|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Mevrid-i Nass'da İctihad'a Mesağ Yok(mu?)dur III E-Posta
 

Yazan: Dr. Ali Pekcan, Tarih: 17.12.2007 - 21:35

Okunma Sayısı : 105


a) Kat’î delilden maksat, nass, icmâ’, kıyas-ı celîve kavâid-i külliyyedir.

Aralarında Şîrâzî (v.476)[52], Kelvezânî (v.510)[53], Qâdî Iyâd (v.544)[54],Âmidî (v.631)[55], İbn Hâcib (v.646)[56], İzz b.Abdisselâm (v.660)[57], Qarâfî (v.684)[58], İbn Ferhûn(v.799) , İbn Ebi’d-Dem (v.642)[59], İbn Cüzeyy (v.741)[60], Baqûrî (v.707) [61], Isfehânî (v.749)[62], Abdü’l-Qâfî es-Sübkî (v.756)[63], Tâcüddîn es-Sübkî (v.771)[64], İsnevî (v.772)[65], Zerkeşî (v.794)[66], Fâdânî (v.h.1410)[67], el-Hısnî (v.829)[68] Süyûtî (v.911),[69] Şirbînî (v.977)[70], Qâsımî (v.1332)[71] gibi bir çok Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî bilgine göre nass, icma, kıyâs-ı celî ve kavâid-i külliyye’ye aykırı olan ictihadlar bozulur.[72] Fakat bu görüşteki terimlerin çok genel ve sınırlarının belirsiz oluşuna dikkat edilmelidir. Nitekim, Qarâfî, ve İbn Ferhûn (v.799), bu durumu farketmişler ve ‘nass, kıyas-ı celî, kavâid-i külliyye’ye aykırı olmayı’, ‘icmâ ve ve daha üstün bir delilden bir muârızı olmadığı sürece’ şeklinde kayıtlamak sûretiyle adı geçen terimlere bir ölçüde açıklık getirmeye çalışmışlardır. Bu kayda uygun olarak kırâz, müsâqât, selem, havâle vb konuların, kıyas ilkelerine ve küllî kâidelere aykırı olmalarına rağmen haklarında özel deliller bulunmasından dolayı kendilerine cevaz verilmiş olup, bu tür konulardaki iftâ ve qadâ’ hükümlerinin bozulamayacaklarını söylemişlerdir. [73]

b) ‘Kat’î’ den maksadın kitap, mütevâtir-meşhûr sünnet ve icmâ olduğunu söyleyenler:

Aralarında Cessâs (v.370)[74], Semerkandî (v.539) [75], Mevsılî (v.599)[76], Kâsânî (v.587)[77], İbnü’l-Hümâm (v.861) Emîr-i Pâdişah (v.987)[78], Fenârî’ (v.834)[79], Nizâmuddîn Ensârî (v.1180)[80], Muhammed Bahît (v. )[81], İbn Nüceym(v.970)[82] Aliyyu’l-Qârî(v.[83], İbn Âbidîn (v.1552)[84], Lüknevî (v.1303)[85], İ.Hakkı İzmirli (v.1946)[86] Elmalılı H.Yazır (v.1942)[87], Zerqâ (v.1357)[88]’nın da içinde bulunduğu Hanefîlere göre, hâkimin hükmü,

a) (en-nassu’l-Müfesser), Kitap’tan tefsiri yapılmış nass,

b) Mütevâtir-meşhûr sünnet’e veya

c) İcmâ’a aykırı olursa, bu ictihad geçersizdir.

Hanbelîlerden İbn Teymiyye (v.721) de Hanefîlere yakın görüş belirterek şöyle der;

“....Sahabe,Tabiin ve daha sonrakı nesiller, herhangi bir konuda görüş ayrılığına düştüklerinde Allah Teâlâ’nın emrine uyarak ilgili konu hakkında danışma nasihat içerikli münazara yapıyorlar, bazan ,din kardeşliği,saygı ve sevgiyi elden bırakmaksızın ilmi ve ameli bir konuda görüş ayrılığına düştükleri de oluyordu. Evet..bir kimse açık (müstebîn)Kuran nassına, yaygın olarak bilinen (müstefîz) sünnet’e ve ümmetin Selefinin icma’larına aykırı olarak davranırsa, bu hususta özürlü kabul edilemez. Ona, bid’at ehline yapılan muamele yapılır.” [89]

Yine Hanbelîlerden İbn Bedrân (v.1346) ise oldukça ilginç bir bilgi verir.

Dört mezhep imâmı ve bağlılarına göre, ictihâdî konularda verilen yargı kararları bozulamaz. Ancak, verilen hüküm, Kur’ân nassına âhâd bile olsa sünnet nassına, -zannî değil-kat’î icma’a aykırı olursa, bozulur. İmâm Mâlik, Şâfiî ve İbn Hamdân’a göre celî kıyas’a aykırı olan hüküm de bozulur.Ancak doğru olan ister celî olsun- ister hafî olsun kıyas’a aykırı olan ictihadların bozulma masıdır. Mâlik’e göre küllî kâidelere aykırı olan hükümler de geçersiz kabul edilir.[90]

c) Kat’îliğin lafızların delalet ve sübût yönünden ele alınması gerektiğini söyleyenler:

“...Sem’î deliller, şâri-i mübîn den sübûtları ve birer hükm-i şer’îye delâletleri itibâriyle dört kısımdır. Bu cihetle, matlûbu isbât bakımından kuvvetleri de derecelidir.

a.) Sübûtu ve delâleti kat’îdir.

Bütün âyât-i Kur’âniyyenin sübûtu kat’îdir. (Tevâtüren nakledilmiştir.) Bunlardan müfesser ve muhkem denilen âyetlerin ise, sübût ve delâletleri kat’îdir. Hanefîlere göre, manaları kat’î olan meşhûr hadisler de buna dâhildir.

b.) Sübûtu kat’î, delâleti zannî olanlar;

Müevvel denilen âyetler ile tevâtüren menqûl olup, lafızları müevvel bulunan hadisler gibidir ki, bunların sübûtları tevâtürle sabit olduğundan dolayısıyla kat’îdirler. Fakat lafızları müteaddid manalara şâmil olduğundan bunlardan herhangi birine delâletleri zannîdir.

c.) Sübûtu zannî delâleti kat’î olur;

Haber-i âhâd kabîlinden olup, elfâzı müfesser veya muhkem olan hadîs-i şerifler gibi.

d.) Sübûtu ve delâlet zannî olan;

Haber-i âhâddan olup, lafızları müteaddid manalar arasında müşterek olan hadîs-i şerîf gibi.[91]

Kanatimizce sözünü ettiğimiz kaidedeki nass teriminin, icmâ, kıyas-ı celî ve küllî kâideleri içine alınması doğru değildir. Çünkü icmâ’ın delil oluşunda icmâ’ bulunmadığı gibi, mahiyeti, nakli, geçerlilik alanı vb. hususlarda da farklı görüşler vardır.[92] Kıyas ve kavâid-i külliyye ise her zaman tartışmaya açık kavramlardır. Dolayısıyla bu terim ve kavramları nass kapsamına sokularak bir nevi dokunulmazlık niteliğine büründürülmeleri doğru değildir. Bu nedenle Kitap ve Sünneti tümünden elde edilen sonuçlara göre bağlayıcılığı sabit olan nasslar, sarîh ve kat’î nitelikte olanlardır. Bu sebeple sözünü ettiğimiz kaidedeki nass’ın sarîh ve kat’i olmak biçimindeki vasıfları ile kayıtlanması gereklidir. ‘Sarîh’ terimi; muhkem-müfesser lafızları içine alacak biçimde hükmü doğrudan ve yoruma yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde belirleyen Kitap ve Sünnet ifadelerini, “kat’î” terimi ile de, bize gelişi ve aktarılışı mütevâtir ya da meşhûr olan sözcükleri kapsamaktadır. Dolayısıyla bu nitelikli nasslar ictihad faaliyetinin dışında kalmakta, böylece kaidedeki mevcud ifadenin anlamının dışında çok geniş bir alan, ictihadın yapılabilirlik kapsamına girmektedir.

B- İCTİHADIN MAHİYETİ VE ALTERNATİF İCTİHAD YÖNTEMİ

Bunu daha belirgin bir biçimde ifade etmek gerekirse ictihadın yapılış türlerini şu şekilde ifade etmek mümkündür

1-Beyânî ictihad

2-Kıyâsî ictihad

3-Istıslâhî ictihad.

