|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Ebu Hanife'nin Fıkhi Metodolojisi II E-Posta
 

Yazan: Dr. Ali Pekcan, Tarih: 18.12.2007 - 17:27

Okunma Sayısı : 133

B. KENDİ TALEBE VE ÇAĞDAŞLARINA GÖRE İMÂM EBÛ HANÎFE VE FIKHÎ METODU

I.Öğrencilerinin Gözüyle İmâm Ebû Hanîfe:

Mekkî, Ebû Yûsuf’tan şu olayı nakleder:

"Bir gün Ebû Hanîfe’nin yanına girdim, üzüntülü idi. Ona soru sormaktan çekindim. Biraz sonra başını kaldırdı ve:

"Ey Ebû Yûsuf ! Görüyormusun.. Allah bizi içinde bulunduğumuz bu durumdan dolayı sorguya çekecek!" deyince ben de: "Müctehide düşen sadece ictihad etmektir." dedim bunun üzerine O, başını kaldırıp: "Allahım! bizi sorguya çekme!" diye dua etti. [20]

İmâm Züfer’in şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

"Ebû Hanîfe karşıtlarının sözlerine kulak asmayın! Zira, Ebû Hanîfe ve arkadaşları, herhangi bir konuda bir görüş ileri sürdükleri zaman; mutlaka Kur’an’a, Sünnet’e ve sahîh görüşlere dayanırlardı. Sonra da bunlara kıyas ederlerdi." [21]

Yine İbn Abdilberr, EbûYûsuf’un şöyle dediğini zikreder:

"Biz, herhangi bir fıkhî meselede ihtilafa düştüğümüz zaman; meseleyi Ebû Hanîfe’ye sorduğumuzda, meselenin çözümünü, sanki elbisesinin yeninde çıkarıp bize verirdi. Hadisleri tefsir (açıklama/yorumlama) konusunda Ebû Hanîfe gibisini görmedim!" [22]

Yahya b. Âdem, Ebû Hanîfe’nin:

"Kur’ân’ın ve Hadislerin mutlaka nâsih ve mensûh olanları vardır!" [23] dediğini nakleder. Hasan b. Ziyâd el-Lü’lüî’nin rivâyetine göre[24] Ebû Hanîfe:

"İnsanların en âlimi; Onların ihtilaflarını en iyi bilendir!" tesbitini yapan biz değilmiyiz!" demiştir.

Ebû Yûsuf şöyle der:

"Herhangi bir konuda Ebû Hanîfe’ye muhalif olsam, -o meseleyi (derinliğine) düşündüğümde- onun sahip olduğu görüşün, âhiret açısından daha kurtuluşa sebep olduğunu, (görüyordum). Bazan hadis'e yönelmek istediğimde, bir de bakıyorum ki; O, sahîh hadis(ler)i benden daha iyi biliyor!" [25]

İmâm Muhammed’in söylediğine göre:

"İmâm Ebû Hanîfe’nin ashâbı, onunla kıyas konusunda tartışır, karşı görüşleriyle ona muhâlefet ederlerdi. Ancak ne zaman ki O:

"Ben istihsân yapıyorum!" dediği zaman, artık hiç kimse ona yetişemezdi." [26]

Yine Mekkî, Hasan b. Ziyâd’ın:

"Ebû Hanîfe, iki bini Hammâd’dan, iki bini de öteki hadis şeyhlerinden olmak üzere dört bin hadis rivâyet etmiştir..." [27] dediğini nakleder.

Mekkî, Ebû Yûsuf’un şöyle dediğini belirtir:

"Ebû Hanîfe, kendisine herhangi bir mesele arz olunduğunda;

"Bu konuda bildiğiniz bir hadis var mı?" diye sorardı. O’na bir eser naklettiğimizde, o konu ile ilgili kendi görüşünü belirtirdi. Eğer bir konudaki iki görüşten birini destekleyen rivâyetler, diğerinden daha çok ise onu alırdı. Eğer rivâyetlerin sayısı birbirine yakın sayıda olursa, onlar arasında seçim yapardı. Değilse kıyas'a başvurur. O da uygun olmazsa, istihsân metodunu kullanırdı…

Eğer ince (fıkhî) meselelerden söz edecekse, biraz yalnız kalır, sonra yanına Mis’ar (b. Kidâm) ve (güzel Kur’an-ı Kerîm okuyan) Amr b. Zirr’i oturtur; O da bir miktar Kur’ân tilâvet edince, okunan âyetleri kendi aralarında müzâkere ederlerdi." [28]

Ebû Yûsuf, hocası İmâm Ebû Hanîfe’nin fıkıhta izlediği metodu şöyle açıklar:

