| Yazan: Ebubekir Sifil,
Tarih: 06.12.2007 - 03:29
|
Okunma Sayısı : 270 |
"Ebû Hanîfe'nin
aleyhinde bulunmak, üzerinde ulemanın icma ettiği bir husustur. Çünkü Basra'nın
imamı Eyyûb es-Sahtiyânî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Kûfe'nin
imamı es-Sevrî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Hicaz'ın imamı
Mâlik'tir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Mısır'ın imamı el-Leys b.
Sa'd'dır ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Şam'ın imamı el-Evzâ'î'dir ve
Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Horasan'ın imamı Abdullah b.
el-Mübârek'tir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur…"[1]
Müçtehid İmamlar arasında
İmam Ebû Hanîfe dışında, pek çok güvenilir isim tarafından cerh, taz'if ve ta'n
edilen ikinci bir isim mevcut değildir. Yukarıya aldığım pasaj, bu konuda
rastlanacak en "yunmuş-yıkanmış" ifadelerden oluşmaktadır. Tarih
boyunca tek kanallı beslenmenin, önyargının, tarafgirliğin ve taassubun vücut
verip yaşattığı "Ebû Hanîfe aleyhdarlığı", Sünnet'e bağlılık, Selef'e
saygı, hamiyet-i diniye… gibi gerekçelere sığınılarak köpürtülüp yaşatılmıştır;
ne yazık ki günümüzde de bazı çevreler tarafından olanca şiddetiyle devam
ettirilmektedir.
İşte benzer bir
"tesbit" daha: İmam Ebû Dâvûd'un oğlu Ebû Bekr b. Ebî Dâvûd soruyor:
"Üzerinde Mâlik ve
ashabının, eş-Şâfi'î ve ashabının, el-Evzâ'î ve ashabının, el-Hasan b. Sâlih ve
ashabının, Süfyân es-Sevrî ve ashabının ve Ahmed b. Hanbel ve ashabının ittifak
ettiği bir mesele hakkında ne dersiniz?" Muhatapları, "Ey Ebû Bekr!
Bundan daha sahih bir mesele olmaz" karşılığını verince taşı gediğine
koyuyor: "İşte bunların hepsi, Ebû Hanîfe'nin tadlili (dalalette olduğu
tesbiti) üzerinde ittifak etmiştir!"[2]
Ve benzeri bir
"tesbit" de İbn Hibbân'dan: "Bütün İslam merkezlerinde ve diğer
bölgelerde bulunan imamlar ve vera ehli onu cerh ve zemmetmişlerdir. Sadece
tek-tük bazı kimseler bundan istisnadır…"[3]
Günümüzde durum
Geçmişte şu veya bu
sebeple vuku bulmuş olan bu "Ebû Hanîfe aleyhdarlığı"nın her şeye
rağmen ısrarla ve inatla devam ettiriliyor oluşu, üzerinde ciddi olarak
düşünülmesi gereken bir "arıza" durumuna işaret etmektedir. Zira
tarihte İmam hakkında vuku bulmuş bu itham, cerh ve taz'ifler, sadece Hanefî
ulema tarafından değil, diğer mezheplere mensup insaf ve tahkik ehli ulema
tarafından da gerekli biçimde cevaplandırılmış bulunmaktadır. Mâlikî mezhebine
mensup İbn Abdilberr'in el-İntikâ'sı, Şâfiî mezhebine mensup ez-Zehebî'nin
Menâkıb'ı, Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî'nin Ukûdu'l-Cümân'ı, es-Süyûtî'nin
Tebyîdu's-Sahîfe'si, İbn Hacer el-Mekkî'nin el-Hayrâtu'l-Hısân'ı, Hanbelî
mezhebine mensup Cemâluddîn Yusuf b. Abdilhâdî'nin Tenvîru's-Sahîfe'si.. bu
meyanda ilk akla gelenlerdir.
Bütün bu
çalışmalara rağmen Ebû Hanîfe aleyhdarlığının bir "dindarlık" ve
"Sünnet/Hadis taraftarlığı" göstergesi olarak yaşatılması ve terviç
edilmesi bizatihi din adına ve Sünnet/Hadis adına kaygı vericidir. İmam Ebû
Hanîfe'nin çağdaşlarından ünlü zahid Mekkeli Abdülazîz b. Ebî Ravvâd'ın şu
tesbitine katılmamak mümkün değildir: "Ebû Hanîfe imtihan vesilesidir. Kim
onu severse sünnîdir; kim de ona buğz ederse bid'atçidir."[4]
Söz gelimi M.
Nâsıruddîn el-Albânî, "Ebû Hanîfe aleyhdarları" arasında hayli
"ılımlı" bir görüntü verdiği halde, mesleğini icra için ayağına
gelmiş fırsatı tepmeyi "ilmî objektiflik" anlayışıyla
bağdaştıramamakta ve Nasbu'r-Râye'ye düşülen bir dipnotu vesile edinerek İmam
Ebû Hanîfe'nin kimler tarafından taz'if edildiğini şöyle sıralamaktadır:
"Evvela İmam
Ebû Hanîfe'nin taz'ifinde ed-Dârekutnî yalnız değildir. Aksine bu konuda
imamların büyükleri ondan önce davranmışlardır ki, herhangi bir taassup
sahibinin, imamlıkları ve büyüklükleri sebebiyle onların taz'ifinde kusur
bulması mümkün değildir. Onlardan birisi Abdullah b. el-Mübârek'tir. İbn Ebî
Hâtim sahih bir senedle onun şöyle dediğini nakletmiştir: "Ebû Hanîfe
Hadis'te miskin idi." Yine İbn Ebî Hâtim şöyle der: "İbnu'l-Mübârek
Ebû Hanîfe'den rivayette bulunmuş, ancak son zamanlarında onu(n hadisini) terk
etmiştir. Babamı böyle derken işittim."
"Yine onlardan
bir diğeri İmam Ahmed'dir. el-Ukaylî ed-Du'afâ'da sahih bir senedle onun şöyle
dediğini nakletmiştir: "Ebû Hanîfe'nin hadisi zayıftır."
