Aybaşı
halinin en kısa süresi üç gündür. Bundan az süren aybaşı kanı, aybaşı hali
olmayıp istihazadır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Bakire kız olsun evlenmiş olsun, kadının
aybaşı hali enazüç, en çok on gün
sürer” [1] buyurmuştur. Bu hadis, “Aybaşı
hali süresinin en kısası yirmi dört saattir” diyen İmam-ı Şafiî'nin görüşüne
karşı bir delildir. İmam Ebû Yûsuftan, günün çoğunu günün tamamı hükmünde
görerek:
“Aybaşı
halinin en kısa süresi, iki gün ile üçüncü günün çoğudur” diye söylediği
rivayet olunmuştur. Biz diyoruz ki: bu, şeriatın koyduğu miktardan kısmaktır.
Aybaşı
halinin en uzun süresi de yukarıdaki hadise binaen on gündür. Bundan fazla
süren kan, aybaşı hali olmayıp İstihazadir. Yukarıdaki hadis, bunda da İmam-ı
Şafii'nin görüşüne karşıdır. Zira İmam-ı Şafiî, en uzun sürenin onbeş gün olduğuna
kaildir. Bu sürelerden az veya fazla süren kanlar, aybaşı kanı olmayıp
istihaza kanıdır. Zira Şeriatın aybaşı hali için süre belirtmesi, bu sürelere
uymayan kanlan aybaşı saymaya mânidir.
Kadının,
aybaşı günlerinde -kırmızı, san ve bulanık renklerde- gördüğü yaşlıkların
hepsi aybaşı kanıdır. Ancak ne zaman ki yaşlığın rengi tamamen ağarırsa, o
zaman aybaşı kanı kesilmiş demektir. İmam Ebû Yûsuf:“Eğer kandan sonra olmazsa, rengi bulanık
olan yaşlık aybaşı kam değildir” demiştir. Çünkü bu yaşlık rahimden inmiş
olsaydı, önce duru, sonra bulanık olarak inerdi. İmam Ebü Hanife ile İmam
Muhammed, Hz. Aişe (Radıyallâhü an-hâ)'nin tam beyaz olmayan bir çeşit yaşlığı
aybaşı kanı saydığına ilişkin rivayete [2]
dayanmışlardır. Çünkü böyle şeyler ancak işitmekle bilinebilir. Kaldı ki rahim
başaşağı olduğu için ondan, yaşlık önce bulanık, sonra duru olarak boşalır.
Nasıl ki içinde tortu biriken bir küp, altından delindiği zaman ondan önce
tortu, ondan sonra, içindeki sıvı ne ise akar.
Rengi yeşil
olan yaşlığa gelince; Sahih olan görüşe göre, eğer kadın aybaşı halini
görenlerden ise, yaşlık aybaşı kanı olup, yeşilliği kadının aldığı bozuk bir
besinden ileri gelmektedir. Eğer kadın yaşlı olup aybaşı halini görmi yeni
erden ise ve gördüğü yaşlık da hep yeşil ise, gördüğü yaşlık aybaşı kanı
olmayıp bünye bozukluğunun bir sonucudur. Aybaşı halinde olan kadın namaz
kılamaz ve oruç tutamaz. Orucu, aybaşı halinden çıktıktan sonra kaza eder. Fakat
namazın kazası kendisine lâzım gelmez. Zira Hz. Âişe (Radıyallâhü anhâ): “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) zamanında biz, aybaşı halinden temizlenince orucu kaza eder, fakat namazı kaza etmezdik” [3]
demiştir. Hem de namaz çok olduğu için biriktiği zaman kaza edilmesi güçtür.
Oruç ise, az olduğu için kaza edilmesinde güçlük yoktur.
1- Aybaşı halinde olan kadın, cami ve mescitlere de giremez. Cünüp olan
kimse de öyledir. Zira Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Ben mescidi, ne aybaşı halindekikadına ve ne de cünüp olankimseye caiz kılmam” [4]
buyurmuştur. Görüldüğü gibi Hadiste herhangi bir kayıt veya istisna bulunmadığı
için, “Cünüp olan kimse, camide duramaz. Fakat içinden geçebilir” diyen İmam-ı
Şafii' nin görüşüne karşıdır.
2- Aybaşı halinde olan kadın, Kabe'yi de tavaf edemez ve kocası onunla
cinsel ilişkide de bulunamaz. Zira Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle): “Kadınlara, temizlenip yıkanmadıkça
yaklaşmayınız” [5] buyurmuştur.
