| Emrolunan Kişide Varlığı Gerekli Olan Kudret |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 31 12 2007 | |
|
Bir kimsenin bir şeyi yapmakla mükellef, memur olabilmesi için
o şeyi çok kere meşakkat çekmeksizin yapabilmeğe kadir olması lazımdır. Bu da
kendisinde alat ve esbabın selameti manasmca bir kudretin bulunmasına
mütevakkıftır. Bu kuvvet bulunmadıkga emir ve teklif caiz olmaz. Aksi takdirde
teklifi maiayutak lazım gelir.
Memurda bulunması icap eden bu kudret, «kudreti mümekkine» ve
«kudreti müyessire» namile iki kısmıdır.
Kudreti mümekkine;
emredilen şeyi yapmaya temkin ve iktidara sebep olacak derecede bulunan kudrettir. Bu kudret, her
vacibin şartıdır. Kendisinde böyle bir kudret bulunmayan kimse, ne namaz gibi
vacibatı bedeniye ile, ne de zekat gibi vacibatı maliye ile mükellef olmaz.
Çünkü şart bulunmadıkça meşrut da bulunmaz.
Kudreti müyessire;
emredilen şeyi suhuletle
yapabilmek için temkin ve iktidara
sebebiyet veren yüksek derecedeki
kuvvettir. Bu da vacibatı maliyenin şartıdır. Bu kuvvet bulunmayınca mali
vacibat zimmete tealluk etmez. Zekatın ve öşrün vücubü = yani farziyeti gibi.
Kudreti mümekkine ile vacib olan bir şey, bu kudretin zevalinden
sonra da zimmette kalır, sakıt olmaz. Mesela: namaz, kudreti mümekkine ile vacib olur, bilahare mükelleften
namazı kılabilmeye mahsus olan
bu kudret zail olsa bundan evvelki kazaya kalmış namazlar, yine uhdesinde bir
borç olarak kalmış olur.
Farizai hac ile sadakai fitır da böyledir. Çünkü kudreti
mümekkine. bir şartı mahzdır, bunun muahharan zevalinden dolayı bununla evvelce
zimmete terettüp etmiş olan bir vecibe sakıt olmaz. Nitekim nikah için
şahitlerin vücudu bir şartı mahzdır, nikahtan sonra şahitler vefat etseler de
nikah bozulmuş olmaz.
Kudreti müyessire ile vacib olan bir şey, bu kudretin zevali halinde
zimmetten sakıt olur. Bu vacibin devamı için bu kudretin devamı şarttır. Çünkü
şarii mübin, bazı vaciblerin ifasını böyle
kolaylık verecek bir kudretin
vücudüne bağlamıştır. Bu kolaj^lık bulunmayınca bu vücub da bulunmaz. Bu da
şarii hakimin mükellefler hakkında bir eseri rahmeti
demektir.
Mesela nisaba, yani: haceti asliyesinden başka en az iki yüz
dirhem gümüş veya yirmi miskal altına veya bunların muadili ticaret malına malik
olan bir müslüman hakkında zekat farz olur. Bu zekat, müddeti içinde daha
verilmeden nisab telef veya zayi olsa bu zekat vecibesi zimmetten sakıt olur.
öşür de böyledir.
Kudreti müyessirede bir nevi illiyet vasfı vardır. Bu, illet
hükmün-' de bir şarttır. İlletin zevali ise malulün zevalini iktiza eder,
Maamafih zekat gibi, öşür gibi vacibatı maliye, telef veya
ziya' halinde zimmetten sakıt olursa da itlaf ve istihlak halinde sakıt olmaz.
Zekatın vücubünden sonra zekatı verilecek malı sarf ve istihlak gibi. Çünkü
bu, bir taksirdir. Taksir ise teysire sebep olamaz.
