Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Ku'rân-ı Kerîm'de Söz Çeşitleri E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 04.02.2008 - 05:32

Okunma Sayısı : 7691

Hidâyet rehberi olarak gönderilmiş bulunan peygamberler, tebliğ ve beyân görevlerini konuşarak yerine getirmişlerdir. Dolayı­sıyla onlar kendi milletlerinin diliyle konuşmuşlara1!r. "Hangi mille­te peygamber gönderdiysek, onu ancak kavminin diliyle gön­derdik ki, her şeyi onlara apaçık anlatsın." Peygamber Efen­dimiz için de aynı kaide geçerlidir. Kur'an Arapça'dır ve Hazreti Peygamber sürekli arapça konuşmuştur. "Biz Kur'anı yabancı bir dil ile göndermiş olsaydık, muhakkak, derlerdi ki: onun âyetleri ne için açık beyân olunmadı? Bu ne? Dil yabancı muhatab arab?" Zaten anlaşılır olmanın temel şartı, ortak ana dil'dir. Kur'an-ı Kerim Hz. Musa'dan başka, dilindeki rekâketten ba­his ile, kendisinden "daha düzgün konuşan" bir yardımcı isteyen herhangi bir peygambere işaret etmemektedir.

Bu demektir ki, tebliğ ve irşâd için iyi kulianıian bir dil, düz-e gün bir konuşma önemlidir. Bundan daha önemlisi, görevin benim­senmesi ve samimiyetle yerine getirilmesidir. Çünkü "gönülden gelen sözler, kulaktan izinsiz geçer, kalbi seçer. Samimiyetten uzak ve "gönül"den kaynaklanmayan konuşmalar, hitabet tekniği açısından kurusursuz bile olsalar, dinleyicileri ya hiç etkilemez ya da sadece konuşma olarak dikkat çeker fakat müsbet bir sonuç do­ğurmaz. "Güzel konuşma" bugün İçin bir "san'af'tır. Ama onun asıl kalitesi, taşıdığı özdür, yani samimiyettir.

Bu teme! tesbit'İn hemen yanınd.a kabul etmek gerekir ki, farklı muhatablara değişik vasıf ve üslûpta söz söylemek de yine bizzat tebliğ ve irşad gereğidir. Her yerde ve herkese karşı aynı üslûp kullanılamaz.

Bu noktada, yüce kitabımız "hakkı bâtıldan ayıran söz (kavlun faslun") niteliğiyle bizzat kendisi bize en güzel örnektir. Kur'an'da (ez~Zâriyat (51), 8) âyeti hariç, bütün âyetlerde kavi keli­mesi, yerine ve muhatablarına göre farklı vasıflandırmakta ve do­layısıyla "farklı sözlerin kullanılması gereği hatırlatılmaktadır. Söz çeşitlerini Kur'an-ı Kerim'den tetkik etmek, bütün müslümanların sahip olmaları gereken ağız'ın genel karakter ve vasıflarını ortaya koymak bakımından büyük önem arzetmektedir. Zira Kur'an-ı Kerim'de "mü'minierin sözü"83 ne ve "münafıkların konuşma üslûplarından tanınabilecekleri" ne dikkat çekilmiş olması, müslümanlara has bir ağız ve söz disiplininin ve hitabet eğitiminin bu­lunması gereğini harlatmaktadır.

Biz bu gerekçelerle ve fakat detaylı bir değerlendirmeye git­meden, konuyu özetle ortaya koymaya çalışacağız.

Kur'an-ı Kerim'de kavi kelimesinin "ma'rûf", "Sedid", "be­liğ", "leyyin", "kerim", "meysûr"vb.85 vasıflarla sıfatlandırdığı görülmektedir. Şimdi sırasıyla bu âyetieri ve "söz'ün yerine ve mu-hatablarına göre hangi nitelik İçinde bulunması gerektiğini tetkik edelim:

1. Kavl-i ma'rûf (Güzel, Meşru Söz)

"...Güzei söz söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin."86

"Allanın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı er­mezlere vermeyin. O mallarla onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin."

"Ey Peygamber hanımları, siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz.Eğer (Allah'dan) korkuyorsanız, sözü (yabancı er­keklere karşi)eğîp-bükerek (yumuşak) söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse kötü ümide kapılmasın. Güzel ve mu-tad sözler söyleyin!"

"(Miras payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar mi­ras taksiminde hazır bulunursa ondan, bunlan da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin."

"Onların vazifesi itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindi­ği zaman Allah'a sadâkat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu."

Bu beş âyette kavl-i ma'rûf, meşru' söz anlamındadır. Böy­lesine meşru' ve ma'ruf bir sözün değeri bir başka âyette oldukça çarpıcı bir şekilde beyân buyurulmaktadır: "Güzel söz ve hoşgörü, peşinden başa kakılan, gönül kırılan sadakadan daha iyidir."

Kur'an-ı Kerim'de, emredilmesi veya tavsiye edilmesi gere­kene ma'ruf; nehyi ve sakındırılması gerekene de münker denil­mektedir. Bu iki terim birbirinin tam zıddıdır. "Emir bil'-ma'ruf, nehiy ani'l-münker" bu gerçeğin tam ifâdesi olmaktadır. "Ger­çekten onlar çirkin ve yalan bîr söz söylüyorlar" âyeti ma'ruf sözün zıddının münker söz olduğunu kesinlikle ortaya koymakta­dır.

Meallerini verdiğimiz âyetlerde güzel meşru' söz;Vadın-er-kek münâsebetlerinde yani beşeri ilişkiler'de tavsiye edilmektedir. Bu noktalarda ma'ruî söz, bir aniamda da "doğru", "usûlüne uygun söylenen"ı_"me'lûf", "mûtad", "anlaşılır", "kırıcı olmayan", "net ve açık", "kötü düşünce ve ümidlere kapı açmayan" sözdür. Bütün bu anlamları Hz. Peygamberin "Allah'a ve âhiret gününe inanan ya hayr söylesin ya da sükut eylesin!” hadisindeki "hayr" kelime­sinde de görmek mümkündür.

2. Kavl-i sedîd (Doğru söz)

"Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyle­yin!" Doğru söz söylemekle yükümiü olanlar doğrudan müslümanlardır. Yani müslümanın sözünün doğru olması lâzımdır. "Aslı olan sözü söylemek", asılsız ve yalan sözden kaçınmak hiç şüphe­siz herkesten çok mü'minlere yakışmaktadır. Zira yalan ile iman bir arada bulunmaz. Allahtan korkup doğru söz söylenirse, sonunun ne olacağı müteakıb âyette şöylece ifade buyurulmaktadır:

"...Böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve gü­nahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur."

3. Kavl-î belîğ (Tesirli, dokunaklı söz)

"Onlar (münafıklar), Allah'ın kalblerîndekini bildiği kimselerdir Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendi­leri hakkında tesirli (beliğ) söz söyle!"

Münafıkların bir anlamda "söz ustası" olduklarına "onlar konuştukları zaman hoşuna gider"98 âyetinde işaret buyuru!-maktadır. Onlara beliğ yani tesirli, hallerine uygun, ciddî tehdid un­surları taşıyan, neticeye uiaştırıcı söz söylenmesi tavsiye edilmek­tedir. Münafıklara, başarılı göründükleri konuda, "anladıkları dille" konuşmak, belki onları çevirdikleri nifak ve entrikalardan vaz geçi­rebilir. Müfessirler "beliğ söz"ü "gerçek yüzlerini ortaya koymak, münafık olduklarını açıklamakla tehdid" olarak yorumlamaktadır­lar."

4. Kavl-i ieyyin (Yumuşak söz, tatlı dil)

"Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi (Rravn'a) götürün. Benî anmayı ihmal etmeyin."

"Fir'avn'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dil­le (yumuşak) konuşun. Beiki aklını başına alır veya korkar.”

Yumuşaklık, söyleyiş tarzı ve açıkça suçlamamak ve fakat gerçeği olduğu gibi söylemektir. Kavl-i İeyyin, kendisinde huşunet ve katılık bulunmayan söz demektir.101

Öte yandan bu yumuşak tebliğ emrine ve uygulamasına rağmen, Fir'avn'ın etkilenmediği, aklını başına toplamadığı dikkat-. ten uzak tutulmamalıdır. Yani yumuşaklık, "mutlaka sonuca ulaştı­rır" gibi bir kanaatin doğru olmayacağı, fakat en üst düzeyde tesir etme ihtimali bulunan sözün "yumuşak söz" olduğu anlaşılmakta dır.

Tebliğ ve İrşadda veya vaaz ve nasihatta olsun, cidal ve mü­nazara (tartışmada) olsun, dava sahibinin yumuşak, sakin ve tatlı bir uslûb ile konuşması lâzımdır. Sert ve kırıcı konuşma, şiddet gösterme nefret ve düşmanlık doğurur. Böyle olunca da hakkı ka­bul etmeye yatkın olanlar bile kırılır, hatalar bulmaya çalışır, muha­lefet etmeye kalkışır ve inadlaşıriar. Tabiatıyla böyle bir davet ve ir­şadın sonucu da bir hiç olur.

Mü'minİer arasında sedîd; münafıklara karşı beliğ; kâfirlere karşı da leylin sözierin özellikle tavsiye edilmiş olması, tebliğ ve ir-şad açısından ayrıca üzerinde durulması gerekii dikkat çekici bir husustur. Zaman ve zeminin değişmesiyle bu temel tesbitlerin de­ğişebileceği yanlışına düşülmemelidir. Zira insan özü değişmez.

Tebliğ ve davette lütuf, yumuşaklık, tatlı söz ve tahammül gi­bi konularda davetçi ve vaizlerin yegâne örneği Hz. Peygamber ol-malıdır. Zira bunları en yüksek seviyeden ve en başarılı şekilde Hz. Peygamber uygulamıştır.

5. Kavİ-î Kerim ve kavl-î meysûr

Tebliğ ve irşad açısından oimasa da müslürhanın ağzı ya da söz disiplini bakımından önemi büyük olan bu iki söz çeşidi de bil­hassa anne-baba'ya karşı tavsiye edilmektedir. Nazik, saygılı, gönül alıcı, güzel şeyleri vadedici, mâkui şekilde özür beyan edici, kolay hazmedilir, yumuşak teselli oranı yüksek sözlere muhatab olmak elbette herkesten çok anne-babaların hakkıdır.

6. KavIu'I-mü'mînîn (mü'minlerin sözü)

"Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Rasûlüne davet edildiklerinde "işittik ve itaat ettik" demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl kurtuluşa erenler bunlardır." Çünkü mü'minîer, "(dünyada) sözün güzeline ve çok övülen (ANah)'ın yoluna iletilmişlerdir."

Gerçeklere teslimiyet gösterip direnmemek ("inandık" de­mek), olumlu ve yapıcı davranmak ("itaat ettik" demek), müminle­rin genel tavırlarını belirleyen iki ana özelliktir.

Tebliğ ve irşad açısından önemli görerek sıraladığımız söz çeşitlerini, işaret edilen yerierde kullanmakta gösterilecek dikkat ve gayret, gerek günlük hayatta gerekse tebiiğ ve eğitim çalışma­larında başarılı ve müessir olmanın temel şartıdır. Zira konuşma üslûbunun inançla olan irtibatı açıktır. Nitekim bir ayette şöyle bu-yuruimuştur. "Biz isteseydik münafıkları sana gösterirdik de sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onlart konuş­ma üslublanndan tanırsın. Aflah bütün yaptıklarınızı bilir."

Müslümanın kendine özgü bir ağzının, bir konuşma üslûbunun, tebiiğ ve irşad dilinin bulunması kadar tabii ve hatta za­ruri ne olabilir? Zira "uslûb-ı beyan ayniyle insandır."

Son Güncelleme : 04.02.2008 - 05:32

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >
Kapa