| Yazan: Dr. M.Hanefi Palabıyık,
Tarih: 21.11.2007 - 05:33
|
Okunma Sayısı : 593 |
Burada "neden mübarek gün ve geceler vardır?",
"gerçekten her düşünce dünyasında özel gün ve geceler
olmalı mıdır?" veya "neden insanlar özel gün ve gecelere
ihtiyaç duyar veya duyarlar mı?" vb. soruların
cevaplarını irdelemeyeceğim. Yapacağım şey, bence, bu
soruların cevaplarının verilmesinden sonra da, bu
sorulara hiç cevap verilmese de vukua gelmesi kaçınılmaz
olan son durumu ortaya koymaya, bir de pratikte gün ve
gecelere nasıl bakıldığını tavsifen ifade etmeye
çalışacağım.
Kur'ân'da, halk arasında bilinen "mübarek geceler"
manasında, sadece "Kadir Gecesi" ve "İsrâ (Mirac)
Gecesi"nden bahsedilmektedir. Kadir gecesi, Kur'ân'ın
inmeye başladığı gecedir2 ve bu gece de Ramazan ayı
içindedir3. İsrâ (Mirac) Gecesi ise, Hz. Peygamber
(sav)'in tebliğinin 10. yılında vaki olan ve hakkında
rivayet edilen olayların (Mirac olayı) bir kısmını (İsrâ
olayını) Kur'ân'ın anlattığı mucizesinin(!) cereyan
ettiğine inanılan gece, olarak zikredilmektedir ve ayet
şu şekildedir: "Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki,
kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi
göstermek için (Mekke'deki) Mescid-i Haram'dan,
çevresini mübarek kıldığımız Mesdid-i Aksa'ya götürdü.
Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören
O'dur."4
Hz. Allah, Kur'ân'da yine şöyle buyurmaktadır: "1.
Hâ-mîm, 2. Düşün özünde açık olan ve her hakikati bütün
açıklığıyla ortaya seren bu ilahî kelamı! 3. Biz onu
kutlu bir gecede indirdik: zaten Biz, (insanı) her zaman
uyarmaktayız. 4. O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler
arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur, 5.
Katımızdan bir emir gereği: çünkü Biz (doğru yola ileten
mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz..."5
Bu ayette geçen "gece" kelimesi ile, Tirmizî'nin
Sünen'inde6, "Yüce Allah Şaban ayının ortasındaki
gecede dünya semasına iner. Kelb Oğulları koyunlarının
tüyleri sayısından daha çok insanı affeder..." şeklinde
ve diğer kitaplarda geçen Hz. Peygamber (sas)'in
hadislerindeki "gece" kelimesinin işaret ettiği murad-ı
ilahî, birbirleriyle örtüştürülerek(!) "berat" gecesi
diye isimlendirilen bir gece ihdas edilmiştir.
Özellikle halkın elinde dolaşan (maalesef çoğu tasavvuf
kaynaklı) klasik kitaplarımızda geçen şu hadis de Duhan
suresindeki mezkur ayetlerle, bilhassa dördüncü ayetteki
"O (gece)de, farklılık ortaya konmuştur" ifadesiyle
örtüştürülür: "Şaban ayının 15. gecesinde, Allahu Teala
gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbir,
takdir ve tayin eder. O yıl içinde ölecek olanların
isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine
geçirilir, o sene hacca gidecek olanlar yazılır, doğacak
ve ölecek olanlarla bütün canlıların yaşaması için
gerekli ihtiyaç maddeleri o gece tespit ve takdir
olunur. Herkesin amel ve işleri Allahu Teala'nın
huzuruna bu gece çıkarılır..."
İslamî ilimlerle az çok uğraşan herkes, "Hadis Usulü"
ilmindeki şu kaideyi hatırlarlar: "İlk dönem İslam
alimleri/muhaddisler, ahkam ifade eden konulardaki
hadisleri almakta/kabul etmekte gösterdikleri
titizlikleri, diğer hadisler özellikle de fezâil
(faziletler) ile ilgili hadislerde göstermemişlerdir."
Bu yüzden "faziletli amel" veya "faziletli ..."
şeklindeki ifadelerin yer aldığı hadislerin çoğunun
"zayıf veya uydurma" olabileceğine işaret etmişler ve bu
hususa bizim dikkatlerimizi çekmişlerdir.
Yukarıdakiler göz önüne alınınca, şu anda müslümanlar
arasında rağbette bulunan "mübarek günler ve geceler"
konulu kitaplarda yer alan hadislerin, neredeyse
tamamının, zayıf, uydurma ve esaslı hadis kitaplarında
yer almayan veya yer alsa da zayıflığına işaret edilen
hadisler oldukları gözlenebilir. Tabii böyle mübarek(!)
bir gece düşünülünce, o gecenin ihyası için şu kadar
rekatlı ve şöyle dualarla meşgul namaz vb. ibadetler de
beraberinde zikredilerek Hz. Peygamber (sas)'e isnat
ettirilecektir.
Durumun aşağıda temas edeceğimiz mantığı belli olmakla
beraber, yukarıda zikredilen ayetin7 Berat gecesiyle
ilgisinin olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Yine
böyle bir gecenin, Hz. Peygamber (sas) ve sahabesi
tarafından ihya edilmesi/kutlanması gibi bir geleneğin
olmadığı da herkes tarafından bilinmektedir. Zaten
herhangi bir şer'î dayanağı bulunmadığından halk
arasında yaygın hale getirilmiş olan ve bazı mübarek
gecelere mahsus olduğu zannedilen namazları, cemaatle
kılmak bidat olduğu için de, mekruhtur.8
Yine önemle belirtilmesi gereken bir başka husus da, bu
konularda zikredilen ve Allah'ın kullarını ibadete
yönlendirmeyi hedeflediği düşünülen bu hadislerin(!),
teker teker incelendiği zaman, çoğunun Kur'ân'a ters ve
kendi aralarında da çelişkili oldukları müşahede
edilebilir. Sadece birini örnek verecek olursak:
"...Allah bu gecede kendisine şirk koşmayan herkesi
mağfiret eder, ancak, büyücü, falcı ve devamlı şarap
içenler, riya ve zinada ısrar edenler bu af ve
mağfiretin dışında kalırlar. Ancak tevbe ederlerse
hariç."9
Sonuç, Allah ve Resulünün "dini"nden uzak olmayı
savunmamız ve bir de, bu hale "din" demek gibi bir
cüreti bile kabullenmekten kaçınmamız gerekirken,
"insanları ibadete teşvik etmek gayesiyle" belli günleri
kendisi istemeksizin "Allah'a has" kılmaktır. Bunun
mazereti ne olabilir? O'nun noksanını mı tamamlamaya
çalışıyoruz?
- Böyle bir anlayış, "her gün rezil, ... gecesinde âbid"
olan kulların sayısını artırmamış mıdır?
- Her gün yaşanması ve hayata geçirilmesi istenen dinî
zihniyetin, belli gün ve gecelere tahsis edilmesi, bunun
sonucu değil midir? Mesela, ülkemizdeki bir çok şehirde
"kandil münasebetiyle kapalı" bar, pavyon, kumarhane vs.
bu anlayışın uzantısı değilse nedir?
- "İnsanların zaten dinden ve ibadetten uzak olduğunu,
hiç olmazsa kandiller vesilesiyle cami ve ibadete
yöneldiklerini, bu yüzden bunların bidat da olsa
yapılmasını ve yaşamasını" istemenin mantığı ile hareket
edenler, "dini belli günlere tahsis eden ve sadece o
günleri öne çıkaran ve o günler vesilesiyle kurtuluşa
ereceğini zanneden "Hıristiyan" mantıklı anlayışı öne
çıkarmış olmuyorlar mı?
- "Böyle bir geceyi ihya etmek suretiyle, bir yıl ihya
edilmiş olunur" anlayışı da, insanların "köşe dönme"
mantığına destek olmuyor mu? Bakın etrafınıza, bunun
misallerini ve kendi nefsinizde de icraatını müşahede
etmiyor musunuz?
- "Fazla mal göz çıkarmaz, fazla ibadetten ne zarar
gelir" demek de çözüm değildir. Çünkü dinin sahibi ve
bildireni olarak Allah, tatbikatçısı olarak da
Peygamberi, kullara böyle bir mükellefiyeti yüklemediği
gibi, daima zikir ve tefekkür halinde olmasını ve
böylece de "müslüman zihinli" şahsiyetlerin oluşmasını
arzulayan hedefleri de sapmış olmaz mı? Çünkü "daima"
yerini "bazı gün ve gecelere" bırakmıştır. Sonuç
açıktır: Bidatlere boğulmuş, sapmış ve tahrif edilmiş
bir din. Bu, bidatlerı savunmaktan başka bir şey de
değildir.
Heyhat, bazı özel gün ve gecelerin insanlar üzerindeki
psiko-sosyal fayda ve tesirlerinin yazılması beklenen(!)
bu tarz bir yazının sonucu nereye vardı... Bu yüzden
birileri, "bir tek kandillerimiz kalmıştı, onu da
elimizden çıkarmaya çalışıyorlar" demesinler. Ben dini
zorlaştırmak ve kolaylaştırmak gibi bir hedef de
gütmüyorum. Çünkü dinin bizzat kendisi kolaydır ve ben,
size -kanaatimce- daha doğru ve asıl olanı tavsiye
ediyorum, üstelik benim diyeceğim belki de daha zor
olanı: "Devamlı Adam Gibi Müslüman Olmak." Aslında zor
görünse de mümine kolay gelen budur: "Bazı geceler ve
günlerde değil, daima müslüman olmak ve daima müslümanca
düşünmek." Hangisi zor, hangisi daha kalıcı, akılcı ve
hangisi bizden istenen?
Dipnotlar
1- Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
(E-mail:
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
)
2- 97 Kadir 1-5; 44 Duhan 3
3- 2 Bakara 185
4- 17 İsra 1
5- 44 Duhan 1-5
6- Savm, 39
7- Duhan 1-4
8- Vehbe Zuheyli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, II. Cilt,
Ek: Nafile Namazlar, S.Y.
9- Örnekler İçin bkz. İsmail Coşar, Kadir Gecesi ve
Kandillerimiz, Ankara, 1976; Osman Karabulut, Mübarek
Aylar Günler ve Gecelerin Faziletleri, Konya, ty., III.
Baskı; M. İhsan Oğuz, İslam'da Mübarek Günler ve
Geceler, İstanbul, 1997, IV. Baskı.
Son Güncelleme : 21.11.2007 - 05:33
|
|
|