Bu durumda müctehidin karşılaşabileceği durumları iki ana ihtimale irca etmek mümkündür;

-Ya nass karşılaşılan olayı doğrudan düzenlemiştir

-veya bu şekilde düzenlememiştir.

1-Doğrudan düzenlemede iki alt ihtimal vardır.

a)-Ya görüş ayrılığına imkan vermeyecek şekilde sonuç anlaşılmaktadır

b)-veya farklı sonuçlara ulaşılabilecek şekilde bir düzenleme vardır. İşte bu durumda ictihad faaliyetine ihtiyaç duyulur. Buna yorum ictihadı denilebilir.(el-İctihâdü’l-Beyânî)

Ünlü Şâfiî usûlcüsü Ebû İshâq eş-Şîrâzî (v.476) bu hususta önemli bir düzeltmede bulunarak

‘...Bazıları[93] ‘ictihad sadece kıyas’tan ibârettir’ derler bu doğru değildir. Zira ictihâd, kıyas tan daha kapsamlı bir kavramdır. Meselâ, mutlakın mukayyede hamledilmesi, âmmın hâssa tercih edilmesi, gibi hususlar her ne kadar kıyas olmasalar da hükmü arama faaliyetleridirler dolayısıyla ictihadı kıyasla sınırlandırmanın anlamı yoktur.”[94] der.

2- (Doğrudan düzenlemenin bulunmaması halinde de) iki alt ihtimal yer alır.

a)-Şayet olayı, ‘illet’ olarak nitelenebilecek bir bağ vasıtasıyla bir nassa bağlamak mümkünse, bunun için yapılan ictihada kıyas ictihâdı denir. (el-İctihâdü’l-kıyâsî)

b)-Şayet buna da imkan bulunamıyorsa, olay İslam hukukunun genel ilkeleri veya belirli bir konudaki nassın rûhundan çıkarılan ilkeler vasıtasıyla nassa veya nasslara bağlanır; Bu ictihad türüne ıstıslâh ictihâdı denir. (el-İctihâdü’l-Istıslâhî)

(Dikkat edilmelidir ki, bu üç ictihad türünden biri ile mutlaka ‘iktizâ’(;gereklilik) taşıyan bir hükme ulaşma zorunluluğu yoktur; bu tür bir hükme ulaşılamıyorsa ‘el-ibâhatü’l-asliyye’(mubahlığı asıl olması) ve ‘berâetü’z-zimme’ (aksi yönde delil bulunmadıkça kişinin borçluluğuna ve suçluluğuna hükmedilememesi) ilkeleri uyarınca ‘tahyîr’(serbestlik)’e veya yükümlülüğün bulunmadığına hükmedilir; bu yolla sonuca ulaşmaya ‘ıstıshâb’ denir.[95]

İctihadın mahiyeti ve geçerlilik alanını daha kolay anlaşılır kılmak için şöyle bir şema ile göstermek mümkündür.

HAKKINDA NASS BULUNAN ALAN

HAKKINDA NASS BULUNMAYAN ALAN

 

İCTİHADA

KAPALI NASSLAR

İCTİHADA AÇIK NASSLAR



 

Sübûtu ve delâleti kat’î (mütevatir-meşhûr) nasslar ile ‘muhkem’ ve ‘müfesser’ olarak kabul edilen nasslar

Yanda belirtilen nitelikte olmayan bütün nasslar beyân (yorum) ictihâdına açıktır.

 
 


Beyânî ictihâd

Kıyâsî İctihâd

Istıslâhî İctihâd
 

R E Y İ C T İ H A D I

 

İ C T İ H A D A L A N I

 


 

Bunu biraz daha açmak gerekirse şunları söylemek mümkündür.

a) Hükmü öğrenilmesi istenen olay hakkındaki, şer’î hükmü gösteren nakli ve delâleti kesin bir delil varsa, bunda ictihada yer yoktur. Böyle bir durumda nassın gereği yapılır. Buna göre neyin kastedildiğini gösteren tefsir edilmiş (müfesser) hüküm ayetlerinin delâleti açıktır. Uygulaması gereken bir yoruma ve uygulanacak olduğu olaylarda ictihada ihtimal yoktur.

Yüce Allah’ın ‘zina eden erkek ve kadınlardan herbirine yüzer değnek vurun!’ sözünde vurulacak değnek sayısı hususunda ictihada yer yoktur. Yine yüce Allah’ın ‘namaz kılın ve zekatı verin!’ sözündeki namaz ve zekattan kastedilen şeyi fiîlî sünnet açıkladığından dolayı her ikisinden kastedileni öğrenmek için ictihada mahal yoktur. Nass ,bizzat kendi siğasıyla sarih ve müfesser olur, ya da şari ona tefsir ve beyan eklemiş ise , onun getirdiği hükümde ictihad olmaz. Bunlara misal, tefsir edilmiş kuran ayetleri ile, (Zekata tabi mallar, her malın nisab miktarı, farz olan miktarı gibi) tefsir edilmiş mütevatir sünnetler verilebilir.

b) Ne var ki, hükmü öğrenilmek istenen olay hakkında sübûtu ve delâleti zannî, veya her ikisinden biri zannî olan nass gelmişse,bu durunda ictihada yer vardır. Çünkü müctehide gereken, sübutu zanni olanın delilin senedini ,peygamber den bize geliş biçimini, ravilerin adalet zabt sika ve sıdk açısından derecelerini incelemesi gerekir. Bu açıdan müctehidlerin yaptığı değerlendirmeler farklılık arzeder. Kimi müctehidler, delilin nakledilişine önem verip onu kabul ederken, kimileri de bu yöntemi kabul etmezler. İşte bu, müctehidlerin birçok amelî hükümde ihtilaf etme nedenlerinden biridir.

Delilin senedinde müctehidin ictihadı, kendisini naklin sağlamlığına ve ravilerin doğruluğuna götürürse, o zaman delilin gösterdiği hükmü ve onun uygulanacağı olayları bilmeye çalışır. Çünkü, bazan delilin zahiri durumu, bir mana ifade eder, fakat asıl kastedilen anlam o olmayabilir. Nasstan getirilen delil, bazan âmm, bazan mutlak, bazan emir bazan da nehiy sığasında olur. Müctehid yaptığı ictihadla, zahir anlamdan zahirinin kastedildiğini, ya da (bu kastedilmeyip) müevvel olduğunu, âmm olanın, âmm olarak kalmasını veya (böyle olmayıp,) tahsis edildiği, mutlak olanın mutlaklık üzere kaldığını ya da takyid edildiğini, emir kipinde gelen bir ibarenin, vücuba veya (nedbe) delalet ettiğini, nehyin tahrîm ya da (kerâhete) delalet ettiğini, tesbit edebilir. Ona bunu yaparken, usuli luğavi kaideler, şâri’in maksatları ile hukukun genel ilkeleri ile hükümleri açıklayan o konudaki diğer nasslar ona yol gösterir. İşte bu şekilde nassın olaya uygulanıp-uygulanamayacağı sonucuna ulaşır.

Aynı şekilde bir olay hakkında hiçbir nass yoksa, o hususta ictihada geniş bir alan var demektir. Müctehid, o olayın hükmünü, kıyas, istihsan, ıstıshab örf, mesalih-i mürsele gibi metodlar arcılığıyla öğrenir.

Bu arada V. N. Bilmen’in çok önemli saydığımız şu uyarısını burada zikretmeden geçemeyiz; O, diyor ki,

‘...İctihâdın mahalli, fürûattan olan mesâil-i şer’iyyedir. Binaenaleyh, dîn-i islâm’ın ulvî mâhiyeti hakkında, sarîh, kat’î nasslar ile veya icmâ’ ile sâbit olan mukaddes hükümleri hakkında, meselâ; namazın, orucun hükümleri, âdetleri, vakitleri hususunda ictihada asla mahal yoktur. Bunların haklarında ictihad, bunların dînen sâbit olan mâhiyetlerini tebdîl ve tağyîr demektir ki,bu asla caiz görülemez. Böyle bir cür’et, mukaddesâta karşı bir sû-i kasd demektir. Böyle bir hareket,bir kötü maksada müstenid değilse büyük bir cehâlet eseri sayılır...’[96]

Sonuç olarak özetlemek gerekirse,

“Bütün şer’î hükümler hakkında kesin deliller konulmayıp bir kısmının zanna tâbi kılındığı Sünnî ve Mu’tezilî usûlcülerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmekte ve şer’î hükümlerde zannî delillerin muteber olması genişlik ve kolaylık gerekçesi ile açıklanmaktadır. Hakkında kesin delil bulunmadığı için ictihada açık ve elverişli olan ve hükmü, ictihad yoluyla beyân edilen mesele literatürde, ‘müctehedün fîh’ veya ‘ictihâdî mesele’ diye adlandırılır.

Son tahlilde, çok farklı olmamakla birlikte usulcüler arasında ictihâdî meselenin tanımında üslûb farkı bulunmaktadır. Cüveynî, Râzî, Âmidî’nin de dahil olduğu bazı usulcüler, delillin kesin olup-olmadığına bakarak ictihâdî meseleyi,’hakkında kesin delil bulunmayan’ veya ‘delîli zannî olan şer’î hüküm’ Adudüddîn el-Îcî (v.756) ise, sonucu ön plana çıkarıp, ‘hakkında bir delil bulunan zannî/şer’î hüküm olarak tanımlamıştır. Her iki tanıma göre de, beş vakit namazın farziyeti gibi delili kesin olan hükümler ictihad konusu olmamaktadır. Bazı usulcüler, kesin delil (kat’î) tabirini nass ve icmâ olarak açıklamaktaysa da bu açıklama gerek sübût ve gerekse delâlet bakımından zannî olan nass’ı da içine aldığından dolayı, usulculerin maksadını tam olarak ifade etmekten uzaktır. Bu sebeple ictihâdî mesele için, ‘hükmü doğrudan ve açıkça belirlenmemiş mesele’ denilmesi daha uygun olur. ‘Mevrid-i nass’ta ictihâd’a mesâğ yoktur’ (mec.14) kuralı da esasen ictihâdın sadece hakkında nass bulunmayan konularda değil ayrıca hükmü doğrudan ve açıkça belirtilmemiş konularda olabileceğini ifâde etmektedir. İctihad, konuyla ilgili bir nassın bulunmaması veya karşılaşılan fıkhî meseleyi doğrudan düzenleyen, fakat farklı biçimde anlamaya müsait bir nassın bulunması durumunda söz konusu olur ve işlev yüklenir. Bunun için de hakkında kesin delil bulunan meseleler doğrudan ictihâd’a açık olmamakla birlikte ayrıntıları ictihad’a açık olabilir.

Meselâ, abdestin su ile sahîh olacağı konusunda görüş birliği bulunmakla beraber, gül suyu vb. sıvılarla abdest almanın câiz olup-olmadığı; şarabın haramlığı sabit olmakla birlikte, necis olup-olmadığı, Cuma namazının farz olduğu kesin olmakla birlikte edâsı için devlet başkanının iznine gerek duyulup-duyulmadığı, nikahın meşrû’luğu kesin olmakla birlikte akit anında şâhitlerin bulunmasının şart olup-olmadığı tartışmalıdır. [97]

 

[52]- Şîrâzî, Ebû İshâq (v.476), Kitâbu’t-Tenbîh, Beyrut,1996, s.227;

[53] -Kelvezânî, Ebu’l-Hattâb (v.510), et-Temhîd fî Usûli’l-Fıkh,(tahk.M.b.Ali b.İbrahim), Cidde, 1985, I.B.IV/332

[54] -Qâdî Iyâd (v.), a.g.e., s.38;

[55] -Âmidî, Seyfüddîn (v.631), el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm,(neşr.İbrahim el-Acûz), Beyrut,1985, II/429

[56] -İbn Hâcib, Cemâlüddîn,(v.571), Müntehâ’l-Vüsûl fi’l-Emel fî İlmeyi’l-Usûl ve’l-Cedel, Beyrut, 1985, I.B.s.213;

[57] -Qarâfî, el-fürûq,2/107; Şerhu Tenqîhu’l-Füsûl,s.441; İzz b.Abdisselam, Qavâidü’l-Ahkâm, 2/57

[58] -Qarâfî, Şihâbüddîn (v.684), el-Fürûq, Beyrut, ts.II/109; el-İhkâm fî Temyîzi’l-Fetâvâ ani’l-Ahkâm (haz.Abdülfettâh Ebû Ğudde),Beyrut,1995, s.135 vd.;