3- Aybaşı halinde veya loğusa olan kadın ile, cünüp olan kimse, Kur'an'dan
da hiç bir şey okuyamazlar. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm):
“Ne aybaşı halinde olan kadın ve ne de cünüp
olan kimse,Kur'an'dan hiç bir şey
okuyamazlar” [6] buyurmuştur. Bu hadis de,
aybaşı halindeki kadına camiye girmeyi caiz gören İmam Mâli k' in görüşüne
karşıdır. Hadisteki “Hiç bir şey” deyimi mutlak olduğu için bir âyetten az olan
miktara da şamildir ve bu itibarla hadis “Aybaşı halindeki kadın ile cünüp olan
kimsenin, Kur'ân'dan okumak istedikleri miktar bir âyetten az olduğu zaman,
caizdir” diyen Tahavi'nin de görüşüne karşıdır.
4- Aybaşı halindeki kadın, loğusa ve cünüp olan kimse, ne Kur'ân Kerim'e
ve ne de üzerinde Kur'ân'm herhangi bir sûresi yazılı bulunan paraya çıplak
olarak el değdiremezler. Abdestsiz olan kimse de çıplak olarak Kur'ân'a el
değdiremez. 'Bunlar Kur'ân'a ancak, kıIıfı ve paraya da kesesi içinde el
değdirebilirler. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi s-salâtü ve's-selâm);
“Kur'ân'a ancak teiniz olan kimse el
değdirebilir” [7] buyurmuştur. Sonra, hem
abdestsizlik, hem cünüplük ele girdiği için, abdestsiz olan kimse ile cünüp
olan kimse, Kur'ân'a el değdirmede aynı hükme tabidirler. Fakat abdestsiz olan
kimsenin ağzı abdestsiz olmadığı, cünüp olan kimsenin ise, ağzı da cünüp olduğu
için, abdestsiz olan kimse Kur'ân okuyabilir, cünüp olan kimse ise, okuyamaz.
Kur'ân'ın kılıfı dediğimiz şey de; sahih olan görüşe göre, gövdeden soyulmuş
deri gibi Kur'ân'a yapışık olmayan kabı demektir. Sahih olan görüşe göre,
cünüp veya abdestsiz olan kimsenin, elbisesinin kolu iîe Kur'ân'ı tutması
mekruhtur. Çünkü elbisenin kolu elbise sahibine tabi olan bîr şeydir. Fakat
hadis ve fıkıh kitapları Kur'ân gibi olmayıp sahipleri elbiselerinin kollan
ile, zaruretten dolayı onlan tutabilirler. Abdestsiz olan çocuklara, çıplak
olarak Kur'ân'ı vermekte -sahih olan kavle göre- sakınca yoktur. Çünkü
çocukları abdestsiz olarak Kur'ân'ı tutmaktan menetmekte Kur'ân'ın zayi olma
tehlikesi, onları abdest almaya zorlamada da güçlük vardır.
5- Aybaşı kanı on gün sürmeden kesilirse, kadın yıkanmadıkça onunla cinsel
ilişkide bulunmak caiz olamaz. Çünkü kanın durumu belli olmaz; Gâh kesilir,
gâh gelir. Ancak kadın yıkanınca onun kesilmiş olma ihtimali ağırlık kazanmış
olur. Şayet kadın yıkanmada gecikirse, aradan yıkanıp iftitah tekbiresini
alabilecek kadar bir zaman geçince onunla cinsel ilişkide bulunmak helâl
olur.Çünkü bu durumda namaz, kadının boynuna bir borç olarak geçmiş olduğu
için kadın hükmen temizlenmiş sayılır.
Eğer kan üç
günden fazla sürer ve fakat kadının eski âdet süresini doldurmadan kesilirse,
kadın yıkansa bile -eski âdet süresi tamam olmadıkça- onunla cinsel ilişkide bulunmak
helâl olmaz. Çünkü âdet günleri içinde kesilen kanın tekrar akması kuvvetle
muhtemeldir. Bunun için ihtiyaten sakınmak gerekir.
Eğer kan on
gün sürdükten sonra kesilirse, yıkanmadan onunla cinsel ilişkide bulunmak
caizdir. Zira aybaşı kanının en uzun süresi on gündür. Bununla beraber, kadın
yıkanmadan onunla cinsel ilişkide bulunmak sevilen bir şey değildir. Çünkü âyetteki
Yathürne kelimesi Yattahherne şeklinde de okunmuştur, ki bu kıraate göre âyetin
mânâsı “Kadınlara, temizlenip
yıkanmadıkça yaklaşmayın” demek olur.
