâfii (Radıyallâhü anh) “Namazını yenibaştan
kılması gerekir” demiştir, ki kıyas da bunu gerektirir. Çünkü abdest bozulunca
namazın da bozulması lâzım geldiği gibi, kişinin namazdan çekilip yürümesiyle
de namaz bozulur. Bu itibarla bu da, kişinin namazım kasten bozması gibidir. Bizim
dayanağımız, Peygamber Efendimizin (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Kim ki namaz içinde kusar, ya da burnu kanar
veyahut kendisinden mezi gelirse, namazdan geri çekilsin ve gidip abdest aldıktan
sonra -eğer bir kimse ile konuşmamış ise- tekrar gelip namazını tamamlasın”
[16]
hadisidir. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)şunu da buyurmuştur; “Herhangi biriniz namaz kıldırırken kustuğu veyahut burnu kanadığı
zaman, eliyle ağzını kapatsın ve namazın başmda cemaata yetişen bir kimseyi
yerine geçirsin”. [17]
Çünkü kişinin elinde olmayarak abdestinin bozulması, sakınılması mümkün
olmayan bir şeydir. Bunun için bu kimseye kolaylık gösterilerek namazım
yeni-baştan kılmakla mükellef tutulmamıştır. Bilerek namazını bozan kimse ise,
böyle olmadığı için namazını yenibaştan kılmak zorundadır. Bununla beraber)
elinde olmayarak abdesti bozulan kimsenin de namazını yenibaştan kılması daha
iyidir. Çünkü meselede İmam- Şafii’nin muhalefeti bulunduğu için, şüpheden
kurtulmuş olur. Kimisi de: “Tekbaşına namaz kılan kimse için yeniden kılmak,
iman olarak veyahut İmamın arkasında kılan kimse için de -cemaatın sevabını
elden kaçırmamak için- namazının geri kalanını tamamlamak daha iyidir”demiştir.
2- Tekbaşına namaz kılan kimse, gidip abdest aldıktan sonra isterse
evine, isterse camideki eski yerine dönüp namazını tamamlar. Cemaatla kılan
kimse ise, eğer imam henüz namazı bitirmemiş ve İmam İle kendisi arasında bir
hail de yoksa, eski yerine döner.
3- Eğer bir kimse abdestinin bozulduğunu sanarak namazdan geri çekilir
ve camiden çıktıktan sonra, yanılmış olup abdestinin bozulmadığını anlarsa,
namazını yenibaştan kılar. Eğer daha camide iken yanıldığını anlarsa, namazını
tamamlar. İmam Muhammed'den gelen bir rivayete göre bu kimse de namazını yeni
baştan kılar. Kıyas da namazını yenibaştan kılmasını gerektirir. Çünkü bu
kimse namazdan, gerçekte var olan bir özürle çekilmiş değildir. Bununla
beraber, bu kimse özürlü olduğunu sanarak namazdan ayrıldığı için gerçekten özürlü
imiş gibi namazını tamamlaması istihsan edilmiştir. Nitekim eğer yanıldığını
anlamamış olsaydı, abdest aldıktan sonra namazım tamamlayacaktı. İşte bunun
için, gerçekte var olmayan ve fakat var olduğu sanıldığı için varmış gibi
kabul edilen bu özre gerçek özrün hükmü verilmiştir. Ancak bu kimse eğer İmam
olup başkasını yerine geçirmiş ise, gerçekte özürlü olmadığı halde birçok
hareketlerde bulunduğu için namazını yenibaştan kılmak zorundadır. Bu da eğer
namaz içinde abdestinin bozulduğunu sanmış ise böyledir. Namaza abdestsiz
olarak başladığını sanarak namazdan ayrıldıktan sonra yanıldığını anlayan kimse
ise, camiden çıkmamış olsa bile-abdest alıp yeniden namaz kılmak üzere
namazdan ayrıldığı için- namazı bozulmuştur. Nitekim eğer yanıldığını anlamamış
olsaydı, abdest aldıktan sonra namazını yeniden kılacaktı. İşte namazı
yenibaştan kılmak veyahut yanda kalan namazı tamamlamak bu kaideye göredir.
Çölde namaz kılındığı zaman, safların bulunduğu yer bu meselede cami hükmündedir.
Bu itibarla, eğer İmam veyahut birinci safta olan bir kimse abdesti
bozulduğunda namazdan ayrılıp ön tarafa doğru giderse, onun için sınır
sütredir. Yani sütreyi geçince camiden çıkmış sayılır. Şayet sütre yoksa,
arkasındaki saflar ne kadar uzanıyorsa, onun için ön tarafta o kadar yer cami
hükmündedir. Çölde tekbaşına namaz kılan kimsenin sınırı da, her taraftan
secde ettiği takdirde başını koyacağı yerdir.
4- Eğer namazda olan kişi, delirmek veyahut uyuyup ihtilâm olmak, ya da
baygın düşmekle abdesti bozulursa, namazını yenibaştan kılar. Zira bu haller
çok az vaki olduğu için, nassta vânt olan kusma ve burun kanaması gibi sık sık
vaki olan hallere kıyas edilemez. Kişinin abdesti namaz içinde sesli gülmekle
de bozulduğu zaman, namazını yenibaştan kılması lâzım gelir. Çünkü sesli
gülmek de konuşmak gibi namazı bozar.
5- İmamın dili tutulup okuyamaz bir duruma gelmesi halinde, başkasını
yerine geçirmesi İmam Ebû Hanife'ye göre caizdir. Diğer iki İmam ise“Caiz değildir” demişlerdir. Zira böyle bir
durum çok az vaki olduğu için namaz içinde cünüp olmak gibidir. Namaz içinde
cünüp olan İmam nasıl başkasına yerine geçiremiyorsa bu da öyledir. İmam Ebû
Hanife. “İmamın başkasını yerine geçirmesi, namaza devam edemeyeceği bir
duduma düşmesi halinde caiz olduğuna göre, dilin tutulması namaza sürdürmeye
fazlasıyla mâni bir haldir ve az da vaki olan bir şey değildir. Bunun için
namaz içinde cünüp olmak gibi değildir” demiştir. Şayet İmam, okuyuşun namaz
için gereken miktarını okuduktan sonra dili tutulursa -artık gerek kalmadığı
için- başkasını yerine geçiremez.
6- Eğer namazda olan kişi, teşehhütten sonra abdesti bozulursa, selâm
vermek, için abdest alır. Zira namazın sonunda selâm vermek vâcib olduğu için
abdestsiz verilemez. Şayet kişi teşehhütten sonra abdestini kasten bozar
veyahut namaza aykırı bir davranışta bulunursa, namaza yerindedir. Çünkü
namazı bozulduğu için artık onu sürdürmeye imkân bulunmadığı gibi, yapılması
farz olan herhangi bir şey de kalmadığı için o namazın bir daha kalınması
gerekmez. Nihayet selâm vermediği için bir vacibi terk etmiş olur.
7- Eğer teyemmüm eden kimse namaz içinde su bulursa daha önce de geçtiği
üzere namazı bozulur. Eğer bu kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra su
bulursa, yahut mestlerini mesheden bir kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan
sonra mesih süresi biter veyahut hafif hareketle mestlerini çıkarırsa, yahut
okumak bilmiyen bir kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra Kur'an'dan bir
sûre veyahut üç âyet miktarı öğrenirse, yahut çıplak olarak namaz kılan bir
kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra elbise bulursa, yahut işaretlerle
namaz kılan bir kimse bîr teşehhüt miktarı oturduktan sonra rükû ve secdeleri
yapabilecek bir duruma gelirse, yahut daha önceki namazının kazaya kaldığını
unutarak namaza başlayan bir kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra durumu
hatırlarsa, yahut okumak bilen bir İmam bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra
okumak bilmiyen bir kimseyi yerine geçirirse, yahut sabah namazında olan bir
kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra güneş doğarsa, yahut ikindi
namazında olan bir kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra gün batarsa,
yahut yaralı olup sargı üzerisi mesheden bir kimse bir teşehhüt miktarı
oturduktan sonra yarası iyileşip sargısı düşerse, yahut «Müstahaza kadın gibi»
özürlü olan bir kimse bir teşehhüd miktarı oturduktan sonra özrü kalkarsa, İmam
Ebû Hanife'ye göre bu hallerin hepsinde namazı bozulur. Diğer iki İmam ise “Namazı
yerindedir” demişlerdir. Kimisi demiştir ki: “Bu ihtilâfın temeli şudur:
Namazda olan kimsenin namazı bitirince namazdan çıkmak için bir harekette
bulunması, İmam Ebû Hanife'ye göre farzdır, diğer iki İmama göre farz değildir.
Bu hallerin hiç birisin» de ise, namazda olan kimsenin namazdan çıkmak üzere
bir harekette bulunmadığı için, İmam Ebû Hanife'ye göre bu haller kişi daha
namazda iken, diğer iki İmama göre ise namaza bittikten sonra vaki olmuş
sayılır. Tabiidir ki bu hallerin her biri ile namaz bozulduğu için, eğer namaz
içinde vaki olurlarsa namaz bozulur, namaz bittikten sonra vaki olurlarsa
namazla bir ilgileri olmaz. İki İmam, yukarıda metni geçen Abdullah İbn-i
Mesud'un: “Bunu yaptıktan veya
söyledikten sonra namazın bitmiş olur” mealindeki hadisine dayanmışlardır.