"İmâm-ı A'zam, herhangi bir (fıkhî içerikli) hâdise (olay) meydana geldiği zaman;

"Yanınızda bir eser var mı?" diye sorar, bizim yanımızda veya kendi yanında bir eser bulunursa onu alırdı. Rivâyetler farklılık ifade ederse, sayısı çok olanı alırdı. Eser yoksa kıyas’a başvururdu. Kıyas yapmak (ta) yarar sağlamazsa istihsân metodunu kullanırdı." [29]

Mekkî, kendi rivâyet zinciri ile Esed b. Amr’dan onun şöyle dediğini rivâyet eder[30]:

"Ebû Hanîfe, bize: "Ben size herhangi bir konuda görüş belirtir de o konuda bir eser bulamazsam, siz o konuda eser olup-olmadığını araştırın." derdi. Daha sonra bir gün; "Bir adam hanımına: "Üç ay sana yaklaşmayacağım!" diye yemin etse, ‘dört ay’ şeklinde yemin etmedikçe îlâ yapmış olmayacağını söylemiş ve herhangi bir eser de zikretmemişti. Fakat bizim yine de o konuda eser olup-olmadığını araştırmamızı istemişti. Bir süre geçtikten sonra -ulemânın ihtilâfını çok iyi bildiğinden dolayı başkalarına tercih edilir bir şahıs olan- Saîd b. Ebî Arûbe yanımıza geldi. Biz de ona bu konuyu sorduk. O da, Âmir b. el-Ahvel > Atâ > İbn Abbâs (r.a.) rivâyet zinciriyle onun: "Bir adam hanımına: "Üç ay sana yaklaşmayacağım!" diye yemin edip de, ‘dört ay’ ona yaklaşmazsa, îlâ yapmış olmayacağı" şeklindeki kendi içtihâdını Ebû Hanîfe’ye ilettiğimizde çok sevinmiştir. Biz kendisine: "Hangi delile dayanarak îlâ yapmış olmayacağını söyledin" deyince, Allâh’ın Kitâbındaki: "Hanımlarına îlâ yapanlar dört ay beklerler." (Bakara/226) ayetine dayanarak verdim. Ancak kendi görüşüme göre yorum yapmaya cesaret edemedim." diye karşılık verdi."

Ebû Yûsuf, şöyle demiştir:

"Şu üç kimseden daha fakîhini görmedim!

(Bunlar:) Mâlik, İbn Ebî Leylâ ve Ebû Hanîfe’dir." [31]

Deylemî’nin Abdülaziz b. Razme’den rivâyetine göre; [32]

"Kûfe’ye dışardan bir muhaddis geldiği zaman Ebû Hanîfe: "Ona gidin, (onda) bizde bulunmayan hadis var mı? yok mu bir araştırın!" der, bir başka muhaddis geldiği zaman, yine aynı şekilde davranırdı."

II. Çağdaşlarına Ve Diğer Yakın Dönem

Âlimlerinin Değerlendirmelerine Göre İmâm Ebû Hanîfe ve Fıkhî Metodu

İmâm Şâfiî (v.204/819) şöyle demiştir:

"İmâm Mâlik’e: "Ebû Hanîfe’yi gördün mü?" diye sorulmuş, O da: "Evet! Öyle bir adam gördüm ki, eğer sana: "Şu sütun altındır." diye ileri sürse, bunu delilleriyle ispat eder!" [33]

( İmâm Ebû Hanîfe'nin çağdaşı mutlak müctehit) Leys b. Sa’d (v.175/791) der ki:

"Medîne’de iken Mâlik ile karşılaştım. Kendisine: "Bakıyorum da alnınızdaki terleri siliyorsunuz!" dedim O da: "Ebû Hanîfe ile birlikteydim. O gerçekten fakîhtir ey Mısırlı!.." diye karşılık verdi. Sonra Ebû Hanîfe ile karşılaştım ve kendisine:

"Şu adam (Mâlik)ın senin hakkında söyledikleri ne kadar hoş!" deyince, O da: "Vallâhi, ondandan daha süratli, doğru ve titiz cevap vereni görmedim!" [34] demiştir.

İbn Abdilberr’in kaydettiğine göre[35] Hakem b. Vâqıd şöyle demiştir:

"Ebû Hanîfe’yi günün başından itibaren sonuna kadar sürekli fetvâ veriyorken gördüm. (Günün sonunda) yanında bulunan insanların sayısı azalınca kendisine yaklaştım ve,

"Ey Ebû Hanîfe! Şayet Ebûbekir ve Ömer bu mecliste olsaydı, sonra da onlara bu karmaşık meseleler sorulsaydı, herhalde onlardan bazılarını cevaplamadan bırakırlardı!" dedim. Bunun üzerine Ebû Hanîfe, bana doğru dönerek; "Sen hasta mısın (kardeşim!)" diye tepkide bulundu.

