| İcma'nın Tarikleri ve Hükmü |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Müctehidlerin ittifaklarında İki tarik vardır: Biri azimet,
diğeri de ruhsat tariktir. Şöyle
ki: bir mesele hakkında bir
asırdaki müctehidlerin
birden hüküm verip
onunla hepsinin aynı veçhile
amel etmeleri, azimet tarikile olan bir icmadır. Bununla o
mesele hakkında bir «İcmaı kavli»,
«icmaı ameli>, vücudo gelmiş olur. Bilakis bir mesele hakkında bu
müctehidlerden bir kısmı hüküm verdiği halde veya onunla amel ettiği halde
diğer bir kısmının ona vakıf olduğu ve teemmül zamanı geçtiği halde sükut
etmesi de ruhsat yolile bir icmadır. Buna da, «İcmaı sükuti» denir.
İcma, bir hüccettir,
temam hükmü yakin ifade etmektir. Bir meselenin hükmü icma ile
sabit oldu mu artık o hüküm, kafidir. Buna muhalif görülen herhangi bir
delil, mutlaka müevvel, mukayyed
veya nensuh demektir,
icmaa müzahim olamaz.
Bir kerre esasen icmaın hücceyitini inkar, Hanefi fukahasmca
muhtar olan kavle göre ikfarı müatelzimdir. Sonra sübuti kati, yani: tevatür
ile sabit olan herhangi bir muayyen, gayri sükuti icmaı ademi ka bul de ikfarı
istilzam eder. Çünkü ümmeti dalalete isnad, şarii mübinin tezkiyesini inkara
müeddi olur. icmaı sükuti ise edillei kat'iyyeden olmakla beraber münkiri
tekfir olunmaz. Hatta Şafiüerce icmaı sükuti, icma sayılmaz. Çünkü bu sükut,
rızaya delalet etmez, bir mehabet ve hürmetten veya fitne havfinden dolayı sükut
edilmiş olabilir. Buna cevaben deniliyor ki:_ Hakka karşı sükut etmek
haramdır. Ashabı Kiram ile sair müetehidin ise böyle bir haram ile itham
edilemez. haktan susan, yani: batılı gördüğü halde susup hakkı söylemeyen
dilsiz bir şeytandır) buyurulduğu malumdur. O halde vaki olan bir ittifaka
karşı sükut eden bir müetehid, onun hak olduğunu kabul ettiğinden dolaya sükut
etmiştir. Ve illa sükut etmesi kabil olmazdı. Şüphe yok ki, eazımı ümmet,
kanaatlerini söylemekten asla çekinmemişlerdir. Onların tarihi hayatı malumdur.
Bir hadise hakkında icma bulunduğu ya tevatür ile veya şöhret
tarikile veya haberi ahad ile malum olur. Tevatür tarikile sabit olan icmaın en
kuvvetlisi ise sahabei kiramın icmaldir. Tevatür ile sabit olmayan bir icmaı kabul etmemek bir bid'attir,
münkiri dalalete nisbet olunur.
Fakat ikfar olunmaz.
Bazı zevata göre, icma ile sabit olan hüküm, bilinmesinde hassa
ile amme müşterek olan bir hüküm ise, inkarı küfrü icap eder. Namazların adetleri,
rükünleri ve hac ile orucun farzları ve zamanları, zinanın, sirkatin, ribanm
tahrimi gibi. Bunları inkar, Resulullah'ın ka-tiyyen dininden olan şeyleri inkar
etmektir.
Fakat mücmeün aleyh olan hüküm, yalnız hassanın muttali olacağı
bir hüküm ise inkan küfrü mucip olmaz. Bir kadını annesinin veya halasının
üzerine almanın tahrimi, Arafatta vukuftan evvel vukubu-lacak bir cinsi
mukarenetle hacem fesadı, ceddenin altıda bir tevrisi ve katilin maktule varis
olmadan men'i gibi. Bunların hakkındaki icmaı inkar edenin dalaletine hükm
edilirse de küfrüne hükm edilemez. Çünkü müevvildir. Ona göre icma ehli olan
ümmetten maksat, bütün müminlerdir, yalnız müetehidler değildir. Böyle bir
hükümde bütün müminler müttefik, buna hepsi muttali olmayınca icma vücude
gelmiş olamaz.
işte bu, bir te'vildir. Te'vil ise ikfara manidir. Bunun içindir
ki, kat'i naslan te'vil "edan bir kısım ehli hava, tekfir edilmemektedir.
Mutezile gibi.
Bir cemaate göre de icma, ancak zan ifade eder. Razi ve Amidi
bunlardandır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|