| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 30.07.2007 - 09:26
|
Okunma Sayısı : 689 |
Mü'minlerin işlerini gören kimselerin; belirli bir ücret almaları ve bütün mesâilerini (gayretlerini) sarfetmeleri esastır. Esasen "Nasıl geçineceğini" düşünen bir memur; başta rüşvet ve zimmet olmak üzere, bir-çok hileli yola başvurabilir. Eğer Kadı (Hâkim) ihtiyaç sahibi ise; evlâ olan onun rızkını "Beytülmal"den almasıdır. Bu kadı üzerine vecibedir. Ancak zengin ise; bu hususta muhtelif rivâyetler vardır. Essah olan zengin durumda olan Kadı'nın (Hâkim'in) "Beytülmal"den bir-şey almamasıdır. Kadı; maaşını yalnız görev yaptığı beldenin bütçesinden alır, başka yerden alamaz. Çünkü o belde halkının işlerini yapmaktadır. Bu sebeble maaşını da oradan almak durumundadır. Beytülmal'in birçok gelirleri vardır. Daha önce Vâli, Kadı, Müftü ve diğer memurlara hangi bölümden maaş ödendiğini anlattık. Haksız olduğunu bildiği halde; hüküm sahiplerine rüşvet vermek suretiyle, başkasının mallarına tecevüz haram kılınmıştır. Rüşvet kelimesi; "Rüşvet" veya "Raşvet" şeklinde söylenebilir. Kişinin hâkime veya başkasına lehinde hüküm vermek için veya isteğine ulaşabilmek için vermiş olduğu şeydir. Rüşvetin dört bölümde incelenir: Birincisi: Alana ve verene haram olan rüşvettir. Oda Vâlilik, Emirlik, Hâkimlik (görevi) almak için verilen rüşvettir. İkincisi: Bir kimsenin lehine hüküm vermek için hâkimin (Kadı'nın Rüşvet almasıdır. Onun hükmüde aynıdır, yâni haramdır. Velev ki verdiği hüküm doğru da olsa!.. Çünkü doğruyu bulup-çıkartmak, o istikâmette hüküm vermek onun (Hâkim'in, Kadı'nın) görevidir. Görevine karşılık rüşvet alması kesinlikle haramdır. Üçüncüsü: Daha üst kademede işini görmek üzere birinden bir mal alması veya ona bir menfaat sağlaması için rüşvet alması, yüksek kademedeki memurların (Âmirlerinin) verebilecekleri zararı bertaraf etmesi için, ona mal-para vermesidir. Bu da ancak alan kişi için haramdır. Dördüncüsü: Parayı verdiği kişinin zulmünden veya onun vereceği kötülükten korktuğu için, kendisine bir miktar para veya mal vermesidir. Bu durumda; yalnız kendi nefsi ve aile efradı için korkmak şart değildir. Malı için korkmasında da durum yine aynıdır. Bu durumda verilen; veren kişi için (Zarûret olduğu için) helâl, alan kişi için haramdır. Çünkü herhangi bir müslümana karşı meydana gelebilecek zararı önlemek vâciptir. Buna karşı mal almak ise caiz değildir. Kadı'nın (Hâkim'in) rüşvet alması küfre yakın büyük bir günahtır. Rüşvet vererek; kazâ makamına (Kadılık görevine) tayin olan kimsenin hükmü bâtıldır, geçersizdir. Âdil olarak göreve başlayıp; rüşvet almasıyla veya diğer sebeblerle (Zinâ etmek, içki içmek vs..) faasık durumuna düşerse, görevden azledilmesi gerekir. Ulû'lemr'in onu görevden alması vâciptir. Mü'minlerin; birbirine olan sevgilerinin artması ve dostluklarının pekişmesi için, hediyeleşmeleri her iki taraf için de (veren ve alan) helâldır. Ancak haksız olduğu bir konuda kendisine yardımcı olması için verilen hediye (her iki taraf için de) haramdır. Hediye şartsız olarak verilen maldır. Rüşvet ise belirli şartla verilir. Hâkim (Kadı) yakın akrabası dışında; hiç kimseden hediye kabul edemez. Dâvası olmayan kimselerin hediyesine gelince; burada iki durum sözkonusudur. Ya önceleri akrabalık veya dostluk sebebiyle aralarında hediye alıp-verme adeti vardır veya böyle bir adetleri yoktur. Eğer böyle bir adetleri mevcut değilse kadı kat'iyyen hediye alamaz. Âlimlerden bazıları (almaya mecbur kalırsa) aldığı hediyeyi "Beytü'lmal'e" koyabilir derken, bazıları da sâhibine iâde eder demişlerdir. Ben derim ki; davası olmasa bile (hiç kimseden) hediye almaması evla olandır. Zirâ dâva; zamana dayanan bir hâdisedir. Hediye verdiği zaman bir davası olmayabilir (daha sonra dâva konusu ortaya çıkarsa) kadı töhmet altında kalır. Kadı'nın hastaları ziyâret etmesi ve mü'minlerin cenâzelerine katılmasında ise bir beis yoktur.
Son Güncelleme : 30.07.2007 - 09:26
|