Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Şirketler ve Zekat Mükellefiyetleri E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 28.07.2007 - 22:23

Okunma Sayısı : 845


Uygulama pratiği ve hesap kolaylığı bakımından sabit ve hareketli sermayenin nisbetine göre şirketleri sınâî ve ticârî kısımlarına ayırarak: Sermayesinin yarıdan fazlası bina, âlet, makina ve techizata yatırılmış olanlara "sınâî", sermayesinin azı sabit tesislere yatırılmış olup çoğu hareketli olan, devamlı mal ile nakid vb. arasında yer değiştiren şirketlere de "ticarî" diyeceğiz.

Bu ayrım tamamen zekât yükümlülüğü bakımından kolaylık sağladığı için tercih edilmiş olup, ekonomik ve ticârî teâmül ve terminoloji gözönüne alınmamıştır.

Buna göre sermayesinin çoğu otel, motel ve taşıma vasıtalarına yatırılmış bulunan bir turizm şirketi de "sınâî" mutâlâa edilmiş olacaktır. Bu farklı isimlendirmenin mevzûumuz bakımından önemi yoktur. Zira bizler ekonomist değiliz.

Ticârî şirketlerin sermayeleri büyük ölçüde hareketli olup alıp satma sûretiyle kazanç sağladıklarına göre zekâta tâbi olacaklarında şüphe yoktur. Bu şirketin zekât matrahı olan malvarlıkları, hareketli sermayeleri ile kazançlarının toplamı olup ödenecek miktar %2,5'tur. Ülke içinde veya ülkeler arasında ticaret yapmak için kurulmuş bir şirketi örnek olarak alırsak, bu şirket büro, sabit malzeme, vasıta vb. için yatırılmış sermaye dışında kalan sermayesi (hareketli sermaye) ile yıllık kazancını hesap edecek ve ortaya çıkan meblağın %2,5'unu zekât olarak ödeyecektir.

Sermayesinin çoğu otel, gemi, otobüs, uçak, fabrika, makina gibi sabit olan ve üretime, kazanca vasıta teşkil eden şeylere yatırılmış bulunan şirketlere gelince (ki biz bunlara sınâî ismini vermiştik) "bunların yalnızca yıllık kazançları zekâta tâbidir" dediğimiz takdirde çok büyük rakkamlara varan servetler zekât dışı bırakılacak, ticâri şirketlere haksızlık edilmiş olacak, fukaranın aleyhine bir uygulama ortaya çıkacaktır.

On milyonla ticaret yapan bir şirkete, meselâ iki milyon da kârını ekleyerek 12 milyonun %2,5'u üzerinden 300 bin lira zekât düşerken, on milyonluk bir vâsıta ile yılda iki milyon kazanan bir kimseye yalnızca kazancının yüzde iki buçuğu olan 50 bin lira ödetmek makul ve meşrû görünmemektedir.

İşte bu duruma binaen biz sınâî şirket ve kuruluşları, eski uygulama içinde "mülk veya kiralanmış arâziden elde edilen mahsûl ile, kiraya verilen zînetten elde edilen gelire" kıyas ediyor ve buna göre üretim masrafı ve amortisman bedeli çıkarıldıktan sonra elde edilen sâfi kazancın onda biri veya gayr-ı sâfî kazancın yirmide biri zekât olarak ödenir diyoruz.

Buna göre on milyon sâbit sermaye ile iş yapan bir sınâî şirket yılda iki milyon kazanmış ise sâfî kazançtan 1/10, gayr-i sâfîden ödemesi halinde ise 1/20 zekât ödeyecek; bu durumda 10 milyonluk sâbit sermaye zekâta tâbi olmazken, bunun getirdiği iki milyonluk kazanç kırkta bir üzerinden değil, onda veya yirmide bir üzerinden zekâta tâbi olacaktır. Gayr-ı sâfîden daha az ödenmesi, masrafın düşülmemesi ve matrahın büyük olmasından ileri gelmektedir.


Son Güncelleme : 28.07.2007 - 22:23

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa