|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
İslam Hukuku Açısından Nikah Akdinde Devlet Kontrolünün Önemi E-Posta
 

Yazan: Dr. Nedim Bahçekapılı, Tarih: 06.12.2007 - 04:32

Okunma Sayısı : 251

Yaradılış itibarıyla medeni bir varlık olan insan iç içe halkalar biçiminde toplumsal örgütler içrisinde yaşar.Bu toplumsal örgütlerin en alt birimi ailedir. Öteden beri toplumun çekirdeği olarak tanımlanan ailenin sosyolaojik önemi tartışma götürmeyecek niteliktedir. Bütün fonksiyonlarıyla ailenin yerini tutabilecek başka bir kurum düşünülemez. Bu açıdan ailenin gerek kuruluşu ve gerekse devamıyla ilgili çok eskiden beri hukuki düzenlemeler getirilmiştir. Islam dini de aileye karşı kayıtsız kalmamış, bu alanda önemli düzenlemeler getirmiştir. Islam’ın ana kaynağı Kur’an’da aileye ilişkin yüz civarında ayet tesbit etmemiz mümkündür. Sünnette ise aile başlıbaşına bir bölüm konusu edilmiştir. Fıkıh kaynaklarımızda da genelde ibadet bölümlerinden hemen sonra “munakâhat” başlığı altında aile hukuku konu edilir.(1) Bu bağlamda aile düzenine geçiş akdi olan “nikah akdinin”, kuruluş biçim ve şartlarına ilişkin hukuki düzenlemeler Islam hukukunda önemli bir yer tutar. Bu makalemizde nikah akdi ile ilgili devlet denilen müessesenin kontrolü ve bu kontrolün Islam hukuku açısından önemi üzerinde durmaya çalışacağız.

            Islam hukukuna göre nikah, aralarında evlenme engeli bulunmayan kadınla erkeğin belli şartları yerine getirerek hayatlarını birleştirmeleridir.(2) Kur’an’da evlenmeyi teşvik eden(3), evlilik birliğinin amacına işaret eden(4), tarafların hak ve görevlerini belirleyen(5), evlenmesi yasak olan yakınları belirleyen(6) ayetler olmasına rağmen, evlenmenin kuruluş biçimini tarif eden ayete rastlamıyoruz. Bu boşluk, başta Hz. Peygamber olmak üzere, kamu düzenini korumakla yükümlü olan otoriteye yani devlete bırakılmıştır. Peygamberimiz bu alanda belli düzenlemelergetirerek, evlilik akdinin şahitler huzurunda yapılmasını ve ilan edilmesini, bazı durumlarda velinin izninin bulunmasını şart koşmuştur. Hukuki anlamda bu şartlar tahlil edildiğinde, Peygamberimizin bu şartlarla evlilik akdinin amaçlarını gerçekleştirmeyi ve tarafların haklarını yetkili otoritenin garantisi altına almayı amaçladığını görürüz. Diğer taraftan evlenme akdini yapan şahısların genel ahlaka aykırı bir tutum içerisinde olmadıkları da ilan ve şahit müessesesiyle tescil edilmiş olur.

            Müslüman toplumların tarihlerine baktığımızda herkesin birbirini tanıyabildiği küçük ve fazla komplex bir yapıya sahip olmayan topluluklarda, amaç şahit ve ilanla gerçekleştiği için nikah akitlerinde ilave bir resmi şekil şartına gerek duyulmadığını görürüz. Fakat zaman içerisinde nüfusun artması, yerleşim birimlerinin büyümesiyle artık sadece iki şahitle evlilik akdinin tesbiti ve tarafların haklarının korunması zorlaştığından, evlilik akdinin tesciline gerek duyulmuş, nikah akitlerinin  devletin resmi memuru (imam, kadı) önünde yapılması şart koşulmuştur. Osmanlı devletinde de bu uygulamaya gidilmiştir. “Imam nikahı” terimi de Osmanlı’daki uygulamadan doğmuştur. Osmanlı devletinde belli bir dönemden sonra nikahların tescil işinin kadı kontrolündeki imamlara bırakılması bu deyimin doğmasına sebep olmuştur. Imamlar bulundukları çevrede yapılan nikah akitlerini kaydeder, daha sonra bu bilgileri bağlı bulundukları kadılara teslim ederler.(7) Görüldüğü gibi günümüzde imamların böyle bir fonksiyon icra etmesi söz konusu değildir.

