Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Diğer Kazanç Yolları

Daha önce icarede; üzerinde akid yapılan şeyin menfaat olduğunu zikretmiştik!.. Günümüzde yaygın olan icare şekillerinden birisi de; eşya ve mal üzerinde yapılan akidlerdir. Fûkaha eşya ve mal üzerine yapılan icare akdini üç kısımda incelemiştir. Bunlar:

1) Akarın icara verilmesi: Ev, iş hanı, arazi ve bunun gibi.

2) Eşyaların icara verilmesi: Giyilecek elbise, kapkacak ve sanayi aletleri gibi.

3) Hayvanların icara verilmesi: Yük hayvanları, nakil vasıtaları ve bunun gibi.

Mal ve eşya üzerindeki kira sözleşmesi; şifahi olabileceği gibi, yazılı da olabilir. Dilsizin malum olan işareti de, sözleşme için geçerlidir.

Kira sözleşmelerinde; tarafların (mal sahibi ve kiracının) akıllı ve mümeyyiz olması esastır. Herhangi bir ehliyet arızası, sözleşmeye mani olur. Ayrıca icap ve kabulün aynı mecliste yapılması şarttır.

Kira sözleşmesinin sahih olabilmesi için bazı şartlar vardır: Bunlar:

1) Tarafların (mal sahibi ve kiracının) rızası; akid için gereklidir. Mesela: Şu dairemi sana şu fiyata kiraya verdim şeklindeki icab, kiracı tarafından "kabul ettim" şeklinde cevaplandırılırsa, akid sahih olur. Bunun aynı mecliste olması esastır.

2) Kiraya verilen malın veya eşyanın tayini esastır. Mesela: Mal sahibinin iki dairesi olursa, bunlardan hangisini kiraya verdiğini belirlemesi gerekir.

3) Kira ücretinin belli olması şarttır.

4) Menfaatin ihtilafa sebeb olmayacak şekilde belirtilmesi esastır. Mesela: Ev, dükkân veya nakil vasıtasının, kira müddetinin bilinmesi gerekir. Buna bir anlamda kira müddetinin malum olması da denebilir.

5) Menfaatin temine güç kazanmış olmak şarttır. Mesela: Firar etmiş bir yük hayvanının kiralanması caiz değildir. Çünkü kiracının ondan faydalanması mümkün olmaz. Yine içinde kiracı varken; bir başkasına kiralanan akar (Ev, dükkân vs.) ilk kiracının çıkmasıyla menfaat temin edebilir duruma gelir. Dikkat edilecek husus şudur: Gerek mal sahibi, gerek kiracı; ihtilafa sebebiyet vermeyecek derecede sarih hükümlerle akid yapabilirler. Yukarıda zikrettiğimiz şartlar; kiralanan eşya veya malın mahiyetine göre artırılabilir. Ancak beyan edilen bu şartlar; akdin sahih olabilmesi için şarttır.

Kira işinde muhayyerlik sözkonusudur. Herhangi bir evi veya dükkânı görmeden kiralayan bir kimse; onu gördüğü zaman muhayyerdir, ister bozar, ister kabul eder. Alışverişte geçerli olan muhayyerlik; kirada da geçerlidir. Kiralanan şeyde (mal, dükkân, ev, nakil vasıtası vs.) menfaate engel olacak herhangi bir kusur ortaya çıkarsa kiracı muhayyerdir. Mesela: Bir nakil vasıtasını görmeden kiralayan bir kimse; gördükten sonra muhayyerdir. Ayrıca o vasıtayı; herhangi bir kusurunu göstererek, kiralamaktan vazgeçebilir.

Alışverişte kullanılan her türlü kıymetle (kâğıt para, dolar, mark, altın vs.) kira sözleşmesi yapmak caizdir. Dikkat edilecek husus; miktarı kat'i olarak beyan etmektir.

Mü'minlerin; ahidlerine ve akidlerine titizlikle riayet etmeleri vaciptir. Dolayısıyla kira sözleşmesinde beyan edilen müddet dolar dolmaz, mal sahibine iade olunur. Herhangi bir sanatkâr; (terzi, marangoz vs..) yaptığı işin ücretini alıncaya kadar, malı teslim etmeme hakkına haizdir.


Bu kategori şuan boş

  • Gayri Meşru Kazanç  ( 9 konu )

    Meşrû (şer'i) bir sebeb ve vesile olmadığı müddetçe, hiçbir kazanç helâl olmaz.

    Helal kazanç elde etmek için; haklı bir sebeb (şer'i izin) ve karşılıklı rıza esastır. Bunun zıddı da; haksız kazancı ortaya çıkarır. Yani:

    1) Haksız (haram olan) bir sebeb.

    2) Birisinin malını rızasının dışında zorla almak!..

    Allahu Teala'nın haram kıldığı bir iş karşılığında elde edilen her türlü kazanç gayr-i meşrudur. Şimdi bunlardan bir kısmını ele alalım.

  • Ücretli Çalışma  ( 6 konu )

    Bir hizmet akdine dayanarak; meşru bir işde, ücret karşılığı çalışan kimseye "Ecir" (ücretli) denir. Dikkat edilirse bu tarif; hem memuru, hem işçiyi kapsamına almaktadır. İcare; lûgat yönünden "Fiâle" vezninde "ecir"den alınmadır. Menfaat bedeli, ücret gibi manalara gelir. Ayrıca "icâr" (kira) manasına da kullanılmıştır. İslâmi ıstılahta: Malum bir menfaati, belli bir ücret karşılığında satmak demektir.

    Yaptıkları hizmetin mahiyeti esas alınarak ücretliler iki kısma ayrılmışlardır:

    1) Ecir-i Has (hususi ücretliler)

    2) Ecir-i Müşterek (müşterek ücretliler).

  • Ziraat  ( 6 konu )

    Rızk elde etme yollarından birisi de ziraatle meşgul olmaktır.

    Allahu Teala insanların istediği herşeyi bizzat yaratarak depo etmiştir. İnsana düşen, meşru yollarla  bu rızkı temin etmektir.

  • Şirketler  ( 11 konu )

    Şirket, lûgatta; "iki ortağın sermaye ve emeklerini birbirine katmaları, mirasta, ganimette alım ve satımda birine ortak olmaları gibi manalara gelir. Dolayısıyla; en az iki kişinin ihtiyari veya mecburi bir şekilde ortak olmaları söz konusudur. Şirket ayrıca, karıştırmak manasınadır.

    Şirket (ortaklık) caizdir.

  • Kar Haddi  ( 1 konu )

    Alım satımda kâr haddi ol­maz. İslami adıyla narh koymak ya­saklamış­tır. Zira narh konunca piyasaya daha az mal gelir. Kıtlık ve ka­raborsa yüz gösterir.

    Malı ucuza alan bir şahıs malını yeni oluşan fiyata göre satabilir. Malı sa­tar­ken onu kaça al­dığına bakılmaz, onun o günki piyasa fi­yatının ne ol­duğuna bakılır.

  • İskonto  ( 3 konu )

    İskonto lugatta indirim anlamına gelir. Terim olarak borçtan, ödünçten veya bir borç senedinde yazılı miktardan indirim yaparak borcu vadesinden önce ödeme anlamında kullanılır.

  • Riba (Faiz)  ( 11 konu )

    Riba yani Faiz’in lûgat manası; mutlak fazlalık, ziyadeliktir. İslâmi ıstılahta; Aynı cinsten olan iki mal-ı mütekavvimden birinin diğeri üzerine fazlalığına riba denir. Cins birliği sözkonusu olduğu için; birinin diğerine olan fazlalığı karşılıksızdır. Mesela; 100 gr. altını, 101 gr. altın karşılığında satmak!.. Buradaki bir gram; karşılıksız fazlalıktır, buna faiz denir. Dolayısıyle cins birliği olmadığı süre içerisinde, faizden söz edilemez.

    Faiz daha ziyade; ödünç olarak verilen mallarda ve alışverişte söz konusu olur. Borcun ödeme süresi geldiğinde alacaklı borçluya: "- Borcunu ödeyecek misin, yoksa artırmayı mı düşünüyormusun?" diye sorar. Eğer borçlu kabul ederse; vade (ödeme süresi) uzatılır, buna mukabil borcun miktarı artırılır. Buna "Riba-ı Nesie" denir, "vadeli faiz" manasınadır. Günümüzde de; en yaygın olan faiz şekli budur. Alışverişte aynı cinsten olan iki maldan, birinin diğerinden daha fazla olması şart koşulduğunda faiz teşekkül eder. Dolayısıyla faizin illeti; cins birliği ile beraber miktardır. Mesela: 10 kile buğday, 11 kile buğday karşılığında satıldığı zaman, fazlalık olan bir kile faizdir. Buna "Riba-ı Fadl" denir, "vadesiz faiz" manasınadır.

    Bu noktada: "- Efendim, iki buğday arasında kalite farkı vardır, niçin faiz olsun" şeklinde bir itiraz yapılamaz. Buğday, arpa, hurma ve tuzun "Keyli", altın ve gümüşün "Vezni" olduğu, sünnetle sabittir. Bunların veresiye satılmaları da (miktar aynı olsa dahi) caiz değildir. Diğer mütekavvim malların; keyli veya vezni olması, beldenin örfüne göre değişir. Veresiye satılmaları da caizdir.

    Faiz yiyen kimsenin şahidliği kabul edilmez. Zira, faiz yiyen kimse faasıktır.

    Darû'l İslâm'da; mü'minlerin birbirlerinden faiz alıp-vermeleri haram olduğu gibi; gayr-i müslimlerden (zimmilerden) faiz almaları da, haramdır. Gayr-i Müslimlerin; kendi aralarında faiz alıp-vermelerine de, kat'iyyen müsaade edilemez.

    Darû'l Harp'te; mü'minlerin kendi aralarında (birbirlerinden) faiz alıp vermeleri yine haramdır. Zira kardeşlik hukuku bakidir.

    Darû'l Harp'te; mü'minle harbi arasında faiz yoktur. Bir kimsenin malının masum (dokunulmaz) olabilmesi için; ya iman, ya zimmet akdi şarttır. Halbuki harbi (İslâm'a karşı savaşan kâfir) için; iki durum da, söz konusu değildir.

  • Buyu' (Alışveriş)  ( 18 konu )

    Toplu halde yaşıyan insanların; mal, menfaat ve hizmet noktasından birbirleriyle sıkı ilişkiler içerisinde olacakları muhakkaktır. Türkçe'de "Alışveriş" diye isimlendirdiğimiz olayın arapçası "Büyû" dur. Bu kelimenin lûgat manası; malı mal ile mübadele etmek, değişmektir. İslâm ûleması; "Kıymete haiz olan ve rağbet edilen bir malı, aynı mahiyetteki diğer bir mal ile mübadele etmeye" alış-veriş adını vermiştir. Bir malın kıymetli olması için; mübah olması şarttır. Ayrıca insanlar tarafından rağbet edilmesi ve biriktirilebilmesi de gerekir. Şarap; biriktirilmesi ve bazı çevrelerce (Ehl-i Kitab ve faasıklar gibi) rağbet edilmesine rağmen, mü'minler indinde kıymetli değildir. Zira haram kılınmıştır. Bu sebeple mallar "Mükekavvim" ve "Gayr-i Mütekavvim" olmak üzere ikiye ayrılır. Ulema; satılan mal dikkate alındığı zaman, dört çeşit alışveriş sözkonusu olduğu için; "Bey" şeklinde değil, çoğul sigasıyla "Büyû" şeklinde kullanmıştır.

  • Kisb (Kazanç)  ( 1 konu )

    Bir mükellefin; kendisine, ailesinin nafakasını temine ve borçlarını ödemeye yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan mü'minlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve akrabalarına ikram etmek için; bundan fazlasını kazanması müstehabtır. Güzel ve müreffeh bir hayat sürmek için, rızık teminine gayret sarfetmek ise mübahtır. Başkalarına karşı tekebbür etmek dünyevi hırsa kapılarak yarışa çıkmak, azgınlık ve taşkınlık için kazanması; helal yolla kazansa dahi, haramdır. Elbette burada, mükellefin "niyeti" önemlidir. Mü'minlerin; tağuti güçlere karşı daha güçlü bir şekilde cihad edebilmesi için, hırsla kazanan ve kazancını cihada harcıyan mü'min, sürekli ibadet içerisindedir.

    Mükellef, kazandığı malda israf etmediği gibi, cimrilik yolunu da tutmaz. Hem kendi nefsine, hem de nafakaları üzerine vacip olan kimselere (ailesine, çocuklarına vs.) infak eder. İsraf; arapça bir kelime olup, "Serefe" kökündendir. Seref; herhangi bir şeyde makûl haddi aşmak manasınadır. İslâmi ıstılâhta: "Gayr-i meşru (Şer'i olmayan) bir gaye için mal sarfetmek demektir.

    Çalışıp, rızk temin edebilme kudreti olan kimsenin dilenmesi caiz değildir. Çünkü çalışmamak, suretiyle bir farzı terketme durumu söz konusudur. Hiç malı olmayan ve hayatını ancak dilenmek suretiyle idame ettirebilen kimselere "Miskin" denilmiştir. Miskinler; Beytü'lmal'in "Zekât" bütçesinden, maaşlarını alırlar. Zira çalışma kudreti olmayan ve fakir olan kimseler; korunmaya muhtaçtırlar. Hem miskin olur; hem de (durumunu beyan etmekten utanarak) dilenmezse ve bu sebeple ölürse, günahkâr olur. Zira o halde bulunan kimsenin; ("Beytülmal" ve "Ulûl'lemr" yoksa) dilenmesi şer'an caizdir. Eğer dilenmekten de aciz olursa; o kimsenin durumunu bilen kimse üzerine, onu doyurması "Farz-ı Ayn" olur. Ancak kendi kudreti de; onu doyurmaya müsait değilse, yardım yapabilecek başka bir kimseye durumu iletmesi farzdır.

Kapa