Aybaşı
halinin süresi içindeki kan kesintileri, kanın devamlı gelmesi hükmündedir.
Ben diyorum ki: Bu, İmam Ebû Hanife’den gelen rivayetlerden biridir. Sebebi de
şudur: Aybaşı halinin devamı süresince kanm gelmesi icma ile şart değildir.
Zira herhangi bir mala nasıl -yılın ortalarında nisaptan aşağıya düşse bile-
eğer yılın başında ve sonunda nisap varsa zekât düşüyorsa, burada da aybaşı
hali süresinin başı ile sonu göz önünde bulundurulup sürenin ortalarındaki kan
kesintilerine itibar olunmamıştır. İmam Ebû Yûsuf da İmam EbûHanife'denşunu rivayet etmiştir: “İki kan arasındaki kesinti, eğer onbeş günden
aşağı olursa temizlik değildir. Çünkü onbeş günden aşağı olan kesinti bozuk
bir âdet olup temizlik sayılmaz.” Kimisi: “Bu, İmam Ebü Hanife' nin son
görüşüdür” demiştir.
Temizliğin de
en kısa süresi onbeş gündür. İbrahim Nahai'den böyle rivayet edilmiştir.
İbrahim Nahaî herhalde bir Sahabiden, Sahabi de Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve SellemVden işitmiştir. Zira miktarlar, ancak işitmekle öğrenilebilir.
Temizlik süresinin en uzunu hakkında ise, belirli bir sınır yoktur. Zira
temizlik bazen bir sene iki sene sürer. Bazen de kadın hiç kan görmez. Bunun
için temizliğin en uzun süresi diye bir şey yoktur. Ancak eğer müstahaza
olursa, yani ondan devamlı kan geliyorsa, o zaman ona -eğer varsa- eski âdetine
göre hüküm edilir.
6- İstihaza kanı, devamlı burun kanaması gibi ne namaza, ne oruca ve ne
de cinsel ilişkiye mâni değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem), müstahaza olan kadına: “Kan
hasırın üstüne damlasa bile.abdest
al namaz kıl” [8] buyurmuştur. Hadisten
namazın hükmü anlaşılınca, icma ile oruç ve cinsel ilişki de ona kıyas edilmiştir.
7- Eğer kan on günden fazla sürer ve kadının da bilinen bir eski âdeti
bulunup on günden aşağı ise, kadının eski âdeti kaç gün idiyse o kadar gün aybaşı
hali, gerisi istihazadır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm):
“Müstahaza olan kadın, sadece aybaşı hali
günlerinde namazı bırakır” [9]
buyurmuştur, riem de kadının âdetinden fazla olan günler on günden fazla olan
günler gibidir.. Çünkü on gün şer'i miktar kadının âdeti de adi miktardır. Bu
itibarla her birinden fazla olan günler, miktardan fazlalık vasfında
ortaktırlar. Bunun için, on günden fazla süren kan nasıl istihaza ise, kadının
kan gelimi devamlı bir hal aldığında onun eski âdetinden fazla olan günlerin de
istihaza olması lâzım gelir. Şayet kadın müstahaza olarak baliğ olup eski âdeti
yoksa, yani erginlik çağma girer girmez kendisinden kan sürekli gelmeye
başlarsa, o zaman her aydan on gün onun için aybaşı hali, gerisi istihazadır.
Zira bu kadından kan gelimi on günü aştıktan sonra, üç günden fazla olanı
aybaşı kanı mı, istihaza mı? diye şüpheye düşüyoruz. İşte sonradan hâsıl olan
bu şüphe ile, daha önceki kesin bilgimizin hükmü -Allah daha iyi bilir-
kalkmaz.[10]
Bîr Fasıl
Müstahaza
olan kadın ile, bevlini kendinde tutamayan, burnundan sürekli kan akan ve yara
veyahut çıbanı sürekli olarak akıntılı olan kimseler, her yeni bir namaz vakti
girince abdestlerini yenilemek zorundadırlar ve bu abdest ile istedikleri
kadar farz ve nafile namazları kılabilirler. İmam-ı Şafiî (Allah rahmet
eylesin): Bunlar, farz olan her bir namaz için abdest almak zorundadırlar.
Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)“Müstahaza
olan kadın, farz olan herbir namaz
için abdest alır” [11] buyurmuştur.
Hem de bunların abdesti, farzı kalabilmeleri için muteber sayılmıştır. “Kıldıktan sonra artık abdestli sayılmazlar.”
demiştir. Biz ise: “Müstahaza olan kadın,
her namaz vakti girince abdest alır”[12]
hadisine dayanıyoruz. Zira bu hadisin delaletiyle, birinci hadisten de bu
mananın kasdedildiği anlaşılmaktadır.
Namaz vakti
çıkınca bunların abdesti bozulur ve başka bir namaz için yeniden abdest almaları
gerekir. Bunların, namaz vaktinin çıkması ile abdestlerinin bozulması, üç İmamımıza
göredir, İmam Zufer (Allah rahmet eylesin):
“Abdestleri
ancak, başka bir namaz vaktinin girmesiyle bozulur” demiştir. Buna göre eğer
bunlar, gün doğarken abdest alırlarsa, bu abdest ile öğle namazının vakti,
çıkıncaya kadar vakit namazını kılabilirler.) Bu da İmam Ebû Hanife ile İmam
Muhammed'e göredir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Züfer: «Bu da abdest ile ancak,
öğle vakti girinceye kadar namaz kılabilirler» demişdir.
Bundan çıkan
sonuç şudur: özürlü olan kimsenin abdesti, İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e
göre namaz vaktinin çıkması ile, İmam Züfer'e göre girmesiyle, İmam Ebû
Yûsuf'a göre de hem çıkması, hem girmesiyle bozulur. Bu görüş ayrılığının
sonucu da ancak, ya -yukarıda belirtildiği üzere- öğle vaktinin girmesinden,
ya da güneşin doğmasından önce abdest alan kimse hakkında ortaya çıkar. [13] İmam
Züfer: “Çünkü özürlü olan kimsenin abdesti, namaz kılma mecburiyetinden dolayı
muteber sayılır. Namaz vaktinin girmesinden önce ise, namaz kılma mecburiyeti
yoktur, ki abdesti muteber sayılsın”, İmam Ebû Yûsuf: “Çünkü abdest alma
zorunluğu ancak namaz vakti olduktan sonra başgösterir. Namaz vakti oimadan
önce ise, abdest alma zorunluğu olmadığı için,vakitten önce alınan abdest, ne
vakitten önce, ne de sonra muteber değildir”, Îmam Ebû Hanife ile İmam Munammed
de: “Özürlü olan kimse, vakit girmeden abdestli olması lâzımdır, ki vakit
girer girmez namaz kılma imkânını bulsun. Vaktin çıkması da abdeste ihtiyaç
olmadığını gösterdiğinden, vakit çıkar çıkmaz abdestin muteber olması için bir
sebep kalmaz” demişlerdir.
Vakitten
maksat da farz olan namazın vaktidir. Çünkü eğer özürlü olan kişi, bayram
namazını kılmak için abdest alırsa, İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre bu
abdest ile öğle namazını da kılabilir. Zira bayram namazı da kuşluk namazı
gibi farz değildir. Eğer özürlü olan kimse, öğle namazı vaktinde bir kez öğle
namazı için, bir kez de ikindi namazı için abdest alırsa -İmam Ebû Hanife ile
İmam Muhammed'e göre- bu abdest ile ikindi namazım kılamaz. [14]
Müstahaza
olan kadm: kanının durmaması yüzünden hiç bir namazı abdestîi olarak kılmaya
imkân bulamayan kadın demektir. Bunun gibi -yukarıda söylediğimiz üzere-
bevlini kendinde tutamayan ve benzen kimseler de aynı durumda oldukları için
aynı hükme tabidirler.[15]
KadınlarınLoğusalık Hali
Loğusalık
doğum yaptıktan sonra kadından gelen kandır. Gebe kadının, gebelik halinde
veyahut doğum yaparken ve fakat daha çocuk çıkmamışken gördüğü kan ne kadar
uzun da sürse (istinaza kandır.) İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) bunu da
loğusalık kanına kıyas ederek: «Aybaşı kanıdır. Çünkü rahimden gelir» demiştir.
Biz diyoruz ki: Gebe olan kadının rahim ağzı, yaradılış itibarı ile kapalıdır.
Loğusalık ise, rahmin ağzı açıldıktan sonradır, ki bu da çocuğun çıkması ile
olur. Bunun içindir ki -rivayete göre- İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed: “Çocuğun
bir kısmı çıktıktan sonra çıkan kan loğusalıktır. Zira çocuk çıkmaya başlayınca,
nefes alabilmesi için rahmin ağzı açılır” demişlerdir.
Bâzı yerleri
de olsa, şekillenmiş olan düşük de doğum sayılır.) Kadın onunla loğusa olur ve
eğer iddetli ise onunla iddeti biter. Cariye de ümmülveled olur.
Loğusalık
süresinin en kısası diye bir sınır yoktur. Çünkü kadın doğum yaptığı için,
kendisinden gelen kanın loğusalık kanı olduğu malumdur. Bunun için -Aybaşı
halinde olduğu gibi- loğusalığı bildirecek belli bir süreye gerek yoktur.
Loğusalık, en
çok kırk gün sürer. Şayet kırk günden fazla sürerse, fazla olanı istihazadır.
Zira Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), loğusalığın kırk gün olduğunu söylemiştir. [16]
hadis “Loğusalık süresinin en uzunu
altmış gündür” diyen Îmam-ı Şafiî'ningörüşüne karşıdır.
Loğusalığın
kırk günden fazla sürdüğü zaman, eğer kadın daha önce de doğum yapmış ise, o
doğumdan sonra loğusalığı ne kadar sürmüşse yine o kadarı loğusalık, gerisi
istihazadır. Nasıl ki aybaşı kanının da, en uzun olan süresini aştığı zaman
kadının daha önceki âdetine bakılır. Şayet bu doğum kadının yaptığı İlk doğum
ise, kırk gün loğusalıktır, gerisi istihazadır. Çünkü loğusalık kırk güne kadar
sürebilir.
Eğer kadın bir karında iki çocuk doğurursa, loğusalık -İmam Ebu Hanife
ile İmam Ebû Yûsuf'a göre- iki çocuğun arası kırk gün bile olsa, ilkin doğan
çocuğun doğumundan itibaren başlar, İmam Muhammed ise: “Loğusalığın bağlangıcı
ikinci çocuğun doğumudur” demiştir. İmam Züfer de (Allah rahmet eylesin) buna
kaildir. Zira kadın birinci çocuğu doğurduktan sonra da gebe olduğu için, nasıl
aybaşı hâlini görmüyorsa loğusa da olamaz. Bunun içindir ki iddet -icma ile-
ikinci çocuğun doğumu ile biter. İmam Ebû Hanife ile İmam EbûYûsuf da: “Gebe olan kadın -yukarıda
söylediğimiz üzere- rahminin ağzı kapalı olduğu için aybaşı halini göremiyor.
Bu kadın ise, birinci çocuğu ile rahminin ağzı açılmıştır. îddet de, gebe
kadının, hamlini vazetmekle bittiği için, hamli ne is.e onu tamamen
vazetmedikçe bitmiş olamaz” demişlerdir.[17]
[1] Darekutnî, Ebû Ümame (r.a.)'dan. s, 80.Nasb-ürraye c. 1 s.
191El-Hidâye
c. 1, s. 5
[2] Muvatta s, 20., Buhari s, 46. aybaşı halinin başlangıç
ve sonu. s. 46.Nasb-ürraye
c. 1 s. 193
[3] Buhari, Oruç s. 46; Müslim, Oruç c. 1. s, 153.Nasb-ürraye c. 1, s.
193
[13] Çünkü öğle vaktiningirmesindenönceabdestalanözürlü için,oğla vaktinin girmesi, bir namaz vaktinin
girmesi ise de, herhangi bir namaz vakti-nn çıkması değildir. Bunun için, bu
kimsenin abdesti, öğle vaktinin girmesiyle İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e
göre bozulmaz, İmam Ebû Yûsuf ile İmam Züfer'e göre bozulur.
Güneşin doğmasından önce abdest alan özürlünün abdesti de güneşin doğması
ile, üç tmama göre bozulur, İmam Züfer'e göre bozulmaz. Çünkü güneşin doğması
ile bir namaz vakti çıkıyorsa da, herhangi bir namaz vakti girmiyor.
[14] Yalınız bu iki İmam'a göre değil, hepisine göre
özürlü, bu abdestiyle ikindi namazını kılamaz. Çünkü ikindinin olması ile hem
bir namaz vakti giriyor ve hem bir namaz vakti çıkıyor.
Ancak bu iki İmam
özürlünün namaz vaktinden önce aldığı abdestî muteber saydıkları için, bu iki
İmam'a göre özürlünün hu abdest ile İkindi namazın: kılabilmesi gerekirdi.
Fakat İkindi vaktinin girmesiyle öğle vakti çıktığı için hu iki İmam'a göre de
bu abdest bozulur. Bunun için müellif:' “Bu iki İmam'a göre” demiştir. Mütercim
Ahmed Meylani.