            Nikah akdinin ilan edilmesinin gerekliliği konusunda islam alimleri arasında görüş ayrılığı yoktur. Aynı şekilde gizli nikahın geçersiz olduğu konusunda da fahihler hemfikirdir. Ancak nikahın ilanının keyfiyyeti konusunda müctehidler arasında fikir ayrılığı vardır. Ebu Hanife ve Imam Şafii, iki adil şahidin hazır bulunduğu nikah akdinin gizli olmaktan çıkacağını ve ilan edilmiş sayılacağını beyan etmişlerdir. (8) Iki adil insanın şahitliği, Ebu Hanife ve Imam Şafiinin yaşadığı dönemlerde akdin tesbiti ve tarafların haklarının korunması için yeterliydi. Tarafların boşanmaları veya aralarında herhangi bir ihtilafın çıkması durumunda, kamu otoritesini temsil eden merci bu şahitlerin beyanına itibar ediyordu. Hz. Ömer döneminde cereyan eden şu olay bunu göstermektedir. Hz. Ömer zamanında bir kadının komşusu, yabancı bir şahsın sürekli kadının evine gidip geldiğini görünce adamın zina ettiğini düşünerek Ömer’e şikayette bulunur. Hz. Ömer bu şahsı çağırıp durumu sorar. Şahıs, kadınla az bir mehir karşılığında evlendiğini ve bu evliliği gizlediğini söyleyince, Hz. Ömer şahidin kimler olduğunu sorar. Adam şahitlerini gösterince Hz. Ömer şahısa herhangi bir ceza uygulamaz, ancak bu nikahın ilan edilmesini emreder.(9) Bu olay o dönemde yetkili merciin iki şahidin beyanına itibar ettiğini ve şahitlik müessesesinin gerekli fonksiyonu icra ettiğini göstermek-tedir.

Dipnotlar_________________________________________________________

(1) Ibn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, II,I

(2) Hayrettin Karaman, MukayeseliIslam Hukuku,I,233

(3) Nur Suresi, 32-33

(4) Rum Suresi, 21

(5) Nisa, 4-19-20-34-129

(6) Nisa, 2-3-21-22-23-24; Maide, 5;Nur,3

(7) Mehmet Akif Aydın, Osmanlı Aile Hukuku, s.39

(8)Ibn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, II,14

(9)Ibnu’l-Arabi, Aridatü’l-Ahfezi, IV, 309

II.Bölümü 

Günümüz açısından olaya bakacak olursak, günümüzde evlenme konusunda bir ihtilafın ortaya çıkması halinde, resmi tescil olmadan, şahitlerin şahitliğine itibar edecek yetkili bir merci bulunmamaktadır. Dolayısıyla şahitlik müessesesi, tarafların haklarının korunması açısından kendisiyle amaçlanan hedefi gerçekleştirememektedir. Bu durumda sosyal şartların değişmesi sonucu tescil konusunun nikah akdinde tarafların haklarının korunması açısından vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu söylememiz mümkündür. Bazen üniversitelerde, bazen iş yerlerinde rastlanan, birbiriyle evlenmeyi düşünen gençler arasındaki birlikte gezip tozmayı meşrulaştırmaya yönelik imam nikahı uygulamalarını nikah akdinin mana ve maksatıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Çünkü, belli bir süre bu nikaha istinaden birlikte olan gençler arasında bir ihtilaf çıktığında, aralarında bir nikah ilişkisinin bulunduğunu kabul edecek hiçbir resmi merci bulunmamaktadır. Bu durumda, bilhassa bayanlar madur olmakta, taraflar arasında husumet ve kavgalar başlamakta ve sosyal barış bozulmaktadır. Hatta aynı şeyi nişanlılık dönemlerinde imam nikahı yapanlar için de söylemek mümkündür. Nişanlanmada evlilik akdi henüz yoktur. Dolayısıyla nişan sadece evlilik vaadinden ibarettir.(10) Bu dönemde serbest gezmeyi ve birlikte bulunmayı meşru hale getirmek ve günahtan kurtulmak amacıyla yapılan imam nikahları, nişanın  fiilen evlilikle sonuçlanmaması halinde hem dini hem de hakuki açılardan önemli sakıncalar doğurmaktadır. Netice olarak, çiftlerin madur olmalarını ve sosyal barışın bozulmasını önlemek açısından, kamu otoritesini temsil eden merci tarafından resmen tescil edilmeyen nikah akitlerinin, dini açıdan geçerli sayılmasının şeriatın maksadıyla bağdaşmadığını düşünüyoruz.

Dipnot__________________________________________________________

(10) Muhammed Ebu Zehra, el-Ahvalü’ş-Şahsiyye, s.34

 

 

Son Güncelleme : 06.12.2007 - 04:32

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >
Kapat