İmam Ebû Hanifede: Çünkü kişi içinde
bulunduğu namazdan çıkmadıkça bir başka namaza başlayamaz. Bir başka namaza da
kılmasının farz olduğuna göre içinde bulunduğu farzdan çıkması da farz olur.
Bu da ancak, kişinin namazdan çıkmak için bulunduğu ve namaza aykın düşen bir
hareketle olur. Bu hallerin hiç birisinde ise, kişinin namazdan çıkmak için
yaptığı bir hareket yoktur.
Abdullah İbn-i
Mesud'un hadisindeki “Namazın bitmiş olur” deyimi de “Namazın bitmeye
yaklaşmış olur» manâsındadır. Bu hallerden biri olan İmamın kendi yerine bir
başkasını geçirmesi de her ne kadar onun kendi hareketi ise de. namaza aykın
olup namazı bozan bir hareket değildir. Nitekim eğer İmamın kendi yerine
geçirdiği kimse, Kur'an okumasını bilen bir kimse olsaydı namazı bozulmazdı.
Burada namazın bozulması, İmamın kendi yerine geçirdiği kimsenin İmamlığa
yetenekli olmamasından ileri gelen şer'i bir hükümdür” demiştir.
8- Eğer bir kimse cemaata bir rekât kılındıktan sonra katılırsa, İmamın
abdesti bozulduğunda o kimseyi yerine geçirmesi caizdir. Çünkü bu kimse İmamın
abdesti daha bozulmamışken cemaata katılmıştır. Bununla beraber, İmamın
namazın tamamına yetişen bir kimseyi yerine geçirmesi daha iyidir. Zira İmamın
namazını tamamlamaya bu kimsenin gücü daha yeter. Bir rekât kılındıktan sonra
cemaata katılan kimse için de -cemaatla birlikte selâm veremiyeceği için- İmamın
yerine geçmemek daha uygundur. Şayet İmamın yerine geçerse İmamın vardığı
yerden başlar. Çünkü İmamın yerine geçmiştir, ve selâm verme yerine vardığı
zaman, cemaatla birlikte selâm vermesi için namazın başında cemaata yetişen birini
yerine geçirir. İmamın namazı bittikten sonra eğer bu kimse sesli güler, ya
bilerek abdestini bozar, ya konuşur veyahut camiden çıkarsa, kendisinin namazı
bozulur. Fakat cemaatın namazı tamamdır. Çünkü kendisi daha namazın içinde
iken namazı bozan bir davranışta bulunmuştur. Cemaatın namazı ise o sırada
bitmiştir. Birinci İmamın namazı da eğer o sırada bitmiş ise bozulmaz,
bitmemiş ise -en sahih olan rivayete göre- bozulur.
9- Eğer İmam namazın sonunda bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra sesli
olarak güler veyahut kasten abdestini bozarsa, namaza sonradan katılanların
namazı -İmam Ebû Hanife'ye göre- bozulur. Diğer iki İmam ise: “Bozulmaz”
demişlerdir. Eğer İmam konuşur veyahut camiden çıkarsa, sonradan namaza
katılanların namazı her üç İmama göre de bozulmaz.
İmam Muhammed
ile İmam Ebû Yûsuf: “İmama uyan kimsenin namazı,, İmamın namazına tâbidir.
İmamın namazı yerinde ise, onun da namazı yerindedir. İmamın namazı fasit ise
onun da namazı fasiddir. Burada İmamın namazı yerinde olduğu için onun da
namazı yerindedir. Çünkü kişi bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra, namazı
bitmiş olduğu için ister sesli gülsün, ister abdestini kasten bozsun, ister
konuşsun veyahut camiden çıksın, bu durumların hiç biri ona zarar vermez”
demişlerdir. İmam Ebû Hanife ise: Namazda sesli gülmek abdesti bozduğu için
namazın son cüzünü fesada götürür. İmamın namazından son cüz fesada gidince
ona uyanın namazından da o kadarcık fesada gider. Ancak İmamın namazı sona
geldiği için onun daha yapacağı bir iş kalmamıştır. Cemaata sonradan katılan
kimse ise, namazı daha sürdürmek zorundadır. Fasit olan namaz da sürdürülemez.
Selâm vermek ise sesli gülmek gibi değildir. Çünkü selâm vermek namazı sona
erdirir. Selâmda sağ ve sol taraflardaki kimselere hitap bulunduğu için,
konuşmak da selâm vermek gibidir», demiştir. Şunu da hatırlatmak gerekir ki,
eğer bir kimse bir teşehhüt miktarı oturduktan sonra sesli olarak gülerse,
yapması gerekli olan bir farz kalmadığından, namazı bozulmuyorsa da abdesti
bozulur.
10- Rükû veya secdede abdesti bozulan kimse, abdest alıp namazından geri
kalanını tamamlar. Ancak içinde abdestinin bozulduğu rükû veya secde muteber
değildir. Zira herhangi bir rükün, ondan başka rükne geçümedikçe tamam olmaz ve
abdestsiz olarak ondan başka rükne de geçmek mümkün değildir. Bunun için abdest
aldıktan sonra, içinde abdestinin bozulduğu rükû veya secdeyi bir daha yapmak
gerekir. Şayet bu kimse İmam olup başkasını yerine geçirirse, yeni İmam
abdestli olduğu için o rükû veya secdeyi bir daha yapmaz.
11- Eğer kişi rükû veya secdede iken, geçen rekâtın bir secdesini eksik
bıraktığım veyahut tilâvet secdesiyle borçlu olduğunu hatırlarsa unuttuğu
secdeyi yaptıktan sonra rükû veya secdesini bir daha yapar. Bu rükû veya
secdeyi bir daha yapmak -namazdaki hareketlerin tertibine mümkün olduğu kadar
riâyet etmek bakımından- daha iyidir. Yoksa, bir daha yapmasa da bir şey lâzım
gelmez. Çünkü şart olan, abdestli olarak her hareketin yapılmasıdır, ki bu da
yapılmıştır.
12- Tek bir kişiye İmamlık eden kimse, abdesti bozulup camiden çıkarsa,
ister istemez o tek kişi İmam olur. Çünkü İmamın yeri boş kalırsa namazı fesada
gider ve kendisinden başka da İmamlık edecek kimse yoktur. Birinci İmam, onu
yerine geçirmiş sayıldığı için, abdest aldıktan sonra gelip namazını onun
arkasında tamamlar. (Eğer arkasında yalnız bir çocuk veyahut bir kadm olursa,
kimisi: “Namazı bozulur” demiştir. Zira yerine geçen çocuk veya kadm İmamlığa
ehil değildir. Kimisi de: “Bozulmaz. Çünkü kendisi kasden o çocuk veya kadını
yerine geçirmemiş ve o çocuk veya kadın da İmamlığa ehil olmadığı için yerine
geçmemiştir” demiştir.[18]
Namazı Bozan Ve Namazda Mekruh
Olan Şeyler
1- Namaz içinde, ister bilerek, ister yanlışlıkla olsun konuşan kimsenin
namazı bozulur.) İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) meşhur olan hadise
dayanarak: «Kişi yanlışlıkla veyahut unutarak konuşursa namazı bozulmaz»
demiştir. Bizim dayanağımız Peygamber Efendimizin (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm);
“Bizim bu namazımız onda, insanların
birbirleriyle konuşmaları türünden olan herhangi birşey yaramaz. Namaz yalnız
teşbih, Kur'an okumaktır” [19]
hadisidir. Zira İmam-ı Şafii'nin dayandığı meşhur hadis, yanlışlıkla işlenen
herhangi bir şeyde günah bulunmadığı mânâsına mahmuldür. Fakat namaz içinde yanlışlıkla
selâm vermenin namaza bir zararı yoktur. Çünkü selâm bir bakıma zikir, bir
bakıma hitabtır. Bunun için, yanlışlıkla verildiği zaman zikir, bilerek
verildiği zaman konuşma olur.
2- Eğer kişi namaz içinde inler, ya ah çeker veyahut yüksek sesle
ağlarsa, eğer inleyişi, ah çekmesi veyahut ağlaması, Allah korkusu ve ruh inceliğinin
bir sonucu ise huşua delâlet eden bir hal olduğu için namazı bozmaz. Eğer ağrı
ve yâhud üzüntüden ötürü ise bozar. Zira bu durumda kişi ağn veya üzüntüsünün
dayanılmaz olduğunu ifâde eder gibi olduğu için konuşmuş sayılır.
Îmam. Ebû
Yûsuf tan: “Namazdaki kimsenin ah demesi namazı bozmaz da, uh demesi bozar”
diye söylediği rivayet olunmaktadır. Kimisi demiştir ki: “İmam Ebû Yûsuf'a göre
kaide şudur: Eğer kelime ile harften fazla değilse ve her iki harfi veyahut
biri Elyev Metensah da. toplanmış bulunan harflerden ise namazı bozmaz. Eğer
her iki harfi de bu harflerden olmazsa bozar. Çünkü bu harfler Arapçada katma
harflerdir”.
