Bir kadın
herhangi bir çocuğu emzirdiği zaman, eğer çocuk henüz süt emme çağında ise
-çocuğun emdiği süt ister az ister çok olsun- onunla çocuk kadının süt çocuğu
olur. İmam-ı Şâfii: “Emzirme beş defadan az olursa onunla çocuk kadının süt çocuğu
olamaz. Zira Peygamber Efendimiz (Sallailahü Aleyhi ve Sellem:“Bir yudum iki yudum, bir emziriş iki emziriş (nikâhı) haram kılmaz” [1] buyurmuştur»
demiştir. Bizim ise dayanağımız,“Sizi emziren analarınız da
size haram kılındı”[2]âyet-i kerimesiyle;“Soydan dolayı haram olanlar süt
emmeden dolayı da haram olurlar”[3]
hadisindeki Itlaktır. Zira bu âyet ile hadiste emzirmenin çoğu ile azı arasında
ayınm yapılmamıştır. Hem de her ne kadar emziren kadın ile emzirilen çocuğun
birbirlerine haram olması, çocuğun et ve kemiklerinin kendisini emziren
kadının sütünden oluştuğu şüphesinden ileri geliyorsa da, bu, gözle görülmeyen
bir şey olduğu için hüküm mutlak emzirmeye taallûk eder. İmam-ı Şafii'nin
dayandığı hadise gelince: âyet ile ya merdut, ya mensuhtur.
Sonra emzirme
ile evlenmenin haram olabilmesi için -açıklayacağımız sebepten dolayı- çocuğun
emzirme çağında iken emzirilmiş olması gerekir. Emzirme çağı da İmam Ebû
Hanife'ye göre otuz aydır. Diğer iki İmam ise: “İki yıldır” demişlerdir ki
İmam-ı Şafiî de buna kaildir. İmam Züfer de: “Üç yıldır. Çünkü sütten kesilen
çocuğun başka besinlere alışması için bir sürenin daha geçmesi gerekir. Bu süre
için de en uygunu bir yıldır. Zira bir yılda dört mevsim bulunmaktadır ve
eşyalar da çoğunlukla bir yılda bir halden bir hale girerler demiştir. İki İmamın
delili de; “Çocuğun, annesi karnında
taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer” [4]
âyet-i kerîmesidir. Zira çocuğun, annesi karnında kalış süresinin en azı altı
ay olduğuna göre sütten kesilmesi için iki yıl kalır. Hem de Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)“İki yıldan sonra emzirme
yoktur”[5]
buyurmuştur, İmam Ebû Hanife'nin de delili yine bu âyettir. İmam Ebû Hanif’e: “Zira
Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) bu âyette çocuğun, annesi karnında kalması ile
sütten kesilmesi için otuz ay süre bırakmıştır.
Bir kimse: “Ali
ve Veli' deki alacaklarım için bir yıl vâde bırakıyorum” dediği zaman nasıl herbir
alacak için bir yıl vâde oluyorsa, burada da çocuğun, hem annesi karnında
kalması için otuz ay, hem sütten kesilmesi için otuz ay süre oluyor. Ancak burada,
birincisinin otuz ay sürmediğini bildiren hadisler bulunmaktadır. İkincisi ise
hakkında bir şey bulunmadığı için zahir olan mânâsı üzerinde kalır. “İki yıldan sonra emzirme yoktur” hadisi
de “İki yıldan sonra emzirme zorunluğu yoktur” mânâsına mahmuldür. “Anneler çocuklarını tam iki yıl erazirirler”[6] âyeti
de bu mânâdadır” demiştir.
