Mukaddime
( 1 konu )
İkrah; lûgatta bir kimseyi istemediği bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya zorlamaktır. Istılâhta: "Bir kimseyi; tehdit ederek (icbarla) râzı olmadığı bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya, haksız yere sevk etmektir. Tehdit edilen kimseye "Mükreh" denilir. İcbar etmek yani mecbur bırakmak manasına gelen "Cebr" aynı mâhiyettedir. Cebrin zıddı İhtiyâr meselesi farklıdır. İkrah bazı hallerde; ihtiyarı ifsad eder, bazı hallerde ise; ferdin "İki şerden birisini seçmesi" sözkonusu olduğundan, ihtiyâr mevcuttur. Şöyle ki; ikrah altında olan kimsenin, ölüm tehlikesi veya bir uzvunun koparılması sözkonusu olursa "İkrah-ı Mülci" gündeme girer. Bu halde; hem rızâ, hem ihtiyâr ortadan kalkar. Ancak hapis etmek, dövmek veya bağlamak gibi durumlarda Ölüm tehlikesi ve uzvun koparılması sözkonusu olmadığı sabit ise "İkrah-ı Gayri mülci'den" sözedilebilir. Bu halde ferdin rızası yoktur, ancak ihtiyârı mevcuttur.
Ölüm tehlikesi ve uzvun koparılması sözkonusu olursa; mükellefin diliyle küfür kelimesini izhar etmesinde günah yoktur. Çünkü ikrâh altında iken dil ile küfür kelimesini söylemek, imanın zail olmasına sebeb teşkil etmez. Zira kalben tasdik mevcuttur. O şartlarda dahi; kelime-i küfrü söylemekten ve kâfirlerin dediklerini yapmamaktan kaçınmak, ölümü göze almakla mümkündür. Bu sebeble ikrah altında Kelime-i küfrü söylemek câiz olur. Şayet; sabreder; küfür kelimesini söylemez ve bu sebeble katledilirse, büyük sevab kazanır. Çünkü o halde yani İkrah-ı Mülci anında dâhi küfür kelimesini söylemenin haramlığı bâkidir. İslâmı aziz kılmak için; kafirlerin dediklerini yerine getirmekten imtinâ etmek azimettir. Kelime-i küfrü söyleyip kurtulmak ise farklıdır. Çünkü o halde iken sadece günahı kaldırılmıştır.
İkrah'ın yani tehdit'in sâbit olabilmesi için bazı şartlar vardır. Aksi takdirde ikrah sahih olmaz.
Birincisi: Tehdit eden kimsenin (ister devlet, ister ferd olsun); tehdit ettiği şeyi hakikaten yapabilecek kudrette olması gerekir.
İkincisi: Mükellefin; tehdit eden kimsenin, tehdit ettiği şeyi yapabileceğine inanması ve korkması şarttır.
Üçüncüsü: Mükellefin; tehdit edildiği konu; ya kendi hakkı, ya kul hukuku veya Allahu Teala'nın hakkı olmalıdır.
Dördüncüsü: Tehdit eden kimsenin; öldürmeyi veya bir uzvu koparmayı zâhiren ilân etmiş olması gerekir. Yani rızâyı yok eden ve ızdırabı beraberinde getiren bir hal gündeme girmelidir. Ferde; herhangi bir zarar vermeyen zorlamalar; "İkrah" hükmünde değildir. Çünkü ikrah olabilmesi için; rıza'nın kesinlikle ortadan kalkması gerekir. Bu asgari şarttır. Zira insanın "rızâsı ve ihtiyarı" mevcutken; amellerinden mes'ûl olmaması düşünülemez.