Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

el-Hidaye - Süt Emme Bahsi E-Posta
 

Yazan: İmam Merginani, Tarih: 14.02.2010 - 21:35

Okunma Sayısı : 1794


SÜT EMME BAHSİ

 

Bir kadın herhangi bir çocuğu emzirdiği zaman, eğer çocuk he­nüz süt emme çağında ise -çocuğun emdiği süt ister az ister çok olsun- onunla çocuk kadının süt çocuğu olur. İmam-ı Şâfii: “Emzirme beş defadan az olursa onunla çocuk kadının süt ço­cuğu olamaz. Zira Peygamber Efendimiz (Sallailahü Aleyhi ve Sel­lem: “Bir yudum iki yudum, bir emziriş iki emziriş (nikâhı) haram kılmaz[1] buyurmuştur» demiştir. Bizim ise dayanağımız, “Sizi emziren analarınız da size haram kılındı” [2]  âyet-i kerimesiyle; Soydan dolayı haram olanlar süt emmeden dolayı da haram olurlar” [3] hadisindeki Itlaktır. Zira bu âyet ile hadiste emzirmenin çoğu ile azı arasında ayınm yapılmamıştır. Hem de her ne ka­dar emziren kadın ile emzirilen çocuğun birbirlerine haram olma­sı, çocuğun et ve kemiklerinin kendisini emziren kadının sütünden oluştuğu şüphesinden ileri geliyorsa da, bu, gözle görülmeyen bir şey olduğu için hüküm mutlak emzirmeye taallûk eder. İmam-ı Şafii'nin dayandığı hadise gelince: âyet ile ya merdut, ya mensuhtur.

Sonra emzirme ile evlenmenin haram olabilmesi için -açık­layacağımız sebepten dolayı- çocuğun emzirme çağında iken emzirilmiş olması gerekir. Emzirme çağı da İmam Ebû Hanife'ye gö­re otuz aydır. Diğer iki İmam ise: “İki yıldır” demişlerdir ki İmam-ı Şafiî de buna kaildir. İmam Züfer de: “Üç yıldır. Çünkü sütten kesilen çocuğun başka besinlere alışması için bir sürenin daha geçmesi gerekir. Bu süre için de en uygunu bir yıldır. Zira bir yılda dört mevsim bulunmaktadır ve eşyalar da çoğunlukla bir yılda bir halden bir hale girerler demiştir. İki İmamın delili de; “Çocuğun, annesi karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer” [4] âyet-i kerîmesidir. Zira çocuğun, annesi karnında kalış süresinin en azı altı ay olduğuna göre sütten kesilmesi için iki yıl kalır. Hem de Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “İki yıldan sonra emzirme yoktur” [5] buyurmuştur, İmam Ebû Hanife'nin de delili yine bu âyettir. İmam Ebû Hanif’e: “Zira Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) bu âyette çocuğun, annesi karnında kalması ile sütten kesilmesi için otuz ay süre bırakmıştır.

Bir kimse: “Ali ve Veli' deki alacaklarım için bir yıl vâde bırakıyorum” dediği zaman nasıl herbir alacak için bir yıl vâ­de oluyorsa, burada da çocuğun, hem annesi karnında kalması için otuz ay, hem sütten kesilmesi için otuz ay süre oluyor. Ancak burada, birincisinin otuz ay sürmediğini bildiren hadisler bulunmakta­dır. İkincisi ise hakkında bir şey bulunmadığı için zahir olan mânâ­sı üzerinde kalır. “İki yıldan sonra emzirme yoktur” hadisi de “İki yıldan sonra emzirme zorunluğu yoktur” mânâsına mahmuldür.  “Anneler çocuklarını tam iki yıl erazirirler” [6] âyeti de bu mânâ­dadır” demiştir.

