| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 16.11.2007 - 03:43
|
Okunma Sayısı : 1597 |
İhramlı olan kimse; Mekke-i Mükerremeye yaklaştığı
zaman, imkân bulursa gusül abdesti alır. Kâbe-i Muazzama'yı gördüğü zaman
tekbir getirir ve kelime-i tevhid'i söyler. Beyti gören kimse için dualardan
herhangi birşeyi tayin olunmamıştır. Zira duaları vakitlendirmek sûretiyle
tayin etmek, kalbin inceliğini (rikkatini) tahrip eder, götürür. Eğer dualardan
nakledilen birisiyle (Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Sahabe-i
Kiram'ın dualarından birisini) teberrük ederse, bu gerçekten güzeldir. Mekke'ye
girmek için gusletmek müstehaptır. Mükellef; "Beni Şeybe" kapısına
gelinceye kadar, telbeyi getirerek dahil olma durumundadır. Bu da müstehaptır.
Mescid-i Haram'a; mütevazi bir vaziyette, huşû ve ihlâsla, o makamın azameti
düşünülerek sakin sakin, telbiye getirilerek girilir. Zaruret bulunmadığı süre
içerisinde Mescid-i Haram'a yalınayak girilir. Mescid-i Haram'a giren kimse
önce sağ ayağını atar ve şu şekilde dua eder:
"Bismillâhi velhamdü lillâhi vesselâtü
alâ Resûlillâhi!.. Allahümeftah lî ebvâbe rahmetike ve edhılnî fiyha!..
Allahümme innî es'elûke fi mekami hâzâ en tusalliye alâ seyyidinâ Muhammedin
abdike ve resûlike ve terhamenî ve tukîyle asreti ve tağfire zünûbi ve teda'a
anni vizrî"
Mânası: Allahu Teala'nın adıyla başlarım.
Hamd Allah'a (cc) mahsustur. Salât ve selâm O'nun Resûlüne olsun. Allah'ım!..
Bana rahmetinin kapılarını aç ve beni oraya dahil et!.. Allah'ım!.. Gerçekten
şu yüce makamda senden, senin kulun ve Resûlün olan Efendimiz Muhammed'e salât
eylemeni diliyorum Bana da merhamet etmeni, hatalarımı gidermeni, günahlarımı
bağışlamanı ve benden fenalıklarımı kaldırmanı da bu bulunduğum yerde, senden
istiyorum."
Kâbe-i Muazzama'yı (Beytullah'ı) görünce tekbir ve
tehlil okuyarak, gönlünden geçtiği gibi dua eder. Daha sonra Hacer-i Esved'in
karşısından tavafa başlar. Önce Hacer-i Esved'e döner, tıpkı namazda olduğu
gibi iki elini kaldırarak tekbir alır. Essah olan kavle göre eller omuz
hizasına kadar kaldırılır. Eğer hiçbir mü'mine eziyyet vermeksizin, Hacer-i
Esved'e elini ve yüzünü sürebilmek mümkünse, bunu yapar. Hacer-i Esved'e elini
ve yüzünü sürmek (İstilâm etmek) "sünnet", mü'mine eziyyet vermemek
ise "Vacip"tir. Hacer-i Esved'i istilâm ederken şu dua okunur:
"Bismillâhirrahmânirrahıym.
Allahümmağfirli zünûbi ve tahhirlî kalbî veşrahlî sadri ve yessirlî emri ve
âfinî fimen âfeyte"
Manası: "Rahmân ve Rahim olan Allahu
Teala'nın adı ile!.. Allah'ım!.. Benim günahlarımı bağışla ve kalbimi temizle,
yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır ve kendilerine afiyet verdiğin
kimseler gibi bana da afiyet ver".
Bu duadan sonra, Haceri'l Esved'in sağından
Kâbe'nin kapısını takip ederek tavafa başlar. Bu sünnettir.
Tavafı "Hatim'in" arka tarafından yapar.
Buna "Hicir" de denilmiştir. Hatim yani Hicr Beyt'tendir. İlk üç
şavt'ta "Remel" yapar. Önce "Şavt", sonra da
"Remel" kavramları üzerinde duralım.
Şavt; tavaf esnasında Hacerü'l Esved'den başlayıp,
Kâbe-i Muazzama'nın etrafını dolaşarak, tekrar Hacerü'l Esved'e gelmeye verilen
isimdir. Tavaf'a "Hacerü'l Esved"den başlamak sünnettir. Tavafa bunun
haricinde başlamak da caizdir. Ancak bu mekruh olur.
Remel ise tavafın ilk üç şavtında erkeklerin kısa
adımlarla, omuzlarını silkerek ve çalımlı bir şekilde yürümesine (koşar gibi)
verilen isimdir. Remel'de Hacerü'l Esved'de başlar yine Hacerü'l Esved'de
tamamlanır. Tavaf yapan kimse; ilk üç şavt'ta remel yapar, diğer şavtlarda ise
yavaş yavaş yürür. İnsanlar çok kalabalık olduğu zaman beklenilir ve yol
bulunca Remel yapılır. Zira Remel'in bir bedeli yoktur. Bu sebeble bekler ki
tavaf'ta sünnet vechi üzerine yerine getirilsin. İstilam'da ise durum böyle
değildir. Çünkü istikbal etme (Ona karşı durub, selâmlama) bedel hükmündedir.
Yedi şavt tamamlanınca "Tavaf" bitmiş demektir. Tavaf'ı; Hacerü'l
Esved'i istilâm ederek sona erdirmek gerekir.
Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim'e gelip orada iki
rek'at namaz kılar. Şayed mükellef Makam-ı İbrahim'de yer bulamazsa, Mescid-i
Haram'ın mümkün olan bir yerinde namazını kılar. Bu iki rek'at tavaf namazı
bize göre vaciptir. Birinci rek'atta, Fatiha'dan sonra "Kâfirûn"
sûresi, ikinci rek'atta ise Fatiha'dan sonra "İhlâs" sûresini okur.
Kılınacak herhangi bir farz namaz, bu iki rek'at tavaf namazı yerine geçmez. Bu
namazdan sonra Makam-ı İbrahim'in arkasında dua etmek müstehabtır. Kişi bu duasında
dünya ve ahirette muhtaç olduğu hususları Allahu Teala'dan taleb eder. Tavaf
namazı; nafile namaz kılmanın mübah olduğu her vakitte kılınabilir. Tavafı
tamamlayan mükellefin; Safa tepesine çıkmadan önce "Zemzem" kuyusuna
inip, "Zemzem" suyu içmesi ve kalanını yere dökmesi ve şu şekilde dua
etmesi gerekir:
“Allahümme inni es'elüke rızkan vasian ve ilmen
nafian ve şifaen min külli dâin”
Mânası: "Allah'ım!.. Senden geniş rızık,
faydalı ilim ve her derde devâ vermeni istirham ediyorum." Yapılan bu ilk
tavafa "Kudûm" denir, sünnettir.
Safa ile Merve arasında sa'y etmek isteyen kimse;
Hacerü'l Esved'e döner ve istilâm eder. Şayet buna imkân bulamazsa; Hacerü'l
Esved'e yüzünü dönerek tekbir ve tehlil getirir. Sonra doğruca Safa tepesine
geçer. "Benî Mahzûn" kapısından Safa'ya çıkmak sünnettir. Bu kapıya
"Babü's Safa" adı verilmiştir. Esasen en yakın olan kapı da budur.
Başka kapılardan çıkmak da mümkündür. Kapıdan çıkarken sol ayak atılır. Safa
tepesine çıkmak gereklidir. Bundan murad; Safa tepesinden "Beytullah'ın"
görülmesidir. Zira mükellef; Safa tepesinden yüzünü "Beytullah'a"
dönerek, ellerini kaldırır ve üç defa tekbir alır. Daha sonra Kelime-i Tevhid,
salât-ü selâm ve duada bulunur. Sonra Safa tepesinden iner; batn-ı vadiye
gelene kadar sükûnet içerisinde yavaş yavaş yürür. Yeşil direğe gelince koşmaya
başlar ve ikinci yeşil direğe kadar koşar. İkinci yeşil direği geçtikten
sonra vakar içerisinde Merve tepesine kadar yürür. Merve tepesine gelince
"Beytullah'a" karşı yüzünü çevirir; Allahu Teala'ya hamd-ü sena,
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât-ü selâm, tekbir, tehlil ve
duada bulunur. Safa ile Merve arasında yedi şavt gelir-gider!..