Halbuki bu,
kuvvetli bir yargı değildir. Çünkü konuşmalarda hangi harflerden olursa olsun,
mânâ ifade eden kelimeler kullanılır. Mânâ ifade eden kelimeler içinde de
tamamen katma harflerinden oluşan kelimeler çoktur.
3- Eğer kişi zorumluluk duymadan öksürür ve boğazından harfler çıkarsa,
namazın -iki İmama göre- bozulması gerekir. Zorunluk sonucu olan öksürme ise
-aksırık gibi- namaza zarar vermez, Aksiran bir kimseye, namaz içinde Yerhemukellah
demek de namazı bozar. Zira Yerhemukellah» «Allah sana rahmet eylesin» demek
olduğu için insanların birbirleriyle konuşmaları türündendir. Fakat aksıranın
kendisi veyahut bir başkası ona Elhamdülillah derse -demişlerdir ki- öyle
değildir. Çünkü aksırana Elhamdülillah demek âdet değildir.
4- Eğer bir kimse Kur'an'dan bir sûre veya âyet okurken unutup âyetin
sonunu okuyamazsa, namazda olan bir kimsenin ona hatırlatmak için o âyeti
okuması namazını bozar. Unutan kimse de eğer namazda ise, onun da namazı
bozulur. Çünkü bu bir öğretim ve öğrenim olduğu için karşılıklı bir konuşmadır.
Ancak eğer yalnız bir kez olup tekerrür etmezse -az sayıldığı için- zararı yoktur.
Bunun için Kudûri “Eğer tekerrür ederse” diye kayıt koymuştur. el-Cami-ülsağir'de
ise -bunun- bir konuşma olduğu ve konuşmanın azı ile çoğu arasında fark bulunmadığı
için- bu kayıt yoktur.
5- Eğer İmamın unutup durakladığı âyeti arkasındaki cemaattan biri ona
hatırlatırsa, namazı bozulmaz. Zira her ne kadar bu da diğeri gibi bir konuşma
ise de kişi, İmamının namaz eksikliklerini düzeltmek zorunda olduğu için,
namazın amellerinden sayılır. Ancak hatırlatmak için okurken sahih olan kavle
göre okumayı değil hatırlatmayı kasd etmelidir. Zira İmamın arkasında namaz kılan
kimse ancak hatırlatmak için okuyabilir, normal okumaktan menedilmiştir.
6- Şayet İmam unuttuğu âyet üzerinden atlayıp bir başka âyete geçtikten
sonra ona natırlatihrsa, hatırlatanın namazı bozulur. Eğer İmam da hatırlatana
uyarak unuttuğu âyete geri dönerse, onun da namazı bozulur. Zira bir zorunluk
yokken kendisine telkin de bulunulmuş ve o da zorunlu olmayan o telkine
uymuştur. İmamın herhangi bir âyeti unutup durakladığı zaman, cemaatin acele
etmemesi ve İmamın da -eğer zamam gelmişse hemen rükûa varmak veyahut unuttuğu
âyeti bırakıp bir başka âyete geçmek suretiyle, cemaati kendisine hatırlatmaya
mecbur kılmaması gerekir.
7- Eğer bir kimse: “Allah'dan başka bir ilah var mı?” diye söyler ve
namazda olan kimse de “Allah'dan başka ilah yoktur” demek olan La İlahe Îlallah
derse -İmam Ebü Hanife ile İmam Muhammed'e göre- namazı bozulur. İmam Ebû Yûsuf
ise bozulmaz” demiştir. Bu ihtilâf, namazda olan kimsenin bunu adama cevap
verme gayesiyle söylemesi halindedir: İmam Ebû Yûsuf: “La İlahe Îllellah” sigasi
itibarıyla sena ve Allah'ı yüceltme olduğu için, kişinin niyetiyle değişmez”
demiştir, İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed ise: “Böyle de olsa, kişi onu cevap
olarak söylediği ve aynı zamanda cevaba da yaradığı için aksıran kimseye Yerhamukellah
demek gibidir” demişlerdir. Sahih olan rivayete göre aynı ihtilâf, bir
kimsenin “Falanca adam ölmüştür” demesi üzerine bir başkasının namazda Înna
Lillah ve İnna İleyhi Raciun diye cevap vermesi halinde de vardır.
8- Eğer kişi Lâ İlahe İllellah da söylemekle «ben namazdayım» demek
isterse, namazı -icma ile- bozulmaz. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm): “Herhangi biriniz namazda
bir olayla karşılaştığı zaman, teşbih getirsin” [20]
buyurmuştur.
9- Eğer bir kimse, öğle namazından bir rekât kıldıktan sonra ikindi
veyahut nafile namazına başlamak niyetiyle tekbir alırsa, öğle namazını bozmuş
olur. Çünkü onun başka namaza başlaması sahihtir. Onun için öğle namazından
çıkmış olur. (Eğer öğle namazından bîr rekât kıldıktan sonra yine öğle
namazına başlamak niyetiyle tekbir alırsa kıldığı rekât rekât olup onun bir
daha kılması gerekmez. Zira daha önce başlamış olduğu bir namaza bir daha
başlamak niyetiyle tekbir aldığı için, eski niyetini yenilemekten başka bir şey
yapmış değildir. Bunun için eski niyetinin hükmü bakidir.
Namaz içinde
Kur'an'ı yüzünden okumak -İmam Ebû Hanife'ye göre namazı bozar.- Çünkü Kur'an'ı
yüzünden okuyan kişi -onu taşımak, açıp içine bakmak ve yapraklarını çevirmek
gibi- bir çok hareketler yapmak zorunda olduğu gibi, ayrıca başkasından ders
okur gibi olur. Buna göre, namazda Kur'an'ı yüzünden okumanın caiz olmayışının
iki nedeni var: Biri, okuyanın birçok hareketler yapmak zorunda kalması, diğeri
başkasından ders alır gibi olmasıdır. Birincisine göre eğer kişi Kur'an'ı
eline almazsa, caizdir. İkincisine göre ise, eline alsa almasa caiz değildir Diğer
iki İmama göre ise, namazda Kur'an'ı yüzünden okumanın sakıncası yoktur. Zira
Kur'an okumak nasıl bir ibadet ise. ona bakmak da ayn bir ibadettir. (Ancak)
Yahudi ve Hıristiyanların âdeti olduğu için mekruhtur. Namazda olan bir
kimsenin kitap, yazı ve benzeri gibi bir şeyi mütalaa etmesi -sahih olan
rivayete göre- ittifakla namazı fesada götürmez. Fakat eğer bir kimse: “Ben
falanca kitabı okumayacağım” diye yemin ettiği zaman o kitabı mütalaa ederse
yeminini bozmuş olur. Zira herhangi bir şeyi okumaktan gaye, o şeyin
muhtevasını öğrenmektir ki bu, mütalaa ile de olur. Namaz ise, çok derecede
sayılan vücut hareketleriyle bozulur. Mütalaa da ise, zihin faaliyetinden başka
herhangi bir vücut hareketi yoktur.
10- Namazda olan bir kimsenin önünden kadının geçmesi namaza bozmaz. Zira
Peygamber Efendimiz(Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm):
“Herhangi bir şeyin geçmesi namazı bozmaz”
[21]
buyurmuştur (Ancak geçen kimse günah işlemiş olur.) Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Eğer namaz kılanın önünden geçen kimse,
bunun ne kadar günah olduğunu bilseydi, kırk... bekliyecekti” [22]
buyurmuştur. Ravi demiştir ki: Kırk yıl mı, ay mı, gün mü dedi?
hatırlayamıyorum. Derler ki: namazın önünden geçmek, eğer namaz kılan ile geçen
arasında bir hail bulunmaz, ve geçen kimse namaz kılanın secde edeceği yerden
geçer ve namaz kılanla geçenin azalan birbirlerine muhazi olursa günahtır.
(Eğer kişi çölde namaz kılıyorsa, önüne bir sütre koyması gerekir.)Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtüve's-selâm):
“Herhangi biriniz çölde namaz kıldığı zaman
önüne bir sütre koysun” [23]
buyurmuştur. (Sütrenin yerden yüksekliği en az bir ziradır.) Çünkü Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Herhangi biriniz çölde namaz kıldığı zaman,
deve palanının arkası kadar yüksek bir şeyin önünde duramaz mı?” [24] buyurmuştur.
(Kimisi: “Sütre en az bir parmak kalınlığında olur” demiştir.) Çünkü eğer bir
parmak kalınlığından da ince olursa uzaktan görülemediği için o sütreden gaye
hâsıl olmaz
Namaz kılan kimse
sütrenin yakınında durur. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Bir sütrenin karşısında durarak namaz kılan
kimse, sütrenin yakınında dursun” [25]
buyurmuştur.
