| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 28.07.2007 - 22:08
|
Okunma Sayısı : 899 |
Zekât'ın, zengin olan kimseye verilmesi caiz değildir. Ayrıca zengin olan mü'minin; kölesine ve akıl-baliğ olmamış çocuğuna da zekât verilmez. Çünkü kölenin malı efendisinin olduğu gibi, bülûğa ermemiş çocuğun da nafakası babasına aittir. Zengin olan kimsenin karısına da, nafaka ve menfaat yönünden şüphe bulunduğu için vermemek esastır. Ancak köle "Mükateb" duruma geçer ve çocuk da bülûğa ererse; zekât vermekte bir beis yoktur. Ayrıca zengin olan kimsenin; karısı çok fakirse ve mal ayrılığına riayet olunuyorsa zekât verilebilir. Menfaatleri müşterek olduğu için, zengin bir kocanın, fakir olan karısına zekât vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde zengin olan kadın da, fakir olan kocasına zekât veremez. Haşimoğullarına ve onların mükâteb kölelerine zekât vermek caiz değildir. Haşimoğullarından murad; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in amcası Hz. Abbas (ra)'ın evlâd ve ahfadıyla, diğer amcası Ebû Talib'in oğulları, Hz. Ali (ra)'nin, Hz. Cafer (ra)'in ve Hz. Akil (ra)'in evlâd ve ahfadı, bir de Abdulmüttalib b. Hars'ın evlâd ve ahfadıdır. "Beni Haşim"den, bu sayılanların dışında kalanlara zekât vermek caiz olur. Meselâ: Ebû Leheb'in zürriyetinden gelenler gibi!.. Zekât, Nezir, Öşür ve Keffâret gibi verilmesi icabeden sadakalar, Beni Haşim'e verilmez. Ancak bunlara nafile sadakaları vermek caizdir. Beni Haşim'in kölelerine de zekât verilemez. Beni Haşim'den; fakir olanlara madenlerin ve definelerin beşte birini vermek caizdir. Haşim oğullarına, kazancının en temizi ve en efdali olan ganimetten payları verilir. Bilindiği gibi, ganimetler önce humus'a (beş'e) bölünür, bunun biri Allahu Teala ve Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)'ne aittir. İşte bu beşte birin beşte biri, "Beni Haşim'in" payıdır. Zekâtın edâ edilebilmesi için temlik yani Mülk edindirmek şarttır. Bu sebeble zekât parası ile mescid yaptırmak, yolları tamir ettirmek, su kanalları açmak, misafirhane ve hastahaneler inşaa ettirmek caiz olmadığı gibi, bir ölüye kefen almak veya borcunu ödemek de caiz değildir. Çünkü bu fiillerde temlik yoktur. Yine Gayri İslami bir rejimle idare olunan devlette, meclislerin çıkardığı kanunlarla teşekkül eden; siyasi partiler, Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay ve bunun gibi derneklere "Zekât" verilemez. Çünkü bunlar hükmi birer şahsiyet kabul edilir, tüzel kişiliklerdir. Bizzat ferd hükmünde değildir. Ayrıca Laik devlet; "Din ile Devlet işlerinin ayrılığı" ilkesine dayanır. Bu hükmî şahsiyetler ise; İslâm'ın değil, devletin hükümlerine göre vücût bulmuşlardır. Zekât hiçbir zimmi (Zimmet akdi imzalamış gayr-i müslim) ve Harbi'ye, yani küfür ehlinden hiç kimseye verilemez. Nafile olan sadakaların zimmet ehline verilebilir denilmişse de aslolan verilmemesidir. Zekât vermekle mükellef olan mü'min zekâtını; babasına, dedesine ve bunun gibi ne kadar yukarı çıkarsa çıksın "Usûlüne", oğluna, torununa ve bunun gibi ne kadar aşağı inerse insin "Furû'una" veremez. Çünkü usûl ve fürûu arasında milk menfaatleri iç-içedir. O halde bütün şartlarıyla temlik gerçekleşemez. Aynı şekilde kölesine, ümmü veledine ve bir kısmını azad ettiği mükâtebine de zekât veremez. Çünkü menfaat ve milk şüphesi sözkonusudur. Zekâtı bunların dışındaki kimselere vermek mecburiyetindedir. Ancak nafakası ile mükellef olmadığı fakir akrabalarına vermesi müstehabdır. Bir kimse, zekâtına mahsuben bir fakiri evinde kira almadan oturtsa veya yemek yedirmiş olsa, temlik gerçekleşmediği için zekât yerine caiz olmaz. Mükellefin zekâtı edâ etmeden önce; zekât vermeyi düşündüğü kimsenin halini araştırması caizdir. Durumu şüpheli olan bir kimseye gerekli tahkikat yapmadan zekâtını veren mükellef, eğer o kimse Haşimi çıkarsa veya zengin olduğu anlaşılırsa, vermiş olduğu zekât fesada uğrar. Tekrar vermesi gerekir. Ancak gerekli tahkikatı yaptıktan sonra zekâtını verir, vermiş olduğu kimse zengin veya Haşimi çıkarsa, zekâtı sahih olur. Tekrar vermesi gerekmez. Zekâtını verip-vermediği hususunda şüpheye düşen mükellefin zekâtını yeniden vermesi gerekir. Nisab miktarı mala sahip olup, bunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra, zekâtını edâ etmeyen mükellef, malı helâk olsa dahi o malın zekâtını ödemek zorundadır. Bir kimse bir ticaret malını, başka bir ticaret malıyla değiştirse, mal helâk olmuş sayılmaz. Değişen malın aynı cinsten veya ayrı cinsten olması müsavidir.
Son Güncelleme : 28.07.2007 - 22:08
|
|
|