Emzirme çağı
geçtikten sonra vâki olan emzirme ile evlenme haram olmaz. Zira Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)“Çocuk sütten kesildikten sonra
emzirme yoktur” [7] buyurmuştur. Hem de hürmet -yukarıda da geçtiği
üzere- çocuğun kendisini emziren kadının sütü ile beslendiği içindir. Büyükler
ise süt ile beslenemezler. Emzirme çağı tamamlanmadan sütten kesilmenin de bir
değeri yoktur. Yâni eğer bir çocuk daha iki yaşı doldurmamış ise -sütten
kesilmiş olsa bile- onu emzirmekle hürmet hasıl olur. Ancak İmam Ebû Hanife'den
“Eğer çocuğun artık süte ihtiyacı kalmamışsa emzirme çağı bitmemiş olsa bile
onu emzirmenin bir rolü yoktur” diye söylediği de rivayet olunmuştur. Bu
rivayetin sebebi de, süte ihtiyacı kalmayan çocuğun emdiği süt ile
beslenemediği düşüncesidir.
Emzirme
çağını bitiren çocuğu emzirmenin caiz olup olmadığına gelince: Kimisi: “Caiz
değildir. Çünkü ihsan sütü insanın vücudundan bir parça olduğu için eğer
zorunluk bulunmazsa içmek caiz değildir. Emzirme çağında olmayan çocuğun ise
süte ihtiyacı yoktur” demiştir.
Yukarıda
geçen hadise binâen soydan olan kimlerle evlenmek haram ise, sütten de o
kimselerle evlenmek haramdır. Ancak süt kardeşin annesi bundan müstesnadır.
Zira kişi süt annesinin kardeşiyle evlenebilir de, soy kardeşinin annesi ile
evlenemez. Çünkü soy kardeşinin annesi kendisinin de ya öz, ya üvey annesidir.
Süt kardeşinin annesi ise, ne öz, ne de üvey annesidir.
1- Kişi nasıl soy babası ile soy oğlunun kanlarıyla evlenemiyorsa, süt
babası ile süt oğlunun kanlarıyla da evlenemez. Âyet-i Kerime'de geçen “Öz
oğullarınızın kanları” sözündeki “Öz” kelimesi -yukanda da açıkladığımız üzere-
süt oğullarının değil, oğul edinilenlerin kanlarını bu hükümden çıkarmak
içindir.
Çocuğu
emziren kadının kocası da çocuğun süt babası olur ve onun bütün anne, baba ve
çocukları ona haram olurlar. İmam–ıŞafiî, iki kavlinden birinde: “Kadının kocası çocuğa süt baba olmaz.
Çünkü süt, kadınındır, kocasının değildir” [8]
demiştir. Oysa, yukarıda geçen hadis bu görüşüne karşıdır. Zira eğer kadının
süt çocuğu onun öz çocuğu olursa kadının kocası ona haram olur. Peygamber
Efendimiz deHz. Âişe'ye; “Eflah senin yanına girsin. Zira senin süt
amcandır”[9] diye
buyurmuştur. Hem de kadının sütüne kocası sebep olduğu için kadının sütü
ihtiyaten kocasına verilir.
2- Kişi süt kardeşinin kızkardeşiyle evlenebilir. Çünkü kişi soy
kardeşinin kızkardeşiyle de evlenebilir. Meselâ: kişinin yalnız babadan olan
bir kardeşi olduğu zaman, bu kardeşinin yalnız anneden olan kızkardeşiyle
evlenebilir. Çünkü bu ikisi arasında hiç bir yakınlık yoktur.Bir kadından süt emen iki çocuk
birbirleriyle evlenemezler.Zira anneleri bir olduğu için birbirlerine kardeştirler.
3- Herhangi bir kadının sütünü emen kız, kadının çocuklarından hiçbiri
ile evlenemezler. Zira kadının çocukları onun için kardeştirler. Kadının
torunlarıyla da evlenemez. Çünkü kadının torunları onun için yeğendirler.
Kadının kocasının kardeşiyle de evlenemez. Çünkü kadının kocasının kardeşi
onun için amcadır.
Eğer süte su
katılır ve fakat süt sudan daha çok olursa onunla yine hürmet hasıl olur. Eğer
su çok olursa onunla hürmet hasıl olmaz. İmam-ı Şafii buna katılmamıştır, İmam-ı
Şafiî diyor ki: Suyun içinde süt az da olsa suyun içinde gerçekte süt vardır.
Biz diyoruz
ki: gerçekte varsa da az olduğu için yok hükmündedir. Nitekim birisi: “Ben süt
içmiyeceğim- diye yemin ettiği zaman, eğer içinde az süt bulunan bir suyu
içerse -o süt yok hükmünde olduğu için- yeminini bozmuş sayılmaz.Yemeğe kansan süt île süt
yemekten çok da olsa, İmam Ebû Hanife'ye göre hürmet hasıl olmaz. Diğer iki
imam: “Süt, yemekten çok olduğu zaman onunla hürmet hasıl olur” demişlerdir.
Bu da eğer yemeğe ateş değmemişse böyledir. Eğer yemek ateşte pişirilmiş ise
ittifakla onunla hürmet hasıl olmaz.
Bu konuda
ilâç da suyun hükmündedir. İlâca kansan süt eğer ilâçtan çok olursa onunla
hürmet hasıl olur. Kadının sütü koyunun sütüne de karıştığı aaman eğer kadının
sütü koyunun sütünden çok olursa onunla hürmet hasıl olur.
Eğer iki
kadının sütleri karışık olurlarsa -İmam Ebû Yûsuf'a göre- hangisi çok olursa
hürmet taallûk eder. Zira ikisi karışık olduğu için bir şeyin hükmüne
girmişlerdir. Bunun için hangisi daha çoksa diğeri onun hükmüne tâbidir. İmam
Muhammed ile İmam Züfer ise: “Hürmet ikisine de taallûk eder.) Zira ikisi de
ayni cinsten olduğu için biri diğerini yenemez. Çünkü ikisinden de güdülen amaç
aynı olduğu için biri diğerinde yok olamaz” demişler dir. imam Ebû Hanife'den
ise bu konuda iki rivayet gelmiştir.
Allah izin verirse
bu meselenin aslı yeminler bahsinde gelecektir.
Eğer bekâr
bir kızın memesine süt girer ve o da bir çocuğu emzirirse onunla da hürmet
hasıl olur. Zira bu husustaki nass mutlak olduğu için, çocukları beslemekte bu
da ölü kadının sütü gibidir.
Eğer ölmüş
bir kadının sütü sağılır ve bir çocuğa içirilirse onunla da hürmet hasıl olur.
İmam-ı Şafiî: “Onunla hürmet hasıl olmaz. Çünkü hürmette asıl, çocuğu emziren
kadındır ve onun vasıtasıyla hürmet diğerlerine geçer. Bu kadın ise, ölü olduğu
için onun hakkında hürmet hasıl olmaz, ki onun vasıtasıyla diğerlerine geçsin.
Bunun içindir ki ölmüş kadınla cinsel ilişkide bulunmakla musaheret de hasıl
olmaz demiştir.
Biz diyoruz
ki: emzirme ile hürmet hasıl olması, onunla çocukta cüziyetin hasıl olduğu
şüphesinden dolayıdır. Bu şüphe ise ölünün sütünde de vardır ve bu şüpheden
hasıl olan hürmet, bu kadının teyemmümünü almada ve bu kabre indirmede kendini
gösterir. Bu kadınla cinsel ilişkide bulunmakla müsaheretin hasıl olmaması ise,
ölü kadının gebe kalmasına ihtimal bulunmadığı içindir. [10]
Çocuğa âlet
vasıtasıyla makatından süt vermekle hürmet hasıl olmaz. İmam Muhammed: “Onunla
nasıl oruç bozuluyorsa, hürmet de hasıl olur” demiştir.