Emzirme çağı geçtikten sonra vâki olan emzirme ile evlenme haram olmaz. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Çocuk sütten kesildikten sonra emzirme yoktur” [7] buyurmuştur. Hem de hürmet -yukarıda da geç­tiği üzere- çocuğun kendisini emziren kadının sütü ile beslendiği içindir. Büyükler ise süt ile beslenemezler. Emzirme çağı tamamlan­madan sütten kesilmenin de bir değeri yoktur. Yâni eğer bir ço­cuk daha iki yaşı doldurmamış ise -sütten kesilmiş olsa bile- onu emzirmekle hürmet hasıl olur. Ancak İmam Ebû Hanife'den “Eğer çocuğun artık süte ihtiyacı kalmamışsa emzirme ça­ğı bitmemiş olsa bile onu emzirmenin bir rolü yoktur” diye söyle­diği de rivayet olunmuştur. Bu rivayetin sebebi de, süte ihtiyacı kal­mayan çocuğun emdiği süt ile beslenemediği düşüncesidir.

Emzirme çağını bitiren çocuğu emzirmenin caiz olup olmadığı­na gelince: Kimisi: “Caiz değildir. Çünkü ihsan sütü insanın vücu­dundan bir parça olduğu için eğer zorunluk bulunmazsa içmek caiz değildir. Emzirme çağında olmayan çocuğun ise süte ihtiyacı yok­tur” demiştir.

Yukarıda geçen hadise binâen soydan olan kimlerle evlenmek haram ise, sütten de o kimselerle evlenmek haramdır. Ancak süt kardeşin annesi bundan müstesnadır. Zira kişi süt annesinin kar­deşiyle evlenebilir de, soy kardeşinin annesi ile evlenemez. Çünkü soy kardeşinin annesi kendisinin de ya öz, ya üvey annesidir. Süt kardeşinin annesi ise, ne öz, ne de üvey annesidir.

1- Kişi nasıl soy babası ile soy oğlunun kanlarıyla evlenemiyorsa, süt babası ile süt oğlunun kanlarıyla da evlenemez. Âyet-i Kerime'de geçen “Öz oğullarınızın kanları” sözündeki “Öz” kelimesi -yukanda da açıkladığımız üzere- süt oğullarının değil, oğul edi­nilenlerin kanlarını bu hükümden çıkarmak içindir.

Çocuğu emziren kadının kocası da çocuğun süt babası olur ve onun bütün anne, baba ve çocukları ona haram olurlar. İmam–ı Şafiî, iki kavlinden birinde: “Kadının kocası çocuğa süt baba olmaz. Çünkü süt, kadınındır, kocasının değildir” [8] demiştir. Oy­sa, yukarıda geçen hadis bu görüşüne karşıdır. Zira eğer kadının süt çocuğu onun öz çocuğu olursa kadının kocası ona haram olur. Peygamber Efendimiz de   Hz. Âişe'ye; “Eflah senin yanına girsin. Zira senin süt amcandır”  [9] diye buyurmuştur. Hem de kadının sütüne kocası sebep olduğu için ka­dının sütü ihtiyaten kocasına verilir.

2- Kişi süt kardeşinin kızkardeşiyle evlenebilir. Çünkü kişi soy kardeşinin kızkardeşiyle de evlenebilir. Meselâ: kişinin yalnız ba­badan olan bir kardeşi olduğu zaman, bu kardeşinin yalnız anne­den olan kızkardeşiyle evlenebilir. Çünkü bu ikisi arasında hiç bir yakınlık yoktur. Bir kadından süt emen iki çocuk birbirleriyle evlenemezler. Zira anneleri bir olduğu için birbirlerine kardeştirler.

3- Herhangi bir kadının sütünü emen kız, kadının çocuklarından hiçbiri ile evlenemezler. Zira kadının çocukları onun için kardeş­tirler. Kadının torunlarıyla da evlenemez. Çünkü kadının torunla­rı onun için yeğendirler. Kadının kocasının kardeşiyle de evlene­mez. Çünkü kadının kocasının kardeşi onun için amcadır.

Eğer süte su katılır ve fakat süt sudan daha çok olursa onun­la yine hürmet hasıl olur. Eğer su çok olursa onunla hürmet hasıl olmaz. İmam-ı Şafii buna katılmamıştır, İmam-ı Şa­fiî diyor ki: Suyun içinde süt az da olsa suyun içinde gerçekte süt vardır.

Biz diyoruz ki: gerçekte varsa da az olduğu için yok hükmün­dedir. Nitekim birisi: “Ben süt içmiyeceğim- diye yemin ettiği zaman, eğer içinde az süt bulunan bir suyu içerse -o süt yok hük­münde olduğu için- yeminini bozmuş sayılmaz. Yemeğe kansan süt île süt yemekten çok da olsa, İmam Ebû Hanife'ye göre hürmet hasıl olmaz. Diğer iki imam: “Süt, yemekten çok olduğu zaman onunla hürmet hasıl olur” de­mişlerdir. Bu da eğer yemeğe ateş değmemişse böyledir. Eğer ye­mek ateşte pişirilmiş ise ittifakla onunla hürmet hasıl olmaz.

Bu konuda ilâç da suyun hükmündedir. İlâca kansan süt eğer ilâçtan çok olursa onunla hürmet hasıl olur. Kadının sütü koyu­nun sütüne de karıştığı aaman eğer kadının sütü koyunun sütün­den çok olursa onunla hürmet hasıl olur.

Eğer iki kadının sütleri karışık olurlarsa -İmam Ebû Yûsuf'a göre- hangisi çok olursa hürmet taallûk eder. Zira ikisi karışık olduğu için bir şeyin hükmüne girmişlerdir. Bunun için hangisi da­ha çoksa diğeri onun hükmüne tâbidir. İmam Muhammed ile İmam Züfer ise: “Hürmet ikisine de taallûk eder.) Zi­ra ikisi de ayni cinsten olduğu için biri diğerini yenemez. Çünkü ikisinden de güdülen amaç aynı olduğu için biri diğerinde yok ola­maz” demişler dir. imam Ebû Hanife'den ise bu konuda iki rivayet gelmiştir.

Allah izin verirse bu meselenin aslı yeminler bahsinde gelecektir.

Eğer bekâr bir kızın memesine süt girer ve o da bir çocuğu emzirirse onunla da hürmet hasıl olur. Zira bu husustaki nass mut­lak olduğu için, çocukları beslemekte bu da ölü kadının sütü gibidir.

Eğer ölmüş bir kadının sütü sağılır ve bir çocuğa içirilirse onun­la da hürmet hasıl olur. İmam-ı Şafiî: “Onunla hürmet hasıl olmaz. Çünkü hürmette asıl, çocuğu emziren kadındır ve onun vasıtasıyla hürmet diğerlerine geçer. Bu kadın ise, ölü olduğu için onun hakkında hürmet hasıl olmaz, ki onun vasıtasıyla diğerlerine geçsin. Bunun içindir ki ölmüş kadınla cinsel ilişkide bulunmakla musaheret de hasıl olmaz demiştir.

Biz diyoruz ki: emzirme ile hürmet hasıl olması, onunla çocuk­ta cüziyetin hasıl olduğu şüphesinden dolayıdır. Bu şüphe ise ölü­nün sütünde de vardır ve bu şüpheden hasıl olan hürmet, bu kadı­nın teyemmümünü almada ve bu kabre indirmede kendini gösterir. Bu kadınla cinsel ilişkide bulunmakla müsaheretin hasıl olmaması ise, ölü kadının gebe kalmasına ihtimal bulunmadığı içindir. [10]

Çocuğa âlet vasıtasıyla makatından süt vermekle hürmet hasıl olmaz. İmam Muhammed: “Onunla nasıl oruç bozulu­yorsa, hürmet de hasıl olur” demiştir.

