| Yazan: Dr. Ali Pekcan,
Tarih: 17.12.2007 - 21:23
|
Okunma Sayısı : 462 |
(İctihâd’ın mahiyeti ve sınırlarına dair bir analiz)
Sunuş:
Dinî nasslar bir taraftan mü’minleri tefekkür, itibar ve ictihada teşvik ederken, diğer taraftan “Herşeyi açıklamak üzere sana kitabı indirdik” “Bugün dîninizi ikmâl ettim, size verdiğim ni’metimi tamamladım. Ve sizin için din olarak sadece islâmdan razı oldum.” gibi ayetler, özellikle “ Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” meâlindeki âyet, nasslar dışında ictihada yer kalmadığına işaret eder gibi gözükmektedir.
Nitekim başta İbn Hazm
(v.456) olmak üzere Zâhirîler, adı geçen âyet ve hadisleri kendi
doktrinlerinin merkezi yapmışlar ve adı geçen ayet ve hadisleri
zâhirlerine bakarak yorumlamışlardır. Mesela İbn Hazm’a (v.456) göre, insan hayatının bütün alanlarında, bu alanları düzenleyen Kur’ân ve Sünnet’ten bir nass
mutlaka vardır. Dolayısıyla, hakkında nass bulunmayan hiçbir konu
bulunmamaktadır. Bunu bizzat Kur’ân’ın kendisi söylemektedir. (mes.Mâide,3; Enam,38; Nahl,44) Dolayısıyla nass dışında başka bir delil ve hüküm çıkarma metoduna ihtiyaç yoktur. ‘Hakkında nass olmayan konular’ın varlığından söz etmek, son derece yanlış olup, insanın itikadını bile zedeler.
İbn Kayyım el-Cevziyye de (v.751) aynı görüşü savunur. ‘İ’lâmu’l-Muvaqqıîn’ adlı eserinde konuya ilişkin görüşleri değerlendirdikten sonra şöyle der;
“...Sözü
edilen üç görüşten doğru olanı, nassların bütün olayların hükümlerini
içine alacak derecede kapsamlı olduğudur. Dolayısıyla Allah ve rasûlü,
bizi kıyas ve re’ye başvurmaya itmez. Aksine bütün hükümler beyân
edilmiştir. Kısacası nasslar, olayları hükme bağlamada kâfî ve
vâfîdir...”
Buna mukabil çoğunluğu teşkil eden usûl âlimleri, ihâta ve beyânı ikiye ayırmış; şâriin her meselenin hükmünü –ismen ve lafzan-beyânı
kasd ve murâd eylemediğini, umûmî kâide ve kurallarla nassların bütün
dînî hükümlere şâmil bulunduğunu, cüz’î hâdiselerin bu umûmî kâidelerin
şümûlüne sokularak hükme bağlanmasının, en geniş manasıyla ve bütün
nevîleriyle ictiၨâda muhtaç bulunduğunu, bunun için de ictihâdın farz kılındığını ileri sürmüşlerdir.
Bu
görüş sahiplerinin dayandığı deliller ile bu görüşe sahip olan
âlimlerin görüşlerinden bazılarını şöylece sıralamak mümkündür.
1-Kur’ân-ı kerim’de, “Müminlerin
hepsi savaşa çıkacak değildir. O halde içlerinden her bölüğün bir kısmı
dînin inceliklerini iyice anlamak, dönünce de kendi toplumlarını
sakındırmak için savaşa çıkmamalıdırlar.”
buyurulur. Bu âyette Allah Teâlâ, kullarından bir kısmının, dinin
inceliklerini anlayıp, diğerlerine aktarmalarını istemektedir.
2-Bir başka âyette,
herhangi bir konuda ihtilâfa düşüldüğünde, meselenin çözümünün Allah ve
Rasûlüne götürülmesi emredilmektedir. Allah ve Rasûlüne götürmek ,
onlara ait nasslar çerçevesinde ilgili konuya çözüm aramak demektir ki,
bu da ictihadla mümkündür.
3- ‘Muaz hadisi’ diye meşhûr olan hadiste Rasûlullah (sav), Muaz b. Cebel’i Yemen’e vâli olarak gönderirken kendisine ‘...Sana bir problem arzolunursa ne ile hükmedeceksin? diye sormuş, o da; ‘Allah’ın kitabı ile’ diye karşılık vermiş, ‘- Ya Allahın kitabında meselenin hükmünü bulamazsan?’ deyince, ‘Rasûlünün sünnetiyle hüküm veririm.’ deyince Rasûlullah (sav); ‘Ya orada da aradığın cevabı bulamazsan? ‘ deyince, Muaz; ‘Hiç çekinmem, kendi re’yimle hükmederim!’ demiştir.
Rasûlullah (sav) de Muaz (ra)’ın verdiği bu cevabı beğenmiş ve onaylamıştır. Adı geçen hadisin diğer varyantlarında ‘Ya orada aradığın cevabı bulamazsan?’ yerine ‘aradığın cevap ya orada yoksa?’ şeklinde geçmektedir ki, bu ikinci ifade nassların sınırlı olduğunun en açık ifadesidir.
Hz.Ömer (ra), Ebû Mûsâ el-Eş’arî’ye yazdığı mektupta;
“...Sana
Kur’ânda Sünnet’te hükmü bulunmayan bir mesele arzolunursa, o konuyu
iyice ve derinliğine düşün! Sonra durumları birbirine mukâyese et!...” diyerek, meselelerin nasıl çözülmesi gerektiğine dair metodolojiyi kendisine öğütlemiştir. Ayet, hadis ve Selefin sözlerinden sonra şimdi de diğer İslam âlimlerinin bu doğrultudaki sözlerini vermek istiyoruz.
İmâm Şâfiî (v.204), kıyas metoduna başvurmak için ilgili konuda açık bir nassın bulunmaması gerektiğini ‘...Hakkında Kitap ve Sünnet’te belirli bir nass bulunmayan bir konuda...’
şeklinde ifade etmektedir. Şâfiî’nin bu sözünden de anlaşılan, her
konuda mutlaka o meseleyi hükme bağlayan bir nass bulunmamaktadır.
Meşhûr Hanefî fakîhi Hassâf (v.262), der ki,
“...Re’y
ictihâdına gelince, olaylar sınırsız nasslar ise sınırlıdır. Her konuda
o konuyu hükme bağlayacak bir nass bulunmaz. Müctehid, hakkında nass
bulunan manayı, hakkında nass bulunmayan benzer konuya da uygulamak
için çıkarmaya ihtiyaç duyar. Fakat bu re’y ictihâdı, kitap ve
sünnet’ten birine muhâlif olmadığı sürece huccet olmaya devam eder...“
‘...Birazcık
inceleme araştırma yapan bir kimse görecektir ki, şeriatin kaynakları
belirli ve kısıtlı, kuralları sayılı ve sınırlıdır. Ahkâmı içine alacak
âyetler ile haram ve helale ilişkin beyanlar malumdur. Tekliflere
ilişkin haberler de sınırlıdır...Yine biz biliyoruz ki, her konuda
mutlaka Allahın bir hükmü bulunmamaktadır. O halde sınırlı olan bu
nasslar, nasıl sonsuz sayıdaki olayları çözüme kavuşturacaktır?...’ diye sorar sonra da
‘...Birisi
çıkar da ; ‘sınırlı olan nasslarla sınırsız olayları nasıl çözüme
kavuşturacağız?’ derse, ben de derim ki,’bu, ancak , şer’î ilimlerde
zirveye ulaşmış, başarılı kimselerin başa çıkacağı bir görevdir!’ diyerek cevap verir.
Ünlü Hanefî usûlcüsü Serahsî (v.490) de ‘nassların sınırlı, olayların ise sınırsız’ olduğunu açıklıkla belirtir.
İbn Rüşd (v.520) ‘...Nasslar her olayın hükmünü içine almazlar..’ derken, torunu İbn Rüşd el-Hafîd (v.595) de benzeri düşünceleri dile getirir. Mâverdî (v.450),’...Birçok olayın hükmü hakkında nass yoktur. Hükmü belirtilmeyen olaylar belirtilenlerden daha çoktur...’ derken Zerkeşî (v.794) ise; ‘...Allah Teâlâ bütün şer’î hükümler için mutlaka kat’î bir delil belirlememiş, aksine -bilinçli olarak-mükelleflere genişlik/rahatlık sağlamak, onları tek bir mezheble sınırlamamak amacıyla zannî nitelik taşıyan delilleri ortaya çıkarmıştır...”
Tûfî (v.716), nassların sınırlı olayların ise sınırsız olduğunu,
dolayısıyla nassın bittiği yerde ictihâdın başlayacağını belirtir. İbn
Teymiyye (v.728), her konuda, o konuyu çözüme kavuşturan nass ve icmaın
her zaman bulunmayabileceğini ilke olarak kabul eder, peşinden Ahmed
b.Hanbel’(v.241)in bu konudaki görüşün zikreder.
‘İmâm(A.b.Hanbel)’ın
kıyas’a olan ihtiyâcı, su bulan kimsenin teyemmüm edemiyeceğine benzer,
imamın kendisinden nakledildiğine göre, ‘ âsâr (nass-eser), olayların tamamını içine alacak niteliktedir. Kıyasa ihtiyaç ise çok azdır.’ Onun sözünden anlaşıldığına göre, sahâbî fetvaları lafzen ve manen bütün olayları kuşatır. Hatta O, ‘hadiste sana yetecek cevap varken re’yi ne yapacaksın?’ demiştir.
Ancak
,insanların gerçekteki amelleri ile gelecekte başlarına gelmesi
muhtemel yeni olaylar arasında bir ayırım yapılması gerekir. Meydana
gelmiş olayların tamamında nass bulunurken, yeni oluşan olayların çoğu
hakkında nass bulunmamaktadır. Zahirîlerin de içinde
bulunduğu bir gruba göre, nasslar; fiilen gerçekleşsin-ya da
gerçekleşmesin bütün olayları içine alacak bir nitelik taşır.
Bütün bu naklettiğimiz görüşlerden de anlaşılacağı üzere iki sonuç ortaya çıkmaktadır.
2- Nasslar
sınırlıdır. Olaylar ve olgular ise sınırsız ve değişkendir.
Dolayısıyla, olayları çözümlemek için, nassların dışında bir yöntemin
bulunması gerekir.
-Nahl, 98
Son Güncelleme : 17.12.2007 - 21:23
|