Mesken, elbise, ev
eşyası, silâh ve hizmetçi gibi zaruri ihtiyaçlar dışında, nisap miktarında
malı bulunan hür ve müslüman kimseye fitre vaciptir. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan bayramında verdiği bir hutbesinde;“Küçük, büyük
her hür ve her köle basma buğdaydan yarım sa' veyahut kuru hurma veya arpadan
bir sa' veriniz” [1]
buyurmuştur. Ancak bu hadisi yalnız Sa'lebe b. Suayr el-Advî rivayet ettiği
için Haber Vahid, yani tek kişi hadisidir. Haber-i Vacid ise, kesinlik İfade
etmediği için onunla farziyet değil, ancak vücûp sabit olur.
Fitrenin yalnız hür ve
müslüman olan kişiye vacip olmasının sebebi şudur: Çünkü kölenin malı yoktur.
Malı olmayan kimse ise, başkasma verdiği herhangi bir şeyi ona temlik edemez.
Fitrede ise -zekâtta olduğu gibi- temlik şarttır. Müslüman olmayan kimsenin de
ibâdeti yoktur. Fitre vermek ise bir ibâdettir.
Fitrenin vücubu için
nisap miktarı mala sahip olmanın şartı da: Çünkü Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Sadaka ancak zenginlik sırtındanolur” [2]
buyurmuştur. Ancak kişinin malik olduğu nisabın, kendisiyle çoluk çocuğunun
zaruri ihtiyaçlarından fazla olması şarttır.
Çünkü, eğer fazla
olmazsa harcanmak zorunda olduğu için yokmuş gibi olur. Fakat bu nisabın zekât
düşen malların türünden olması şart değildir. Çünkü kişi herhangi bir maldan
nisap miktarına malik olduktan sonra, malik olduğu nisap zekât düşen malların
güründen olmasa bile zekât vermek zorunda değilse de, başkasından zekât alması
caiz olmadığı gibi Fitre ve kurban vermekle de mükellef olur.
Bu hadis «Malı
kendisiyle çoluk çocuğunun bir günlük masrafından fazla olan kimseye fitre
vaciptir» diyen İmam-ı Şafii'nin görüşüne karşı bir delildir.
Abdullah İbn-i Ömer
(Radıyallâhü anh)'dan “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
fitreyi köle hür, büyük küçük, kadın erkek, her müslümana farz kıldı” mealinde
rivayet olunan [3] hadise binaen (kişi
kendisinin, küçük çocuklarının ve kölelerinin fitrelerini vermekle
mükelleftir. Zira küçük çocuklarla köleler kişinin velayeti altında oldukları
gibi kişi onları beslemekle mükelleftir. Fitreye de baş sadakası denildiği
için kişinin velayeti altında bulunan her bir baş için bir fitre vermesi
gerekir. Bu de eğer köleler hizmet için beslenir ve küçük çocuklann da malı bulunmazsa
böyledir. Eğer çocukların malı varsa -İmam Ebû Hanife Îmam Ebü Yûsuf'a göre-
fitreleri mallarından çıkarılır. Çünkü Şeriat fitreyi de gerekli masraflar
arasına soktuğu için fitre de nafaka hükmündedir. Çocuğun malı bulunduğu zaman
nasıl nafakası malından çıkıyorsa, fitre de öyledir.
İmam Muhammed ise: “Fitre
de zekât gibi bir ibâdet olduğu için, zekât nasıl çocuğun malına düşmüyorsa,
fitre de öyledir. Bunun için çocuğun babası çocuğun fitresini kendi malından
vermek zorundadır. Şayet çocuğun malından çıkarırsa zamin olur” demiştir.
Kadının fitresi
kocasına vacip değildir. Çünkü erkeğin, karısı üzerindeki velayeti noksan
olduğu gibi, onun bütün masraflarım da ödemek zorunluğu yoktur. Nitekim evlilik
ilişkileri dışında, erkeğin kadın üzerinde hiç ,bir velayet hakkı yoktur ve -tedavi
masrafı gibi- cari olmayan masrafları da ona vacip değildir.
Büyük çocuklar babalan
tarafından beslenseler bile fitreleri babalarına vacip değildir. Çünkü babanın
büyük çocuklar üzerinde hiç bir velayet hakkı yoktur. Şayet baba kendiliğinden
büyük çocuğunun veyahut koca kendiliğinden karısının fitresini verirse, istihsanen
caizdir. Çünkü böyle durumlarda izin vermemek için hiç bir sebep yoktur.