Ve sütreyi ya
sağ veya sol kaşının hizasına getirir. Çünkü bunun da hakkında hadis varid
olmuştur. [26] Eğer namaz kılmak istiyen
kimse, önünde herhangi bir yol yoksa ve önünden bir şeyin geçmiyeceğinden emin
ise, sütre koymasa da bir şey lâzım gelmez.
İmamın sütresi,
cemaat İçinde sütredir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Mekke vadisinde dikilmiş bir bastona karşı durarak namaz kıldırmişür.
Arkasındaki cemaatin önünde ise sütre yoktu. [27]
Sütrede
muteber olan, yere dikilmesidir. Yere atmak veyahut çizgi çekmek kâfi gelmez.
Zira yere atmak veyahut çizgi çekmekle gaye elde edilemez.
11- Namazda olan kimse eğer önünde sütre bulunmaz veyahut bulunduğu halde
herhangi bir kimse onunla sütre arasında geçmek isterse, buna mâni olur. Zira
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):“Yapabildiğiniz kadar mani olun”
[28]
buyurmuştur. Mani olmak da ya Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) bir gün namaz kılarken önünden geçmeye davranan Ümmü Seleme'nin iki
çocuğuna yaptığı gibi [29] el
işareti yapmak, ya da yukarıda geçen hadise binaen teşbih getirmek suretiyle
olur. Hem el işareti yapmak ve hem de teşbih çekmek mekruhtur. Çünkü birisi
kâfi gelir.[30]
Bir Fasıl
1- Namazda olan kimsenin, elbise veyahut herhangi bir yeriyle oynaması
mekruhtur. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Cenâb-ı Allah üç şeyi yapmanızdan hoşlanmaz:
Oruçta kadınlara yaklaşmaktan, namazda oyalanmaktan ve mezarlıklarda gülmekten”
[31]
buyurmuştur. Hem oynamak namazın dışında haram iken namazda haram olması
evleviyyetle lâzım gelir.
2- Namazda olan kimse çakıllarla da oynamaz. Ancak eğer secdeye İmkan
bulamazsa, alnını koyacağı yerin çakıllarını bir defa için düzeltebilir. Zira
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Zerri Gifari'ye; “Ev Ebu Zer, yalnız bir defa için. Yoksa
bırak” [32] buyurmuştur.
3- Namazda olan kimse, parmaklarım da çıtlatamaz. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Ali (Radıyallâhü anh)'a; “Kendim için istediğimi senin için de
istiyorum. Namaz kılarken parmaklarını çıtlatma»” [33]buyurmuştur.
4- Namazda olan kimse elini böğrüne koyamaz. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan nehyettiği gibi, [34]
elini böğrüne koyan kimse sünnet olan bir durumu terk etmiş olur.
5- Namazda olan kimse, yüzünü sağa sola çevirip bakamaz.) ÇünküPeygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
“Eğer namazda olan kimse, kiminle
konuştuğunu bilseydi, yüzünü sağa sola çevirip bakmazdı” [35]
buyurmuştur.
Şayet boynunu
döndermeden ve yalnız gözlerinin ucu ile sağa sola bakarsa mekruh değildir. Zira
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazda. Ashabına gözlerinin
ucuyla bakardı. [36]
6- Namazda olan kimse, çömelmez ve dirseklerini yere serip yüzükoyun
yatmaz. Zira Ebû Zer (Radıyallâhü anh)“Sevgili
dostum beni, horoz gibi yeri gagalamaktan, köpek gibi çömelmekten ve tilki gibi
dirseklerimi yere serip yüzükoyun yatmaktan nehyetmiştir”, demiştir. [37]
7- Namazda olan kimse ne diliyle ne eliyle selâm alamaz. Çünkü dil ile
selâm almak konuşmaktır. El ile almak da konuşmak hükmündedir. Hatta eğer
selâm almak veya vermek niyetiyle birisiyle el sıkışırsa namazı bozulur.
8- Namazda olan kimse eğer mecbur olmazsa bağdaş oturamaz. Çünkü bağdaş
oturmada sünnet olan oturuş terk edilmiş olur.
9- Kişi namaz kılarken saçım başında toplayıp bağlaması da mekruhtur.
Rivayet olunmaktadır ki Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kişiyi,
saçı başında düğümlenmiş olarak namaz kılmaktan nehyetmiştir.[38]
10- Namazda elbiseyi toplamak da mekruhtur. Çünkü bir nevi büyüklenmedir. Elbiseyi
omuzların üstüne atarak ve kollan geçirmeden namaz kılmak da mekruhtur. Zira
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan nehyetmiştir. [39]
11- Namazda olan kimse yiyemez ve içemez. Zira yemek ve içmek namazın
amellerinden değildir. Şayet kişi, bilerek veyahut yanlışlıkla bir şey yer
veya içerse namazı bozulur. Çünkü yemek ve içmek oldukça uğraştıncı ve uzun
süren birer iştirler. Namazda olan kimse ise, bu kadar uzun süren bir işi
yaparken namazda olduğunun farkında olmaması mümkün değildir.
12- İmamın namaz kıldırırken mihrabın içinde durması mekruhtur. Çünkü
mabedlerde özel yerleri bulunan Hristiyan ve Yahudi din adamlarına benzemiş
olur. Fakat mihrabın dışında durup mihrabın içinde secdeye varmasının bir
sakıncası yoktur. Aynı sebepten dolayı İmamın camide bulunan seki gibi yüksek
bir yerin üstünde yalnız olarak durması da mekruhtur.
13- Karşıda bir Kur'an veya kılıç asılı olduğu halde de namaz kılmak
mekruh değildir. Zira İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) yolculuklarında çoğu kez
azatlısı Nâfin'in sırtına karşı durup namaz kılardı.
14- Karşıda bir Kur'an veya kılıç asılı olduğu halde de namaz kılmak
mekruh değildir. Zira Kur'an veya kılıç tapılan nesnelerden değillerdir.
Kerahet ise tapma korkusundan ötürüdür.
15- İçinde insan veya hayvan resminin bulunduğu bir sergi üzerinde namaz
kılmanın sakıncası yoktur. Çünkü bu durumda resim ayak altında kaldığı için ona
saygı gösterilmiş olmayıp, tersine küçümsenmiş olur. Fakat resme tapmayı
andırdığı için resim üzerinde secde edilmez. Kudûri'de “Resim üzerinde secde
edilse edilmese resimli sergi üzerinde namaz kılmak mekruhtur” diye kayd
edilmektedir. Çünkü namazın kendisi bir saygı gösterişidir. 16- Eğer namaz kılanın karşısında, ya
tavanda veyahut yanlarında bir tane veyahut birden çok asılı resimler bulunursa,
namazı mekruhtur. Zira Cibril (Aleyhısselâm) Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm)'a;“Biz, içinde köpek veyahut resim bulunan bir eve girmeyiz” [40]
demiştir. Eğer resim, gözle görülmiyecek kadar küçük olursa mekruh değildir.
Çünkü çok küçük olan resimlere tapılmaz.
Başı kesik
olan resimler resim sayılmaz. Zira başı bulunma yan resme tapümadığı için
nihayet o da mum, çıra ve kandil gibi olup karşısında kılman namaz mekruh
değildir. Eğer resim yere atılmış bir yastık veyahut serili bir döşekte olursa)
üzerine basıldığı için mekruh değildir. Fakat eğer yastık duvara dayalı veyahut
yerden yüksek bir şey üzerinde olursa, bulunduğu yerde namaz kılmak -ona bir
saygı gösterisi olabildiği için- mekruhtur. Namazın en mekruh olan durumu,
namaz kılarken resmin karşısında durmaktır. Ondan sonra resim namaz kılanın
tepesinde, ondan sonra sağında, ondan sonra solunda ve ondan sonra da arkasında
iken namaz kılmasıdır.
Eğer kişi
içinde resimler bulunan bir elbiseyi giyerse, Putları üstünde taşıyan kimselere
benzediği için mekruhtur. Fakat bu hallerin hepsinde kılınan namaz, sıhhat
şartlan eğer yerine getirilmiş ise sahihtir. Ancak mekruh olduğu için bir daha
kılınır, ki hüküm kerahetle kılınan her namazda caridir. Canlı olmayan şeylerin
resmi mekruh değildir.Zira canlı olmayan
şeylere kimse ibadet etmez.
17- Namaz içinde yılan ve akrepleri öldürmenin bir sakıncası yoktur. Zira
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); “Namazda bile olsanız o iki siyahı öldürün” [41] diye
buyurmuştur. Ayrıca, onları öldürmek namazda karşılaşılan bir gaileyi defetmek
olduğu için, namazın Önünden geçmeye davranan kimsenin geçmesini önlemek
gibidir. Sahih olan görüşe göre -hadiste bir istisna bulunmadığı için- yılanın
hiç bir çeşidi bu hükümden müstesna değildir.
