| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 30.07.2007 - 08:39
|
Okunma Sayısı : 1150 |
Allahu Teala'nın indirdiği hükümlerle hükmedilen bir İslâm beldesi'ni bekleyen üç tehlike sözkonusudur: 1) Kâfirler işgal veya istilâ edebilir. 2) Bir şehir veya bölge halkı topluca irtidat ederek, işgal edebilirler. 3) Ulû'lemr'e zimmet akdi ile bağlı olan gayr-i müslimler, zimmet akdini bozarak bulundukları beldeleri istilâ edebilirler. Bu üç halde de mü'minler üzerine cihad "Farz-ı Ayn" olur. Zira her üç halde de, İslâm beldesi kâfirlerin istilâsına uğramıştır. İstilâ altına düşen mü'minler; kendi içlerinden bir "Vali" ve bir "Kadı" tayin eder, İslam ahkâmını kendi aralarında tatbik ederlerse "Darû'l İslâm" hükmü devam eder. Bunu yapmazlarsa ve küfür ahkâmının icrâsı başlarsa. Hâkimiyetlerini kaybederler. İstilâ'ya uğrayan bir İslâm beldesinde; küfür ahkâmının icrâsı ve orada İslâm ahkâmından hiçbiriyle hükmedilmemesi, müslümanların kendi içlerinden şeçtiği Kadı'ya müracaat etmemeleri sonucunda Darû'l Harbe dönüşme tahakkuk eder yani küfür ahkâmının icrası ile birlikte Darû'l İslâm olan bir belde, "Darû'l Harb" hâline gelir. Şer'i şerife göre hükme bağlanmayan hiçbir kazâ (Mahkeme), kazâ hükmünde değildir. Dolayısıyle mü'minlerin; Allahu Teala'nın ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emirlerini bir kenara bırakıp, ihtilâf ettikleri hususlarda Tağuti güçlere müracaat etmeleri iki şekilde tevil edilebilir. Birincisi: Hevâ ve heveslerine kapılıp küfür ahkâmına, kendi nefislerinde razı olmalarıdır!.. İkincisi: Tağut'un hükümlerine razı olmamakla beraber, mecburiyet hissetmemeleridir. Her iki halde de; o belde'de müslümanlar hakimiyet ve emniyetlerini kaybetmişler ve esarete düşmüşlerdir. Türkiye'de kurulan Demokratik-Laik Cumhuriyet; medeni kanunu kabul etmek sûretiyle, İslâm fıkhını yürürlükten kaldırmış ve diğer hususlarda da Avrupa'dan getirilen kanunlarla hükmetmeye başlamıştır. Bu sebeble ikinci kısma yani Darû'l Harbe dahil olmuştur.
Son Güncelleme : 30.07.2007 - 08:39
|