Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Çok Evlilik

Müslüman bir erkek birden fazla hanımla evlenebilir. Bu dörtle kayıt altına alınmıştır. Müslüman bir erkeğin dörtten fazla kadını aynı anda nikahı altında bulundurması caiz değildir.

Eğer sayılacak olursa, doğan kızların erkeklerden fazla olduğu ve savaş vb. sebeplerle ölen erkeklerin kadınlardan fazla olduğu görülür. Şüphesiz kadınlar hayız olur, hamile kalır, doğum yaparlar, onlardan bir müddet lohusa kanı gelir. Eğer erkek bir eşten fazlasıyla evlenmezse, fercini haramdan koruyamayabilir. Şayet çok eşlilik yasaklanırsa, evde kalan kadınların sayısı artar, faydalanma haklarını elden kaçırırlar, cinsel arzularını şerefe ve saygınlığa layık şekilde doyuramazlar. Nihayetinde Çok eşli olan kimsenin yanında bulunanlara merhametli, sevecen, hikmetli davranması gerekir.

Erkek, ikinci evlilik yapmak istediği zaman ilk hanımının rızasını alması farz değildir. Ancak onun gönlünü almak ve iyi davranmak güzel ahlaka dâhildir. Bunun için razı olmasını kolaylaştıracaksa ona mal vermelidir.

Erkeğin eşleri arasında adalete riayet etmesi gerekir. Bu adalet nafakada ve cimada söz konusudur. Ama sevgi konusunda adalet güç yetmeyecek iştir.

Erkek Hayız ve nifaslı olana da pay yani kasame vermesi gerekir. Zira hepsi de onun eşidir. Eğer bakire bir hanım ile evlenirse onun yanında bir hafta kalır, sonra diğer eşleriyle kasame yapar. Eğer dul ile evlenirse onunla üç gün kalır.

Kendisine ait gece dışında karısının yanına girmeye gelince, doğrusu: adet olan zamanda ona dönmektir. Eğer başka bir gecede veya günde onun yanına girerse insanlar onu zalim sayamaz.

Kadının kocasıyla geceleme hakkını, kocasının diğer hanımı için bağışlaması caizdir. Zira bu onun hakkıdır. Ne zaman bu bağışından vazgeçerse, kocasının tekrar ona kasame yapması gerekir.

Kocanın, meşru bir mazeret olmadan diğer eşlerini bırakarak bir eşine bağışta bulunması caiz değildir. Ancak fazladan hizmetine karşılık olarak ona vermişse bunda bir sakınca yoktur. Ama yine de bunun bir huzursuzluk sebebi olacağı açıktır.

İnsanların ekseriyası çağdaş dünyayı bahane ederek çok evlilik aleyhinde atar-tutar ve ondan hoşlanmadıklarını söylerler. Müslüman’ın Allah’ın meşru kıldığı ve sırf insanların nefret ettiği bir şeyden hoşlanmaması caiz değildir. Bu İslam dininden dönmek anlamına gelir. Bu çok tehlikeli bir haldir. Bunun sebebi de İslam’dan nefret eden kâfirlerin çağrılarından etkilenmektir. Onlar İslam şeriatının hikmetlerini, bunda kadının maslahatının erkekten öncelikli oluşunu bilmezler. Özellikle hanım kardeşlerimizin bu hususta kendilerini kontrol etmeleri gerekmektedir. Kaldı ki sen ben de Müslümanlardanım diyen çok kadını bu meselede muhaliflerden görürsün…

Erkek yolculuğa çıkarken hanımlarından birini götürecekse aralarında kura çekmelidir. Yolculuk esnasında bu hanımı ile geçirdiği zamanı diğer hanımlarına da taksim etmesi gerekmez. Zira aralarında kasame mevcut bulunduğu zamanlar, hac ve umre gibi diğer yolculuklar içindir. Bunlarda kuradan kaçınılamaz.

İkinci evlilik yapan için birinci hanımına da mihr vermesi gerekmez. Ancak onun da gönlünü almak için bazı hediyeler alırsa bu güzel olur.

Eğer kadın ikinci hanım aldığı takdirde onu boşamasını şart koşmuşsa bu şart batıldır.


Bu kategori şuan boş

  • Ailede Adab  ( 2 konu )
  • Mehir  ( 4 konu )

    Mehir, Kadının nikâh akdiyle yahud cima ile hakettiği malın ismidir.

