| Yazan: Dr. Ali Pekcan,
Tarih: 17.12.2007 - 21:27
|
Okunma Sayısı : 188 |
A- ‘MEVRİD-İ NASS’TA İCTİHADA MESAĞ YOKTUR’ KAİDESİNİN OLUŞUM SÜRECİ VE KAİDEDEKİ ‘NASS’ TERİMİNİN ANLAMI
İlk üç nesil İslâm Hukukçularının yaygın kabullerine göre, herhangi bir konuda Kur’ân ve Sünnet’ten bir nass bulunursa o konudaki ilgili nassları bırakıp, ictihada başvurmak caiz değildir. Meselâ; İmâm Ebû Hanîfe (v.150), nass varken kıyas’a başvurduğu şeklinde kendisine yöneltilen suçlamayı reddederek, ‘nass varken hiç ictihada başvurulur mu?’ diye karşılık vermiştir. Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî (v.189), ‘eser (nass) varken kıyas yapılmaz.’ (lâ Kıyâse maa eser) derken, Şâfiî (v.204); ‘Haber varken kıyas yapmak helal olmaz.’ demektedir. Cessâs (v.370) ta, ‘İttifakla kabul edildiğine göre nass varken ictihâd düşer.’ demek suretiyle aynı yönde açıklama yapar.
Kâide, bazı alimlerce; (Lâ kıyâsa maa’n-nass) şeklinde zikredilmiştir.Bunlardan biri de İbn Qudâme’(v.)dir. Hatîbü’l-Bağdâdî (v.463) de, ‘Nass varken ictihad düşer’ der buna dair seleften çeşitli örnekler verir. İbn Qayyım, da,‘dînî konularda nasslara muhâlif olarak hüküm ve fetvâ vermek haramdır. Nass varken ictihad ve taklîd düşer. Ulemâ bu hususta icma etmiştir.’ demektedir. İlk dönem İslâm bilginlerinden verilen bu örneklerden de anlaşılacağı üzere ‘nass varken ictihad yapılamıyacağı’ düşüncesi oldukça yaygın bir kanaati ifade etmektedir. Fakat, ‘nass varken ictihad yapılamayacağı’
şeklindeki düşünce, mutlak anlamda alınırsa doğruyu yansıtmaktan uzak
bir durum ortaya çıkmaktadır. Nitekim İslam Hukukunun temel kaynakları
olan Kuran ve Sünnet metinlerinin ilgili yorum ve
açıklamalarını gözden geçiren kimse görecektir ki hemen hemen bütün
ayet ve hadislerin anlaşılmasında çok farklı görüş ve değerlendirmelere
yer verildiğini yani nassların bizatihi kendileri hakkında farklı
ictihadların yapıldığını görecek, Mecelle’de ifadesini bulan ‘mevrid-i nass’ta ictihada mesâğ yoktur.’ şeklindeki kuralın realiteye ters düştüğünü ilk bakışta anlayacaktır.
Bu hususta, ilk dönem İslâm Hukuku literatürüne özellikle ilm-i hılâf türü eserler ile Taberî
(v.310), İbnü’l-Münzir (v.310), Tahâvî (v.321), Mervezî (v.340), İbn
Hazm (v.456), İbn Abdilberr (v.463), Mâverdî (v.450), Şîrâzî (v.476),
İbn Kudâme (v.),gibi ansiklopedist yazarların eserlerine bakmak
yeterlidir.
O halde Mecellede dile getirilen kuraldaki ‘nass’ teriminden murad nedir? Bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
İzmirli İsmail Hakkı, Mecellenin bu maddesinin kimilerince yanlış anlaşıldığını belirttikten sonra şöyle demektedir.
’...Bu meseledeki hatânın menşeine gelince; Usûl-ı fıkıh kitaplarında beyân olduğu üzere “nass” birkaç manaya gelir:
1-Kurân-ı kerîm ve Hadîs-i şerîf,
2-Sevk-i
kelâm cihetiyle ve mütekellim tarafından neş’et eden bir sebeple
zâhir’den ziyâde münkeşef olan kavildir. Nass (lafız) da ‘ma’nâ-yı mesûqun leh’ bulunmak şarttır. Zâhir (lafız) da ise, ‘ma’nâ-yı mesûqun leh’ bulunmak şart değildir.
3-Mutlak (olarak) lafızdır. Nass, fıkhen bu manâyadır.
Bu kâide’de zikrolunan nass, üçüncü manada iken elfâz-ı müşterekesinden gaflet olunarak birinci mana alınmıştır...”
Tesbit ettiğimiz kadarıyla ‘nass’ terimi,
a) Kanun metni ve kuralı ,
b) Usûl-ı fıkıhtaki açık lafızlardan ‘nass’ ,
c) Mezhep imamının görüşü
d) Kitap ve Sünnet metni,
anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla biz de konuyu belirtilen çerçeveden hareketle açıklamaya çalışacağız.
1- ‘Kanun metni ve kuralı’ anlamında.
Suphî Mahmasânî, bu kaidenin manasının; ‘kadî ve müctehidin şer’in veya kanunun metniyle mukayyet olduğunu , dolayısıyla nass (yasa metinlerine)lara aykırı olarak hüküm ıstınbâtında bulunamıyacağını, fikir yürütemeyeceğini belirttikten sonra bu nassların ‘sarîh’ olmakla kayıtlı olduğunu belirtir. Ali Himmet Berki, kaideyi verdikten sonra,
‘...Mansûs
olan yani, kanunda hükmü açıkça söylenen bir mesele hakkında ictihâda
lüzum görülmez. Çünkü ictihad, hükmü sarîh olmayan meselelerde kânun
vâzı’ının maksadını arayıp bulmak ve mevzûâtın temas etmediği
hâdiselerde çalışıp, bu boşlukları doldurmak için kabul edilmiş bir
müessesedir. Sarahat bulunan yerlerde çalışıp yorulmağa mahal yoktur;
sarâhat mûcebince amel olunur.
Sarâhat
olan yerlerde ictihada mesâğ verilse ictihad ile varılan netîce ya
kanun sarâhatına muvâfık veya muhâlif olacaktır. Muvâfık ise, esasen
düşünmeğe ihtiyaç yoktur. Muhâlif ise, kanunun sarâhati karşısında bu
ictihâdın hiç kıymeti olmaz. Bu yoldaki ilmî ictihad ve
mütâlaalar,kanunları intikâd mahiyetini geçemez.” der
Bu prensip, pozitif hukuk nazarında da kabul edilmiştir. Yani ictihadlarına aykırı sarîh
bir kânûnî hükmün bulunması halinde hâkimler, hükümlerinde ictihad
yapamazlar, çünkü hâkimin fonksiyonu tatbiktir, teşrî’(hüküm koymak)
değildir.”
iken 2-Usûl-ı fıkıhtaki açık lafızlardan ‘nass’ anlamında
İctihâdın yapılamayacağı alan olarak zikredilen ‘nass’tan maksadın, usûl-ı fıkıh terimlerinden biri olan nass olduğu da söylenmiştir.
Lafzî deliller, hükme iletmeleri açısından dört kısımdır.
1-Zâhir; Tevile ihtimâli bulunmakla birlikte, bizzat sîğası (kipi) ile kendisinden murad edilen mananın açık olduğu lafızdır.
2-Nass; -Tevile ihtimali bulunmakla birlikte -zâhir
lafza göre daha açık bir nitelik taşıyan, açıklığı, kendi sîğasından
değil, sözün kendisi için sevkedildiği manadan kaynaklanan lafızdır.
3-Müfesser; tevil ihtimaline yer bırakmayacak biçimde nass (lafız) dan daha açık sözdür.
4-Muhkem; manası, nesh ve tevil ihtimali bulunmayacak şekilde sağlam olan sözdür.
lafızların yapılarındaki açıklıktan kapalılığa doğru sıralamasını şu şekilde göstermek mümkündür.
|
Muhkem
|
Müfesser
|
Nass
|
Zâhir
|
Hafî
|
Müşkil
|
Mücmel
|
Müteşâbih
|
|
|
İctihada kapalı alan
|
|
İctihada açık alan
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nass ve zahir lafızlar, tevil edilmeye elverişli olduklarında dolayı kendileri var ictihad yapmak mümkün iken Muhkem ve müfesser lafzın karşısında ictihad yapmak caiz değildir.
3-‘Mezhep imâmının görüşü’ anlamında;
Zerka’nın bu konudaki uyarı mahiyetinde sözleri dikkat çekicidir. O bu meyanda şunları söyler:
Fakihlerin,
‘mevrid-i nassta ictihada mesâğ yoktur’ şeklinde ifade ettikleri
kaidenin, ilk bakışta buraya konuluşu faydasızdır. Zira ictihad kapısı,
içinde bulunduğumuz dönemde -hakkında nassın varlığından dolayı ictihad
caiz olsun ya da olmasın – buna yönelik girişiminde bulunanların yüzüne
kapatılmıştır.
Nitekim, ‘Hulâsa’ adlı kitabın (hapis cezası bölümün’de) ‘zamanımızda ictihada ehil hiçbir kimse bulunmamaktadır’ denilmektedir
Daha sonra Zerqâ, bu şekildeki bir anlayışın amacını tesbit sadedinde,
‘...Belki
de adı geçen kâidenin konuluşundan maksat, müftî ve kadılara, -eşit iki
rivayet arasından birini tercih etmek, denk iki görüşten birini -durum
ve şahıs gözönünde tutularak seçmek-biçimindeki ictihad faaliyetleri
hususunda- kendileri için belirlenen yetki sınırını aşmamaları
konusunda uyarıda bulunmaktır...bir başka ihtimal de müftî ve kadılara,
‘ictihad edemiyecekleri’ hususlar konusunda mezhepte belirtilen
hükümleri, (üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmadan) aynen nass gibi
değerlendirmeleri gerektirdiğini hatırlatmaktır... Eğer belirttiğimiz
söz konusu bu ihtimal sahih ise, bu durumda bu kaidedeki nass’tan
maksat, mezhep kitaplarında zikredilen görüşlerdir.” demektedir.
4- ‘Kuran ve Sünnet metni’ anlamında.
Nass teriminden ilk akla gelen anlam Kitap ve sünnet metinleridir. Ancak bazı alimler İcmâ’ , kıyâs-ı celî ve Kavâid-i Külliyyeyi
de ‘nass’ kapsamına almışlar dolayısıyla yapılan bir ictihâdın adı
geçen delillere aykırı olması halinde bu tür ictihadların geçersiz
olduğunu savunmuşlardır. Kanaatimize göre onlar bu sonuca, ’ictihad, ictihadla nakzolunmaz’ kuralındaki ifadenin tersinden hareket ederek ulaşmışlardır. Buna göre ‘ictihad hangi durumlarda bozulursa o alanlarda ictihad yapılamaz’ demektir. Dolayısıyla, araştırmamızın odak noktasını oluşturan bu kâidenin , ‘ictihadların birbirlerini bozamayacağı’ ilkesi ile çok yakından ilgili olduğu kanaatindeyiz. Zira bu kaidenin anlaşılması için yapılan açıklamalardan yola çıkarak ‘ictihad yapılamıyacak alanı tesbit etmek mümkündür. Dolayısıyla, önce bu kuraldan kısaca bahsetmek istiyoruz.
Mahmasânî, bu kâidenin Mecâmî’ de geçtiğini, aslında Kuran’ daki, ‘zann, hakk’tan bir şey ifade etmez.” (Yunus,10/36) ayetine dayandığını söyler.
İbnü’l-Mâcişûn (v.212)’un İmâm Mâlik (v.179)’ten yaptığı rivayete göre O, ‘...Bir qâdî ictihada açık bir alanda hüküm verse, bir sonraki qâdî önceki verilen hükmü geçersiz kılamaz..’ İmâm Muhammed b. Hasen (v.189) de aynı yönde şunları söyler:
“...Bir
qâdî (hâkim), Fuqahânın ihtilâf ettiği bir konuda hüküm verse, sonraki
gelen bir qâdî önceki gâdî’nin verdiği bu hükümden farklı bir görüşe
sahip olsa bile, önceki verilen hükmü uygulamak durumundadır. (dolayısıyla önceki hükmü bozamaz.)”
Bu söz, hem ictihad alanını belirlemekte hem de ictihadların eşit derecede meşrûluğu’ ilkesini
vurgulamaktadır. Eğer ictihadların birbirini geçersiz kılacağını
söylersek bu durumda nasıl bir durumla karşılaşırız bunun cevabını
Âmidî (v.631)’den dinleyelim;
”..Eğer
ictihada açık konularda verilen hükümlerin geçersiz kılınması halinde
yargı(dan beklenen maslahat) sağlanmamış olur. Her ictihad, başka
ictihadla, her sonradan yapılan önceden yapılan ictihadı bozacak
olursa, bu zincirleme olarak hep geriye doğru böyle gideceğinden
hükümlere (yargı kararlarına) olan güven duygusu zedelenmiş, hükümler
arasında büyük bir kargaşaya yol açar. Bu da
yargıdan beklenen maslahatın elde edilmesini ortadan kaldırmış olur. Bu
nedenle, kat’î delilllere aykırı olmadığı sürece, ictihadla ulaşılan
hükümler bozulamazlar.”
Eğer
nass terimi bu anlamda kullanılırsa, o zaman kaide, fiili durumla
çatışmaktadır. O halde buradaki ‘nass’ın doğru anlaşılması gerekir.
Nitekim alimler bu hususu ‘kat’i olan deliller
şeklinde açıklamak zorunda kalmışlar ancak ‘kati’ den maksadın ne
olduğu hakkında ise değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Şimdi bu
görüşleri görebiliriz.
-Şa’rânî, Abdülvehhâb (v.973), el-Mîzânü’l-Kübrâ,Kahire,1306,I/56
-Şeybânî, Muhammed b. el-Hasen (v.189), el-Hucce alâ Ehli’l-Medîne (Tahk. Ebu’l-Vefâ el-Afgânî), Haydarabad-Deken, 1965, I/204
Son Güncelleme : 17.12.2007 - 21:36
|