18- Namaz içinde âyet ve hadisleri parmaklarla saymak mekruhtur. Bunun
gibi sûreleri de elle saymak mekruhtur. Çünkü elle' saymak namazın amellerinden
değildir. Îmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'den: “Namazda âyet ve teşbihlerin
belli sayıda okunması sünnet olduğu için -ister farz, ister nafile olsun- namazda
elle saymanın bir sakıncası yoktur” diye rivayet olunmaktadır. Biz diyoruz ki:
Kişi okumak istediği âyetlerin adet miktarını namaza başlamadan sayabildiği
için, namaza girdikten sonra sayarak okumak -Allah daha iyi bilir- gereksiz
bir şeydir.[42]
Bir Fasıl
1- Helada dahi olsa, kıbleye dönük olarak abdest bozmak mekruhtur. Zira
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan nehyetmiştir. [43]
Kişinin kıbleye arkasını vererek abdest bozmasının hükmü hakkında ise, iki
rivayet vardır: Bir rivayete göre mekruhtur. Çünkü saygısızlıktır. Bir rivayete
göre mekruh değildir. Zira abdest bozarken arkasını kıbleye veren kimsenin
çirkin avreti kıblenin karşısında değildir. Kendisinden çıkan pislik de yere
iner. Fakat kıbleye dönük olarak abdest bozan kimse öyle değildir. Çünkü onun
hem çirkin yeri kıbleye karşıdır ve hem de abdestini kıbleye doğru bozmuş olur.
2- Caminin damında cinsel ilişkide bulunmak, büyük veya küçük abdest
bozmak tahrimen mekruhtur. Zira caminin damı da caminin içi hükmündedir. Hatta
eğer bir kimse caminin damında durup caminin içinde bulunan İmama uyarsa,
caizdir. İtikafta olan bir kimse de eğer caminin damına çıkarsa, itikâfı
bozulmaz. Cünüb olan bir kimsenin de, caminin damında durması caiz değildir.
(Fakat altında mescid bulunan binada abdest bozmanın sakıncası yoktur.
3- Namaz vakitleri dışında bile olsa caminin kapısını kilitlemek, Namaza
mani olmak izlenimini verdiği için mekruhtur kimisi: “Eğer cami eşyasının
çalınmasından korkutuyorsa sakıncası yoktur.” demiştir.
Camileri ces,
saç ve altun suyu gibi şeylerle nakışlamanın bir sakıncası yoktur. Bu deyimden:
“Camileri nakışlamak günah değildir. Fakat sevabı da yoktur” diye
anlaşılmaktadır. Fakat kimisi sevabtır demiştir. Bu da eğer kişi, kendi
kesesinden yaparsa böyledir. Mütevelli ise, camiye malından baktığı için,
nakış ve benzeri gibi caminin zaruri ihtiyaçları dışında -Allah daha iyi
bilir- herhangi bir şey için harcama yapamaz. Hatta eğer yaparsa kendi kesesinden
gider.[44]
Vitir Namazı
Vitir namazı,
İmam Ebû Hanife'ye göre vacibtir. Diğer iki İmam ise: “Sünnettir” demişlerdir.Çünkü sünnet olduğunu gösteren bîr çok
belirtileri vardır. Nitekim onun için ayrı bir ezan yoktur ve vücûbunu inkar
eden kimse kâfir olmaz. Peygamber Efendimizin (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm): “Cenab-ı Allah namazlarınıza bir tane daha
eklemiştir. O da vitir namazıdır. Onu yatsı ile fecrin doğuşu arasında kılın”
[45] hadisi
ise, İmam Ebû Hanife' nin görüşünü teyid etmektedir. Zira hadis emirdir, emir
de vücub içindir. Bunun içindir ki vitir namazı vaktinde kılınmadığı zaman,
kazası icma ile lâzım gelir. Vitir namazının vücubunu inkâr edenin kâfir
olmaması da, vücubunun sünnet, yani hadis ile sabit olduğu içindir. İmam Ebû
Hanife'den, söylediği rivayet olunan- sünnettir” sözünden de maksat budur, yani
vücudu sünnet ile sabittir. Vitir namazına ayrı bir ezan bulunmayışının nedeni
de yatsı namazının vaktinde kılınmasıdır. Çünkü yatsı namazının ezan ile
kameti ona da yeterli olur.
Vitir namaza
üç rekâttır ve aralarında selam yoktur. Zira Hz. Aişe (Radıyallâhü
anhâ)"dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem), Vitir namazını üç rekât kılar ve aralarında selâm vermezdi. [46]
Hasan İbn-i Ziyad da (Allah rahmet eylesin) Vitir namazının üç rekât olup,
aralarında selâm bulunmadığı konusunda bütün müslümanların icma ettiğini hikâye
etmiştir, ki İmam-ı Şafii'nin bir kavli de bu yoldadır. İmam-ı Şafiî bir diğer
kavlinde ise: “Vitir namazı iki selâm ile kılınır” demiştir. Îmam Malik de
(Allah rahmet eylesin) bu görüştedir. Yukarıda rivayet ettiğimiz hadis ise,
onlara karşı bir hüccettir.
Vitir
namazının üçüncü rekâtında rükûa varmadan Kunut duası okunur. İmam-ı Şafiî
ise: “Rüküdan sonra okunur. Zira rivayet olunmaktadır ki: Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyve Sellem) vitir
namazının sonunda kunut duasını okurdu. [47] “Namazın
sonu ise rüküdan sonradır” demiştir. Bizim ise dayanağımız, Peygamber
Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kunut duasını rükûdan önce okuduğuna
dair rivayettir. [48] İmam-ı
Şafii (Allah rahmet eylesin): “Vitir namazında kunut duası. Ramazan ayının son
yarısından başka bir zaman okunmaz” demiş ise de, bize göre bütün senede
okunur. Zira rivayet olunmaktadır ki Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem), Kunut duasını torunu Hz Hasan (Radıyallâhü anh)'a öğretirken; “Bunu vitir namazında aralıksız oku”
buyurmuştur.
Vitir
namazının her rekâtında hem Fatiha, hem Zammı sûre okunur. Zira -yukarıda
geçtiği üzere- Cenâb-ı Hak “Namazda,
Kur'an'dan neyi okuyabilirsen oku” buyurmuştur. [49]
Kişi Kunut
duasını okumak istediği zaman Bir durumdan bir başka duruma geçtiği için ellerini
kaldırır ve tekbir getirerek Kunut duasını okumaya başlar. Zira Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -yukarıda da geçtiği üzere- “Yedi yerden başka eller kaldırılmaz”
diye buyururken bu yerlerden birinin Kunut tekbiri olduğunu söylemiştir.
Vitir
namazından başka bir namazda Kunut duası okunmaz. İmam-ı Şafii (Allah rahmet
eylesin): “Sabah namazında da okunur” demiştir. Zira Abdu1ah İbn-i Mesud'un
rivayetine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah
namazında Kunut duasını bir ay okumuş ve ondan sonra bırakmıştır. [50]
Eğer İmam,
sabah namazında Kunut duasını okus -İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre-
arkasında olanlar susarlar. İmam Ebû Yûsuf ise: “İmama uyarlar” demiştir. Çünkü
İmamm arkasında namaz kılanlar İmama tabidirler. Kunut duasını okuyup okumamak
da bir ictihad meselesidir.
İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed: Sabah namazında Kunut duasının okunması mensuhtur.
Mensuh olan bir hükümde ise İmama uyulmaz” demişlerdir. Bu duruma göre İmamın
arkasında olanlar ne yapmalıdırlar? kimisi: «İmamın hareketlerine uymak vacib
olduğu için ayakta beklerlerkimisi de:
Kunut duasında İmama uymadıklarının bilinmesi için otururlar. Zira ayakta
durup susan kimse de, duayı okuyana ortaktır.” demiştir. En sahih olan görüş
birincisidir. Bundan anlaşılıyor ki: Hanefiler, Şafii olan İmamm arkasında
namaz kılabilirler ve eğer şafii olan İmam sabah namazında kunut duasmı rüküdan
sonra okusa arkasında namaz kılan Hanefîlerin ona uymaları gerekir. Ancak eğer
şafii olan İmam, arkasında Hanefinin inancına göre namazı fesada götüren bir
davranışta bulunmuş, meselâ kan aldırmış ve Hanefi olan kimse de bunu
öğrenirse, şafii olan İmamm arkasında kıldığı namazı bir daha kılması gerekir.
Kunut duâsım -Allah daha iyi bilir-gizli okumak daha iyidir. Zira kunut duadır. Duada ise gizlilik
esastır. [51]
Nafile Namazları
Sünnet oîn
namazlar -sabah namazından önce iki, öğle namazından önce dört, öğle
namazından sonra iki, ikindi namazmdan önce dört, akşam namazından sonra iki ve
yatsı namazmdan önce ev sonra dörder rekât olmak üzere- yirmi iki rekâttır.
Kişi ister ikindi namazının sünneti ile yatsı namazının son sünnetini iki rekât
olarak kılabilir. Bunun esası, Peygamber Efendimizin (Aleyhi 's-salâtü
ve's-selâm):
“Kim ki -öğle namazından önce dört, öğle
namazından sonra iki, akşam namazından sonra İki, yatsı namazmdan sonra iki re
sabah namazından önce iki rekât olmak üzere-günde oniki rekât sünnet kılarsa, Cenâb-ı Allah ona Cennette bir ev inşa
eder” [52] hadisidir. Bu hadiste
ikindi namazının dört rekât sünnetinden söz edilmediği ve hakkında varit olan
başka hadislerin kiminde rekâtlarının dört, kiminde iki olduğu için, Kuduri:
«Kılınsa iyidir ve kişi isterse dört rekât yerine iki rekât kılabilir. Fakat
dört rekât kılmak daha iyidir» demiştir.
Peygamber
Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yatsı namazından önceki dört rekât
nafileyi devamlı kılmadığı için bu hadiste ona da değinmemiştir. Bunun içindir
ki bu nafile, sünnet değil müstahaptır. Yatsı namazının son sünnetine gelince,
başka hadislerde dört rekât olarak geçiyorsa da, bu hadiste iki rekât olarak
gösterildiği için Kuduri onu da: “Kişi isterse dört rekât yerine iki rekât
kılabili” demiştir. Bununla beraber dört rekât kılmak -özellikle İmam Ebû
Hanife'ye göre- iki rekât kılmaktan daha iyidir.
öğle namazı
ön sünnetinin dört rekâtı -biz Hanefilere göre- bir selâm ile kılınır. Çünkü
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öyle buyurmuştur. [53]
İmam-ı Şafiî ise, iki selâm ile kılındığı görüşündedir.
Gündüz
namazları, kişi isterse ikişer, isterse dörder rekât olarak kılar. Dörtten
fazla bir selâm ile kılmak mekruhtur. Gece namazlarına gelinceİmam. Ebü Hanife: “Sekiz rekâta kadar bir selâm
ile kılmak caizdir. Sekizden fazla mekruhtur» demiştir. Diğer iki İmama göre
ise, bir selâm ile iki rekâttan fazla kılmak mekruhtur. el-Camiussağir'de,
İmam Ebû Hanife'nin gece namazını sekiz rekâta kadar bir selâm ile kılmayı caiz
gördüğüne dair bir beyan yoktur. Bir selâm ile sekiz rekâttan fazla kılmanın
mekruh olması, Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sekiz
rekâttan fazla kılmamış olduğundan anlaşılmaktadır. Zira eğer mekruh
olmasaydı, caiz olduğunu bildirmek için kılacaktı.
İmam Ebû
Yûsuf ile İmam Muhammed'e göre namazı ikişer ikişer, gündüz namazı dörder
dörder, İmam-ı Şâfii'ye göre her ikisini de ikişer ikişer, İmamEbû Hanife' ye göre ise her ikisini de dörder
dörder rekât olarak kılmak daha iyidir. İmam-ı Şafiî'nin delili, Peygamber
Efendimizin (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); “Gecenin
de gündüzün de namazı ikişer ikişer rekâttır” hadisidir. İmam Ebû Yûsuf ile
İmam Muhammed de teravih namazını örnek göstermişlerdir. Zira teravih
namazının ikişer ikişer rekât olarak kılındığında icma vardır.
İmam Ebû
Hanife ise. “Hz. Aişe' nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (Afeyhi's-selâtü
ve's-selâm) yatsı namazından eve döndükten sonra gece namazını dörder dörder
rekât olarak kılardı. [54]
Peygamber Efendimiz (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) aynca dört rekât olan kuşluk
namazım da kılarken aralarında selâm vermezdi. [55] Hem
de, kişinin dört rekât namazı bir selâm ile kıldığı zaman namaz içinde daha
fazla kaldığı için, namazı daha meşakkatli ve dolayısıyla daha sevaplı olur.
Bunun içindir ki dört rekât namaz kılmayı adayan kimse, eğer onu bir selâm ile
kılarsa adağmı yerine getirmiş olur da, iki selâm ile kılarsa yerine getirmiş
olmaz. Teravih namazını Örnek göstermek de yanlıştır. Zira teravih namazı
cemaatle kılındığı için onda kolaylık aranır. “Gece olsun gündüz olsun
namazlar ikişer ikişer rekattır.” hadisi ile de “Hiç bir namaz tek rekâth
olamaz demek” istenmiştir demiştir.[56]
Namazda Okuyuşun (Kıraatin) Hükmü
Farz
namazlarda okuyuş, ilk iki rekâtta gereklidir. İmam-ı Şafiî ise (Allah rahmet
eylesin): “Bütün rekâtlarda gereklidir. Çünkü rekâtların her biri bir namazdır.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de : “Hiçbir namaz okuyuşsuz olmaz” buyurmuştur. [57]
demiştir. İmam Malik de (Allah rahmet eylesin): “Bir şeyin çoğu o şeyin tamamı
hükmünde olduğu için, okuyuş üç rekâtta gereklidir» demiştir. Biz diyoruz ki:
Cenâb-ı Hak “Namazda Kur'an'dan neyi
okuyabilirseniz okuyun” buyurduğuna göre bir rekâtta dahi okunsa, emir
yerine getirilmiş olur. Ancak birinci rekât ile ikinci rekât arasında her
yönden benzerlik bulunduğu için ikinci rekât dâ birinci rekâtın hükmündedir.
Son rekâtlar ise, birinci ve ikinci rekâtlardan bazı yönlerden farklıdırlar.
Nitekim son iki rekât yolculukta kılınmadığı gibi, onlardaki okuyuş da hem
kısa ve hem de sesli namazlarda bile gizli olur. Aynca hadiste “Hiçbir namaz”
diye geçtiği için ondan tam olan bir namaz anlaşılmaktadır. Tam namaz da, en
az iki rekâttır. Bunun için okuyuş iki rekâtta gerekir.
Son iki
rekâtta ise, kişi okuyup okumamakta serbesttir. Yani isterse okur, isterse
susar, isterse teşbih çeker. İmam Ebü Hanife' den böyle rivayet olunmuştur. Hz.
Ali Abdullah İbn-i Mesud ve Hz. Aişe' den de gelen nakil bu yoldadır. Bununla
beraber okumak daha iyidir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) devamlı okurdu. Bunun için eğer kişi okumazsa -zahir olan rivayete
göre- ona sehiv secdesi lâzım gelmez.
Okuyuş,
nafile olan namazlarla vitir namazının bütün rekâtlarında gereklidir. Çünkü
nafile namazın her iki rekâtı başlı başına birer namaz olduğu için nafile
namazlarında üçüncü rekâta kalkış, yeni bir namaza başlamak demektir. Bunun
içindir ki nafile namazının üçüncü rekâtında iftitah duası okunur, demişlerdir
-ve bunun içindir ki meşhur olan rivayete göre- nafilede kişi iftitah tek- biresinde
dört rekât kılmayı niyet etse bile, kendisine iki rekâttan fazlası vacib olmaz.
Vitir namazına gelince: Vücubunda ihtilâf bulunduğu için son rekâtında okuyuş
ihtiyaten vâcib olmuştur (Bir nafileye başladıktan sonra tamamlamadan bozan
kimseye o nafilenin kazası lâzım gelir. İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin): “Lâzım
gelmez”. Çünkü kişi onu kendi isteğiyle kıldığı için bıraktığı zaman ona
başlamamış gibi olur demiştir. Biz diyoruz ki: Başlanmış olan herhangi bir
âmel ibâdet olduğu için onu bozulmaktan korumak gerekir.
Eğer kişi bir
nafile namazını dört rekât olarak kılmak isterken, ilk iki rekâtım Fatiha ile
Zammi sûre okuyarak kıldıktan ve oturup bir teşehhüd miktarı geçtikten sonra
üçüncü rekâta kalkar ve ondan sonra namazını bozarsa, ona yalnız iki rekâtın
kazası lâzun gelir. Zira ilk iki rekât tamamlanmıştır. Üçüncü rekâta kalkması
yeni bir namaza başlaması hükmündedir. Üçüncü rekâta kalkmadan namazını bozan
kimseye ise, son iki rekâtın kazası lâzım gelmez. İmam Ebû Yûsuf, bu kimseyi
dört rekât namaz kılmayı adayan kimseye kıyas ederek: “Lâzım gelir” demiştir.
İmanı Ebû
Hanife ile İmam Muhammed: ilk iki rekâtla son iki rekât arasında bir ilgi
yoktur ve birinin sıhhati diğerinin sıhhatma bağlı değildir. Bunun için ilk
iki rekâtı tamamlamadan namazını bozan kimseye yalnız ilk iki rekâtın kazası lâzım
gelir. Fakat birinci rekât ile ikinci rekât öyle değildir. Çünkü birinci
rekâtın sıhhati ikinci rekâtın sihhatına bağlıdır. Bunun için kişi bu iki
rekâttan hangisinde namazını bozarsa, her iki rekâtı da kaza etmesi gerekir»
demişlerdir. Öğle namazının ilk sünneti de nafile olduğu için buna göredir.
Yani eğer kişi öğle namazının ilk sünnetini kılarken üçüncü rekâta kalktıktan
sonra namazını bozarsa, ona yalnız iki rekâtın kazası lâzım gelir. Kimisi de: “İhtiyaten
her dört rekâtının da kaza edilmesi gerekir. Çünkü öğle namazının ilk sünneti
dört rekât olduğu için her dördü de bir namaz hükmündedir” demiştir.