"Yine onlardan
bir diğeri, es-Sahîh sahibi İmam Müslim'dir. el-Künâ isimli eserinde şöyle
demiştir: "Hadisi muzdaribdir. Çok fazla sahih hadisi yoktur."
"Yine onlardan
bir diğeri İmam en-Nesâî'dir. ed-Du'afâ ve'l-Metrûkîn'de şöyle demiştir:
"Hadis'te kuvvetli değildir."
(…)
"Ebû
Hanîfe'nin (rh.a) Hadis'te taz'if edilmiş olması, şöhret sahibi olduğu ilimdeki
ve şöhret sahibi olduğu Fıkıh'taki kadrini ve büyüklüğünü mutlak olarak
alçaltmaz. Onun Fıkıh ilmindeki üstünlüğü ve kendini ona vermesi, Hadis'te
hıfzının zayıflamasına yol açmış olmalıdır. Malumdur ki, bir alimin bir ilme
yönelmesi ve onda ihtisas sahibi olması genellikle diğer ilim dallarında
hafızasını zayıflatan hususlardandır. En iyisini Allah Teala bilir."[5]
İmam Ebû Hanîfe
hakkındaki bu iddia ve ithamlar ne yazık ki sadece onun hadisçilik yönüyle
sınırlı kalmamış, itikadî sahaya da uzanarak küfürle itham edilmesi noktasına
kadar vardırılmıştır. Ancak bu yazı sadece ona İlm-i Hadis nokta-i nazarından
yöneltilen tenkitleri konu edineceği için konunun diğer boyutlarına
değinilmeyecektir. [6]
İmam Ebû Hanîfe'ye
Hadis ilmi bağlamında yöneltilen tenkit ve taz'ifleri iki grupta toplamak
mümkündür:
1. Hadis
müktesebatının yetersiz ve Hadis'te güvenilmez/zayıf olduğu, hafızasının
yeterince güçlü olmadığı gerekçesiyle yapılan tenkitler.
2. Hadislerle amel
konusuna gereken ihtimamı göstermediği, re'yi çok kullandığı ve hadislere
muhalefet ettiği gerekçesiyle taz'ifi.
Yukarıdaki iki
başlık altında toplanabilecek "Ebû Hanîfe cerhleri" meyanında
mütekaddimundan nakledilen ne varsa eserlerine doldurarak İmam'ı cerh edenler
kervanına katılan İbn Adiyy,[7] el-Ukaylî,[8] İbn Kuteybe,[9] İbn Ebî
Hâtim,[10] el-Hatîbu'l-Bağdâdî,[11] İbnu'l-Cevzî[12] gibi daha birçok müellif
bulunduğunu ve burada zikredilen örneklerin, münhasıran Hadis sahasıyla sınırlı
olmalarına dikkat edildiğini belirtmek gerekir. Bunun dışında Kur'an'ın mahluk
olduğu, cennet ve cehennemin son bulacağı, irca (mürciîlik) vb. konulardaki
görüşleri sebebiyle tekfir edildiği, tevbeye davet edildiği… konusunda birçok
şey nakledilmiştir. Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum Te'nîbu'l-Hatîb adlı
muhalled eserinde bütün bu iddiaları büyük bir vukufiyet ve dirayetle
cevaplandırmış ve İmam'ın, bu ithamların tamamından beri olduğunu mukni
delillerle ortaya koymuştur.
İddiaların ilmî
kıymeti
Yukarıda örnek
olarak zikredilen ve tamamı kitap hacmini dolduracak kemiyette olan cerh,
taz'if ve tenkitlerin ilmî kıymeti hakkında şunları söyleyebiliriz:
İmam Ebû Hanîfe
üzerinde yoğunlaşan tenkitler, dönemin fotoğrafını yansıtması bakımından hayli
önemlidir. Öncelikle Irak (Bağdat ve Basra) merkezli "i'tizal"
hareketi, itikadî sahada derin sarsıntılar meydana getirmektedir. Cedelci
kişilikleri dolayısıyla Mu'tezilîler, konuştukları sıradan insanları kolaylıkla
etki altına alabilmektedirler. Toplumsal doku için hayli tehlikeli olan bu akım
karşısında topluma önderlik edenler, insanları onlarla konuşmaktan, bir araya
gelip oturmaktan titizlikle sakındırma gayreti içinde olmuşlardır. Büyük
imamlardan Kelam ilmiyle iştigalden veya Kelamcılar'la hemhal olmaktan
sakındırma babında nakledilen sözleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Tam karşı cephede
yer alan Hadisçiler dönemin fotoğrafındaki ikinci aslî unsur olarak temayüz
etmektedir. Aralarında rivayetlerin ihtiva ettiği anlamlara ve Fıkhu'l-Hadis'e
fazla ihtimam göstermeyen, bütün mesaisini rivayetleri olabildiğince fazla tarikten
toplama işine sarf eden "nakale-i ahbar" ve "zevamil-i
esfar"ın da bulunduğu Ehl-i Hadis, re'y, kıyas vb. kavramlardan
hazzetmeyen, bunları ve temsil ettikleri çizgiyi hep "tekinsiz" bulan
bir anlayışı temsil eder durumdadır.
Ne var ki itikadî
bakımdan bunlar arasında da en az Mu'tezile kadar tehlikeli istikametlere
gidenler bulunduğu bir vakıadır. Ehl-i Hadis içinde teşbih ve tecsim inancına
meyledenlerin, hatta fiilen bu inancı benimseyenlerin bu tutumunun temelinde
rivayetlerin manalarına nüfuz edememe, bir de rivayetlerin mana ile nakli
bulunmaktadır. Bilhassa itikadî sahaya taalluk eden müteşabihat türü
rivayetleri Şer'î prensipler ve İslamî akıl süzgecinden geçiren Sünnî Kelamcı
çizgiyi Sünnet'e/Hadis'e ittiba ve "teslimiyet" adına en acımasız ithamlarla
zemmedenler, elbette bu Ümmet'in yarısının, hatta üçte ikisinin[13] metbuu
durumundaki İmam Ebû Hanîfe'nin üstünü çizmekte de bir beis görmeyecek, hatta
bunu dinî bir sorumluluk addedecektir!
