|
Bir mükellefin; kendisine, ailesinin nafakasını temine ve borçlarını ödemeye yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan mü'minlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve akrabalarına ikram etmek için; bundan fazlasını kazanması müstehabtır. Güzel ve müreffeh bir hayat sürmek için, rızık teminine gayret sarfetmek ise mübahtır. Başkalarına karşı tekebbür etmek dünyevi hırsa kapılarak yarışa çıkmak, azgınlık ve taşkınlık için kazanması; helal yolla kazansa dahi, haramdır. Elbette burada, mükellefin "niyeti" önemlidir. Mü'minlerin; tağuti güçlere karşı daha güçlü bir şekilde cihad edebilmesi için, hırsla kazanan ve kazancını cihada harcıyan mü'min, sürekli ibadet içerisindedir. Mükellef, kazandığı malda israf etmediği gibi, cimrilik yolunu da tutmaz. Hem kendi nefsine, hem de nafakaları üzerine vacip olan kimselere (ailesine, çocuklarına vs.) infak eder. İsraf; arapça bir kelime olup, "Serefe" kökündendir. Seref; herhangi bir şeyde makûl haddi aşmak manasınadır. İslâmi ıstılâhta: "Gayr-i meşru (Şer'i olmayan) bir gaye için mal sarfetmek demektir. Çalışıp, rızk temin edebilme kudreti olan kimsenin dilenmesi caiz değildir. Çünkü çalışmamak, suretiyle bir farzı terketme durumu söz konusudur. Hiç malı olmayan ve hayatını ancak dilenmek suretiyle idame ettirebilen kimselere "Miskin" denilmiştir. Miskinler; Beytü'lmal'in "Zekât" bütçesinden, maaşlarını alırlar. Zira çalışma kudreti olmayan ve fakir olan kimseler; korunmaya muhtaçtırlar. Hem miskin olur; hem de (durumunu beyan etmekten utanarak) dilenmezse ve bu sebeple ölürse, günahkâr olur. Zira o halde bulunan kimsenin; ("Beytülmal" ve "Ulûl'lemr" yoksa) dilenmesi şer'an caizdir. Eğer dilenmekten de aciz olursa; o kimsenin durumunu bilen kimse üzerine, onu doyurması "Farz-ı Ayn" olur. Ancak kendi kudreti de; onu doyurmaya müsait değilse, yardım yapabilecek başka bir kimseye durumu iletmesi farzdır. |
|
|
|