    Mehir; nikâh'ın rüknü veya şartı değildir. Nikâh sonucu ortaya çıkan bir hükümdür. Netice olarak mehir tayin etmeksizin kıyılan nikâh sahihtir. Kadın bu akidle "Mehr-i Misle" hak kazanır.

    Nikâh sırasında "Mehir'in" miktarını belirtmek ve kadına teslim etmek ise müstehabdır. Kadın; nikâh anında tesbit edilen mehrin tamamını veya bir kısmını almadan, kocasına kendisini teslim etmeyebilir. Şer'an hiçbir vebal altına girmez.

    Mihri ertelemek caizdir. Bilinen belirli bir süre verilmişse bu sürede verilmelidir.

    Eğer belirli bir süre tayin edilmemişse, boşanma, nikâhın feshi ve ölüm gibi ayrılık durumlarında hak edilir.

    Eğer kocası zenginse kadının mihri müeccelden zekât vermesi gerekir. Fakirse gerekmez.

    Eğer reşit ise kadının ertelenmiş mehiri bağışlaması caizdir. Ama eğer buna zorlanırsa veya yapmadığı takdirde boşanma ile tehdit edilirse mehir hakkı çıkmaz ve buna zorlamak caiz değildir.

    Eğer malı yoksa mihrin kadına Kur’ân öğretmek olarak nikâh anında belirlenmesi mümkündür.

    Mihr olarak Mushaf vermek caizdir. Âlimlerin görüşlerinden sahih olanına göre Mushaf alım satımı caizdir.

    Kadının mihr olarak umreyi şart koşmasında sakınca yoktur.

    Babasının, kızının mihrinden müsadesi dahilinde ona zarar vermeksizin alması caizdir.

    Kadının mihre hak sahipliği nikâh ile başlar ve ilişki, halvet veya ikisinden birinin ölümü ile tamamlanır.

    Zifaftan veya halvetten önce boşarsa, mihrin yarısı gerekli olur. Fakat ikisinden birinin bundan vazgeçmesi caizdir.

    Nikâh sebebiyle alınan babasına, kardeşine elbise gibi şeyler mihre dâhildir.

    Nikâh kıyılmış fakat mehir belirlenmemişse nikâh sahihtir. Bu “tefviz” diye isimlendirilir ve mihri misil uygulanır.

    Eğer zifaftan önce talak ile ayrılırlarsa kocanın kendisine zor gelmeyen bir mut’a ödemesi gerekir.

    Eğer zifaftan önce kadın tarafından bir ayrılık olursa ona bir şey gerekmez.

    Mihrde aşırı gitmek dine aykırıdır. En bereketli evlilik kolay olanıdır. Ondaki masraf azaldıkça bereket artar. Bu çoğunlukla kadınlara yada kız tarafına bağlı olmaktadır. Zira kadınlar kocalarını ağır mihir ve çeyiz yükü altına sokmaktadırlar.

  • Haram Kadınlar  ( 10 konu )
  • Sıfatı  ( 1 konu )

    Nikâh tevakan (şiddetli şehvet) halinde vacip olur. Nikâhlanmadığı takdirde zina edeceğini bilirse farz olur. Bu mehir ve nafakaya malik olduğuna göredir. Aksi takdirde (Mali durumu yerinde değilse) terkinden dolayı günahkâr olmaz. Aslolan, itidal halinde "Sünnet-i Müekkede" olması ve terkinden dolayı günaha girmesidir. Namuslu olmayı ve çocuk doğurmayı niyet ederse sevab kazanır. İtidalden murad; cimaya, mehir ve nafakayı vermeye kadir olmaktır. Zulüm ve korku (kul hukukuna riayet edememe) halinde nikâhlanmak mekruhtur.

    Mali durumu yeterli olmayan veya aile hukukunu koruyamayacağı hususunda endişeye kapılan kimsenin evlenmesi mekruhtur. Evlendiği takdirde zinadan korunacağı, aksi takdirde zinaya düşeceği zann-ı galib'le sabit olan kimse, aile hukukuna riayet edemeyeceği ve eşine cefa edeceği korkusu bulunsa bile evlenmesi gerekir. Ancak, evlenmese dahi, "Zina'ya düşmeyeceğini" bilen ve evlendiği takdirde yüzde yüz zulmedeceğini hisseden kimsenin evlenmemesi esastır.

Kapa