Sonuç olarak; Safa tepesinden Merve'ye dört gidiş
ve merve'den safaya üç dönüş yapılmış olur. Sa'yi tavaftan sonra yapmak şarttır.
Bir kimse tavaftan önce sa'y etmiş bulunsa; bu sa'yi tavaftan sonra iade eder.
Safa ile Merve arasında sa'y etmek vaciptir, rükün
değildir. Sa'y amelinin "Safa" tepesinden başlaması gerekir.
Sa'yi tamamlayan mükellef; Mescid-i Haram'a girip
iki rek'at namaz kılar.(130) Eğer hacca niyyet etmişse, ihramlı olarak Mekke'de
Terviye gününe yani Zilhicce'nin 8.nci gününe kadar kalır. Her fırsat buldukça
Kâbe-i Muazzama'yı tavaf eder. Ancak bu tavaflardan sonra Safa ile merve
arasında sa'y etmez. Kâbe-i Muazzama'yı tavaf eden mükellefin; her yedi
şavt'tan sonra iki rek'at namaz kılması esastır. Bu namaz vaciptir.
Terviye gününden bir gün önce imam bir hutbe okur.
Bu hutbe'de insanlara Haccın Menasikini izâh eder. Hacc esnasında üç hutbe
vardır. Bunlar:
1. Terviye gününden bir gün önceki hutbe,
2. Arefe günü Arafat'ta okunan hutbe,
3. Zilhicce'nin onbirinci (Bayram'ın ilk günü)
Mina'da okunan hutbedir.
Bu hutbeler arasında oturulmaz. Ancak Arefe günü
okunan hutbe iki hutbe olduğu için ikisinin arasında bir miktar oturulur. Bu
hutbelerin hepsi zevalden (Yani öğle namazından) önce okunur. Yalnız Arefe günü
hutbe zevalden sonra, fakat yine de öğle namazından az önce okunur. Terviye
günü sabah namazından ve güneşin doğmasından sonra hep birlikte Mina'ya gidilir.
Efdal olan budur. Ancak güneş doğmadan önce gidilmiş olsa da caizdir. O gece
Mina'da geçirildikten sonra; Arefe gününün sabah namazı edâ edilir. Daha sonra
topluca Arafat'a doğru yola çıkılır. Mükellefin Mekke'de geceleyip, Arefe
gününün sabah namazını orda kıldıktan sonra Arafat'a yönelmesi ve Mina'ya da
uğraması, caizdir. Fakat böyle yapmak sünneti terk olduğu için, güzel
bulunmamıştır.
Tevriye gününde Mekke'de sabah namazını kıldığı
zaman, Mina'ya hareket edilir. Arefe günü sabah namazını kılıncaya kadar orada
ikamet edilir. Şayed Arefe gecesi Mekke'de kalıp, sabah namazını orada edâ
ettikten sonra Arafat'a doğru yola çıksa ve Mina'ya uğrasa kifayet eder. Zira
Mina'da Arefe gününde, herhangi bir hacc menasikini edâ etmek sözkonusu
değildir. Ancak sünneti terk sebebiyle isaet yani hata etmiş olur.
Mina'dan topluca Arafat'a doğru hareket edilir. Bir
mü'minin; Mina'dan güneş doğmadan önce tek başına Arafat'a doğru hareket
etmesi, hoş değildir. Arafat'a cemaat halinde inmek esastır. Arafat'ın her yeri
vakfe için müsaittir. Vakfe'de en faziletli mekân "Cebel-i Rahme"
denilen kısımdır. Zevâlden sonra, hacc emiri veya imam hutbe'ye çıkar ve
Müezzin de ezân okur. Tıpkı Cum'a Namazında olduğu gibi hacc emiri veya imam
"Hutbe'yi" okur. İmam bu hutbede insanlara Arafat ve Müzdelife
vakfelerini, şeytan taşlamanın hükmünü ve mahiyetini, kurban kesmeyi, traş
olmayı, ziyaret tavafını ve Bayram'ın ikinci gününe kadar hacc'da yapılması
icabeden bütün amellerin nasıl edâ edileceğini izah eder. Sonra minberden iner,
öğle namazının vaktinde, öğle ve ikindi namazlarını (Cem'i takdim) birlikte
kıldırır. Bu namazlarda imam açıktan okumaz, gizli kıraat eder. Bu namazlar
için, sadece bir ezân okunur ve kamet getirilir. Bu iki namaz esnasında öğle
namazının ilk sünnetinden başka, nafile bir namaz edâ edilemez. Bunların
arasında nafile namaz kılınırsa mekrûh olur. Ayrıca böyle bir durumda ikindi
ezanı tekrar okunur. Kezâ bu iki namaz arasında, yemek, içmek vb. şeylerle
meşgul olmak da mekruhtur.
Bundan sonra hacc emiri veya imam; sünnet olan
gusül abdestini alır ve Cebel-i Rahme'nin yakınında Kâbe-i Muazzama
istikametine dönerek vakfe'ye durur. Arafat vakfesinin iki şartı vardır:
Birincisi: Vakfe'nin Arafat'ta yapılması,
İkincisi: Vakfe'nin belirli zamanda edâ
edilmesidir.
Niyyet etmek Vakfe'nin şartlarından değildir. Ancak
niyyet etmek ve kıble'ye karşı vakfede durmak efdaldir. Vakfe'yi güneşin
battığı zamana kadar uzatmak vaciptir. Vakfe'nin sünnetleri ise şunlardır:
Gusletmek, iki hutbe, öğle ve ikindi namazlarını cemetmek, bu namazlardan sonra
vakfe yapma hususunda acele etmek, oruçlu olmamak, devamlı abdestli olmak,
imama yakın bulunmak ve onun arkasında olmak, vakfe'ye kalben hazır olmak ve
dünyevi kaygılardan, endişelerden ve dünyevi işlerden zihnen sıyrılmak, vakfe
esnasında dua ile meşgul olmak ve kafirlerin gelip-geçeceği yollarda vakfe
yapmamak. Ayrıca Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in vakfe yaptığı
siyah ve büyük kayanın yanında vakfe yapmak!.. Eğer oraya yaklaşmak güç ise,
imkân nisbetinde yakın olmaya çalışmak.
Vakfe sırasında dua etmek esastır. Her ne kadar
bazı dualar hususunda eserler varid olmuşsa da mükellef dileği gibi duada
bulunur.
Güneş battığı zaman Ulû'lemr (Hacc emiri) ve
cemaat; sükûnet ve vakarla Müzdelife'ye hareket ederler. Müzdelife'ye giderken
yavaş yavaş yürümek efdaldir. Hacıların Müzdelife'ye Hacc emiriyle birlikte
dönmeleri ve onun önüne geçmemeleri uygun olur. Ancak Hacc emiri, güneş
battıktan sonraya kalırsa, Müzdelife'ye vaktinde girebilmek için cemaat ondan
önce gider. Müzdelife'ye doğru harekete geçen mükellef; tekbir, kelime-i Tevhid
ve devamlı olarak Telbiye getirir. Allahu Teala'ya hamdü senâ'da bulunur ve bol
bol istiğfar eder.
Müzdelife'de yatsı namazının vakti girince; Müezzin
ezân okur ve bunun arkasından kamet getirir. Dolayısıyla Ulûlemr veya Hacc
emiri ile birlikte; cemaat önce akşam namazını, daha sonra da yatsı namazını
arka arkaya kılarlar. Bu iki namaz arasında kat'iyyen nafile namaz kılınmaz.
Müzdelife'de akşam ve yatsı namazını, cem'i tehirle tek başına kılmak da
caizdir. Bu Arafat'taki cem'i takdimin hilâfınadır. Ancak efdal olan, cemaat
olarak imamla birlikte kılmaktır. Müzdelife'deki Cem'de; hutbe, Ulû'lemr,
cemaat ve ihram şart kılınmıştır. Yatsı namazı kılındıktan sonra Müzdelife'de
gecelenir.
Müzdelife'de gecenin bir kısmını dua ve zikirle
geçirmek müstehabtır. Mükellef; şeytan taşlamada kullanmak üzere nohut
büyüklüğünde 70-80 adet taş toplar ve güzelce yıkar. Müzdelife'de sabah namazı
gecenin son karanlığında kılınır. "Ferc-i Sadık" beklenmez, tıpkı
Arafat'ta ikindinin öne alındığı gibi, erken kılınması caiz olur. İmam veya
hacc emiri, sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra vakfe yapar. Vakfe
esnasında cemaat imamın ardında ve dilediği yerde durur. Müzdelife'de "Kuzeh"
dağının başında ve imamın arkasında vakfe yapmak daha efdaldir. Vakfe esnasında
Allahu Teala'ya hamd-ü senâ'da bulunulur, tehlil, tekbir, telbiye ve Rasulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'e salâtü selâm getirilir. Zâd'da da böyledir.
Muhassir vadisinin dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir.
Muhassir vadisi (Batn-ı Muhassir) denilen mevkie gelen mükellef, eğer yaya
yürüyorsa süratini artırır, binekli ise hayvanını harekete geçirir ve bir ok
atımı kadar böyle yapar. Müzdelife'de vakfe'nin vakti; fecrin tulûundan,
ortalığın iyice ağarmasına kadardır. Güneş doğunca, Müzdelife vakfesinin vakti
tamam olur. Fecrin doğmasından önce; hiçbir mazereti yokken müzdelife'yi
terkeden kimsenin bir kurban kesmesi gerekir.
Hava iyice aydınlandıktan sonra ve güneş doğmadan
az önce imam cemaatle birlikte Müzdelife'den Mina istikametine hareket eder.
Müzdelife'den yola çıkmanın son haddi güneşin doğmasına iki rek'at namaz
kılabilecek kadar bir müddetin kalmış olduğu andır. Mina'ya varan
mükellef; Akabe Cemresinin bulunduğu yere gelir ve bu cemreye yedi adet nohut
büyüklüğünde (Müzdelife'den topladığı) taş atar. Her taşı atarken
"Tekbir" alır. Tesbih ve tehlil getirmek de caizdir. Telbiye, ilk
taşın atılması ile birlikte kesilir. Mükellef; Akabe cemresine taş atarken şu
duayı okur:
"Bismillâhi vallâhû Ekber!..
Rağmenliş'şeytâni vehizbihî Allâhümmec'al haccî mebrûren ve sa'yî meşkûren ve
zenbî mağrûren"
Mânası: "Allahu Teala'nın adı ile
başlarım. Yemin ederim ki, Allah (cc) en büyüktür!.. Şeytan ve Şeytan'ın
partisine (Düzenine) hakaret olsun ve Şeytani güçler kahrolsunlar diye bu
taşları atıyorum. Allahım!.. Haccımı kabul buyur, say-ü gayretimi şükre lâyık
eyle ve günahlarımı bağışla."
Şeytan taşlarken, mü'minlerin birbirlerine eziyyet
vermemeye gayret etmeleri esastır. Akabe cemresine yedi taş atıldıktan
sonra kurban kesme gündeme girer. Yalnız hacca niyet etmiş olan kimselere
(Müfrid'e, İfrat haccı yapan kimseye) kurban kesmek vacip değildir. Bunlar
kurban kesmek istemiyorlarsa, başlarını tıraş ederler. Temettü ve Kıran haccını
yapan kimselere kurban kesmek vaciptir. Bunlar kurbanlarını kestikleri an,
saçlarını tıraş ederler. Saçın tamamını tıraş etmek efdaldir. Ancak bir özürü
mevcutsa kısaltmakla yetinir. İhramdan çıkmak için, makina ile tıraş olmak caizdir.
Tıraş olma esnasında berberin, sağdan başlaması ve tıraş olan kimsenin başının
sol yarısını önce tıraş etmesi sünnettir. Tıraş olduktan sonra saçı defnetmek
müstehaptır. Aynı şekilde tıraş olurken dua etmek ve tekbir getirmek de
müstehabtır. Tıraş olduktan sonra saçın atılmasında da bir beis yoktur. Ancak
helâya veya yıkanılan yere atmak mekruh olur. İhramdan çıkınca, tırnakları
kesmek bıyığı kısaltmak, tıraştan sonra etek tıraşı yapmak da müstehaptır.
Tıraş olan kimse, sakalından birşey almaz; alırsa da birşey lâzım gelmez. İhram
sebebiyle haram olan şeyler, kadınlarla cinsi münasebet ve cinsi münasebetin
davetçisi hükmünde olan öpme vs. hariç, helâl olur.
Akabe Cemresini taşlayan, kurbanını kesen ve
tıraşını olan mükellef; mümkün olursa aynı günde ziyaret tavafını yapar. Bu
tavaf farzdır. Aynı gün mümkün olmazsa; bayramın ikinci ve üçüncü gününde eda
eder. Daha fazla tehir etmez. Tıraş olan kimseye bu tıraşı ile, kadınla cinsi
münasebet hariç diğerleri helâl olmuştu. Ziyaret tavafının ilk dört şavtını
yaptığı zaman, kadınla cinsi münasebet kendisine helâl olur. Çünkü tavafın bu
ilk dört şavtı rükündür. Kalan üç şavtı ise vaciptir. Bir kimse (Akabe
cemresini taşlayıp, kurban kesip, tıraş olduktan sonra) tavaf etmedikçe, aradan
uzun yıllar geçse bile, kendisine kadınla münasebet helâl olmaz. Bu hususta
icma vardır. Hacc-ı İfrad'a niyetli olan mükellef; daha önce kudûm tavafından
sonra Safa ve Merve arasında sa'yını edâ etmişse, bu farz olan tavaftan sonra
sa'y etmez. Kıran ve Temettü haccına niyetli olanlar ise ziyaret tavafından
sonra sa'y ederler. Daha sonra yeniden "Mina'ya dönülür ve orada
gecelenir. Bu sünnettir.
Hacc ibadetini edâ eden mükellef; bayramın ikinci
günü, güneş zeval noktasına vardıktan sonra üç cemre'yi de taşlar. Taş atmaya
"Hayf Mescidi'nin" yakınında olan cemreden (Küçük şeytan) başlar ve
ona yedi taş atar. Her taşı atarken "Allahû Ekber" der.
Daha sonra onu takip eden Cemre'ye -ki buna "Cemretü'l
Vusta" Orta Şeytan da denir yedi taş atar. Sonra Akabe Cemresi'ne gelir ve
ona da yedi taş atar. Küçük ve orta cemrelerin yanında bir miktar durması
icabeder, ancak son cemrenin yanında durması gerekmez. Bayramın üçüncü gününde
de; tıpkı ikinci gününde olduğu gibi, zeval vaktinden sonra cemreleri taşlar.
Bundan sonra eğer Mina'dan ayrılmak isterse, dördüncü günün taşları sakıt olur.
Ancak Mina'da kalırsa, bütün cemrelere yedişer taş daha atar ki; toplam yetmiş
taş olur.
Mekke'nin dışından gelen mükellef'ler; ayrılmak
istedikleri zaman "Veda" tavafını yapmak durumundadırlar. Essah olan
kavle göre "Veda" tavafını yapmak hacc ibadetini edâ edenler için
vaciptir. Umre yapanlar için ise gerekli değildir. Ayrıca veda tavafı hayızlı
ve nifaslı olanlara haccı zayi etmiş bulunanlara da vacip değildir.
Vedâ tavafı yedi şavt olarak edâ edildikten sonra;
Makam-ı İbrahim'e veya Mescid-i Haram'ın müsait bir yerine geçilerek
"Tavaf" namazı iki rek'at olarak kılınır. Daha sonra
"Zemzem" suyundan içmek üzere kuyuya inilir ve kıbleye karşı
dönülerek ayakta içilir!... Bu sırada mükellef içinden geldiği gibi dua eder.
Kâbe-i Muazzama'nın kapısı ile Hacerü'l Esved
arasında kalan "Mültezem" denilen yerde, sağ el kapıya doğru
uzatılarak Allahu Teala'dan rahmet dilenir ve göz yaşı dökülür. Yeryüzü
müstekbirlerine ve tağutlara karşı, mü'minlerin muzaffer olması için dua
edilir. Cihad gayreti ve şehadet mertebesinin üstünlüğü dikkate alınarak,
"Şehid" olma arzusu beyan edilir. Bir müddet tekbir, Kelime-i Tevhid
ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât-ü selam getirildikten
sonra, Hacerü'l Esved istilâm edilir. Daha sonra yüzü Kâbe-i Muazzama'dan
ayırmadan, huşû ve ihlâs içerisinde Mescid'den çıkılır.
Son Güncelleme : 16.11.2007 - 03:43
|