[59] -İbn Ferhûn, Şemsüddîn (v.799), Tebsıratü’l-Hukkâm, 1/56,57; Qarafî,el-İhkâm,136; İbn Ebi’d-Dem, Edebu’l-Qâdî, (tahk.Dr.M.Mustafa ez-Zühaylî), s.161-167

[60] -İbn Cüzeyy, Muhammed (v.741), el-Qavânînü’l-Fıkhıyye, Beyrut,1989, s.292

[61] -Baqûrî, Abdurrahman(v.707), Tertîbü’l-fürûq ve’htisâruhâ’, (tahk. Ömer İbn Abbâd), Mağrib, 1996, II/296

[62] -Isfehânî,Şemsüddîn M.Abdurrahman (v.749), Şerhu’l-Minhâc (li’l-Beydâvî),(tahk.Prof.Dr.Abdülkerim en-Nemle),Riyad,1999, 2/837

[63]-Ali b. Abdilkafî es-Sübkî (v.756)-Tacüddîn es-Sübkî (771), el-İbhâc fî Şerhi’l-Minhâc, Beyrut,1995, III/266;

[64] -Sübkî,Tâcüddîn(v.771), el-Eşbâh ve’n-Nezâir(tahk.A.A.Abdülmevcud-A.M.Avd, Beyrut,1991, I/406)

[65] -İsnevî, Cemalüddîn (v.772), Nihâyetu’s-Sûl Şerhu Minhâci’l-Vüsûl li’l-Beydâvî, (neşr.Abdülkadir M.Ali) Beyrut,1999, s.401

[66] -Zerkeşî,a.g.e.,IV/240

[67] -Fâdânî, M.Yâsin b.Îsâ (v.h.1410), el-Fevâidü’l-Ceniyye , (haz.Remzi S.Dımeşkıyye, Beyrut,1996, II/19-22

[68] -Hısnî,Taqıyyüddîn (v.829),Kitâbü’l-Qavâid, (tahk.Dr.Cibrîl b. M.b.Hasen el-Buseylî), Riyâd, 1997, I.B.III /339

[69] -Süyûtî, Celâluddîn, el-Eşbâh ve’n-Nezâir, (tahk.M.el-Mu’tasımbillâh),Beyrut,1987,1/208 ; Şerhu’t-tenbîh, Beyrut,1996, II/892;

[70] -Şirbînî,Hatîb (v.),Muğni’l-Muhtâc ilâ Ma’rifetiMaânî Elfâzı’l-Minhâc li’n-Nevevî, (neşr.A.A.Abdülmevcûd-A.Muhammed Muavvad),Beyrut,1994,I.B.,VI/293

[71] -Qâsımî, Cemâlüddîn (v.1332), Kavâidü’t-Tahdîs, (tahk.M.Behcet Baytar),Beyrut,1993,s.289-292

[72] -Zerkeşî, Bedruddîn (v.794), el-Mensûr fi’l-Qavâid (tahk.Dr.Teysîr Fâiq Ahmed Mahmûd), II.B.1993 ,yy , II/69; Nedvî, 412; İbn Müflih, el-Mübdi’ fî Şerhi’l-Mukni’ Beyrut, ts.,10/49

[73] -Qarâfî, el-Fürûq, II/109; İbn Ferhûn, Burhânüddîn (v.799), Tebsıratü’l-Hukkâm, (neşr. Cemal Mer’aşlî), Beyrut,1995, I/62

[74] -Cessâs, a.g.e.,IV/59

[75] -Semerqandî, Alâüddîn (v.539), Tuhfetü’l-Fukahâ, Beyrut.1984, III/370

[76] -Mevsılî, Mecdüddîn, el-Muhtâr,İst.,ts.,s.263

[77] -Kâsânî, Alâuddîn (v.587), Bedâiu’s-sanâi’ fî Tertîbi’ş-Şerâi’,(tahk.M.A.b.Yâsin Derviş), Beyrut, 1998, V/457

[78] -Emîr-i Pâdişâh, M.Emîn (v.987),Teysîru’t-Tahrîr,Beyrut,ts.,IV/180

[79] -Fenârî, Muhammed (v.834),Füsûlü’l-Bedâi’,İst.1289,II.415,428

[80] -Ensârî, Nüzâmüddîn (v.1180) Fevâtihu’r-Rahamût ,Bulak/Beyrut,1324,II/395

[81] -Mutîî,Muhammed Bahît,Süllemü’l-Vüsûl li Şerhi Nihâyetü’s-Sûl,Beyrut,ts,IV/578

[82] -İbn Nüceym, Zeynüddîn (v.970), el-Eşbâh ve’n-Nezâir (tahk.M.Mutî’ el-Hâfız), Dımeşk,1986 (ofset b.), s.119; İbn Nüceym, Zeynülâbidîn (v.970), Resâil fî ‘l-Qudât ve’l-Hukkâm (Resâilu İbn Nüceym içinde), tahk.Halil Meys, Beyrut,1980, s.374, 375

[83] -Qârî,Ali (v.1014),Fethu Bâbi’l-İnâye biŞerhi’n-Nüqâye li’l-Mahbûbî (v.747), (haz.M.N.Temîm-H.N.Temîm), Beyrut,1997, III/121

[84] -İbn Âbidîn, M.Emin (v.1552), Reddül-Muhtâr, Bulak,ty., I.B.IV/329

[85] -Lüknevî, Abdülhayy (v.1303), Şerhu’l-Hidâye, (neşr.N.Eşref Nûr Ahmed), Karaçi,h.1417,V/380

[86] -İzmirli, İsmail Hakkı, İlm-i Hılâf, İst.1330, s.218

[87] -Elmalılı,a.g.e,s.427

[88] -Zerqâ, Muhammed (v.1357), Şerhu’l-Qavâidü’l-Fıkhıyye, Beyrut,1989, s.150-152

[89] -İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, h.1398, ty., XXIV/172,173

[90] -İbnü’n-Neccâr, Abdülaziz b.Ali el-Fütûhî (v.972), Şerhu’l-Kevkebi’l-münîr, (tahk.M.ez-Zühayli-Nezîh Hammâd), Riyad,1993, IV./504-506; İbn Bedran, Abdülkâdir (v.1346), el-Medhal ilâ Mezhebi’l-İmâm A.b.Hanbel (tahk.A. et-Türkî), 1985, s.385,386

[91] -mes.bkz.Seyyid Bey, Usûl-ı Fıkıh, İst.1333, I/173

[92] -Bu konuda herhangi bir usûl-ı fıkıh kitabını icmâ’ bölümüne bakmak yeterlidir. (Ayrıca bkz.Ekrem Keleş,İslam Hukukunun Kaynağı olarak İcmâ’, Ankara 1994, (Basılmamış Doktora Tezi), Ali Pekcan, ört Mezheb İmamına Göre İcmâ’ın Delil Oluşu, Konya 1991-(Basılmamış Y.L.Tezi))

[93] -Meselâ Şâfiî (v.204), bunlardandır. O, Risâle’sinde kıyas ile ictihad’ın aynı anlamda olduğunu ”...ve’l-İctihâdu el-Kıyâsu.....”şeklinde ifâde eder. Bkz. er-Risâle, (neşr.Ahmed M.Şâkir), Beyrut, 1940, s.477

[94] -Şîrâzî, Ebû İshâq (v.476), el-Lüma’ fî Usûli’l-Fıkh, (tahk.M.M.Mistô-Y.Ali el-Bedevî ),Beyrut/ Dımeşk, 1997 ,II.B.,s.198

[95] -Dönmez, İbrahim Kâfî,’Kur’ânı anlamda tarihsellik sorunu sempozyumu’ müzakere notları.İst,2000, s.104; Ayrıca bkz.Devâlibî, M.Ma’rûf, el-Medhal ilâ İlmi Usûli’l-Fıkh, Dımeşk,1965, s.421-443; Kuveyt Din ve Vakıf İşleri Bakanlığı, el-Mevsûa el-Fıkhıyye, Kuveyt,1983,I/316

[96] -Bilmen, V.Nasûhî (v.1974), Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kâmûsu,İst.1985,I/245

[97] -Apaydın, H.Yunus,’İctihad’ DİA, İst.2000, XXI/437

 


Son Güncelleme : 17.12.2007 - 21:35

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapat