| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 04.02.2008 - 05:32
|
Okunma Sayısı : 2672 |
Hidâyet
rehberi olarak gönderilmiş bulunan peygamberler, tebliğ ve beyân görevlerini
konuşarak yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla onlar kendi milletlerinin diliyle
konuşmuşlara1!r. "Hangi millete peygamber gönderdiysek, onu ancak
kavminin diliyle gönderdik ki, her şeyi onlara apaçık anlatsın."
Peygamber Efendimiz için de aynı kaide geçerlidir. Kur'an Arapça'dır ve
Hazreti Peygamber sürekli arapça konuşmuştur. "Biz Kur'anı yabancı bir dil
ile göndermiş olsaydık, muhakkak, derlerdi ki: onun âyetleri ne için açık beyân
olunmadı? Bu ne? Dil yabancı muhatab arab?" Zaten anlaşılır olmanın temel
şartı, ortak ana dil'dir. Kur'an-ı Kerim Hz. Musa'dan başka, dilindeki
rekâketten bahis ile, kendisinden "daha düzgün konuşan" bir yardımcı
isteyen herhangi bir peygambere işaret etmemektedir.
Bu
demektir ki, tebliğ ve irşâd için iyi kulianıian bir dil, düz-e gün bir konuşma
önemlidir. Bundan daha önemlisi, görevin benimsenmesi ve samimiyetle yerine
getirilmesidir. Çünkü "gönülden gelen sözler, kulaktan izinsiz geçer,
kalbi seçer. Samimiyetten uzak ve "gönül"den kaynaklanmayan
konuşmalar, hitabet tekniği açısından kurusursuz bile olsalar, dinleyicileri ya
hiç etkilemez ya da sadece konuşma olarak dikkat çeker fakat müsbet bir sonuç
doğurmaz. "Güzel konuşma" bugün İçin bir "san'af'tır. Ama onun
asıl kalitesi, taşıdığı özdür, yani samimiyettir.
Bu
teme! tesbit'İn hemen yanınd.a kabul etmek gerekir ki, farklı muhatablara
değişik vasıf ve üslûpta söz söylemek de yine bizzat tebliğ ve irşad gereğidir.
Her yerde ve herkese karşı aynı üslûp kullanılamaz.
Bu
noktada, yüce kitabımız "hakkı bâtıldan ayıran söz (kavlun faslun")
niteliğiyle bizzat kendisi bize en güzel örnektir. Kur'an'da (ez~Zâriyat (51),
8) âyeti hariç, bütün âyetlerde kavi kelimesi, yerine ve muhatablarına göre
farklı vasıflandırmakta ve dolayısıyla "farklı sözlerin kullanılması
gereği hatırlatılmaktadır. Söz çeşitlerini Kur'an-ı Kerim'den tetkik etmek,
bütün müslümanların sahip olmaları gereken ağız'ın genel karakter ve
vasıflarını ortaya koymak bakımından büyük önem arzetmektedir. Zira Kur'an-ı
Kerim'de "mü'minierin sözü"83 ne ve "münafıkların konuşma üslûplarından
tanınabilecekleri" ne dikkat çekilmiş olması, müslümanlara has bir ağız ve
söz disiplininin ve hitabet eğitiminin bulunması gereğini harlatmaktadır.
Biz
bu gerekçelerle ve fakat detaylı bir değerlendirmeye gitmeden, konuyu özetle
ortaya koymaya çalışacağız.
Kur'an-ı
Kerim'de kavi kelimesinin "ma'rûf", "Sedid", "beliğ",
"leyyin", "kerim", "meysûr"vb.85 vasıflarla
sıfatlandırdığı görülmektedir. Şimdi sırasıyla bu âyetieri ve "söz'ün
yerine ve mu-hatablarına göre hangi nitelik İçinde bulunması gerektiğini tetkik
edelim:
1.
Kavl-i ma'rûf (Güzel, Meşru Söz)
"...Güzei
söz söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin."86
"Allanın
geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla
onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin."
"Ey
Peygamber hanımları, siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz.Eğer (Allah'dan)
korkuyorsanız, sözü (yabancı erkeklere karşi)eğîp-bükerek (yumuşak) söylemeyin
ki, kalbinde hastalık bulunan kimse kötü ümide kapılmasın. Güzel ve mu-tad
sözler söyleyin!"
"(Miras
payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa
ondan, bunlan da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin."
"Onların
vazifesi itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadâkat
gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu."
Bu
beş âyette kavl-i ma'rûf, meşru' söz anlamındadır. Böylesine meşru' ve ma'ruf
bir sözün değeri bir başka âyette oldukça çarpıcı bir şekilde beyân
buyurulmaktadır: "Güzel söz ve hoşgörü, peşinden başa kakılan, gönül kırılan
sadakadan daha iyidir."
Kur'an-ı
Kerim'de, emredilmesi veya tavsiye edilmesi gerekene ma'ruf; nehyi ve
sakındırılması gerekene de münker denilmektedir. Bu iki terim birbirinin tam
zıddıdır. "Emir bil'-ma'ruf, nehiy ani'l-münker" bu gerçeğin tam
ifâdesi olmaktadır. "Gerçekten onlar çirkin ve yalan bîr söz
söylüyorlar" âyeti ma'ruf sözün zıddının münker söz olduğunu kesinlikle
ortaya koymaktadır.
Meallerini
verdiğimiz âyetlerde güzel meşru' söz;Vadın-er-kek münâsebetlerinde yani beşeri
ilişkiler'de tavsiye edilmektedir. Bu noktalarda ma'ruî söz, bir aniamda da
"doğru", "usûlüne uygun söylenen"ı_"me'lûf",
"mûtad", "anlaşılır", "kırıcı olmayan", "net
ve açık", "kötü düşünce ve ümidlere kapı açmayan" sözdür. Bütün
bu anlamları Hz. Peygamberin "Allah'a ve âhiret gününe inanan ya hayr söylesin
ya da sükut eylesin!” hadisindeki "hayr" kelimesinde de görmek
mümkündür.
2.
Kavl-i sedîd (Doğru söz)
"Ey
iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin!" Doğru söz
söylemekle yükümiü olanlar doğrudan müslümanlardır. Yani müslümanın sözünün
doğru olması lâzımdır. "Aslı olan sözü söylemek", asılsız ve yalan
sözden kaçınmak hiç şüphesiz herkesten çok mü'minlere yakışmaktadır. Zira
yalan ile iman bir arada bulunmaz. Allahtan korkup doğru söz söylenirse,
sonunun ne olacağı müteakıb âyette şöylece ifade buyurulmaktadır:
"...Böyle
davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah
ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur."
3.
Kavl-î belîğ (Tesirli, dokunaklı söz)
"Onlar
(münafıklar), Allah'ın kalblerîndekini bildiği kimselerdir Onlara aldırma, kendilerine
öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli (beliğ) söz söyle!"
Münafıkların
bir anlamda "söz ustası" olduklarına "onlar konuştukları zaman
hoşuna gider"98 âyetinde işaret buyuru!-maktadır. Onlara beliğ yani
tesirli, hallerine uygun, ciddî tehdid unsurları taşıyan, neticeye uiaştırıcı
söz söylenmesi tavsiye edilmektedir. Münafıklara, başarılı göründükleri
konuda, "anladıkları dille" konuşmak, belki onları çevirdikleri nifak
ve entrikalardan vaz geçirebilir. Müfessirler "beliğ söz"ü
"gerçek yüzlerini ortaya koymak, münafık olduklarını açıklamakla
tehdid" olarak yorumlamaktadırlar."
4.
Kavl-i ieyyin (Yumuşak söz, tatlı dil)
"Sen
ve kardeşin birlikte âyetlerimi (Rravn'a) götürün. Benî anmayı ihmal
etmeyin."
"Fir'avn'a
gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dille (yumuşak) konuşun. Beiki
aklını başına alır veya korkar.”
Yumuşaklık,
söyleyiş tarzı ve açıkça suçlamamak ve fakat gerçeği olduğu gibi söylemektir.
Kavl-i İeyyin, kendisinde huşunet ve katılık bulunmayan söz demektir.101
Öte
yandan bu yumuşak tebliğ emrine ve uygulamasına rağmen, Fir'avn'ın
etkilenmediği, aklını başına toplamadığı dikkat-. ten uzak tutulmamalıdır. Yani
yumuşaklık, "mutlaka sonuca ulaştırır" gibi bir kanaatin doğru
olmayacağı, fakat en üst düzeyde tesir etme ihtimali bulunan sözün
"yumuşak söz" olduğu anlaşılmakta dır.
Tebliğ
ve İrşadda veya vaaz ve nasihatta olsun, cidal ve münazara (tartışmada) olsun,
dava sahibinin yumuşak, sakin ve tatlı bir uslûb ile konuşması lâzımdır. Sert
ve kırıcı konuşma, şiddet gösterme nefret ve düşmanlık doğurur. Böyle olunca da
hakkı kabul etmeye yatkın olanlar bile kırılır, hatalar bulmaya çalışır, muhalefet
etmeye kalkışır ve inadlaşıriar. Tabiatıyla böyle bir davet ve irşadın sonucu
da bir hiç olur.
Mü'minİer
arasında sedîd; münafıklara karşı beliğ; kâfirlere karşı da leylin sözierin
özellikle tavsiye edilmiş olması, tebliğ ve ir-şad açısından ayrıca üzerinde
durulması gerekii dikkat çekici bir husustur. Zaman ve zeminin değişmesiyle bu
temel tesbitlerin değişebileceği yanlışına düşülmemelidir. Zira insan özü
değişmez.
Tebliğ
ve davette lütuf, yumuşaklık, tatlı söz ve tahammül gibi konularda davetçi ve
vaizlerin yegâne örneği Hz. Peygamber ol-malıdır. Zira bunları en yüksek
seviyeden ve en başarılı şekilde Hz. Peygamber uygulamıştır.
5.
Kavİ-î Kerim ve kavl-î meysûr
Tebliğ
ve irşad açısından oimasa da müslürhanın ağzı ya da söz disiplini bakımından
önemi büyük olan bu iki söz çeşidi de bilhassa anne-baba'ya karşı tavsiye
edilmektedir. Nazik, saygılı, gönül alıcı, güzel şeyleri vadedici, mâkui
şekilde özür beyan edici, kolay hazmedilir, yumuşak teselli oranı yüksek
sözlere muhatab olmak elbette herkesten çok anne-babaların hakkıdır.
6.
KavIu'I-mü'mînîn (mü'minlerin sözü)
"Aralarında
hüküm vermesi için Allah'a ve Rasûlüne davet edildiklerinde "işittik ve
itaat ettik" demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl
kurtuluşa erenler bunlardır." Çünkü mü'minîer, "(dünyada) sözün
güzeline ve çok övülen (ANah)'ın yoluna iletilmişlerdir."
Gerçeklere
teslimiyet gösterip direnmemek ("inandık" demek), olumlu ve yapıcı
davranmak ("itaat ettik" demek), müminlerin genel tavırlarını
belirleyen iki ana özelliktir.
Tebliğ
ve irşad açısından önemli görerek sıraladığımız söz çeşitlerini, işaret edilen
yerierde kullanmakta gösterilecek dikkat ve gayret, gerek günlük hayatta
gerekse tebiiğ ve eğitim çalışmalarında başarılı ve müessir olmanın temel
şartıdır. Zira konuşma üslûbunun inançla olan irtibatı açıktır. Nitekim bir
ayette şöyle bu-yuruimuştur. "Biz isteseydik münafıkları sana gösterirdik
de sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onlart konuşma
üslublanndan tanırsın. Aflah bütün yaptıklarınızı bilir."
Müslümanın
kendine özgü bir ağzının, bir konuşma üslûbunun, tebiiğ ve irşad dilinin
bulunması kadar tabii ve hatta zaruri ne olabilir? Zira "uslûb-ı beyan
ayniyle insandır."
Son Güncelleme : 04.02.2008 - 05:32
|