Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Mevrid-i Nass'da İctihad'a Mesağ Yok(mu?)dur II E-Posta
 

Yazan: Dr. Ali Pekcan, Tarih: 17.12.2007 - 21:27

Okunma Sayısı : 750

A- MEVRİD-İ NASS’TA İCTİHADA MESAĞ YOKTUR’ KAİDESİNİN OLUŞUM SÜRECİ VE KAİDEDEKİ ‘NASS’ TERİMİNİN ANLAMI

İlk üç nesil İslâm Hukukçularının yaygın kabullerine göre, herhangi bir konuda Kur’ân ve Sünnet’ten bir nass bulunursa o konudaki ilgili nassları bırakıp, ictihada başvurmak caiz değildir. Meselâ; İmâm Ebû Hanîfe (v.150), nass varken kıyas’a başvurduğu şeklinde kendisine yöneltilen suçlamayı reddederek, ‘nass varken hiç ictihada başvurulur mu?’ diye karşılık vermiştir.[30] Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî (v.189), ‘eser (nass) varken kıyas yapılmaz.’ (lâ Kıyâse maa eser) [31]derken, Şâfiî (v.204); ‘Haber varken kıyas yapmak helal olmaz.’ [32] demektedir. Cessâs (v.370) ta, ‘İttifakla kabul edildiğine göre nass varken ictihâd düşer.’ [33]demek suretiyle aynı yönde açıklama yapar.

Kâide, bazı alimlerce; (Lâ kıyâsa maa’n-nass) şeklinde zikredilmiştir.Bunlardan biri de İbn Qudâme’(v.)dir.[34] Hatîbü’l-Bağdâdî (v.463) de, ‘Nass varken ictihad düşer’ der buna dair seleften çeşitli örnekler verir.[35] İbn Qayyım, da,‘dînî konularda nasslara muhâlif olarak hüküm ve fetvâ vermek haramdır. Nass varken ictihad ve taklîd düşer. Ulemâ bu hususta icma etmiştir.’ [36]demektedir. İlk dönem İslâm bilginlerinden verilen bu örneklerden de anlaşılacağı üzere ‘nass varken ictihad yapılamıyacağı’ düşüncesi oldukça yaygın bir kanaati ifade etmektedir. Fakat, ‘nass varken ictihad yapılamayacağı’ şeklindeki düşünce, mutlak anlamda alınırsa doğruyu yansıtmaktan uzak bir durum ortaya çıkmaktadır. Nitekim İslam Hukukunun temel kaynakları olan Kuran ve Sünnet metinlerinin ilgili yorum ve açıklamalarını gözden geçiren kimse görecektir ki hemen hemen bütün ayet ve hadislerin anlaşılmasında çok farklı görüş ve değerlendirmelere yer verildiğini yani nassların bizatihi kendileri hakkında farklı ictihadların yapıldığını görecek, Mecelle’de ifadesini bulan ‘mevrid-i nass’ta ictihada mesâğ yoktur.’ şeklindeki kuralın realiteye ters düştüğünü ilk bakışta anlayacaktır.

Bu hususta, ilk dönem İslâm Hukuku literatürüne özellikle ilm-i hılâf türü eserler ile Taberî (v.310), İbnü’l-Münzir (v.310), Tahâvî (v.321), Mervezî (v.340), İbn Hazm (v.456), İbn Abdilberr (v.463), Mâverdî (v.450), Şîrâzî (v.476), İbn Kudâme (v.),gibi ansiklopedist yazarların eserlerine bakmak yeterlidir.

O halde Mecellede dile getirilen kuraldaki ‘nass’ teriminden murad nedir? Bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

İzmirli İsmail Hakkı, Mecellenin bu maddesinin kimilerince yanlış anlaşıldığını belirttikten sonra şöyle demektedir.