Zahir olan
görüşe göre orucun bozulmasıyla hürmetin hasıl olması arasındaki fark şudur
ki: oruç bedeni besleyen her şeyle bozulur. Tedavi de bedenin beslenmesini
amaçlayan bir şeydir. Çocuğa makatından süt vermek ise çocuğu besliyemez.
Çünkü besin ancak ağız yoluyla alındığı zaman besleyici olur. [11]
Eğer bîr
erkeğin memesine süt girer ve o erkek bir çocuğu emzirirse onunla hürmet hasıl
olmaz. Zira erkeğin sütü gerçekte süt değildir, ki onunla gelişim hasıl olsun.
Yavruya besin olan süt ancak doğum yapan canlıda düşünülebilir.Eğer iki çocuk bir koyunun
sütünü içerlerse, onunla hürmet hasıl olmaz. Zira insanlarla hayvanlar arasında
cüzîyet yoktur. Hürmet de cüzîyete dayanır.
Eğer bir
kimse biri küçük, diğeri büyük iki kızı nikahladıktan sonra, büyüğü küçüğünü
emzirirse, her ikisinin de nikâhı bozulur.Zira süt anne ile süt kız bir kimsenin nikâhı altında toplanmış
olurlar. Oysa gerçek anne ile kızının bir kimsenin nikâhı altında toplanmaları
nasıl caiz değilse bu da öyledir.
Eğer kişi
büyüğü ile gerdeğe girmemiş ise, ona mehir de düşmez. Çünkü kocası kendisiyle
daha gerdeğe girmemişken nikâhının bozulmasına kendisi sebep olmuştur. Küçüğüne
ise mehrin yansı düşer. Zira nikâhının bozulmasında onun bir suçu yoktur. Çünkü
her ne kadar emin o ise de, küçük oiduğu için sorumlu değildir, ki hakkı sakıt
olsun. Nasıl ki küçük bir vâris, murisini öldürdüğü zaman da, sorumlu olmadığı
için onun mirasından mahrum olmaz.
Sonra eğer
büyüğü bu işi bilerek yapmış ise, küçüğüne düşen mehrin yarısını kocası
ödedikten sonra ona döner. Eğer bilerek yapmamış ise -küçüğünün, kendi
kocasının nikâhlısı olduğunu bilse bile- kocası ona rucû edemez.İmam Muhammed'in“Her iki durumda da ona rucû
eder” diye söylediği de rivayet olunmuştur. Fakat zahir olan rivayet
birincisidir. Zira büyüğünün bu davranışı her ne kadar her iki durumda da aynı
sonucu doğuruyorsa da, kocasını bu zarara kendisi bilfiil sokmuş olmayıp ona
sebep olmuştur. Sebebiyette ise kasıt şarttır. Kasıt da ancak küçüğünün,
kendi kocasının nikâhlısı olduğunu ve onu emzirmekle nikâhının bozulacağım
bildiği zaman vardır. Fakat eğer onu -nikâhı bozulsun diye değü, aç kalmasın
diye ve- ona acıyarak emzirirse, o zaman kasıt yoktur.
Çocuk
emzirmede yalnız kadmlann şahitliği kabul olunmaz. Emzirme ancak ya iki
erkeğin, ya da bir erkekle iki kadının şahitliğiyle kanıtlanır. İmam Mâlik:
“Emzirme tek bir kadının şâhitliğile de -eğer şahitlik eden kadın adalet ile
tanınıyorsa- kanıtlanır. Çünkü hürmet şeriatın bir hakkı olduğu için tek bir
kişinin sözü ile de sabit olması gerekir.» Nasıl ki bir kimse kasaptan et
aldıktan sonra birisi ona: “Bu et Mecusilerin eliyle kesilmiş bir ettir» dese
o eti yemek o kimseye haram olur”demiştir.
Biz diyoruz
ki: Eğer emzirme tek bir kimsenin sözü ile sabit olursa kıyılan nikâhın bâtıl
olduğuna hükmetmek gerekir. Nikâhın butlanı ise ancak ya iki erkek, ya da bir
erkek ile iki kadının şahitliğiyle sabit olur. Et meselesi ise öyle değildir.
Zira o eti yemenin haram olması sırf diyanetle ilgili bir hüküm olup onunla o
etin o kimsenin malı olmadığı sabit olmaz.[12]
[3] Evlenme.başında da geçtiği
üzere bu hadisi Buhâri ile Müslim'in ikisi de Abdullah İbn-i Abbas ile Hz. Aişe
(r.a.)'dan rivayet etmişlerdir. Buhari, c. 1 s. 350; Müslim, c. 1 s. 467.
[7] Taberani (Küçük Mucem'inde)
Hz. Ali (r.a.)dan, Tayalisî de (Câbir b. Abdullah'ın müsnedi) Cabir (r.a.)'dan s.
243
[8] İmam-ı Şafii'nin bunu -iki
kavlinden birinde bile olsa- söylediğine bugünkü Fikh-ı Şafii kitaplarının hiç
rastlayamadım.
[9] Buhari, Nikâh 117; Müslim,
Reda 7; Ebû Davud, Nikâh 7; Tirmizi, Reda 2; Nesai, Nikah 52; İbn-i Mace, Nikah
38; Muvatta, Reda 2; Danmi, Naâh 48 ve -Ahmed Müsned’i c. 2 s. 318.
[10]Müellifi bu açıklamasından
anlaşılmaktadır ki, ölü kadının sütünü emmekle hürmet hâsıl olmadığını söyleyen
İmam-ı Şâfii, bu dâvasına : “Çünkü ölü kimse ile zaten evlenilenıez. Bu
itibarla, bir ölü kadının sütünü emmek kadında yeni bir vasıf doğurmuş olmaz,
ki bu vasıf kendisi vâsıtası ile başkalarına, yâni kadının ana baba, çocuk ve
kardeşlerine de geçsin» diye delil getirmiştir. Bunun için o da İmam-ı
Şafii'nin bu delilini çürütmek için şu karşılığı vermektedir: “Emzirme ile
hürmet hâsıl olması, onunla çocukta cüz'iyetin hâsıl olduğu şüphesinden
dolayıdır ki bu şüphe, ölünün sütünde de mevcuttur. Kaldı ki ölü kadının sütünü
emmenin kadında yeni bir vasıf doğurmadığını iddia edemeyiz. Nitekim bu yeni
vasıf bu kadınm teyammülünü alabilme ve cenazesini kabre indirebilmede kendini
göstermektedir. Meselâ : Bu ölü kadının sütünü içen çocuk eğer kız olup velisi
onu -kadın daha yıkanmamış ve gömülmemişken- bir erkeğe nikahlarsa, o erkek
-kadının süt damadı olduğu İçin- kadının teyemmümünü alabilir ve onu kabre
indirebilir. Oysa ki eğer kız, ölü kadının sütünü içmemiş olsaydı, kızın kocası
ona yabancı olduğu için ne teyemmümünü alabilir ve ne de onu kabre
indirebilirdi.
îşte müellifin bu konuda anlatmak istediği,
özet olarak budur. Fakat Fıkh-ı Şafii kitaplarında anlatıldığına göre, ölü
kadının sütünü emmekle hürmet hâsıl olmadığını söyleyen İmam-ı Şafiî, buna
delil olarak ölü kadının sütünü çocuklara emzirtmenin haram olduğu ve haram
olan fullerle şer'i hükümlerin değişmediğini ileri sürmüştür. Nitekim İmam-ı
Şafiî'ye göre zina ile musaheretin hâsıl olmadığı da zinanın haram bir fiil olduğu
içindir.
[11] Bu, o zamanki bilgi ve
düşüncenin mahsulüdür. Bugünkü tıpta ise canlıları -bilindiği üzere- başka
yollarla da besleyip güçlendirmek yaygındır.