İşin ilginç yanı,
bu Ümmet'in ta'zim ve tebcil ettiği büyük şahsiyetlere atfen İmam'ın
Hadisçiliğine yöneltilen iddiaların kahir ekseriyetinin güvenilmez senedlerle
gelmiş olmasıdır. el-Kevserî merhumun Te'nîbu'l-Hatîb'de, ondan önce
el-Melikü'l-Muazzam İsa b. Ebî Bekr'in es-Sehmu'l-Musîb'de ortaya koyduğu bu
gerçeğe rağmen Ebû Hanîfe aleyhdarlığının hala yaşıyor, daha doğrusu
"yaşatılıyor" olması, üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gereken bir
husustur.
Nu'aym b. Hammâd,
İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Ahmed… ve emsali "Re'y fobisi" taşıyan
kimselerin, aşağıda örnekleri zikredilecek olan ta'dil ve övgülere karşı gözünü
yumarak tek taraflı ve önyargılı hareket etmeleri neticesinde yukarıda
zikredilen türden cerh ve tenkitler ne yazık ki kitapları doldurarak
ebedileştirilmiştir.
Cerh-Ta'dil
kitaplarının tarafsızlığı meselesi
Söz konusu iddialar
içinde, sened bakımından herhangi bir kusur taşımayanlar yok mudur? Elhak,
vardır. Ancak bunlar da ya aslen "cerh/taz'if" ve "tenkid"
unsuru taşımayan tesbitlerdir, yahut taassup/önyargı kaynaklıdırlar, ya da
sahipleri hakikat-i hale vakıf olduktan sonra bu görüşlerinden rücu
etmişlerdir. En niyahet bunlar arasında bu kategorilerden birine girmeyenler
var ise de, kemiyet ve keyfiyet olarak bu türlü tenkitlerden yakasını
kurtarabilmiş insan sayısı hemen hemen yok gibidir.
Bu gerçeğe parmak
basan İbn Cerîr et-Taberî şöyle der: "Şayet bozuk mezheplerden birine
nisbet edilen kimselerin her biri hakkında bu durum sabit ve bu sebeple o
kimselerin adaleti sakıt, şahitlikleri batıl olacak olsaydı, İslam
merkezlerindeki muhaddislerin çoğunluğunun terk edilmesi gerekirdi. Çünkü bir
grup, onlardan her birini hoşa gitmeyen şeylere nisbet etmişlerdir…"[14]
Söz gelimi İmam Ebû
Hanîfe aleyhine nakillerde bulunmakla maruf olan İbn Ebî Hâtim, İmam el-Buhârî'
hakkında şöyle demektedir: "… Kendisinden babam (Ebû Hâtim) ve Ebû Zür'a
Hadis dinlemişlerdir. Daha sonra Muhammed b. Yahya en-Nîsâbûrî, el-Buhârî'nin
kendilerine "Benim Kur'an'ı telaffuzum mahluktur" dediğini yazınca
ikisi de el-Buhârî'nin hadisini terk ettiler."[15]
Hatırdan
çıkarılmaması gereken husus şudur: Cerh-Ta'dil alimleri de insandır. Her insana
arız olan izafîlikler şüphesiz ki onlara da arız olmuştur. Bazıları bundan
kurtulmasını bilmiş, ancak bu arıza diğer bazılarında mevcudiyetini devam ettirmiştir.
İmam eş-eş-Şâfi'î'nin hocası ve kendisinden çokça rivayette bulunduğu İbrahim
b. Muhammed b. Ebî Yahya el-Eslemî hakkında İbn Adiyy, "Hadisini çokça
inceledim. Rivayetlerinde münker bir şeye rastlamadım…" der.[16]
el-Kevserî'nin bu
ifadelere itirazı oldukça dikkat çekicidir: "Ahmed (b. Hanbel) ve İbn
Hibbân gibi Hadis tenkitçilerinin bu zat hakkındaki sözlerini biliyorsun.
el-İclî onun hakkında şöyle der: "Medineli, Rafızî, Cehmî, kaderî. Hadisi
yazılmaz." Hatta Hadis tenkitçilerinin birçoğu bu zatı tekzib etmiş
(Hadis'te yalancı olduğunu belirtmiş) tir. Eğer eş-Şâfi'î bu zattan, Mâlik'ten
rivayet ettiği kadar çok hadis rivayet ediyor olmasaydı, İbn Adiyy onun
durumunu takviyeye çalışmazdı…"[17]
Gerçeği görenler
Şam fakihi İmam
el-Evzâ'î, Abdullah b. el-Mübârek ile karşılaştığında, İmam Ebû Hanîfe'yi
kastederek, "Kûfe'den çıkan şu bid'atçi kimdir?" diye sorar.
İbnu'l-Mübârek herhangi bir şey söylemez. Kaldığı eve gider ve üç gün içinde
İmam Ebû Hanîfe'nin güzel çözümlerden oluşan meselelerini derleyerek küçük bir
kitap oluşturur. Bundan sonrasını kendisinden dinleyelim:
"el-Evzâ'î o
sıralar oranın mescidinde imamlık ve müezzinlik yapıyordu. Elimdekinin ne
olduğunu sordu. Kitabı kendisine verdim. Açtı ve içindeki meselelerden birini
inceledi. O meselenin üzerine, "Bu, en-Nu'man'ın görüşüdür" diye
yazmıştım. Ezan sonrasına kadar –ayakta olduğu halde– kitabın baş tarafından
bir miktar okudu. Sonra kitabı cübbesinin cebine koydu. Ardından, kamet
getirerek namazı kıldırdı. Namazdan sonra kitabı tekrar çıkardı ve inceledi.
Bir süre sonra bana dönerek, "Ey Horasanlı! Bu en-Nu'man b. Sâbit
kimdir?" diye sordu. "Irak'ta karşılaştığım bir üstat" diye
cevap verdim. "Bu zat belli ki üstatlar arasında seçkin birisi. Git ve ondan
daha fazla ilim almaya bak" dedi. Bunun üzerine kendisine, "Bu,
kendisinden sakındırdığın Ebû Hanîfe'dir" dedim. Aradan bir süre geçtikten
sonra el-Evzâ'î ile Mekke'de karşılaştık. O meselelerde Ebû Hanîfe'ye
taraftarlık ettiğini gördüm. Ayrılacağımız zaman kendisine, "Ebû Hanîfe'yi
nasıl buldun?" diye sordum. "İlminin çokluğu ve aklının mükemmeliyeti
sebebiyle ona gıpta ettim. Onun hakkındaki eski görüşümden dolayı da Allah
Teala'dan bağışlanma diledim. Zira ben eskiden onun hakkında açıkça hatalıydım.