’...Bu meseledeki hatânın menşeine gelince; Usûl-ı fıkıh kitaplarında beyân olduğu üzere “nass” birkaç manaya gelir:

1-Kurân-ı kerîm ve Hadîs-i şerîf,

2-Sevk-i kelâm cihetiyle ve mütekellim tarafından neş’et eden bir sebeple zâhir’den ziyâde münkeşef olan kavildir. Nass (lafız) da ‘ma’nâ-yı mesûqun leh’ bulunmak şarttır. Zâhir (lafız) da ise, ‘ma’nâ-yı mesûqun leh’ bulunmak şart değildir.

3-Mutlak (olarak) lafızdır. Nass, fıkhen bu manâyadır.

Bu kâide’de zikrolunan nass, üçüncü manada iken elfâz-ı müşterekesinden gaflet olunarak birinci mana alınmıştır...”[37]

Tesbit ettiğimiz kadarıyla ‘nass’ terimi,

a) Kanun metni ve kuralı ,

b) Usûl-ı fıkıhtaki açık lafızlardan ‘nass’ ,

c) Mezhep imamının görüşü

d) Kitap ve Sünnet metni,

anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla biz de konuyu belirtilen çerçeveden hareketle açıklamaya çalışacağız.

1- ‘Kanun metni ve kuralı’ anlamında.

Suphî Mahmasânî, bu kaidenin manasının; ‘kadî ve müctehidin şer’in veya kanunun metniyle mukayyet olduğunu , dolayısıyla nass (yasa metinlerine)lara aykırı olarak hüküm ıstınbâtında bulunamıyacağını, fikir yürütemeyeceğini belirttikten sonra bu nassların ‘sarîh’ olmakla kayıtlı olduğunu belirtir.[38] Ali Himmet Berki, kaideyi verdikten sonra,

‘...Mansûs olan yani, kanunda hükmü açıkça söylenen bir mesele hakkında ictihâda lüzum görülmez. Çünkü ictihad, hükmü sarîh olmayan meselelerde kânun vâzı’ının maksadını arayıp bulmak ve mevzûâtın temas etmediği hâdiselerde çalışıp, bu boşlukları doldurmak için kabul edilmiş bir müessesedir. Sarahat bulunan yerlerde çalışıp yorulmağa mahal yoktur; sarâhat mûcebince amel olunur.

Sarâhat olan yerlerde ictihada mesâğ verilse ictihad ile varılan netîce ya kanun sarâhatına muvâfık veya muhâlif olacaktır. Muvâfık ise, esasen düşünmeğe ihtiyaç yoktur. Muhâlif ise, kanunun sarâhati karşısında bu ictihâdın hiç kıymeti olmaz. Bu yoldaki ilmî ictihad ve mütâlaalar,kanunları intikâd mahiyetini geçemez.” [39] der

Bu prensip, pozitif hukuk nazarında da kabul edilmiştir. Yani ictihadlarına aykırı sarîh bir kânûnî hükmün bulunması halinde hâkimler, hükümlerinde ictihad yapamazlar, çünkü hâkimin fonksiyonu tatbiktir, teşrî’(hüküm koymak) değildir.”[40]

iken 2-Usûl-ı fıkıhtaki açık lafızlardan ‘nass’ anlamında

İctihâdın yapılamayacağı alan olarak zikredilen ‘nass’tan maksadın, usûl-ı fıkıh terimlerinden biri olan nass olduğu da söylenmiştir.[41]

Lafzî deliller, hükme iletmeleri açısından dört kısımdır.

1-Zâhir; Tevile ihtimâli bulunmakla birlikte, bizzat sîğası (kipi) ile kendisinden murad edilen mananın açık olduğu lafızdır.

2-Nass; -Tevile ihtimali bulunmakla birlikte -zâhir lafza göre daha açık bir nitelik taşıyan, açıklığı, kendi sîğasından değil, sözün kendisi için sevkedildiği manadan kaynaklanan lafızdır.

3-Müfesser; tevil ihtimaline yer bırakmayacak biçimde nass (lafız) dan daha açık sözdür.

4-Muhkem; manası, nesh ve tevil ihtimali bulunmayacak şekilde sağlam olan sözdür.

lafızların yapılarındaki açıklıktan kapalılığa doğru sıralamasını şu şekilde göstermek mümkündür.

Muhkem

Müfesser

Nass

Zâhir

Hafî

Müşkil

Mücmel

Müteşâbih

 

İctihada kapalı alan


İctihada açık alan

 

                       

Nass ve zahir lafızlar, tevil edilmeye elverişli olduklarında dolayı kendileri var ictihad yapmak mümkün iken Muhkem ve müfesser lafzın karşısında ictihad yapmak caiz değildir. [42]

3-‘Mezhep imâmının görüşü’ anlamında;

Son dönem Osmanlı Kadîlarından Mahmûd Hamza (v.1305), ‘Hicrî dördüncü asırdan sonra Kıyas yapmak yasaklanmıştır!?’der. Bu hususun Tahtâvî’nin ed-dürr’üzerine yazdığı hâşiyede kitâbü’l-Qâdî bölümünde zikredildiğini belirtir. Sonra da ilgili kaideyi şöyle açıklar;

‘Müftî ve hâkim herhangi bir mesele hakkında kendisine kıyas yapılacak bir asıl (nass) bulamazsa, hemen kıyasa başvurmaz. Çünkü günümüzde bu mümkün değildir. Zira, Hamevî’nin de belirttiği gibi, hicrî dördüncü asırdan sonra kıyas yapmak yasaklanmıştır.’[43]

Zerka’nın bu konudaki uyarı mahiyetinde sözleri dikkat çekicidir. O bu meyanda şunları söyler:

Fakihlerin, ‘mevrid-i nassta ictihada mesâğ yoktur’ şeklinde ifade ettikleri kaidenin, ilk bakışta buraya konuluşu faydasızdır. Zira ictihad kapısı, içinde bulunduğumuz dönemde -hakkında nassın varlığından dolayı ictihad caiz olsun ya da olmasın – buna yönelik girişiminde bulunanların yüzüne kapatılmıştır.

Nitekim, ‘Hulâsa’ adlı kitabın (hapis cezası bölümün’de) ‘zamanımızda ictihada ehil hiçbir kimse bulunmamaktadır’ denilmektedir

Daha sonra Zerqâ, bu şekildeki bir anlayışın amacını tesbit sadedinde,

‘...Belki de adı geçen kâidenin konuluşundan maksat, müftî ve kadılara, -eşit iki rivayet arasından birini tercih etmek, denk iki görüşten birini -durum ve şahıs gözönünde tutularak seçmek-biçimindeki ictihad faaliyetleri hususunda- kendileri için belirlenen yetki sınırını aşmamaları konusunda uyarıda bulunmaktır...bir başka ihtimal de müftî ve kadılara, ‘ictihad edemiyecekleri’ hususlar konusunda mezhepte belirtilen hükümleri, (üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmadan) aynen nass gibi değerlendirmeleri gerektirdiğini hatırlatmaktır... Eğer belirttiğimiz söz konusu bu ihtimal sahih ise, bu durumda bu kaidedeki nass’tan maksat, mezhep kitaplarında zikredilen görüşlerdir.” demektedir. [44]

4- ‘Kuran ve Sünnet metni’ anlamında.

Nass teriminden ilk akla gelen anlam Kitap ve sünnet metinleridir. Ancak bazı alimler İcmâ’ , kıyâs-ı celî ve Kavâid-i Külliyyeyi de ‘nass’ kapsamına almışlar dolayısıyla yapılan bir ictihâdın adı geçen delillere aykırı olması halinde bu tür ictihadların geçersiz olduğunu savunmuşlardır. Kanaatimize göre onlar bu sonuca, ’ictihad, ictihadla nakzolunmaz’[45] kuralındaki ifadenin tersinden hareket ederek ulaşmışlardır. Buna göre ‘ictihad hangi durumlarda bozulursa o alanlarda ictihad yapılamaz’ demektir. Dolayısıyla, araştırmamızın odak noktasını oluşturan bu kâidenin , ‘ictihadların birbirlerini bozamayacağı’ ilkesi ile çok yakından ilgili olduğu kanaatindeyiz. Zira bu kaidenin anlaşılması için yapılan açıklamalardan yola çıkarak ‘ictihad yapılamıyacak alanı tesbit etmek mümkündür. Dolayısıyla, önce bu kuraldan kısaca bahsetmek istiyoruz.

Mahmasânî, bu kâidenin Mecâmî’[46] de geçtiğini, aslında Kuran’ daki, ‘zann, hakk’tan bir şey ifade etmez.” (Yunus,10/36) ayetine dayandığını söyler. [47]

İbnü’l-Mâcişûn (v.212)’un İmâm Mâlik (v.179)’ten yaptığı rivayete göre O, ‘...Bir qâdî ictihada açık bir alanda hüküm verse, bir sonraki qâdî önceki verilen hükmü geçersiz kılamaz..’[48] İmâm Muhammed b. Hasen (v.189) de aynı yönde şunları söyler:

“...Bir qâdî (hâkim), Fuqahânın ihtilâf ettiği bir konuda hüküm verse, sonraki gelen bir qâdî önceki gâdî’nin verdiği bu hükümden farklı bir görüşe sahip olsa bile, önceki verilen hükmü uygulamak durumundadır.[49] (dolayısıyla önceki hükmü bozamaz.)”

Bu söz, hem ictihad alanını belirlemekte hem de ictihadların eşit derecede meşrûluğu’ ilkesini vurgulamaktadır. Eğer ictihadların birbirini geçersiz kılacağını söylersek bu durumda nasıl bir durumla karşılaşırız bunun cevabını Âmidî (v.631)’den dinleyelim;

”..Eğer ictihada açık konularda verilen hükümlerin geçersiz kılınması halinde yargı(dan beklenen maslahat) sağlanmamış olur. Her ictihad, başka ictihadla, her sonradan yapılan önceden yapılan ictihadı bozacak olursa, bu zincirleme olarak hep geriye doğru böyle gideceğinden hükümlere (yargı kararlarına) olan güven duygusu zedelenmiş, hükümler arasında büyük bir kargaşaya yol açar. Bu da yargıdan beklenen maslahatın elde edilmesini ortadan kaldırmış olur. Bu nedenle, kat’î delilllere aykırı olmadığı sürece, ictihadla ulaşılan hükümler bozulamazlar.” [50]

Eğer nass terimi bu anlamda kullanılırsa, o zaman kaide, fiili durumla çatışmaktadır. O halde buradaki ‘nass’ın doğru anlaşılması gerekir. Nitekim alimler bu hususu ‘kat’i olan deliller[51] şeklinde açıklamak zorunda kalmışlar ancak ‘kati’ den maksadın ne olduğu hakkında ise değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Şimdi bu görüşleri görebiliriz.

 

[30] -Şa’rânî, Abdülvehhâb (v.973), el-Mîzânü’l-Kübrâ,Kahire,1306,I/56

[31] -Şeybânî, Muhammed b. el-Hasen (v.189), el-Hucce alâ Ehli’l-Medîne (Tahk. Ebu’l-Vefâ el-Afgânî), Haydarabad-Deken, 1965, I/204

[32] -Şâfiî, Muhammed b.İdris (v.204), er-Risâle, s.599 (fıkra:1817)Lâ Yehıllü’l-Kıyâsu ve’l-Haber mevcûdun

[33] -Cessâs, a.g.e.,IV/38

[34] -Mes. Bkz.İbn Qudâme, Muvaffaquddîn (v., el-Muğnî (tahk.A.et-Türkî-A.Mahmûd el-Huluv), Kahire,1986, 6/120,128, 8/343

[35] -Bağdâdî, Hatîb (v.462), el-faqîh ve’l-Mütefeqqıh, (neşr.Âdil b.Yusuf Ğarâzî), Riyad,1996,I.B.,I/54 vd.

[36] -İbn Qayyım (v.751), İ’lâmü’l-Muvakkıîn,(haz.Muhammed Abdüsselâm İbrahim),Beyrut,1993,II.B.II/199

[37]- İzmirli,İsmail Hakkı, Sebîlü’r-Reşâd Mecmuası, sayı.292,sh.96,97

[38] -Mahmasânî, Suphî, Felsefetü’t-Teşrî fi’l-islâm, Beyrut,1961, s.193

[39] -Berki, Ali Himmet, Hukuk Mantığı ve Tefsir, Ank.1948, s.201, 202

[40] -Zerqâ, Mustafa Ahmed, el-Medhalü’l-Fıkhî el-Âmm, Dımeşk,1998, I.B.,II/s.1015-1017

[41] -Abbâdî, a.g.e., IV/353

[42] -Zerqâ, Muhammed (v.1357), Şerhu’l-Qavâidü’l-Fıkhıyye, Beyrut,1989, s.150-152

[43] -Hamza, Mahmûd (v.1305), el-Ferâidü’l-Behiyye fi’l-Kavâidi ve’l-Fevâidi’l-Fıkhıyye, Dımeşk,1987

[44] -Zerqâ,a.g.e., s.150-152

[45] -İsnevî, Cemâlüddîn (v.772), et-temhîd fî Tahrîci’l-Fürû’ ale’l-Usûl, (tahk.M.Hasen Heyto), Beyrut,1987, s.533 (İnne’l,Qâdî lâ yünqadu qadâuh)

[46] -Hâdimî, Ebû Saîd (v.1176), Mecâmiu’l-Haqâiq,İst.1303,II/46 (18.kaide)

[47] -Mahmasânî, Suphî, Felsefetü’t-Teşrî fi’l-islâm, Beyrut,1961, III.B.s.193

[48]- Qâdî Iyâd (v.544), Mezâhibu’l-hukkâm fî Nevâzili’l-Ahkâm,(tahk.Dr.Muhammed b.Şerîfe),Beyrut,1990,s.38

[49] -Şeybânî, Muhammed b.el-Hasen (v.189), el-Câmiu’s-Sağîr , lüknevî (v.1304)’nin en-Nâfiu’l-Kebîr adlı şerhi ile birlikte), Beyrut,1986, s.399,340 ‘(ve mâ ihtelefe fîhi’l-fuqahâ feqadâ bihî’l-Qâdî sümme câe Qâdın âhar yerâ ğayra zâlik emdâhu) (Bu sözün muhtemel yorumları için bkz. İbn Hümâm, Fethul-Kadir,7/300; Kudûrî, Ebu’l-Huseyn (v.428), el-Muhtasar (şerhi el-Lübâb’la birlikte), neşr.Abdürrezzâq el-Mehdî, Beyrut,1994, s.164)

[50] -Âmidî, Seyfüddîn (v.631),el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm,(neşr.İbrahim el-Acûz),Beyrut,1985, II/429

[51] -Ğazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed (v.505), el-Mustasfâ min Ilmi’l-Usûl, Bulak,h.1324, II/354; İbn Rüşd, Ebu’l-Velîd Muhammed (v.595), ed-Darûrî fî Usûli’l-Fıkıh, (tahk.Cemâlüddîn el-Alevî), Beyrut,1994, s.138; İbnu’s-Sââtî, İbn Tağlîb (v.694), Bedîu’n-nizâm, (ta’lîq; Sa’d b.Ğarîr), Mekke,h.1418,2/676; Cezerî, Şemsüddîn (v.711), Mi’râcü’l-Minhâc (Şerhu minhâc li’l-Beydâvî), (tahk.Dr.Şabân M.İsmâil),Kahire,1993, II/291; İbn Hümâm, Kemâlüddîn (v.681), Fethu’l-Kadîr, Beyrut,Ts.7/300; Karadâvî,Yûsuf, el-İctihâd fi’ş-şerîati’l-İslâmiyye, Kuveyt,1989, s.65

 

Son Güncelleme : 17.12.2007 - 21:36

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa