CİNSEL İLİŞKİYE GÜÇSÜZ OLAN VEYA KENDİSİNDE BAŞKA BİR EKSİKLİKBULUNAN KİMSENİN BABI
Eğer bir
kadının kocası cinsel ilişkide bulunmaktan âciz olursa, hâkim ona bir yıl
mehil verir. Eğer bu süre içinde karısı ile cinsel ilişkide bulunursa ne alâ,
bulunamazsa ve karısı da isterse hâkim boşanmalarına karar verir. Hz. Ömer,
Hz. Ali ve Abdullah İbn-i Mesud (Radıyallâhü anhümî)den bu şekilde rivayet
olunmaktadır. Hem de kadınla cinsel ilişkide bulunmak kadının bir hakkıdır.
Kocasının kendisiyle cinsel ilişkide bulunamaması ise, kendisinde yeni meydana
gelen bir sebepten ileri gelebildiği gibi, yaradılışında mevcut olan bir
eksiklik de olabilir. Bunun için ona bir yıl mehil verilir ki bu müddet içinde
bu durumun neden ileri geldiği öğrenilsin. Zira bir yılda dört mevsim bulunduğu
halde eğer bir yılda da cinsel ilişkide bulunamazsa, yaradılışta mevcut olan
bir eksiklik olduğu anlaşılır, ki o zaman kadım nikâhı altında tutması zulüm
olur. Bunun için eğer kendisi kadını boşamazsa hâkim onun yerine geçer de
kadını boşar. Fakat hâkimin onu boşayabilmesi için kadının boşanmasını istemesi
gerekir. Çünkü boşanması onun kişisel bir hakkı olduğu için onun istemesi şarttır.
Hâkimin bu
karan ile kadın bir talâk ile ve fakat kesin olarak boşanmış olur. Zira hâkim,
kadının kocası yerine kaim olduğu için boşanmalarına karar verince kadının
kocası bizzat karısını boşarnış gibi olur. İmam-ı Şafii: “Hakimin karan kadını
boşamak değil, nikâhı fesh etmektir” demiştir. Bize göre ise bu karar fesih
değil, ancak kesin talâktır. Çünkü eğer kesin talâk olmazsa, kocası bir daha
onu nikâhı altına alabilmesi gerekir, ki o zaman hâkimin karan mânâsız kalır.
Hâkimin karan
ile boşanan bu kadına, eğer kocası kendisiyle, tenhalaşmış ise mehrin tamamı
düşer. Zira cinsel ilişkiden âciz bile olsa, erkeğin kadınla tenhalaşması
onunla cinsel ilişkide bulunması hükmündedir. Aynı sebebe binâen (kadına iddet
de lâzım gelir) bu da eğer kadının kopası: “Ben onunla cinsel ilişkide bulunmadım”
diye ikrar ederse böyledir.
Eğer erkek
kadınla cinsel ilişkide bulunduğunu, kadın da bulunmadığını söyler ve kadın
kız değil ise, söz erkeğin yeminli sözüdür. Zira asıl, erkeğin -yaradılışı
itibarıyla- cinsel ilişkiden âcizolmamasıdır. Eğer erkek yemin ederse kadının hakkı düşer. Yemin etmezse
ona bir yıl mehil verilir. Eğer kadın kız ise ve kadınlar da ona bakıp kız
olduğunu söylerlerse, yine bir yıl mehil verilir. Eğer kız olmadığını
söylerlerse erkeğe yemin verilir. Eğer erkek yemin ederse kadının hakkı kalmaz.
Yemin etmezse bir yıl mehil verilir. Eğer erkeğin tenasül organı kesik ise ve
kadın da boşanmasını istiyorsa boşanmasına hemen karar verilir. Çünkü erkeğin
tenasül organı kesik olması halinde ona mehil vermenin bir yaran yoktur.
Cinsel
ilişkiden âciz olan kimseye mehil verildiği gibi iğdiş olan kimseye de bir yıl
mehil verilir. Çünkü iğdiş olan kimseden cinsel ilişkide bulunabilmesi umulur.
Cinsel
ilişkiden âciz olan kimse eğer kendisine verilen bir yıl bittikten sonra: «ben
cinsel ilişkide bulundum» der ve kadın da “Hayır yalan söylüyor” diye inkâr
ederse kadınlar onu muayene ederler. Eğer kız olduğunu söylerlerse, o zaman
kadın muhayyerdir. Çünkü kadının doğru söylediği, onu muayene eden kadınların
şahitliğiyle kanıtlanmış olur. Eğer kadınlar kız olmadığını söylerlerse kocasına
yemin verilir. Eğer kocası yemin etmezse kadın yine muhayyer olur. Zira doğru
söylediği, bu sefer kocasının yemin etmesinden anlaşılır.
Eğer yemin
ederse kadın muhayyer olmaz. Eğer kadın esasında dul olursa, yine söz erkeğin
yeminli sözüdür. Zira -yukarıda da söylediğimiz gibi- erkekte asıl -yaradılış
itibarıyla- cinsel ilişkiden âciz olmamasıdır.
Eğer kadın
kocasını kabul edip boşanma davasından vaz geçerse bir daha boşanma isteğinde
bulunamaz. Çünkü hakkının düşmesine kendisi razı olmuştur.
Sahih olan
kavle göre mehil olarak verilen yıl kameri yıldır ve aybaşı âdeti günleriyle
Ramazan ayı da yıldan sayılır. Çünkü yıl aybaşı âdetinin günleriyle ramazan
ayından hali olamaz. Erkek veya kadının hastalandığı günler ise -hastalıksız
yıl olabildiği için- yıldan sayılmazlar.
Kadında bir
kusur bulunduğu zaman, kusur ne olursa olsun Biz. Hanefilere göre (kocası
nikâhını feshedemez. İmam-ı Şafiî: “Eğer kadının fecri kapalı olur, yahut
cüzzam, alaca veya akü hastalıklarından birisi kendisinde bulunursa kocası
nikâhını feshedebilir. Çünkü evlilikten maksad cinsel arzuyu tatmin etmektir.
Bu kusurlardan birisi kendisinde bulunan kadınla ise, cinsel ilişkide bulunmak
ya mümkün değil, ya tiksindiricidir. Nitekim Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm);
“Cüzzamlı olan kimseden arslandan kaçtığın
gibi kaç”[1]buyurmuştur” demiştir.
Biz diyoruz
ki: eğer kadınla cinsel ilişkide bulunmanın imkânsızlığı nikâhının feshini
caiz kılsaydı, ölen kadınla cinsel ilişkide bulunmak büsbütün imkânsızdır. Bu
kadının nikâhını feshetmek caiz olmadığına göre bu dört kusurdan birisi
kendisinde bulunan kadının nikâhını bozmanın caiz olmaması evleviyetle lâzım
gelir.
Eğer cüzzam, alaca veya akü hastalıklarından birisi erkekte bulunursa
-İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsufa göre- kadının da nikâhım feshettirme
yetkisi yoktur. İmam Muhammed ise: «kadın isterse feshettirebüir. Çünkü boşama
yetkisine sahip olmadığı için eğer nikâhının feshi talebinde de bulunamazsa
zulme uğramış olur. Bunun için, kocasının cinsel ilişkiden âciz veyahut tenasül
organının kesik olduğu zaman nasü nikâhının feshi talebinde'bulunabiliyorsa,
bu durumda da öyledir. Erkek ise kadından boşama üe kurtulabildiği için kadın
gibi değildir” demiştir. İmam Ebû Hanife ile imam Ebû Yûsuf da: “Kadının, nikâhını
feshettirmesi kocasının hakkını ibtal olduğu için asıl olan, caiz olmamasıdır. Kocanın
cinsel ilişkiden âciz veyahut tenasül organının kesik olduğu zamanda ise,
evliliğin esas gayesi olan cinsel arzunun tatmini mümkün olmadığı için kadına
bu yetki verilmiştir. Kocada bu hastalıklardan, birinin bulunması halinde ise
cinsel arzunun tatmini mümkündür. Bunun için iki durum arasında fark vardır”
demişlerdir. [2]