Eğer kişi
dört rekât nafile kılar ve hiç birisinde bir şey okuyamazsa İmam Ebû Hanife ile
İmam Muhammed'e göre ona yalnız iki rekât kaza lâzım gelir. İmam Ebü Yûsuf ise:
“Her dört rekâtı da kaza etmesi gerekir” demiştir. Çünkü İmam Muhammed'e göre
nafile namazı, ilk iki rekâtının her ikisinde veyahut birinde bir şey
okunmaması halinde bozulmuş olur. Zira namaza, kılmak için başlanır. İlk iki
rekâtının her ikisinde veyahut birinde bir şey okunmayan namaz ise, kılınmış
sayılmaz.
İmam Ebû
Yûsuf'a göre, ilk iki rekâtta bir şey okumamak namazı bozmaz. Ancak kılman
rekâtlar eksik olarak kılındığı için kılınmamış gibidir. Zira okuyuş, namazın
katma bir rüknüdür. Nitekim dilsiz veyahut okumak bilmiyen bir kimsenin
namazı, okuyuşsuz olduğu halde yine namazdır. Bunun için namazda bir şey
okumamak namazı bozmaz. Ancak eksik olduğu için muteber değildir.
İmam Ebü
Hanife'ye göre de ilk iki rekâtın her ikisinde okunulmadığı zaman namaz
bozulur.E bû Hanife'ye göre de ilk iki rekâtın her ikisinde okunulmadığı zaman
namaz bozulur. Fakat yalnız bir rekâtında okunulmazsa bozulmaz. Çünkü nafile
olan namazın her bir iki rekâtı başlı basma birer namazdır. Yalnız bir
rekâtında okunulmayan namazın bozulması, da ictihad ile varılan bir hükümdür.
Buna göre:
Eğer bir kimse, kıldığı dört rekât nafile namazın hiçbir rekâtında bir şey
okumazsa- İmam EbûHanife ile İmam
Muhammed'e göre- bu kimseye yalnız iki rekâtın kazası lâzım gelir. Çünkü ilk
iki rekâtında bir şey okumadığı için namazı bozulmuş ve bunun için son iki
rekâtı kılamaz olmuştur. Bunun için son iki rekata girmiş olmuyor, ki bozulmasıyla
ona kazası lâzım gelsin. Zira namazı bozulduğu için son iki rekâta kalkması
sahih değildir.
İmam Ebû
Yûsuf'a göre ise, namazı bozulmamıştır. Bunun için son iki rekâta kalkması
sahihtir. Ancak bu rekâtlarda da bir şey okumadığı için ona her dört rekâtın da
kazası lâzım gelir.
Eğer bu
kimse, yalnız ilk iki rekâtta okursa -her üç İmamın ittifakıyla- ona son iki
rekâtın kazası lâzım gelir.Çünkü ilk
iki rekâtta okuduğu için namazı bozulmamıştır. Bunun için son iki rekâta
başlaması sahihtir. Ancak son iki rekâtta bir şey okumadığı için yalnız bu son
iki rekâtın kazası ona lâzım gelir.
Eğer yalnız
son iki rekâtta okursa -yine üç İmamın ittifakıyla- bu sefer ona ilk iki
rekâtın kazası lâzım gelir. Çünkü ilk iki rekâtta okumadığı için İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed'e göre namazı bozulmuştur. Bunun için son iki rekâta
başlaması sahih değildir. İmam Ebû Yûsuf'a göre ise, son iki rekâta .başlaması
sahih ise de bu rekâtlarda okuduğu için kazaları lâzım gelmez.
Eğer ilk iki
rekât ile ikinci iki rekâtın birinde olursa, üç İmamın ittifakıyla ona son iki
rekâtın kazası lâzım gelir. Eğer son İki rekâtla ilk iki rekâtın birinde
okursa, yine üç İmamın ittifakıyla ona ilk iki- rekâtın kazası lâzım gelir.
Eğer ilk iki rekâtın birinde ve son iki rekâtın birinde okursa, İmam Ebû Hanife
ile İmam Ebû Yûsuf'a göre ona her dört rekâtın da kazası lâzım gelir. Zira
-yukarıda da geçtiği üzere- İmam Ebû Yûsuf, ilk iki rekâtının her ikisinde
veyahut birinde. İmam Ebû Hanife de, yalnız birinde Kur'an'dan bir şey
okunmayan namazın fasit olmadığı görüşündedirler. Bunun için bu iki İmama göre,
namazının ilk iki rekâtından birinde okumayan kimsenin ikinci iki rekâta
kalkması sahihtir. Zira bu kimsenin namazı fasit değildir. Ancak bu kimse,
ikinci rekâtın birinde de okumadığı için, birinci iki rekâtı gibi ikinci iki
rekâtı da muteber değildir. Bunun için bu iki İmama göre bu kimseye dört
rekâtın kazası lâzım gelir.
İmam Muhammed
ise, bu kimsenin namazı fasit olduğu görüşünde olduğu için ona göre bu kimse,
ikinci iki rekâta başlamış sayılmıyor, ki bu iki rekâtın fesada uğramaları
yüzünden ona kazaları lâzım gelsin. Bunun için ona göre bu kimseye yalnız ilk iki
rekâtın kazası lâzım gelir.
Eğer kişi ilk
iki rekâtın yalnız birinde okursa, tmam Ebû Hanife ile İmam Ebü Yûsuf'a göre
dört, İmam Muhammed'e göre iki ve eğer ikinci iki rekâtın yalnız birinde
okursa, İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre iki, İmam Ebû Yûsuf'a göre
dört rekâtın kazası ona lâzım gelir.
İmam Muhammed
demiştir ki; “Hiçbir namazdan sonra
aynısı gibi bir başka namaz kılınamaz” [58]
hadisi, farzdan sonra kılman sünnet namaz, farz namaz gibi iki rekâtı,
okuyuştu, iki rekâtı okuyuşsuz olamaz demektir. Bu itibarla bu hadis, okuyuşun
nafile olan namazın bütün rekâtlarında farz olduğunu bildiren bir açıklamadır.
Nafile olan
namaza, kişi ayakta kılabilse bile oturarak kılınabilir. Zira Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm);
“Oturarak namaz kılanın sevabı, ayakta
kılınanın sevabının yarısıdır” [59]
buyurmuştur. Bundan ise, kişinin zorunluğu olmasa bile oturarak kılmasının
caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü zorunluk halinde oturarak kılman namazın
sevabı, ayakta kılınan namazın sevabından eksik değildir. Kaldı ki nafile
namazı, kişinin kendi isteğiyle ve sevap kazanmak için kıidığı bîr namazdır.
Eğer ayakta kılmaya mecbur tutulursa, ayakta kılmak kendisine zor geldiği
hallerde üşenip bu sevaptan vaz geçmiş olabilir.
Ulemâ,
oturarak kılman namazın oturuşu ne şekildedir? diye ihtilâf etmişlerdir.
Muhtar olan görüş şudur ki, teşehhüd için nasıl oturuluyorsa öylece oturulur.
Zira namazda bilinen oturuş hep teşehhüd oturuşudur.
Eğer kişi nafileye
ayakta başladıktan sonra, bir zorunluk duymadan oturursa İmam Ebû Hanife'ye
göre caizdir. İmam Ebû Hanife (Allah rahmet eylesin) bunu istihsan etmiştir.
Diğer iki İmam ise: “Caiz değildir” demişlerdir, ki kıyas da bunu gerektirir.
Zira bir kimse herhangi bir namaza ayakta başlarsa, o namazı ayakta kılmayı
adamış gibi olur. Ayakta kılınması adanan bir namaz ise, oturarak kılınamaz.
Ancak şu varki, bir namazı ayakta kılmayı adayan kimsenin o namazı oturarak
kılması -onu ayakta kılmayı ağzı ile kendine vacib kıldığı için- caiz
değildir. Hatta Ulemadan kimisi: “Eğer kişi bir namazı adarken onu ayakta
kılacağını söylemezse oturarak kılabilir” demiştir. Burada ise, ayakta başlanan
namazın kalan kısmına henüz ayakta başlamadığı gibi, ayakta kılınan kısmı da
eğer kişi isteseydi oturarak kılabilirdi.
İmam Ebû
Hanife (Allah rahmet eylesin) işte aradaki bu farkı göz önünde bulundurduğu
için kıyas yapmamıştır.
Kişi şehir
dışında hayvan sırtında, istediği yöne yönelik olarak ve işaretlerle nafile
namaza kılabilir. Zira Adullah İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh): “Hayber yolunda
Peygamber Efendimizi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bineğinin sırtında namaz
kılarken gördüm. Yüzü Hayber tarafına dönüktü ve işaretlerle namaz kılıyordu”
demiştir.[60] Hem de nafile namazının
belli bir vakti olmadığı için, eğer kişi inip kıbleye doğru kılmaya mecbur
tutulursa, ya kılmayacak veyahut eğer kılarsa kervandan geri kalacaktır. Fakat
farz namazlar, belli vakitleri olduğu için öyle değildir. Farz namazların
revatib olan sünnetleri de nafiledirler. Ancak İmam Ebû Hanife'den “Sabah
namazının sünneti için inmek gerekir. Zira sabah namazının sünneti bütün
sünnetlerden önemlidir” diye söylediği rivayet olunmaktadır.Metindeki “Şehir
dışında” kaydı, hayvan sırtında nafile namazı kılmanın caiz olması için
yolculuğun şart olmadığım ve şehir içinde hayvan sırtında namaz kılmanın caiz
olmadığını ifade etmek içindir. Çünkü Nass şehir dışı hakkındadır ve binmeye
ihtiyaç da, çoğunlukla şehir dışında olur. Fakat İmam Ebû Yûsuf tan, şehir
içinde de caiz olduğu rivayet olunmaktadır.
Nafileye
hayvan sırtında başladıktan sonra inen kimse, namazının kalan kısmım tamamlar.
Yerde bir rekât kıldıktan sonra binen kimsenin ise, yeniden kılması gerekir.
Zira hayvan sırtında işaretlerle namaz kılmak caiz olduğu gibi, rükû ve
secdeleri tam olarak yapmak suretiyle de kılmak evleviyyetle caizdir. Yerde
olan kimse işaretlerle kılamaz. İmam Ebû Yûsuf tan: “İnen kimsenin de yeniden
kılması gerekir”, İmam Muhammed'den de “Eğer bir rekât kıldıktan sonra inerse,
yeniden kılar” diye söyledikleri rivayet olunmuştur. Fakat zahir ve en sahih
olan görüş birincisidir. [61]
Ramazanın Gece İbâdetleri
Hakkında Bir Fasıl
Ramazan
ayında, her akşam yatsı namazından sonra halkın bir araya toplanarak İmamın
onlara -ikişer ikişer rekât olarak ve her dört rekâttan sonra bir dört rekât
miktarı oturup istirahat etmek suretiyle- önce Teravih denilen yirmi rekât
namazı ve ondan sonra da Vitir namazını kıldırması müstahaptir. Kuduri: “Müstahaptir”
diyorsa da Hasan İbn-i Ziyad'ın İmam Ebû Hanife'den rivayetine göre en sahihi
şudur ki sünnettir. Zira hem Hulefâ-i Raşidin buna devam etmiş ve hem de
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ara yapmış ve fakat
sonradan: “Korkarım ki size farz kılınsın” buyurarak bırakmıştır. [62]
Ancak şu var ki Sünnet-ül Ayn değil, Sünnet-ül Kifayedir. Yani eğer bir caminin
müdavimleri topyekün onu yapmazlarsa kötü bir şey yapmış olurlar, bir kısmı
yapıp bir kısmı yapmazsa, yapmayanlar sevaptan mahrum kalmış olurlar. Çünkü
Ashabdan kiminin yapmadığı rivayet olunmaktadır. Her dört rekâttan sonra ve son
dört rekât ile vitir namazı arasında dört rekât miktarı oturmak ise, müstahaptır.
Zira Mekke ve Medine sakinleri hep öyle yapagelmişlerdir. Metnin “Önce Teravih
denilen dört rekât namazı ve ondan sonra vitir namazını kıldırması” şeklindeki
ifâdesi. Teravih namazı vaktinin yatsı namazı ile gece yarısının arası
olduğuna ve Teravih namazının vitirden önce kılınması gerektiğine işaret
etmektedir. Zira Teravih namazı yatsı namazından sonra kılınması sünnet olan
bir nafile namazıdır.
Metin,
Teravih namazının okuyuşu hakkında bir açıklamada bulunmamıştır. Ulemânın
çoğu: “Teravih namazında sünnet, Kur'an'ı bir kere hatmetmektir» demişlerdir.
Bunun için, cemaat üşense bile bundan az okunmamalıdır. Teşehhütten sonra
okunan dualar ise öyle değildir. Çünkü bu dualar sünnet olmadığından cemaatın
usanmaması için İmam onları terk edebilir. Zira bu dualar sünnet değillerdir.
Vitir namazı
Ramazan ayı dışında cemaatla kılınmaz.Allah bilir, bütün islâm uleması bunda müttefiktirler.[63]
[1] Bu lâfızla gariptir. Müslim Abdullah İbn-i Mesud'da: “Hatırlıyorum
ki münafıklıkla meşhur olan veya hasta bulunanlardan başka, hiç kimse cemaattan
geri kalmazdı. Hatta hasta olan kimse bile iki kişi arasında sürünerek gelirdi
Allah'ın Peygamberi bize hidayetin bütün yollarım göstermişti. Bu yollardan
biri de, içinde ezan okunan camide namaz kılmaktır” mealinde bir hadis kaydetmiştir.
Müslim (Cemaatın fazileti) c. 1 s. 232 Nasb-ürraye c. 2 s. 21
[2] Müslim (İmamlık en çok kimin hakkıdır babı) c. 1 s.
236; Ebü Davud (aynı bâb) c. 1 s. 93; Nesai (aynı bâb) c. 1 s. 127; Tirmizi
(aynı bâb) c. 1 s. 32; İbn-i Mâce (aynı bâb) c. 1 s. 70; el-Müstedrek c. 1 s.
243.
[3] Gariptir. Taberani ile Darekutni Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in
“Namazınızın kabulolunmasını
istiyorsanız âlimlerinizsîze namaz
kıldırsın.Zira âlimler Allah ile sizin
aranızda elçilerinizdir” diye buyurduğunu kaydetmişlerdir. Darekutni c. 1 s.
197. Aynı hadisi Hakim de rivayet etmiş, ancak «âlimlerimiz» yerine «iyileriniz
diye kaydetmiştir. el-Müstedrek c. 3 s. 222Nasbürraye
c. 2 s. 26
[4] Darekutni s. 185, Edû Dâvud, Cihad c. 1 s. 350;
Beyhaki c. 3 s. 121
[5] Ahmed Müsned'i c. 4 s. 217; Buhari c. 1 s. 96; Müslim c.
1 s. 188
[10] Hadis ilmi ıstılahında «Hadis» terimi Peygamber
Efendimiz (s.a.v.)in, “Eser” terimi de Peygamber Efendimiz (s.a.v)in Ashabından
herhangi birinin sez veya davranışları ile ilgili olarak rivayet olunan haber
demektir. Bu itibarla, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in, Enes İbn-i Mâlik ile
kardeşine namaz kıldırırken önlerinden durduğuna dâir haber hadis'tir.
Abdullah İbn-i Mesud'dan, “İmam, kendisine uyanlar birâen fazla olduğu zaman
ortalarında durur” diye rivayet olunan haber de Eser'dir. Müellif “Hadis
afdaliyetin, eser de cevâzm delilidir” sözü ile «Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in
Enes İbn-i Mâlik ile kardeşine namaz kıldırırken önlerine durması, İmamın,
kendisine uyanlar birden fazla olduğu zaman önlerinde durmasının daha efdal
olduğuna, Abdullah İbn-i Mesuö'dan rivayet olunan haber de, İmamın,
ortalarında da durmasının caiz olduğuna delâlet eder” demek istemiştir. Ahmed
Meylani.
[11] Merfû olarak gariptir. Ahdurrazzak'ın “Musanefsinde
Abdullah İbn-i Mesud (r.a.)dan mevkuf olarak rivayet olunmuştur. Nasb-ürraye c.
2 s. 36
[12] Müslim (Saflan düzgün tutmak) c. 1 s. 181, Ebû Davud
(İmamın arkasında durmaları müstahap olanlar babı) c. 1 s. 105, Tirmizi c. 1 s.
31
[23] Bulâfız ile
gariptir. Fakat Ebû Davud'un Ebû Hüreyre (r.a)ı naklen kaydettiği bir hadis
buna yakındır. Ebû Davud c. 1 s. 107
[24] Bu hadis bu lâfız ile gariptir. Müslim Talha b.
Ubeydullah'tan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in : “Deve palanının arkası kadar
birşey önüne koyduğun zaman, senin önünden geçenin sana zaran olmaz artık»
buyurduğunu kaydetmiştir.Nasb-Ürraye
C. 2 S. 81
[25] el-Müstedrek c. 1 s. 251; Ebü Davud c. 1 s. 108 ve
Nesai c. 1 s. 123
[45] Ebû Davud c. 1 s. 208; Tirmizi c. 1 s. 60; Îbn-i Mâce c.
1 s. 83; Tahavi c. 1 s. 250; el-Müstedrek c. 1 s. 306; Darekutni s. 274;
Beyhaki c. 2 s. 469.
[46] Nesal c. 1 s. 248; el-Müstedrek c. 1 s. 301; Darekutni
6. 175; Tahavi c. 1 s. 165; Beyhaki c. 3 s. 31
[58] Bu hadis merfu olarak gariptir. İbn-i Şeybe
Müsennef'inde bunu Hz. Ömer'den ve Abdullah İbn-i Mesud'dan mevkuf olarak
rivayet etmiştir.Nasb-ürraye
c. 2 s. 148
[59] Müslim'den başka diğer hadis kitapları, Buhari c. 1 s.
150
[60] Müslim (Nafile namazın hayvan sırtında cevazı) c. 1 s.
244; Ebû Da-Sefer c. 1 s. 180