Zahir olan görüşe göre orucun bozulmasıyla hürmetin hasıl ol­ması arasındaki fark şudur ki: oruç bedeni besleyen her şeyle bo­zulur. Tedavi de bedenin beslenmesini amaçlayan bir şeydir. Çocu­ğa makatından süt vermek ise çocuğu besliyemez. Çünkü besin an­cak ağız yoluyla alındığı zaman besleyici olur. [11]

Eğer bîr erkeğin memesine süt girer ve o erkek bir çocuğu emzirirse onunla hürmet hasıl olmaz. Zira erkeğin sütü gerçekte süt değildir, ki onunla gelişim hasıl olsun. Yavruya besin olan süt an­cak doğum yapan canlıda düşünülebilir. Eğer iki çocuk bir koyunun sütünü içerlerse, onunla hürmet hasıl olmaz. Zira insanlarla hayvanlar arasında cüzîyet yoktur. Hür­met de cüzîyete dayanır.

Eğer bir kimse biri küçük, diğeri büyük iki kızı nikahladıktan sonra, büyüğü küçüğünü emzirirse, her ikisinin de nikâhı bozulur. Zira süt anne ile süt kız bir kimsenin nikâhı altında toplanmış olurlar. Oysa gerçek anne ile kızının bir kimsenin nikâhı altında top­lanmaları nasıl caiz değilse bu da öyledir.

Eğer kişi büyüğü ile gerdeğe girmemiş ise, ona mehir de düşmez. Çünkü kocası ken­disiyle daha gerdeğe girmemişken nikâhının bozulmasına kendisi se­bep olmuştur. Küçüğüne ise mehrin yansı düşer. Zira nikâhının bozulmasında onun bir suçu yoktur. Çünkü her ne kadar emin o ise de, küçük oiduğu için sorumlu değildir, ki hakkı sakıt olsun. Nasıl ki küçük bir vâris, murisini öldürdüğü zaman da, sorumlu ol­madığı için onun mirasından mahrum olmaz.

Sonra eğer büyüğü bu işi bilerek yapmış ise, küçüğüne düşen mehrin yarısını kocası ödedikten sonra ona döner. Eğer bilerek yap­mamış ise -küçüğünün, kendi kocasının nikâhlısı olduğunu bilse bile- kocası ona rucû edemez.    İmam Muhammed'in “Her iki durumda da ona rucû eder” diye söylediği de rivayet olun­muştur. Fakat zahir olan rivayet birincisidir. Zira büyüğünün bu davranışı her ne kadar her iki durumda da aynı sonucu doğuru­yorsa da, kocasını bu zarara kendisi bilfiil sokmuş olmayıp ona se­bep olmuştur. Sebebiyette ise kasıt şarttır. Kasıt da ancak küçüğü­nün, kendi kocasının nikâhlısı olduğunu ve onu emzirmekle nikâhı­nın bozulacağım bildiği zaman vardır. Fakat eğer onu -nikâhı bo­zulsun diye değü, aç kalmasın diye ve- ona acıyarak emzirirse, o zaman kasıt yoktur.

Çocuk emzirmede yalnız kadmlann şahitliği kabul olunmaz. Em­zirme ancak ya iki erkeğin, ya da bir erkekle iki kadının şahitliğiy­le kanıtlanır. İmam Mâlik: “Emzirme tek bir kadının şâhitliğile de -eğer şahitlik eden kadın adalet ile tanınıyorsa- ka­nıtlanır. Çünkü hürmet şeriatın bir hakkı olduğu için tek bir kişi­nin sözü ile de sabit olması gerekir.» Nasıl ki bir kimse kasaptan et aldıktan sonra birisi ona: “Bu et Mecusilerin eliyle kesilmiş bir et­tir» dese o eti yemek o kimseye haram olur”  demiştir.

Biz diyoruz ki: Eğer emzirme tek bir kimsenin sözü ile sabit olur­sa kıyılan nikâhın bâtıl olduğuna hükmetmek gerekir. Nikâhın but­lanı ise ancak ya iki erkek, ya da bir erkek ile iki kadının şahitli­ğiyle sabit olur. Et meselesi ise öyle değildir. Zira o eti yemenin ha­ram olması sırf diyanetle ilgili bir hüküm olup onunla o etin o kim­senin malı olmadığı sabit olmaz.[12]



[1] Müslim (Reda bahsi) c. 1 s. 468 ve 469

[2] Nisâ: 4/23

[3] Evlenme.başında da geçtiği üzere bu hadisi Buhâri ile Müslim'in ikisi de Abdullah İbn-i Abbas ile Hz. Aişe (r.a.)'dan rivayet etmişlerdir. Buhari, c. 1 s. 350; Müslim, c. 1 s. 467.

[4] Ahkâf: 46/15.

[5] Beyhaki, Sünen c. 7 s. 463; Buhâri, Nikah 21.

[6] Bakara: 2/223.

[7] Taberani (Küçük Mucem'inde) Hz. Ali (r.a.)dan, Tayalisî de (Câbir b. Abdullah'ın müsnedi) Cabir (r.a.)'dan s. 243

[8] İmam-ı Şafii'nin bunu -iki kavlinden birinde bile olsa- söylediğine bu­günkü Fikh-ı Şafii kitaplarının hiç rastlayamadım.

[9] Buhari, Nikâh 117; Müslim, Reda 7; Ebû Davud, Nikâh 7; Tirmizi, Reda 2; Nesai, Nikah 52; İbn-i Mace, Nikah 38; Muvatta, Reda 2; Danmi, Naâh 48 ve -Ahmed Müsned’i c. 2 s. 318.

[10] Müellifi bu açıklamasından anlaşılmaktadır ki, ölü kadının sütünü emmekle hürmet hâsıl olmadığını söyleyen İmam-ı Şâfii, bu dâvasına : “Çünkü ölü kimse ile zaten evlenilenıez. Bu itibarla, bir ölü kadının sütünü emmek kadında yeni bir vasıf doğurmuş olmaz, ki bu vasıf kendisi vâsıtası ile başkalarına, yâni kadının ana baba, çocuk ve kardeşlerine de geçsin» diye delil getirmiştir. Bunun için o da İmam-ı Şafii'nin bu delilini çürütmek için şu karşılığı vermektedir: “Em­zirme ile hürmet hâsıl olması, onunla çocukta cüz'iyetin hâsıl olduğu şüphesinden dolayıdır ki bu şüphe, ölünün sütünde de mevcuttur. Kaldı ki ölü kadının sütünü emmenin kadında yeni bir vasıf doğurmadığını iddia edemeyiz. Nitekim bu yeni vasıf bu kadınm teyammülünü alabilme ve cenazesini kabre indirebilmede kendini göstermektedir. Meselâ : Bu ölü kadının sütünü içen çocuk eğer kız olup velisi onu -kadın daha yıkanmamış ve gömülmemişken- bir erkeğe nikahlarsa, o er­kek -kadının süt damadı olduğu İçin- kadının teyemmümünü alabilir ve onu kabre indirebilir. Oysa ki eğer kız, ölü kadının sütünü içmemiş olsaydı, kızın kocası ona yabancı olduğu için ne teyemmümünü alabilir ve ne de onu kabre indirebilirdi.

îşte müellifin bu konuda anlatmak istediği, özet olarak budur. Fakat Fıkh-ı Şafii kitaplarında anlatıldığına göre, ölü kadının sütünü emmekle hürmet hâsıl olmadığını söyleyen İmam-ı Şafiî, buna delil olarak ölü kadının sütünü çocuklara emzirtmenin haram olduğu ve haram olan fullerle şer'i hükümlerin değişmediğini ileri sürmüştür. Nitekim İmam-ı Şafiî'ye göre zina ile musaheretin hâsıl olmadığı da zinanın haram bir fiil olduğu içindir.

[11] Bu, o zamanki bilgi ve düşüncenin mahsulüdür. Bugünkü tıpta ise can­lıları -bilindiği üzere- başka yollarla da besleyip güçlendirmek yaygındır.

[12] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/51-58.


Son Güncelleme : 14.02.2010 - 21:35

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >
Kapa