Abdullah İbn el-Mubârek (v.181/797) anlatıyor:

"Bir gün Mâlik’in yanında bulunuyordum. Yanına bir adam geldi onu çok iyi ağırladı. Daha sonra O, dışarı çıkınca,

"Bu kimdir? Bilir misiniz." dedi. Oradakiler. "Hayır!" deyince;

"İşte bu zât, Irak’lı Ebû Hanîfe’dir! Şayet şu sütunun altından olduğunu ileri sürse, durum onun dediği gibi çıkar. Zira fıkıh (ilmi), kendisine kolaylaştırılmıştı."

Sonra yanına Süfyân-ı Sevrî girdi. Onu da az önce Ebû Hanîfe’yi oturttuğu yerin biraz aşağısına oturttu. O da ayrılınca: "İşte Bu Süfyândır." dedi, sonra da onun fıkhından ve verâ’ından bahsetti." [36]

Saymerî (v.436/1045), İbn Derâverdî’den şu olayı nakleder:

"Birgün Mâlik ve Ebû Hanîfe’yi yatsıdan sonra Mescid-i Rasûl’de ilmî konularda müzâkere ederken gördüm. Öyle ki, her biri kendi sahip olduğu ve amel ettiği görüşü savunuyor, ancak birbirlerine karşı ileri gitmiyorlar, biri diğerini hata etmekle suçlamıyordu…(bu durum), bulundukları yerde sabah namazını beraberce kılıncaya kadar devam etti.”[37]

(İmâm Şâfiî'nin önde gelen talebelerinden) Rabî’ b. Süleymân el-Murâdî’nin aktardığına göre; İmâm Şâfiî (v.204/819), Ebû Hanîfe (v.150/767) hakkında şöyle demiştir:

"İnsanlar, Ebû Hanîfe’nin fıkhı karşısında çoluk-çocuk mesâbesindedir." [38]

(İmâm Şafiî'nin önde gelen bir başka talebesi) Harmele b. Yahyâ (v.243/857)’nın hocası Şâfiî'den; Onun şöyle dedğinin aktarır:

"Ebû Hanîfe’nin kitaplarını gözden geçirmeyen kimse fıkıh ilminde derinleşemez. Cedel İlmini öğrenmek isteyen (yine) Ebû Hanîfe’ye baksın!" [39]

Muvaffak b. Ahmed el-Mekkî’nin, İsmail b. Yahyâ’dan rivâyetine göre O, şöyle demiştir:

"Ebû Hanîfe, Medîne’ye geldiğinde bizim fakihlerden kiminle konuşursa onu susturur, ancak, İmâm Mâlik’le konuştuğu zaman yumuşak bir üslûb kullanırdı." [40]

Ubeydullah b. Ömer şöyle demiştir:

''A’meş’in yanında bulunuyordum. O’na bir mesele soruldu. O da orada bulunanların yüzüne baktı, sonra da Ebû Hanîfe’ye yönelerek:

"Ey Nu’mân sen cevap ver!" dedi. Ebû Hanîfe de soruyu cevaplandırdı. Bunun üzerine: "Bu cevabı neye dayanarak verdin?" diye sordu. İmâm Ebû Hanîfe de: "Senin bize rivâyet ettiğin hadise!" demesi üzerine A’meş:

"Siz doktorsunuz, biz ise Eczâcıyız!" demek durumunda kalmıştır."[41]

Bir başka rivâyete göre Şerîk (v.177/793), şöyle rivâyet etmektedir: "Ebû Yûsuf’un da bulunduğu bir mecliste A’meş, Ebû Yûsuf’a hitaben:

''Ey Ebû Yûsuf! Dostun Ebû Hanîfe; "İbn Mes'ûd'un: "Câriyenin âzâdı onun talâkı (boşanması)dır." şeklindeki görüşünü niçin terketmiştir.! deyince, Ebû Yûsuf: ''Bizzat senin bize: "Berîra (adlı cariye) az’ad edildiği zaman muhayyer bırakılmıştı." şeklindeki İbrâhîm (en-Nehaî) den o da Esved’den şeklindeki rivâyetinizden dolayı terketmiştir!"

Bunun üzerine A’meş;

"Ebû Hanîfe gerçekten ilmin yerlerini çok iyi bilen, derin bilgi sahibi bir kimsedir." diyerek, Ebû Hanîfe’nin ilmine ve bu ilmi beyan edişine hayran oluyordu." [42] demiştir.

Yahyâ İbn Maîn (v.233/847)’in Ebû Hanîfe hakkındaki görüşlerini şu şekilde özetlemek mümkündür:

1- "Ebû Hanîfe sikadır. O, hıfzında olanı rivâyet eder, olmayanı rivâyet etmezdi." [43]

3- "Fakihler dört kişidir: Ebû Hanîfe, Süfyân-ı Sevrî, Mâlik, Evzâî.[44]

4- "Bana ve tesbit edebildiğim kadarıyla diğer insanlara göre kırâat; Hamza’nın kıraati, fıkıh; Ebû Hanîfe’nin fıkhıdır."

5- "Süfyân-ı Sevrî, Ebû Hanîfe’den rivâyette bulunmuş mudur?" şeklindeki bir soruya;

"Ebû Hanîfe fıkıh ve hadiste sika ve sadûktur." [45] şeklinde cevap vermiştir.

Abdürrazzâq b.Hemmâm (v.211/836) şöyle anlatıyor;

"…Ebû Hanîfe’den daha yumuşak huylu birisini görmedim. O’nu bir defasında etrafını ilim adamları sarmış bir vaziyette Mescid-i Haram’da gördüm. Bir adam ona bir mesele soruyor O da cevap veriyordu. Adam:

"Bu konuda Hasan el-Basrî şöyle Abdullah İbn Mes’ûd ise şöyle demektedir." deyince, Ebû Hanîfe: "Hasan yanılmış, İbn Mes’ûd ise isabet etmiştir." şeklinde karşılık verdi. Bu cevaptan sonra kalabalığın, seslerini epeyce yükselttiğini müşahade ettim..." [46]

Abdullah b. el-Mubârek, Süfyân-ı Sevrî’den onun şu sözünü nakleder.

"Ebû Hanîfe ilme sıkı sarılırdı. Allah’ın haramlarının helal sayılmasından son derece kaçınır, sika râvîlerin rivâyetlerinden oluşan sahîh haber ve peygamber uygulamalarını ve Kûfe âlimlerinin görüşlerini alırdı, fakat sonradan bir kısım insanlar, ona haksız saldırılarda bulundular. Allah bizi de onları da affetsin!" [47]

İbn Abdilberr, Züheyr b. Muâviye’den rivâyetine göre; O şöyle der:

"Ebû Hanîfe’ye: "kölenin emânı" hakkında sordum. O da:

"Savaşmazsa emânı bâtıldır." dedi.

Ben, kendisine Âsım el-Ahvel’den, bu görüşün tersini ifade eden bir rivâyet nakledince sustu, cevap vermedi. Daha sonra On yıl boyunca Kûfe’den ayrı kaldım, döndüğümde aynı soruyu ona yönelttiğimde bu kez Ahvel’in (adı geçen) rivâyetiyle cevap verdi. Eski görüşünü bırakmıştı. Bundan da anladım ki Ebû Hanîfe, işittiği (hadis ve âsâr'a) tâbi oluyordu.”[48]

Fudayl b. Iyâz şöyle der:

"Ebû Hanîfe, Eğer bir meselede sahîh hadis varsa onu alırdı. Sahâbe ve Tâbiînden o meselede sahîh bir görüş bulursa yine alırdı. Eğer aradığını bulamazsa, o zaman kıyas yapardı. Kıyası da güzel yapardı!" [49]

Züheyr b. Muâviye’nin rivâyetine göre, [50] O şöyle anlatıyor:

"Bir gün Ebû Hanîfe’nin yanında bulunuyordum. Ebyâd b. el-Ağver adlı bir şahıs, kendi aralarındaki bir konunun kıyasî yönüyle ilgili olarak Ebû Hanîfe ile müzâkerede bulunurken –Medîne Ehli’nden birisi olduğunu sandığım bir zat- mescidin bir köşesinde yüksek sesle haykırarak: "Nedir bu kıyaslar! Bırakın bunları ! Zira, ilk kıyası yapan iblisti!" deyince, Ebû Hanîfe o tarafa yönelerek;

"Ey filanca! sen sözü yerinde kullanmıyorsun! Çünkü İblis, Allâh’ın emrini reddetmişti. Bu hususu Allâh Teâlâ: "…Hani bir zamanlar Meleklere: "Âdem’e saygı secdesinde bulunun!" dediğimizde, -İblis dışında- bütün melekler secde etmişlerdi. İblis, Cinlerdendi. Rabbinin emrine isyân etmişti." (Kehf-50) diyerek beyân etmiştir.