O adamdan ilim öğrenmeye devam et. Zira o, kendisi hakkında kulağıma gelen
şeylerden uzaktır."[18]
Bir diğer örnek de
İmam Muhammed el-Bâkır'dır. Bir hac mevsiminde karşılaştığı İmam Ebû Hanîfe'ye,
dedesi Hz. Peygamber (s.a.v)'in dinini ve sünnetini değiştirdiği yolunda bazı
duyumlar aldığını ve işin aslının ne olduğunu sorduğunda İmam, işin aslını
kendisine örnekleriyle izah eder. Bunun üzerine İmam Muhammed el-Bâkır, İmam
Ebû Hanîfe'ye sarılarak alnından öper ve kendisine dua eder.[19]
Ve nihayet İbn
Adiyy'in durumu bu hususta ibretamiz bir vesika oluşturmaktadır. el-Kâmil
isimli eserinde İmam Ebû Hanîfe aleyhinde menkul ne kadar söz varsa yer vermeye
çalışan İbn Adiyy, İmam et-Tahâvî ile karşılaşıp işin gerçeğini kavrayınca
fikirleri değişmiş, hatta İmam Ebû Hanîfe'nin rivayetlerinden oluşan bir Müsned
kaleme almıştır.[20]
Tenkitlerin
sebebi
Mâlikî mezhebinin
büyük Hadis ve Fıkıh alimi İbn Abdilberr şöyle der: "Hadisçiler Ebû
Hanîfe'nin zemminde ifrata gitmiş ve bu hususta haddi aşmışlardır. Onlara göre
bunu gerektiren sebep, rivayetlere re'y ve kıyası sokması ve bu iki unsura
itibar etmesidir. (…) Onun bazı ahad haberleri reddi, makul tevile dayanıyordu
ve bunların birçoğunda daha önceki ulema aynı şeyi yapmıştır. Ebû Hanîfe gibi
re'y ile hüküm verenler de bu hususlarda daha evvelki ulemanın izinden
gitmiştir. (…)
"Hiçbir ilim
ehli bilmiyorum ki bir Kur'an ayeti konusunda tevil yapmış veya bir Sünnet(in
anlaşılması) konusunda bir mezhep benimsemiş ve o mezhep sebebiyle başka bir
Sünnet'i reddetmiş olmasın. Bu şekilde bir sünneti reddederken de makul bir
tevile veya nesh iddiasına dayanmışlardır. Şu kadar ki Ebû Hanîfe'nin bu tarz
davranışı başkalarına göre daha fazladır.
"Yahya b.
Selâm şöyle demiştir: "(…) el-Leys b. Sa'd şöyle dedi: "Mâlik b.
Enes'in, hepsi de Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine muhalif olan 70 meselesini
tesbit ettim. Mâlik bu meselelerde re'yi ile hüküm vermiştir. Kendisine nasihat
babından bu meseleleri ona yazdım."
"Bu Ümmet'in
alimlerinden hiç kimse, herhangi bir hadisin Hz. Peygamber (s.a.v)'den sabit
olduğunu kabul ettikten sonra, kendisi gibi bir rivayet veya icma yahut
kendisine teslim olmak gereken bir asla dayanan uygulama tarafından nesh
edildiğini iddia etmeden yahut senedinde bir kusur bulunduğunu ileri sürmeden
onu reddetmemiştir. Eğer bir kimse böyle yapacak olursa, imam ittihaz edilmesi
şöyle dursun, "adalet" sıfatı düşer; fasıklar sınıfına girer. (…)
"Ebû
Hanîfe'den rivayette bulunanlar, onu tevsik eden (güvenilir olduğunu söyleyen)
ler ve onu meth-u sena edenler, aleyhinde konuşanlardan fazladır. Ehl-i
Hadis'ten onun aleyhinde konuşanların kendisini en fazla ayıpladıkları noktalar
re'y ve kıyasa çokça dalması ve irca akidesini benimsemesidir…"[21]
Bu satırları
okuduktan sonra "keşke mesele, İbn Abdilberr'in son derece dikkatli
seçilmiş ifadelerle anlattığından ibaret olsaydı" demekten kendimizi
alamıyoruz. Ehl-i Hadis'in İmam Ebû Hanîfe'yi tenkit ve taz'if ettiği meseleler
incelendiğinde şu üç noktada toplandıkları görülür:
1. Akaid. Bu sahada
İmam Ebû Hanîfe'nin irca akidesini benimsemesinden, Cennet ve Cehennem'in yok
olacağına kadar birçok hususta kabul edilemez görüşler benimsediği
nakledilmiştir.
2. Hadis
müktesebatının azlığı, hafızasının zayıflığı. Bu hususta ileri gelen Hadis
imamlarından Abdullah b. el-Mübârek'ten İmam eş-Şâfi'î'ye, Ahmed b. Hanbel'den
Sütfyân es-Sevrî ve İbn Uyeyne'ye kadar pek çok isimden naklen pek ağır cerh ve
taz'if ifadeleri nakledilmiştir.
3. Sahih hadislere muhalefeti,
kendisine hatırlatıldığı halde hadis doğrultusunda hüküm vermekten imtina
etmesi, re'ye dayalı hüküm vermeyi Hadis ve rivayete dayalı hüküm vermeye
tercih etmesi.[22]
Hakikat-i hal
Eğer mesele sadece
ileri gelen birçok Hadis imamının İmam Ebû Hanîfe'yi cerh etmesi, bunun
karşılığında da Hanefîler'in onu müdafaaya yönelik çabalarından ibaret olsaydı,
yukarıdaki üç maddenin oluşturduğu manzara gayret-i diniyyesi ağır basan herkes
tarafından aynı tepkiyle karşılanırdı. Ancak bu yazının başlarında isimlerini
saydığım –farklı mezheplere mensup– insaf ve tahkik ehli ulemanın İmam'ı
müdafaa eden çalışmalara imza atmış olması işin rengini değiştiriyor.
Mesele sadece daha
sonraki ulemanın tevsik ve tebcilinden ibaret değildir elbette. Gerek aynı dönemde,
gerekse daha sonra yaşamış olan birçok mutedil Hadis imamı İmam Ebû Hanîfe
hakkında adaletten ve gerçekten ayrılmamış, başkalarının sözlerine iltifat
etmeksizin hakikati olduğu gibi dile getirmiştir.
İmam Ebû Hanîfe'yi
metheden isimler arasında örnek olarak şunları sayabiliriz:
1. İmam
el-Buhârî'nin önde gelen hocalarından olan Mekkî b. İbrahim: "Ebû Hanîfe
zamanının en alimi idi."[23]
2. Ahmed b. Hanbel
ve daha başka büyüklerin kendisinden rivayette bulunduğu Yezîd b. Harun:
"Bin kişiye yetiştim; çoğundan hadis yazdım. Aralarında 5 kişiden daha
fakih, vera sahibi ve alim görmedim. Bu beş kişinin başında Ebû Hanîfe
gelir."[24]
3. Abdullah b.
el-Mübârek: "Kûfe'ye geldim ve "Sizin şu memleketinizin en alimi
kimdir?" diye sordum. Hepsi de "Ebû Hanîfe" diye cevap
verdi." Yine İbnu'l-Mübârek'in İmam Ebû Hanîfe'yi ta'zim ve tebcil ettiği
ve kendisine meth-u senada bulunduğu bilinen bir husustur.[25]
4. Süfyân es-Sevrî:
İmam Ebû Yusuf şöyle demiştir: "Süfyân es-Sevrî, Ebû Hanîfe'ye mütabaatta
benden ileridir."[26]
5. Süfyân b.
Uyeyne: "Beni Kûfe'de Hadis (rivayet etmem) için ilk oturtan Ebû
Hanîfe'dir. Beni camide oturttu ve talebeye "Bu, Amr b. Dînâr'ın hadisini
en sağlam bilen kişidir" dedi. Bunun üzerine onlara hadis rivayet
ettim."[27]
6. İbn Cüreyc: Ravh
b. Ubâde anlatıyor: "150 senesinde İbn Cüreyc'in yanında idim. Kendisine,
"Ebû Hanîfe vefat etti" denildi. Bunun üzerine şöyle dedi:
"Allah ona rahmet eylesin. Pek çok ilim onunla beraber gitti."[28]
7. İmam eş-Şâfi'î:
"Ebû Hanîfe, Fıkıh'ta sözü kabil ve teslim edilen biriydi." Yine
şöyle dediği malum ve meşhurdur: "Kim Fıkıh öğrenmek isterse, Ebû
Hanîfe'ye muhtaçtır."[29]
8. Cerh-Ta'dil
otoritelerinin hocası durumundaki Vekî' b. el-Cerrâh: Yahya b. Ma'în şöyle
demiştir: "Vekî' gibisini görmedim. Kendisi Ebû Hanîfe'nin re'yi ile fetva
verirdi."[30]
9. Cerh-Ta'dil ilminin
imamlarından Yahya b. Sa'îd el-Kattân: Yahya b. Ma'în şöyle demiştir:
"Yahya el-Kattân'ı şöyle derken işittim: "Allah Teala'ya karşı yalan
söyleyemeyiz. Ebû Hanîfe'nin re'yinden daha güzel bir re'y duymadık. Onun
görüşlerinin ekserisini esas almışızdır."[31]
10. Yahya b. Ma'în:
"Ebû Hanîfe sika idi. Sadece ezberlediğini rivayet eder, ezberlemediğini
ise rivayet etmezdi."[32]
Vakıa en doğru
şahittir
Yukarıdan beri
nakledilenler, Hadis ve Cerh-Ta'dil ilminin tartışmasız otoritelerinin İmam Ebû
Hanîfe hakkındaki hüsn-i şahadetlerinden seçilmiş örneklerdir. İmam Ebû
Hanîfe'yi cerh ve tenkit edenler bu ifadeleri nasıl değerlendirir, bu onların
meselesidir: ancak yukarıdaki gerçeklere eklenecek bir gerçek daha var:
İmam'ın meşhur iki
talebesinin bugün elimizde bulunan Kitâbu'l-Âsâr isimli eserleri. Her ikisi de
matbu ve mütedavel olan bu eserler, İmam'ın az hadis bildiği ve hadise itibar
etmediği iddialarını boşa çıkaran en canlı şahit konumundadır. Fıkıh bablarının
dayandığı ve İmam'ın kendi senedleriyle nakledilmiş rivayetlerden oluşan bu
eserler ortadayken hala bazı çevrelerin "Ebû Hanîfe Hadis'te zayıftı, az
hadis biliyordu, hadise itibar etmiyordu" gibi asılsız ithamları tekrar
edip durması, akla önyargı ve taassup illetlerini getirmektedir.
Ebu'l-Müeyyed
el-Havârizmî'nin Câmi'u Mesânîdi'l-İmâm Ebî Hanîfe isimli derlemesi de bu
meyanda anılmalıdır. İki cilt halinde matbu bulunan bu eserin ilmî kıymeti,
İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in Âsâr'larına oranla ikinci sırada
gelmektedir. Zira Bu eserde yer alan rivayetlerin İmam'a aidiyeti, rivayetlerin
senedlerinde ondan sonra yer alan ravilerin güvenilirliğiyle doğrudan
ilişkilidir. Ancak bu durum Âsâr'lar için söz konusu değildir. Onların mezhebin
iki büyük imamına aidiyeti konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir.
Bütün bu söylenenlere bir
de Hanefî mezhebine mensup Hadisçilerin varlığı ilave edilmelidir. Mezhebin
Tabakât kitaplarında onların isimlerine ve Hadis sahasında verdikleri eserlere
yer verilmiştir. el-Kevserî merhum, mezhebin Hadis hafızlarından Cemâluddîn
ez-Zeyla'î'nin Nasb'r-Râye'sine yazdığı takdim yazısında[33] Hanefî mezhebinin
Hadisçilerini liste halinde zikretmiştir. Onun zikrettiği 110 isme, Muhammed
Yusuf el-Bennûrî 40 isim daha ilave etmiştir.
Kendisine yöneltilen
haksız, taassup kaynaklı ve yanlı tenkitlere karşın, İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis
ilmindeki haklı şöhreti, sadece Hanefî mezhebine mensup ulema tarafından değil,
farklı mezheplerin müntesibi ulema tarafından da teslim edilmiştir. Bunun bir
göstergesi olarak İmam'ın adının, Hadis hafızlarının zikredildiği eserlere derc
edildiğini görüyoruz. Bunların başında Şâfiî mezhebinden Hafız ez-Zehebî gelmektedir.[34]
Onu izleyen kuşaklardan Hanbelî mezhebine mensup Hadis hafızı Şemsuddîn
Muhammed b. Ahmed İbn Abdilhâdî el-Makdisî, el-Muhtasar fî Tabakâti
Ulemâi'l-Hadîs isimli eserinde, ardından aynı mezhebe mensup
"İbnu'l-Mibred" adıyla maruf hafız Cemâluddîn Yusuf b. Hasan İbn
Abdilhâdî, Tabakâtu'l-Huffâz'ında[35] ve nihayet Şâfiî mezhebine mensup hafız
Celâluddîn es-Süyûtî Tabakâtu'l-Huffâz isimli eserinde[36] aynı tavrı
sürdürmüşlerdir.
Reddiyeler
İmam Ebû Hanîfe'nin
Hadis'e muhalefet ettiği söylemi sadece kuru iddia seviyesinde kalmamış, fiili
olarak da gösterilmeye çalışılmıştır.
1. Bu cümleden olarak
zikredilmesi gereken ilk ve en önemli çalışma el-Buhârî ve Müslim gibi Hadis
imamlarının hocası durumundaki Ebû Bekr b. Ebî Şeybe tarafından yapılmıştır.
el-Musannef isimli meşhur eserinin bir cildinde "Kitâbu'r-Redd alâ Ebî
Hanîfe" adını verdiği özel bölümde "Bu, Ebû Hanîfe'nin Hz. Peygamber
(s.a.v)'den Gelen Rivayete Muhalefet Ettiği Hususlar(ı ihtiva eden bölümdür)
diyerek 125 bab zikretmiş, her bir babda birkaç rivayet zikrettikten sonra İmam
Ebû Hanîfe'nin o rivayetlere aykırı hüküm verdiğini söylemiştir.[37]
Bu 125 meseleye, tarih
içinde çeşitli cevaplar verilmiş ise de, bunlardan günümüze kadar gelebilen
olmamıştır. Muhammed Zâhid el-Kevserî merhumun muhalled eserlerinden
en-Nüketu't-Tarîfe[38] bu iddialara eldeki en kapsamlı cevabı oluşturmuştur.
Müellif merhum, vardığı sonucu eserinin giriş kısmında şöyle özetlemektedir:
İmam Ebû Hanîfe'nin
çözüme bağladığı meselelerin adedi konusunda zikredilen en küçük rakam 83
bin'dir. İbn Ebî Şeybe'nin zikrettiği 125 meselenin tamamında İmam'ın hata ve
hadise muhalefet ettiği bir an için kabul edilse bile, bunun, toplama oranı
664'te 1'dir. (…)
İbn Ebî Şeybe'nin
zikrettiği 125 meselenin % 50'sinde muhalif rivayet söz konusudur. Yani İmam
Ebû Hanîfe ayrı bir rivayeti, İbn Ebî Şeybe ayrı bir rivayeti esas almıştır.
Geriye kalan % 50'yi 5'e ayırırsak, ilk 5'te 1'lik kısımda haber-i vahid'in
Kur'an ayetiyle çatışma arz etmesi söz konusu olduğu için İmam, Kur'an ayetini
esas almış hadisi ise tevil etmiştir. ikinci 5'te 1'lik kısım ahad haberden
daha güçlü ("meşhur" gibi) rivayetler sebebiyle ahad haberin terk
edildiği durumları anlatmaktadır. Üçüncü 5'te 1'lik kısımda aynı rivayetten
farklı anlam/hüküm çıkarma söz konusudur. Yani İbn Ebî Şeybe de İmam Ebû Hanîfe
de aynı hadise dayanmaktadır. Ancak anlayış ve yaklaşım tarzlarındaki farklılık
sebebiyle çıkardıkları hükümler farklıdır. Dördüncü 5'te 1'lik kısımda İbn Ebî
Şeybe, hadise muhalif olarak gördüğü hükmü İmam Ebû Hanîfe'ye nisbette hatalı
davranmıştır. Yani mezhep kitapları esas alındığında, İmam Ebû Hanîfe'nin, İbn
Ebî Şeybe'nin kendisine nisbet ettiği görüşü benimsemediği anlaşılmaktadır.
Nihayet en fazla son 5'te 1'lik kısımda İmam'ın hadise muhalif hüküm verdiği
söylenebilir. Bu demektir ki, İbn Ebî Şeybe'nin 125 olarak takdim ettiği
"hadise muhalif" içtihadlarının adedi 12 civarındadır.
2. İmam'ın
hadislere muhalefet ettiğini örnekleriyle gösteren diğer bir çalışma da İmâmu'l-Haremeyn
el-Cüveynî'nin Muğîsu'l-Halk isimli çalışmasıdır. el-Kevserî merhum bu
çalışmaya da İhkâku'l-Hakk bi İbtâli'l-Bâtıl fî Muğîsi'l-Halk isimli
çalışmasıyla cevap vermiştir. Orada zikredilen meseleler İbn Ebî Şeybe'nin
çalışmasında olduğu gibi sırf hadis kaynaklı değildir. Böyle olanlar yanında
mezhebin usul ve kavaidi doğrultusunda verilmiş hükümler de tartışma konusu
yapılmıştır.
3. İmam el-Buhârî,
Sahîh'inin birçok yerinde[39] "İnsanlardan birisi demiştir ki…"
diyerek, kasdettiği kişinin hadise muhalefet ettiğini ileri sürmüştür. Her ne
kadar bu ifadeyi kullandığı her yerde kasdettiği kişi İmam Ebû Hanîfe değilse
de[40] onu kasdettiği yerler bulunduğu kesindir.
el-Buhârî'nin
mezkûr ifadeyi kullanarak İmam Ebû Hanîfe'yi hedeflediği yerler hakkında da
muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Bedruddîn el-Aynî'nin Umdetu'l-Karî isimli
şerhi ile Muhammed Enverşâh el-Keşmîrî'nin Feydu'l-Bârî'si, bizzat
Sahîhu'l-Buhârî üzerine yazılan şerhler olmak haysiyetiyle söz konusu iddiaları
ilk elden cevaplandırmışlardır.
Bunlardan başka
Abdülganî el-Guneymî el-Meydânî'nin Keşfu'l-İltibâs ammâ
Evredehû'l-İmâmu'l-Buhârî alâ Ba'di'n-Nâs isimli eseri, konu hakkında yapılmış
müstakil eserlerdendir ve matbudur.
Bunlar dışında
tarihte İmam Ebû Hanîfe'nin mezhebini diğerlerine tercih ve tenkitlere cevap
mahiyetinde pek çok çalışma yapılmıştır ki, İmam Ebû Yusuf'un er-Redd alâ
Siyeri'l-Evzâ'î'sinden, İmam Muhammed'in Kitâbu'l-Hücce alâ Ehli'l-Medîne'sine,
Sirâcuddîn el-Gaznevî'nin el-Gurretu'l-Münîfe'sinden, Sıbtu İbni'l-Cevzî'nin
el-İntisâr li İmâmi Eimmeti'l-Emsâr'ına ve Muhammed Murtaza ez-Zebîdî'nin
Ukûdu'l-Cevâhîri'l-Münîfe'sine kadar –hepsi de matbu olan– pek çok eser örnek
olarak zikredilebilir.
Sonuç
İmam Ebû Hanîfe,
Abdullah b. Mes'ûd başta olmak üzere Kûfe'de tavattun etmiş bulunan Sa'd b. Ebî
Vakkas, Huzeyfe b. el-Yemân, Ebû Mûsa el-Eş'arî, Ammâr b. Yâsir, Selmân
el-Fârisî… gibi büyük sahabîlerin (Allah hepsinden razı olsun) ilmini tevarüs
etmiştir. Tarih, bu büyük sahabîlerden sadece İbn Mes'ûd'un ve talebelerinin
Kûfe'de yetiştirdiği alim sayısının 4 bin olduğunu kaydediyor.[41] el-İclî,
Kûfe'ye yerleşen sahabî sayısını 1500 olarak vermektedir. el-Kevserî merhum,
Hz. Ali ve Abdullah b. Mes'ûd (r.anhuma) tarafından Kûfe'de yetiştirilen Tabiun
kuşağına mensup alimlerden ileri gelen bazılarının listesini zikretmiştir
ki,[42] İmam Ebû Hanîfe'nin, ilmî müktesebatını nasıl bir ilmî servet üzerine
kurduğu hakkında fikir edinmek isteyenler için oldukça doyurucudur.
er-Ramehürmüzî, İbn
Sîrîn'in şöyle dediğini nakleder: "Kûfe'ye geldim. 4 bin kişinin Hadis
tahsil ettiğini gördüm."[43] İmam el-Buhârî de Hadis toplama faaliyeti
(er-Rihle fî Talebi'l-Hadîs) esnasında Kûfe'ye kaç kere gittiğini saymadığını
söylemiştir.[44] Bütün bunlar, Kûfe'nin Hadis ilimleri bakımından bulunduğu
mevkiyi gösteren anekdotlardan cüz'î bir kısmıdır.
Böyle bir ortamda
yetişmiş bulunan, üstelik de 40 adet yetişmiş öğrencisi ile birlikte kollektif
bir içtihad faaliyeti yürüten İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis müktesebatının yetersiz
olduğunu yahut Hadisleri kale almadığını söyleyebilmek için bu ortamı ya hiç
bilmemek veya dikkate almamak gerekir.
İşin özü o ki,
İmam'ın mezhebi de, talebeleri de, mezhebin uleması ve onların yaptığı
çalışmalar da ortadayken bizim onları bir şeylerden tebrie etmek durumunda
kalmamız hayli travmatik bir durumdur. Gözünü kapatmakta ısrar eden kimseye kim
neyi gösterebilir?!
-------------------------------------------------------------
[1] İbn Adiyy,
el-Kâmil, VII, 10.
[2]
el-Hatîbu'l-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII, 382-3.
[3] İbn Hibbân,
Kitâbu'l-Mecrûhîn, III, 64.
[4] el-Kevserî,
Te'nîb'l-Hatîb, 276.
[5] el-Albânî,
İrvâu'l-Ğalîl, II, 277-9.
[6]
İbnu'l-Cevzî'nin de el-Muntazam'da (V, 188) belirttiği gibi, İmam'a yönelik
tenkitler üç ana noktada toplanmaktadır: 1. Akaid/Usulüddin, 2. Hadis
müktesebatının azlığı, hafızasının zayıflığı, 3. Sahih hadislere muhalefeti ve
re'yi çok kullanması. Bu yazının çerçevesi doğrudan Hadis sahasına taalluk eden
tenkitlerle sınırlandırılmıştır.
[7] Bkz. el-Kâmil
fî Du'afâi'r-Ricâl, VII, 5 vd.
[8] Bkz.
ed-Du'afâu'l-Kebîr, IV, 268 vd.
[9] Bkz. Te'vîlu
Muhtelifi'l-Hadîs, 54 vd.
[10] Bkz.
Kitâbu'l-Cerh ve't-Ta'dîl, VIII, 449-50.
[11] Bkz. Târîhu
Bağdâd, XIII, 365 vd.
[12] Bkz.
Kitâbu'd-Du'afâ ve'l-Metrûkîn, III, 163-4.
[13] el-Kevserî,
Te'nîbu'l-Hatîb, 31.
[14] İbn Hacer,
Hedyu's-Sârî (Mukaddimetu Fethi'l-Bârî), 428.
[15] İbn Ebî Hâtim,
Kitâbu'l-Cerh ve't-Ta'dîl, VII, 191.
[16] İbn Adiyy,
el-Kâmil, I, 220.
[17] el-Kevserî,
Fıkhu Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum, 83.
[18]
el-Hatîbu'l-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII, 338; es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe,
78. Daha kısa bir varyantı için bkz. İbn Hacer el-Mekkî, el-Hayrâtu'l-Hısân,
46.
[19] el-Muvaffak
el-Mekkî, Menâkıbu'l-İmâm Ebî Hanîfe, 143.
[20] el-Kevserî,
Te'nîbu'l-Hatîb, 329.
İ. Hakkı Ünal,
Ebu'l-Müeyyed el-Havârizmî'nin derlediği Câmiu'l-Mesânîd'de İbn Adiyy'in tek
bir rivayetinin bile olmadığını –Şâkir Zîb'e dayanarak– söylemektedir. (Bkz.
İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis Anlayışı…, 63, dpnt. 99)
Bu ifadelerin hemen
öncesinde de –yine aynı müellife dayanarak– Câmi'u'l-Mesânîd içinde Ebû
Nu'aym'ın Müsned'inden sadece iki rivayet bulunduğunu söylemektedir. Bu durum
Ebû Nu'aym'ın ayrıca basılmış bulunan (Mektebetu'l-Kevser, Riyad-1415/1994)
Müsned'i ile uyum arz etmemektedir. Zira sadece metin kısmı 260 sayfa civarında
tutmuş olan bu baskıda çok sayıda rivayet bulunmaktadır.
Dolayısıyla
Câmi'u'l-Mesânîd'de İbn Adiyy Müsnedi'nden bir tek rivayetin dahi bulunmadığı
tesbiti eğer doğruysa, diğer Müsned'lerle mükerrer rivayetler ihtiva etmesi
gibi bir sebepten olabilir. Vallahu a'lem.
[21] İbn Abdilberr,
Câmi'u Beyâni'l-İlm, 497 vd.
[22] Bkz.
İbnu'l-Cevzî, el-Muntazam, V, 188.
[23] İbn Hacer,
Tehzîbu't-Tehzîb, X, 451.
[24] İbn Abdilberr,
Câmi'u Beyâni'l-İlm, 502.
[25] İbn Abdilberr,
el-İntikâ, 206.
[26] İbn Abdilberr,
a.g.e., 198.
[27] es-Saymerî,
Ahbâru Ebî Hanîfe, 75; İbn Abdilberr, a.g.e., 199.
[28] es-Saymerî,
a.g.e.,, 74-5.
[29] İbn Abdilberr,
a.g.e., 210.
[30] İbn Abdilberr,
a.g.e., 211.
[31] et-Tehânevî
(Tanevî), Kavâ'id fî Ulûmi'l-Hadîs, 311-2.
[32] İbn Hacer,
Tehzîbu't-Tehzîb, X, 450.
[33] Fıkhu
Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum adıyla Ebû Gudde merhum tarafından tahkik edilerek
yayımlanmış, dilimize de –Hanefî Fıkhının Esasları adıyla– çevrilmiştir.
[34] Bkz.
ez-Zehebî, Tezkiretu'l-Huffâz, I, 168.
[35] Bkz. Muhammed
Abdürreşîd en-Nu'mânî, Mekânetu'l-İmâm Ebî Hanîfe fi'l-Hadîs, 60-1.
[36] Bkz.
es-Süyûtî, Tabakâtu'l-Huffâz, 80-1.
[37] Bkz. İbn Ebî
Şeybe, el-Musannef, VIII, 363 vd.
[38] el-Kevserî,
en-Nüketu't-Tarîfe fi't-Tahaddüs an Rudûdi İbn Ebî Şeybe alâ Ebî Hanîfe,
Kahire-1365/1945.
[39] Değişik
itibarlara göre 22, 24 veya 25 yerde.
[40] el-Keşmîrî,
Feydu'l-Bârî'de (III, 54) şöyle der: "Bil ki, musannıfın (İmam el-Buhârî)
bu ifadeyi kullandığı ilk yer burasıdır. Her ne kadar burada kasdettiği kişi o
ise de, iddia edildiği gibi bu ifadeyi kullandığı her yerde Ebû Hanîfe'yi
kasdetmemiştir. Bazı yerlerde kasdettiği kişi İsa b. Ebân, bazı yerlerde
eş-Şâfi'î, bazı yerlerde ise Muhammed (b. el-Hasan)'dir. Öte yandan musannıf bu
ifadeyi her zaman red amacıyla kullanmaz. Aksine, onun, bu ifadeyi kullandığı
kişinin görüşünü paylaştığını da gördüm. Bazen de sahibi hakkında bu ifadeyi
kullandığı görüş konusunda tereddüt göstermektedir…"
el-Keşmîrî,
Sünenu't-Tirmizî şerhi el-Arfu'ş-Şezî'de (II, 118) daha ayrıntılı bilgi verir
ve şöyle der: "Şâfiîler, "Ba'du'n-Nâs" ifadesinin kullanıldığı
her yerde kastedilen kişinin Ebû Hanîfe olduğunu ve el-Buhârî'nin bu ifadeyi
kullandığı her yerde üzerinde durduğu görüşü reddettiğini söylemişlerdir. Ben
derim ki, bu iddia doğru değildir. Zira el-Buhârî'nin bu ifadeyi kullandığı
halde üzerinde durduğu görüşü tercih ettiği de vakidir. er-Rahmân suresindeki
tutumu böyledir. Oradaki ifadesinin siyak ve sibakı bunu göstermektedir.
es-Sahîh'i inceleyenler bu durumu açıkça görürler. Keza bazen
"Ba'du'n-Nâs" ifadesini kullanır ve onunla Muhammed b. el-Hasan'ı,
bazen onun talebesi İsa b. Ebân'ı, bazen Züfer b. el-Hüzeyl'i, bazen de
eş-Şâfi'î'yi kasteder…"
[41] Bkz.
el-Kevserî, Fıkhu Ehli'l-Irâk, 41-2.
[42] el-Kevserî,
a.g.e., 43 vd.
[43]
er-Râmehürmüzî, el-Muhaddisu'l-Fâsıl, 408.
[44] el-Kevserî,
Fıkhu Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum, 52.
İnkisaf.net’ten
Son Güncelleme : 06.12.2007 - 03:29
|