Kişi, kendisiyle
kitabet akdini yaptığı kölesinin fitresini vermekzorunda
değildir. Çünkü kendisiyle kitabet akdi yapılan köle efendisinin velayeti
altından çıkmış olur ve fakir olduğu için kendisi de kendi fitresini vermek
zorunda değildir. Fakat kişi, kendisine: “Ben öldükten sonra sen hürsün” dediği
kölesi ile, kendisinden çocuk doğurmuş olan cariyesinin fitrelerini vermek
zorundadır. Çünkü bu köle ile câriye üzerinde her ne kadar artık bir tasarruf
hakkı yoksa da, yine de velayeti altındadırlar.
Ticaret için satın
alınan kölelerin fitresi vacip olmaz. Çünkü eğer vacip olursa, zekâtları nasıl
sahiplerine vacip ise fitreleri de ona vacip olur ve bu itibarla kişiye bir
maldan dolaya bir yıl içinde iki kez zekât lâzım gelmiş olur. îmam-ı Şafiî
ise: “Vacip olur” demiştir. Çünkü ona göre fitre köleye vaciptir. Ancak kölenin
malı olmadığı için efendisi ödemek korundadır. Bunun için bir yıl içinde bir
maldan dolayı kişiye iki kez zekât lâzım gelmiş olmaz.
İki kişi arasında
müşterek bulunan kölenin fitresi ikisine de vacip değildir. Çünkü her birinin
bu köle üzerinde başlıbaşina velayet hakkı yoktur ve her biri kölenin bütün
masraflarını yapmak zorunda değildir.
İmam Ebû Hanife'ye
göre iki kişi arasında müşterek bulunan köleler birden fazla da olsalar yine
hüküm böyledir. Çünkü bu durumda da kölelerin herbiri, ikisi arasında müşterek
olduğu için ortaklardan herbiri, onun üzerinde başlıbaşma velayet hakkına
sahip değildir. Diğer iki imam ise:“Köleler
birden fazla olduğu için herbir ortağa başlıbaşma bir tane düşer. Bunun için
herbirine birinin fitresi vacip olur” demişlerdir. Kimisi:“Köleler birden fazla olduğu zaman da, taksim
edilmeden aralarında müşterek oldukları için hiç bir ortağın bir köle
üzerindeki velayeti tam değildir. Bunun için diğer iki îmam da. İmam Ebû Hanife
gibi fitrelerinin vacip olmadığı görüşündedirler” demiştir.
Müslüman olan kimse
müslüman olmayan kölesinin de fitresini vermek zorundadır. Zira hem yukarıda
geçen hadis mutlaktır, hem de İbn-i Abbas (Radıyallâhü anh)'dan rivayet olunduğuna
göre Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Herbir hür basma ve -ister Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi olsun- her
bir köle başına yanmsa buğday, ya da bir sa' kuru hurma veyahut arpa verin”
[4]
buyurmuştur. Hem de biz Hanefilere göre fitre köleye değil, kölenin efendisine
vacip olur. Kölenin efendisi de burada müslüman olduğu için ibâdete ehildir.
İmam-ı Şafii ise:Müslüman olmayan kölenin fitresi
efendisine vâcib değildir» demiştir. Çünkü ona göre kölenin fitresi efendisine
değil, kendisine vâcib olur. Ancak efendisi ödemek zorundadır. Burada ise köle
müslüman olmadığı için ibâdete ehil değildir ki fitre ona vacip olsun.
Şayet köle müslüman
olup da efendisi müslüman olmazsa, o zaman ne bize ve ne de Im&m-ı
Şafii'ye göre kölenin fitresi vâcib olmaz.
Eğer bir kimse bir
köleyi muhayyerlik şartıyla satın alırsa, sonunda o köle kimin olursa fitresi
o kimseye vâcib olur. Yani eğer muhayyerlik süresi içinde bayram günü fecir
sökerse, köle sonunda satıcı ile alıcıdan hangisinin olursa fitresi o kimseye
vâcib olıfr. İmam-ı Şafii:“Muhayyerlik süresinde kölenin
nafakası nasıl alıcıya ait ise, fitresi de ona aittir” demiştir. Biz diyoruz
ki: Muhayyerlik süresi içinde kölenin kimin olacağı belli olmadığı için
mülkiyeti mevkuftur. Yani eğer geri verilirse satıcının mülkiyetine döner, geri
verilmezse, akit tarihinden itibaren alıcının mülkü olduğu anlaşılmış olur.
Fakat nafaka öyle değildir. Çünkü nafaka acil bir ihtiyaç olduğu için
bekletilemez. Bunun için alıcıya aittir. Ticaret malının zekâtı da bu ihtilâfa
göredir.[5]
Fitrenin
Miktarı Ve Ne Zaman Vacip Olduğu
Fitre buğdaydan,
buğday unundan, kavurulmuş buğday kavutundan, kuru üzümden yanm sa 520 dirhem,
arpadan, kuru hurmadan bir sa 1040 dirhem’dir.
İmam Muhammed ile İmam
Ebû Yûsuf kuru üzümü de arpa gibi saymışlardır, ki îmam Ebû Hanife'den de bu
yolda bir rivayet vardır. Birinci rivayet ise el-Cami-ussağiyr'indir. İmam-ı
Şafii, Ebû Said-i Hudri (Radıyallâhü anh)'ın:“Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında biz fitreyi bayram günü her
çeşit yiyecekten bir sa' olarak verirdik. Bizim normal olarak yemeğimiz de
arpa, kuru üzüm, keş ve kuru hurma idi» [6]
mealindeki hadisine dayanarak: “Fitre her çeşit yiyecekten bir sa'dır”
demiştir. Bizim ise delilimiz, yukarıda geçen Sa'lebe b. Suayre1-Advi'nin
hadisidir ve bizim ise delilimiz, ashaptan aralarında Hulefa-i Raşidin'in de
bulunduğu büyük bir cemaatın görüşüdür. İmam Şafiî'nin dayandığı Ebû Said-i
Hudri' nin hadisi ise “Biz kendi isteğimizle fazla verirdik” mânâsına
mahmuldür.
İmam Muhammed ile İmam
Ebû Yûsuf: “Kuru üzüm ile Hurma biribirine yakındırlar” demişlerdir.
İmam Ebû Hanife ise “Kuru
üzüm de buğday gibi hepsi yiyilen bir yiyecektir. Arpa ile hurma ise öyle
değillerdir. Çünkü hurmanın çekirdeği ile arpanın kepeği atılır. Bunun için
buğday ile hurma arasında fark vardır» demiştir. Arpa unu ile, kavurulmuş. arpa
kavutu da arpa hükmündedirler.
Her ne kadar birtakım
hadislerde Buğday unudan yanın sa' ve arpa unundan bir sa1» diye geçiyorsa da,
un ile kavutta ihtiyatan evlâ, hem miktar hem değere bakılmasıdır. Yani eğer
un veya kavudun değeri tanesinden daha düşük olursa yarım şa' buğdayın veya bir
sa arpanın değerini tutan miktarda un veya kavudun verilmesi daha evlâdır.
Fakat bu ihtimal çok zaif olduğu için el-Camiussa-ğiyr buna değinmemiştir.
Ekmekte de -sahih olan kavle göre- değere bakılır. Sonra İmam Ebû Hanife'den
gelen rivayete göre yarım sa' buğdayda muteber olan, ağırlıktır. Yani eğer buğday
hafif olup yarım sa'ı 520 dirhem gelmezse, fitre için yarım sa' kâfi gelmez.
İmam Muhammed ise: “Ağırlığa değil, miktara bakılır» demiştir.İmam Ebü Yûsuf tan gelen rivayete göre fitre için un,
buğdaydan, para da undan evlâdır, ki FakihEbûCaferde bu görüşü benimsemiştir. Zira un, buğdaydan, para
da undan daha çok ve daha çabuk iş görür. Ebû Bekir el-A'meş'den ise: “Buğday
daha evlâdır. Çünkü un ile para vermenin cevazında ihtilâf edilmiştir. Nitekim
İmam-ı Şafii ne un ve ne de paraya cevaz vermemiştir” diye rivayet
olunmaktadır.