Biz ise meseleyi, Kitap, Sünnet veya İcmâ’dan bir asla kıyas eder, ictihad ta bulunur ve ittibâ üzere olmaya devam ederiz. Bu nerde!… (İblisin kıyası) nerde!…" diye karşılık vermiş, adı geçen şahıs, söylediği sözden tevbe ederek; "Sen benim kalbimi nurlandırdığın gibi Allah da senin kalbini nurlandırsın!" diye dua etmiştir."

(Bu olaydan anlaşıldığı üzere Ebû Hanîfe, Kur’an ve Sünnet’ten bir delile dayanmadıkça asla bir görüş ileri sürmezdi.)

Hasan b. Sâlih ve (Iraklı fakih ve muhaddis) Yahyâ b. Âdem’ in rivâyetine göre; O şöyle der:

"Ebû Hanîfe, hadislerin nâsih ve mensûhunu çok iyi araştırırdı. Kendisi, Rasûlullah (s.a.v.)’tan ve onun Ashâbından sahîh bir haber bulursa, onunla amel ederdi. Kûfe Ehli’nin hadislerini ve fıkhını iyi bilirdi. Bölgemizdeki halkın uygulamalarını dikkate alır, beldesine ulaşan Rasûlulah (s.a.v.)’ın en son uygulamasından haberi olurdu." [51]

Sehl b. Müzâhim, Ebû Hanîfe’nin fıkhî metodu hakkında şunları söyler:

"Ebû Hanîfe’nin yöntemi: mevsûk olanı almak, çirkin olandan kaçmaktır. İnsanların uygulamalarına, doğru olan işlerine, onlara yararlı olan şeylere bakıp onları muteber tutmaktır. Meseleleri kıyas’a göre değerlendirir. Kıyas yapmak uygun olmazsa, elverdiği ölçüde istihsân’a başvururdu. İstihsan da işlemez hale gelirse, o zaman Müslümanların aralarında muteber kabul ettikleri uygulamalara bakardı…" [52]

Mekke Ehli’nden İbn Cüreyc (v.150/767):

"Ebû Hanîfe, mutlaka sağlam bir asla dayanarak hüküm verirdi. İstesek bunu gösteririz!.." [53] demiştir.

Ebû’l-Müyyed el-Havârizmî, Abdullah İbn el-Mübârek’ten şunu nakleder:

''Ebû Hanîfe herhangi bir konuda konuştuğu zaman matlaka Kur’an ve Sünnet’ten bir delile dayanırdı." [54]

Ebû Hanîfe’nin çağdaşı A’meş anlatıyor:

"Ebû Hanîfeye ‘şu şu konularda ne düşünüyorsun ?" diye sorduğumda, O da şöyle şöyle dedi.

"Ben: "Bütün bunları neye dayanarak söylüyorsun?" dediğimde, başladı benim kendisine rivâyet ettiğim hadisleri saymaya …

(Bu arada Ebû Hanîfe, A’meş’ten işittiği hadis ve rivâyetlerden yedi sekiz tanesini ardarda rivâyet zincirleriyle beraber sıralar)

Bunun üzerine A’meş,

"Ben bu rivâyetlerle amel ettiğini hiç tahmin etmiyordum. Üstelik benim sana bir yıl boyunca aktardığım rivâyetleri sen bir saatte arka arkaya diziverdin!

"Ey fakihler topluluğu! Sizler doktorsunuz biz ise eczacıyız. Sana gelince Ey Adam! Sen, her ikisini de bir araya getirmişsin!" [55]

Ebû Hanîfe, Medine’de Hz.Ali’nin torunu İmâm Muhammed el-Bâkır (v.117/732) ile bir araya gelmişlerdi. İ. Muhammed Bâkır, (Ebû Hanîfe’ye hitaben):

"(Duyduğuma göre) Sen, dedem Hz.Muhammed (s.a.v.)’in hadislerine muhâlefet ediyormuşsun!" deyince;

Ebû Hânîfe: "Allah korusun! Bu nasıl olur!…Oturun bakalım. Ceddiniz Rasûlullâh’a ve size büyük hürmetim vardır." dedi. Kendisi iki dizi üzere gelerek aralarında şöyle bir konuşma geçti.

Ebû Hânîfe:

-Kadın mı zayıftır yoksa erkek mi?

-Kadın zayıftır.

-Ebû Hânîfe:

"Kadının hissesi mirasta yarım, erkeğin ki ise tamdır. Eğer ben sırf kıyas ile hareket etmiş olsaydım zayıfı korur onun mirastaki payını artırırdım!"

-Namaz mı efdâldir? Yoksa oruç mu?

-Namaz efdâldir.

-Eğer kıyas ile konuşmuş olsaydım, bu efdâlliğine binâen kadının hayızlı zamanlarında kılamadıkları namazların edâ edilmesini isterdim!

-İnsan idrarı mı pistir? Yoksa menîsi mi?

-İdrarı daha pistir.

-Eğer sırf kıyasla hareket etmiş olsaydım, her işeyenin gusül yapması gerektiğine hüküm verirdim!

Ben Rasûllah’ın görüşünü alır, hadise aykırı bir görüş ileri sürmekten Allah’a sığınırım!!

Bunun üzerine İmâm Muhammed el-Bâkır ayağa kalkarak Ebû Hanîfe’yi anlından öpmüş, ona iltifatta bulunmuştur..[56]

Ebû Mutîı’l-Belhî (v.199/814)’nin rivâyetine göre İmâm Ebû Hanîfe şöyle demiştir:

"Bir gün Halîfe Mansûr’un huzuruna girmiştim. Bana:

"Ey Ebû Hanîfe sen ilmi kimlerden aldın?" dedi. Ben de cevaben: "Hammâd’dan; O da İbrâhîm (en-Nehaî)’den; Onun aracılığıyla Ömer, Ali, Abdullah İbn Mes’ûd ve Abdullah İbn Abbâs’ın ashabından…aldım." deyince, Mansûr: "Sen işini gayet sağlama almışsın!" dedi." [57]

Abdülazîz b. Ebî Seleme el-Mâcişûn (v.212/827) der ki:

"Ebû Hanîfe Medîne’ye geldiğinde onunla çeşitli meselelerde görüş alışverişinde bulunurduk. Bu sırada güzel deliller ileri sürerdi. Bunda ayıplanacak bir şey yok, zira biz de rey’le konuşup delil getirirdik.”[58]

Bir adam Yezîd b. Harun (v.206/221)’a:

"İmâm Mâlik’in re’yi mi? yoksa Ebû Hanîfe’nin re’yi mi size daha sevimli geliyor?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

"Mâlik’in hadislerini yazınız. Çünkü O, râvileri çok iyi seçip, araştırırdı.

Ebû Hanîfe’ye gelince, onun gibisi görmedim. Kiminle fıkhî bir konuda bir tartışmaya girse mutlaka üstün gelirdi. Fıkıh ve Ferâiz ilmi ise, Ebû Hanîfe ve Ashâbına mahsus bir sanat gibidir. Sanki onlar, bunun için yaratılmışlardır." [59]

Abdullâh b.el-Mübârek(v.181/797) der ki:

"Hasan b. Umâra Ebû Hanîfe’nin bindiği hayvanın üzengisinden tutarak,

"Vallâhi, fıkhî konularda sizden daha belîğ, daha sabırlı, daha hazır cevaplı birisini görmedik. Siz, döneminizin tartışmasız liderisiniz! Aleyhinizde konuşanlar, sadece size haset ettiklerinden dolayı böyle davranmaktalar!" [60]

Ebûbekr b. Ayyâş (v.193/809) der ki:

"Nu’mân b. Sâbit, döneminin en fakîhiydi." [61]

Buhârî’nin en önde gelen hocası Ali b. el-Medînî (v.234/849) der ki:

"Abdürrezzâk (v.211/836)'ı şöyle derken işittim:

"Ma’mer(v.152/769)’in yanında iken, onun yanına İbnü’l-Mübârek geldi. Hepimiz Ma’mer’in şöyle dediğini işittik:

"Fıkhî konularda Ebû Hanîfe’den daha güzel kıyas yapıp hüküm çıkaran; hüküm verirken Allâh’ın dinine herhangi bir kuşku sokmaktan çok korkan bir kimse görmedim." [62]

Mekkî, Ebû Hanîfe’nin, (fıkıhta kullandığı hadisleri) kırkbin hadis içerisinden seçtiğini, mezhebin ileri gelen fakihlerinden Muhammed b. Şücâ’ (v.266/876)’ın fıkha dair eserlerinde ise, yetmiş bin merfu, bir o kadar da mevkûf hadis bulunduğunu kaydeder.[63]

Yine Mekkî, sika olduğunu belirttiği bir kimsenin kendisine:

"Ebû Hanîfe, seksen üç bin fıkhî meselede görüş belirtmiştir. Bunların otuz sekiz bini ibâdetler, kırk beş bini ise muâmelât konularına ilişkindir." [64] dediğini nakleder.