Selameti alat ve esbab manasmca olan kudret, emredilen şeyin vücubü edasının
şartıdır, yoksa nefsi
vücubün veya nefsi edanm şartı değildir. Şöyle ki: biz, bir şey ile
memur olunca üç nevi vücub karşısında kalmış oluruz, birincisi: «nefsi vücub» dür. Bu zaruridir, bizim ihtiyarımıza, ittilaımıza muhtaç değildir. Biz uykuda olsak da bu vücub tahakkuk eder. Namaz vaktinin
dühulile farziyeti salatın tahakkuku
gibi.
ikincisi: «Vücubü eda»dır. Bu hususta bizim ihtiyarımız vardır.
Uyanık bir kimse hakkında namazın son vaktinde tahakkuk eden farziyeti edası
gibi.
Üçüncüsü: «Nefsi eda» dır ki, bu da emredilen şeyi bilfiil
yapmaktan ibarettir.
Mesela: bir kimse bir ay sonra vermek üzere bugünden itibaren
bir şahsa bir mal bedelinden yüz kuruş borcu bulunsa zimmetine bu borç,
şimdiden terettüp etmiş olacağı için nefsi vücub bulunmuş olur. Fakat vücubü
eda bulunmuş olmaz. Çünkü müddeti bitmedikçe bunu vermeğe mecbur değildir. İşte
kudret, bu edanın şartıdır. Maamafih o kimse, daha müddet bitmeden bu borcunu
verebilir. Bunu verince nefsi eda vücu-de gelmiş, kendisi de borçtan kurtulmuş
olur.
Kezalik: zad ve rahileye malik olan bir müslüman hakkında hac
hususunda nefsi vücub bulunur. Muayyen günleri içinde vücubü edada tahakkuk
eder, haccı ifa edince de nefsi eda vücude gelmiş, bu fariza da yerine
getirilmiş olur.
Bir fakir müslüman, zad ve rahileye malik olmadan hac etse yine
nefsi eda vücude gelir, bununla bu farize ifa edilmiş olur, artık o müslüman
bilahare zad ve rahiieye malik olsa da uhdesine tekrar bu farizanın edası
terettüp etmez. Çünkü nefsi eda için kudret şart olmadığından bu nefsi eda,
zad ve rahileye tevakkuf etmeksizin şer'an muteber olmuş olur.
Medarı teklif olan kudretten murad, evvelce de işaret edildiği
üzere esbab ve alatın selameti manasmca bir kudrettir. Bu kudret ise emredilen şeyi yapmadan evvel
teklif zamanında mevcut olmak lazım gelir. Emredilen şeyi yapmaya mukarin olan
kudret ise: «İstitaat maalfiiU namını alır ki, bu kudret, yapılan şeyin bir
illeti tammesi sayılır ve teklif
zamanında mevcut olmayıp ancak fiil zamanında tecelli eder.
Mesela: Biz, bir meseleyi yazmak için esbab ve alata malikiz.
Elimiz, şuurumuz, kuvvetimiz yerinde, kitabete vakıf, kaleme ve hokkaya malik
bulunuyoruz. Kağıdı elimize alıp meseleyi yazmak için meydanda bir mania yok.
işte bu hal, esbab ve alatın selameti manasma bir kudrettir. Bu bir şeyde
bilfiil müessir değildir. Çünkü fiilden mukaddem--dir. Belki bu kudret,
meseleyi yazmamız hakkında vukubulacak bir emrin şartıdır. Kalemi elimize alıp
o meseleyi yazdığımız ande de bizde fiile mukarin bir kudret bulunmuş olur. Bu
kudret ile o fili meydana getirmiş bulunuyoruz. Bu kudret, ancak file mukarin
olarak belirdiği için evvelce mevcut değildir. Binaenaleyh bizim meseleyi
yazmakla memur olmamız için şart < -n kudret, bu değildir. Çünkü bu olsa
emir ve teklif zamanında rnr- e bulunmadığı için bu emir ve teklif bir teklifi
ma-layutak kabilinden olmuş olur. Belki istitaat denilen bu kudret; illet manasını
haiz bir kudrettir, file mukarrindir. Filde müessirdir. Araz kabilinden olduğu
cihetle kendi kendine kaim değil, belki fil ile kaimdir. Bir mükellef, bu
istitaat sebebile «kasib» vasfını alır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|