İmam Ebir Hanife ile
îmam Muhammed'e göre sa' sekiz Bağdat rıtlıdır. Îmam Ebû Yûsuf ise: “Beş ntıl
ile bir rıtılın üçtebiridir” demiştir, ki İmam Şafii de bu görüştedir. Zira
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Bizim sa'ımız sa'lann en küçüğüdür” [7]buyurmuştur. Biz de Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) iki ntıl olan bir müd su ile abdest alır ve sekiz ntıl olan
bir sa' su ile de guslederdi”mealinde
rivayet olunan [8] hadisedayanıyoruz. Hem de Hz. Ömer'in sa'ı da sekiz batıl
idi. Kaldı ki, İmam Ebü Yûsuf un dayandığı hadis sahih de olsa, bu hadiste
sa'lann en küçüğü olduğu buyurulan sa' -otuz iki rıtıl olan Rıtl-ı Haşimi'den
küçüktür» demek istemiştir. Çünkü o zaman Medine'de bu sa kullanılırdı.
Fitre bayram günü
fecrin sökmesiyle vacip olur. İmam-ı Şafii: “Ramazanın son günü güneşin batması
ile vacip olur» demiştir. Buna göre Ramazanın son günü güneş battıktan sonra
dünyaya gelen çocuğun veya müslümanhğı kabul eden kimsenin fitreleri, bize
göre vacip olur. İmam-ı Şafii'ye göre vacip olmaz. Ramazanın son günü güneş
battıktan sonra ölen kimsenin fitresi ise bize göre vacip olmaz.
İmam-ı Şafiî'ye göre
vacip olur.İmam-ı Şafii: “Fitre İftar kelimesinden gelmedir. Oruç
tutmamak demek olan İftar da, oruç ayı olan Ramazanın bitmesiyle caiz olur.
Ramazan da son gününün güneşi batınca bitmiş olur. Bunun için fitre, Ramazanm
son günü güneşinin batması ile vacip olur” demiştir.
Biz diyoruz ki: Oruç
tutmamak demek olan iftarın cevazı, Şevval ayı birinci gününün fecri sökünce
başlar. Çünkü fecir sökmeden önce henüz gece olduğu için ne oruç tutmak, ne de
tutmamak zamanı değildir. Zira oruç tutmakla tutmamak gündüzlere mahsustur.
Bunun için fitre, Şevval ayının birinci günü fecir sökünce vacip olur.Fitreyi bayram günü bayram namazına gitmezden Önce
vermek müstahaptır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
bayram günü namazgaha çıkmazdan önce fitrelerini çıkarırdı. Hem de fitre,
fakirin -hiç değilse- bayram günü avuç açmak zorunda kalmamasını amaçlayan bir
emir olduğuna göre, bayram namazından Önce fakire verilmelidir ki o da herkes
gibi sevinç ve gönül huzuru içinde namaza gidebilsin.
Fitre şayet bayram gününden
önce de verilse caizdir. Zira fitre baş sadakası olduğu için o da mal sadakası
olan zekât gibi vücübundan önce verilebilir ve sahih olan kavle göre,
vücübundan ne kadar zaman önce verilebilmesi için bir sınır da yoktur. Kimisi:
“Ramazanın ancak son yansında”, kimisi de. “Son on gününde verilebilir” demiştir,
Fitrenin vücûbu,
fitreyi bayram günü vermemekle sakıt olmaz ve aradan ne kadar zaman geçerse geçsin
İyine de vermek gerekir. Zira fitre hikmet ve gayesi bilinen bir ibadettir,
bunun için hangi vakitte verilse ondan güdülen gaye yerine gelmiş olur. Kurban
ise öyle değildir. Çünkü kurbanı bayram günlerinde kesmenin vücûbundaki' hikmet
bilinemez. Bunun için eğer bayram günlerinde kesilmezse vücûbu sakıt olup
kazaya kalamaz.[9]
[7] Hadis bu lafızla gariptir. Ancak îbn-i Hibbani le
Beyhaki Ebû Hüreyre (r.a.)'dan «Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e: “Ya Resülallah,
sapimiz sa'lann en küçüğüdür. Müdümüz ise mtiddlerin en büyüğüdür, dediler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Allah'ım
bizim sa'ımıza bereket koy, bizim azımıza ve çoğumuza bereket koy ve bir
bereketle birlikte bize iki bereket ver, diye duâ etti.” şeklinde bir hadis
nakletmektedirler. Behakî c. 4 s.. 171