Yezîd b. Hârûn (v.226/821) der ki:

"Ebû Hanîfe’den daha akıllı, daha fazîletli, daha verâ’lı bir kimse görmedim." [65]

Ebû Dâvud es-Sicistânî (v.275/888) der ki:

"Allah rahmet etsin Mâlik, (dinde) İmâm’dı! Allah rahmet etsin Şâfiî (de), İmâm’dı! Allah rahmet etsin Ebû Hanîfe (de) İmâm’dı!" [66]

Bişru’l-Hâfî, Abdullah b.Davud el-Hureybî’nin şöyle dediğini nakleder:

"Eğer (eser) hadis talep etmek istersen, Süfyân-ı Sevrî’ye; Fıkhî incelikleri öğrenmek istiyorsan Ebû Hanîfe’ye git!" [67]

Cerîr der ki: Muğîre b. Şu’be bana:

"Ebû Hanîfe ile otur-kalk fakîh olursun.Eğer İbrâhîm en-Nehaî hayatta olsaydı mutlaka onunla oturur kalkardı.!" [68]

Abdullâh b. el-Mübârek der ki:

"Eğer Allah Teâlâ beni, Ebû Hanîfe ve Süfyân-ı Sevrî ile tanıştırmasaydı korkarım bidatçilerden olurdum!" [69]

İbn Abdilberr’in kaydettiğine göre [70], Ebû Hanîfe’ye: "Mescidde bir grup insan aralarında fıkhî müzakerede bulunuyorlar." denilince; "Onların başkanı var mı?" diye sormuş, orada bulunanlar: "Hayır!" deyince: "Öyleyse Onlar, ebediyyen fakîh olamazlar.!" demiştir

Sibtu İbni’l-Cevzî (v.654/1256) der:

Bir defasında Hocam (ve aynı zamanda dedem) Ebû’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’ ile aramızda şöyle bir konuşma geçti.

Ben: "Efendim! Bazı muhaddisler niçin Ebû Hanîfe (r.a.)’ hakkında ileri-geri konuşuyorlar?" dedim.

O da: "O, kıyasa başvuruyor! (da ondan…)" dedi. Ben de:

"Diğer İmâmlar da kıyas’ı alıyorlar." deyince,

"Fakat O, diğerlerinden daha fazla kıyasa başvuruyor!" diye karşılık verince, " O halde onların da herkese, kıyası aldığı oranda yüklenmeleri gerekmez mi?" dedim cevap veremedi." [71]

Kâdî Iyâz (v.544/1149) Ebû Hanîfe’nin, Mâlik’in akranı olup, ondan hadis rivâyetinde bulunduğunu kaydeder.[72]

Muvaffak b. Ahmed el-Mekkî şöyle der:

"Bazı kimseler Ebû Hanîfe’yi (hadis ve) eserleri bırakıp, kıyas’a başvurduğu suçlamasında bulunurlar ki, bu tamamen İmâm’a yöneltilmiş bir iftiradır. Onun ve arkadaşlarının yazdıkları kitaplar gözden geçirilirse görülecektir ki, bir çok meselede O, kıyası terk ederek eseri almıştır. Mesela: Namazda gülmenin abdesti de bozması, uzanarak yatıp uyuyan kimsenin abdestinin bozulması, unutarak yiyip-içen kimsenin orucunun bozulmaması gibi."[73]

Kerderî (v.827/1424)'nin Muhammed b. Semâa (v.233/847)’dan naklettiğine göre, İmâm Ebû Hanîfe, mezhep kitaplarında yetmiş küsur bin hadis zikretmiştir.[74]

 

[20] Mekkî, Menâqıb, s.105

[21] Mekkî, a.g.e., s.75; Kerderî, Menâqıb, s.164

[22] İbn Abdilberr, el-İntiqâ, s.257

[23] Saymerî, a.g.e., s.25; Mekkî, , Menâqıbü Ebî Hanîfe, s.80, 82

[24] Mekkî, Menâqıb, s.148

[25] Saymerî, a.g.e., s.25

[26] Saymerî, a.g.e., s.25; Kerderî, Menâqıb, s.164

[27] Mekkî, Menâqıb, s.85; Kerderî, Menâqıb, .s.169

[28] Mekkî, Menâqıb, s.85

[29] Kerderî, Menâqıb, s.170

[30] Mekkî, Menâqıb, s.81, 82

[31] Kâdî Iyâz, a.g.e., 1/131

[32] Kerderî, Menâqıb, s.169

[33] Râzî, a.g.e., s.211; İbn Abdilberr, el-İntiqâ, s.269; Şîrâzî, Tabaqâtü’l-Fukahâ, s.87

Bağdâdî, a.g.e, 13/338; Mekkî, Menâqıb, s.96; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, 6/399; Târîhu’l-İslâm, 9/312; Menâqıbü Ebî Hanîfe, s.31; Mizzî, Tehzibu’l-Kemâl, 29/429; Kerderî, Menâqıbu Ebî Hanîfe, s.45; Taşköprüzâde, Tabaqâtü’l-Fukahâ, s.13; İbn Kesîr, el-Bidâye, 9/409; Şa’rânî, a.g.e., 1/53; Süyûtî, Tebyîzü’s-Sahîfe, s.103

[34] Kâdî I'yâz, Tertîbü’l-Medârik, 1/131

[35] el-İntıqâ, s.270

[36] Saymerî, Ahbâr, s.82; Sâlihî, Uqûd, s.187

[37] Saymerî, Menâqıb, s.81

[38] Râzî, Âdâbü’ş-Şâfiî ve Menâqıbuh, s.210; Hatîb, Târîh, 13/346; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam, 8/131; Kerderî, Menâqıb, s.99; Zehebî, el-I’ber, I/164; İbnü’l-Imâd, Şezerâtü’z-Zeheb, 2/230; Askalânî, Tehzîbü’t-Tehzîb, 10/450; Şa’rânî, el-Mîzânü’l-Kübrâ, 1/53 [Saymerî (s.26)’nin ve Kerderî (s.99)’nin rivâyeti ise; ( الشافعي يقول; الناس عيال علي أبي حنيفة في القياس والاستحسان) şeklindedir.]

[39] Şîrâzî, a.g.e., s. 87

[40] Mekkî, Menâqıb, s.100

[41] Isfehânî, a.g.e, s.22; Saymerî, a.g.e., 26, 27; Mekkî, Menâqıb, 139; Zehebî, Menâqıb, 34, 35

[42] İbn Abdilberr, el-İntıqâ, s.270; Saymerî, a.g.e., s.26; Isfehânî, a.g.e., s.22, 23; (krş.Hatîb, a.g.e., 13/340-341)

[43]Zehebî, Siyer, 6/395; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, c.29/424; Zehebî, Târîhu'l-İslâm, 9/ 310; İbn Hacer Askalânî, Tehzîbü’t-Tehzîb, 10/450

[44] Saymerî, a.g.e, .s.87; Sâlihî, Uqûd, s.200

[45] Saymerî, a.g.e, . s.87; Sâlihî, a.g.e., s.200

[46] İbn Abdilberr, a.g.e, s.209

[47] İbn Abdilberr, el-İntıqâ, s.262

[48] İbn Abdilberr, a.g.e., s.258

[49] Sâlihî, Uqûd, s.172

[50] Mekkî, a.g.e., s.74; Kerderî, Menâqıb, s.162, 163; Sâlihî, Uqûd, s.176, 177

[51] Mekkî, Menâqıb, s.80

[52] Mekkî, Menâqıb, s.75; Kerderî, Menâqıb, s.163

[53] Mekkî, a.g.e., s.78

[54] Sâlihî, Uqûd, s.175

[55] Mekkî, Menâqıb, s.139-141

[56] Heytemî, el-Hayrâtü’l-Hısân s.76, 77 (Benzer bir rivâyet için bkz. Şa’rânî, el-M’izânü’l-Kübrâ, 1/56); Mekkî, Menâqıb, s.143,

[57] Saymerî, Ahbâr, s.68 (Benzeri rivâyetler için bkz. Heytemî, a.g.e., s.43; İbn Kesîr, el-Bidâye, 9/411; Sâlihî, Uqûd, s.175, 176)

[58] Sâlihî, Uqûd, s.207

[59] Saymerî, a.g.e., s.86

[60] Zehebî, Menâqıb, s.47

[61] Zehebî, Menâqıb, s.29

[62] Mekkî, Menâqıb, s.80; Sâlihî, Uqûd, s.197, 198

[63] Mekkî, a.g.e., s.84

[64] Mekkî, Menâqıb, s.85

[65] Zehebî, Menâqıb, s.42

[66] Zehebî, a.g.e., s.46

[67] Zehebî, a.g.e, s.29; Benzer bir rivâyet için bkz. Sâlihî, Uqûd, s.201

[68] Zehebî, a.g.e, s.29

[69] Zehebî, a.g.e., s.30

[70] İbn Abdilberr, el-İntiqâ, s.257

[71] Sibtu İbni’l-Cevzî, el-İntisâr, s.9 (Benzeri bir rivâyet, İbnü’l-Cevzî yerine Ahmed b. Hanbel üzerinden anlatılmaktadır. Bkz. Zehebî, Menâqıb, s.41)

[72] Kadı Iyâz, a.g.e., 1/143

[73] Mekkî, Menâqıb, s.83

[74] Kerderî, Menâqıb, s.169

 

Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:27

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumu