Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Hakikat ile Mecazın Mahiyetleri Ve Hükümleri E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
31 12 2007

Hakikat, vaz ve tahsis edildiği manada istimal edilen lafız­dır. Mesela: «Salat» lafzı, lügatte dua manasınadır. Binaenaleyh bu la­fız, dua manasında istimal edilince lügat bakımından hakikat olur.

Menkul ve mürtecel ve müşterek kelimelerde tahsis edildikleri ma­nalarda birer hakikattir.

Mesela: salat lafzı, şeriat lisanında bildiğimiz ibadet, ef'ali mahsu­sa manasına nakledilmiştir. Binaenaleyh salat lafzının ef'ali mahsusa manasında istimali şeriat bakımından hakikattir. Halbuki bu lafzın dua manasında istimali şeriat bakımından mecaz olduğu gibi ef'ali mahsusa manasında istimali de lügat itibarile mecazdır.

Hakikatin hükmü, vaz olunduğu mananın sübutüdür, nefy edilmemesidir. Ve karineden müstağni olduğu cihetle mecaza müreccah

olmasıdır.

Mesela: bir kimse bir şahsa hitaben «Bu hanemi sana sattım» dese. bununla bey manası sabit olur. Bir karine bulunmadıkça ben bu sattım lafzile icare manasını kasdettim diyemez.

Kezalik: bir kimse bir şahsın babası olunca: «Bu, bunun babasıdır» denir. Bu, bunun babası değildir, denilemez. Fakat bir kimsenin dedesi hakkında: bu, bunun babasıdır, denilebileceği gibi babası değildir de denilebilir.

Mecaza gelince, bu da: bir alaka, bir münasebet dolayısiyle vaz olunduğu mananın gayrisinde müstamel olan lafızdır ki, hakiki ma­pasını kasdetmeğe bir karinei mania bulunur. Bir şahsa arslan denilme­si gibi- Bununla onun şeci yani şecaat sahibi bir kimse olduğu kasdedilir.

Mecazda müstamel olan mana ile esasen mevzu olduğu ma­na arasındaki münasebet ve alakaya usuliyyun, «ittisal» adını verirler. ^jftkaların nevileri çoktur. Belagat ilminde yazılmıştır. Usuicüierce mu­teber olan başlıca alakalar şunlardır. Müşabehet, kevni sabık, kevni la-hik veya evi, istidat, hulul, cüziyet, sebebiyet, şartiyet, meşrutiyet. Me­sela: yüzü nurlu bir zata «ay, güneş veya mehlika» denilmesi bir müşa­behet alakasıdır. «Yetimlere mallarını veriniz» emrinde reşid olanlara «yetim» denilmesi, kevni sabık itibarile mecazdır. Evvelce yetim iken el-yevm reşid olanlara mallarını veriniz, mealindedir. «Üzümü sıktım» ye­rinde «şarabı sıktım» denilmesi de kevni Iahik itibarile bir mecazdır. Çünkü sıkılan üzüm, ileride şarap haline gelecektir.

Rükua salat veya salata rüku denilmesi de cüz'iyet ve külliyet ala-kasiledir.ayeti kerimesinde namaza iman denil­mesi de namazın sıhhati için imanın şart olmasına mebnidir.

Alakası müşabehetten ibaret olan bir mecaza istiare denir. Şecaatli şahsa arslan denilmesi gibi. Alakası müşabehetten başka olan bir mecaza da mecazı mürsel adı verilir. Usuliyyun, istiareye ittisali ma­nevi, mecazı mürsele de ittisali suri adını vermiştirler.

Mesela: havale lafzı vekalet manasında kullanılırsa bu, bir istiare olur. Bunların arasında bir manevi ittisal bulunmuş olur. Çünkü hava­lenin manası, bir borcu bir zimmetten diğer bir zimmete nakildir. Ve­kaletin manası da bir şahsm haiz olduğu velayeti tasarrufu başkasına nakletmektir. Bu iki mana arasında ise bir müşabehet, manevi bir itti­sal vardır.

Hibenin sadaka, sadakanın hibe manasında istimali de bu kabilden­dir.

Mecazı lugavi mevcut olduğu gibi mecazı şer'i de mevcutr tur. Yani: muteber bir alaka bulununca mecaz, lügatte cari olduğu gibi Şer'iyatta da cari olur. Nitekim hibe veya bey'in nikah manasında isti­cali bu kabildendir. Çünkü hibe veya beyi. mülki rakabeye mevzudur. Nikah da mülki mutaya mevzudur. Mülki rekabe ise mülki mutaya se­beptir. Binaenaleyh sebebe mevzu olan lafız söylenmiş, bununla müseb-bep kasd olunmuş olur. Nitekim bazan da müsebbep zikr olunup onunla sebep kasd olunur. Bu hususta lüzuma, asliyet ve feriyete bakılır, iki şey öen her biri min vechin asıl, min vechin fer' olursa bunlardan birini zikr, diğernii kasd caiz olur. Asliyet yalnız bir tarafta bulunursa bunu zikr, fer'i kasd caiz olur, fakat fer'i zikr, aslı kasd caiz olmaz,

Mesela: ıtk. lafzile talak vaki olur. Zira ıtk, sebebi mahzdır, asıldır. Talak ise böyle bir sebep değildir, asıl sayılamaz. Binaenaleyh talak laf­zile ıtk vaki olamaz.

Kezalik: bey* lafzile hurri icare caizdir. Fakat aksi caiz değildir.

«(Şafiilere göre talak lafzile bir istiare olarak ıtk vaki olur. Ha-nefiler ise bu istiarenin sıhhatine kail değildirler.)

Şunu da ilave edelim ki, mecazen manası, melzumdan lazıma inti­kalden ibarettir. Bu lüzumdan maksat da iki şey arasında bir münase­bet bulunmasıdır, yoksa ademi infikak manasına bir lüzum değildir. Me­sela: biz arslanı zikreder, bunun lazımı olan şecaat vasfını kasdedersek, bu, bir mecaz olmuş olur.

Mecaz, hakikatin halefidir. Asıl olan hakikattir. Hakikati irade esasen mümkün iken bir arızadan dolayı mümteni olmalıdır ki, mecaza gidilebilsin, ve illa gidilemez.

Mecazın hakikate halef olması, imamı Azama göre tekellüm itiba-riledir, imameyne göre ise hüküm cihetiledir. Yani: imamı Azam'a gö­re hakikati irade kaidei lisaniye itibarile sahih, mümkün iken lianzm muhal olmalıdır. imameyne göre ise hakikati irade hükmen, nefsülemr itibarile sahih, mümkün olmalıdır, mücerret lafız itibarile mümkün ol­ması kafi değildir. Bu esas üzerine, şu gibi meseleler, teferrü eder.

Bir kimse, kendisinden yaşlı bulunan kölesi hakkında: «Bu benim oğlumdur» dese köle, imamı Azam'a göre azat olur. Çünkü bu benim oğlumdur sözü lisan kaidesi bakımından sahihtir. Fakat yaşlı bir kimse, genç bir kimsenin oğlu olamayacağından bu sözün hakiki manasını ira-, de muhaldir. Binaenaleyh bununla kölenin hür olması sebebiyet alaka-sile mecazen irade edilmiş olur. Çünkü oğlu olmak, hürriyete sebeptir. Hasılı: imamı Azam'a göre hakikat ile mecaz, lafzın vasfıdır. O halde asalet ile halefiyet de lafız itibariledir.

imameyne göre ise bu söz ile köle azat olamaz. Çünkü bu sözün as­lında imkan yoktur, yaşlı bir kimse, genç bir kimsenin oğlu olamaz ki, hükm sahih olsun. Binaenaleyh bunda halefiyet de cari olamaz ki, bu­nunla kölenin azat edilmesi mecazen kasd edilmiş olsun; bu söz, kölenin hürriyetini ifade edebilsin.

Bu hususta muhtar olan İmamı Azam'ın kavlidir. Müşarünileyh di­yor ki: tasarrufı lafzı, hükmün sıhhatine tevafuk etmez. Nitekim istis­nada da böyledir. Mesela: bir kimse zevcesine sen bin kere boşsun, dokuz yüz doksan dokuzu müstesna»dese bir ta­lak vaki olur. Halbuki haddi zatında bin talak mevcut değildir. Böyle iken yine bu istisna sahih olmuştur.

Hakikat, müteazzir yani: aklen gayri mümkün veya şer'an veya adeten mehcur olursa mecaza gidilir ve illa gidilemez.

Mesela: bir kimse, bir meyva ağacından yemeyeceğine yemin etse, bununla o ağacın meyvasmdan yememeğe yemin etmiş olur. Zira bu ağa­cın kendisini yemek aklen müteazzirdir. Binaenaleyh mahalli zikr, hali irade kabilinden bir mecaz olmuş olur. Hatta o ağacın kendisinden bitte-kellüf yese yemininden hanis olmaz. Çünkü o yeminden böyle bir mana maksut değildir. Şayet böyle bir yemin, meyvasız bir ağaç hakkında ya­pılmış olsa onun semenine masruf olur.

Kezalik: «filan zatı husumete tevkil ettim» sözü, muhakemede bu­lunmaya, cevap vermeğe tevkil manasına bir mecazdır. Çünkü husume­tin hakiki manası şer'an mehcurdur. Muhasame hususu -münazeada bulunmayınız) fermam ilahisile memnu bulunmaktadır.

Kezalik: «Filanın evine ayak basmam» diye yemin edilse bununla onun evine mutlak girmekten imtina manası kasdedilmiş olur. Çünkü bunun hakiki manası, yani: haneye mücerret ayak basma halini kasd etmek adeten mehcurdur, gayri maksuttur. Binaenaleyh böyle bir ye­minden sonra o haneye mücerret dışarıdan ayak basmakla yemin bozul­muş olmaz. Belki içerisine girmek lazımdır ki, yemin bozulmuş, yemin eden de hanis olmuş olsun.

Hakikat ile mecazın her ikisi de müstamel olsa hakikat ter­cih olunur. Hakikat, mehcur olmamakla beraber mecaz, mütearef bulun­sa imamı Azam'a göre yine hakikat muteber olur. imameyne göre ise, mecaz, evla olur. Bu ihtilaf üzerine şu gibi meseleler teferrü eder.

Bir kimse, «et yemem» diye yemin etse de sonra yeyilmesi haram olan.bir eti yese imamı Azam'a göre yemininde hanis olur. imameyne göre ise hanis olmaz. Çünkü teamüle nazaran bu yemin ile yiyilecek bir et maksuttur. Bu, bir mecazdır, bununla mutlak zikr edilip mukayyed kasd edilmiştir.

Hüküm,  mümteni olan yerlerde hakikat ile mecazın ikisi birden müteazzir olur. O halde söz mühmel kalır. Mesela: bir kimse, ne­sebi maruf ve kendisinden yaşiı bulunan zevcesi .hakkında:  «Bu benim kızimdır» dese bununla ne hakikat kasd edilebilir, ne de mecaz. Çünkü «adının nesebi maruf veya kendisi yaşlı bulunması, bu sözün hakiki ma­nasını kasde manidir. Bu kadının kocasına şer'an halal olması da bunun Mecazi manasını kasde münafidir.

Kadın, meçhulünnesep ve sinnen genç olduğu takdirde de kocasi-°in böyle bir ikrarı, kendisinin tasdikine iktiran etmedikçe yine hüküm­süzdür, muteber değildir.

Bir lafızda manayi hakiki ile manayi mecazi içtima edemez. yani: bir kimsenin söylediği bir söz ile hem hakiki hem de mecazi mana­sını kasdetmesi caiz gÖrüleme-3.

Mesela: bir kimse: «Ben bugün bir arslan gördüm» dese bununla hem maruf hayvanı, hem de şecaatli bir insanı kasdetmiş olmasına hük-medilemez. Nitekim ayeti kelimesindeki lemsden mu­rat, mecazen mücameattir. Manayi hakikisi de el ile tutmaktır. Binaen­aleyh bu lems ile hem mücameat hem de el ile tutmak manaları içtima edemez.

Umumi mecaz, yukarıdaki esastan müstesnadır. Şöyle ki: bazan manayi mecazi, amm olup manayi hakikiyi de ihtiva eder. Buna «umumi mecaz» denir. Bu halde'manayi mecazi ile manayi hakiki içti­ma etmiş sayılmaz. Belki manayi hakiki, manayi mecaziden cüzü bulun­muş olur.

Mesela: bir kimse, «filanın evine ayağımı basmam» diye yemin etse bunun manayı hakikisi: o eve çıplak ayak ile ayak basmamaktır. Ma­nayi mecazisi ise o eve her ne suretle olursa olsun girmemektir. Bina­enaleyh oraya çıplak ayağile girse veya ayakkabı ile girse yahut rakip olarak girse yemininde hanis olur ve bu takdirde-hakikat ile mecaz ara­sı cem edilmiş sayılmaz.

«Filanın evine girmem» sözündeki ev ile de mutlaka ikametgah kas-dedilir. Mülk ile kiralanmış hane olması arasında fark yoktur. Bazan «gün» laf zile de mutlak vakit kasdedilir. Bütün bunlar, umumi mecaz kabilindendir.

Mecazın sıhhatinin şartı, manayi hakikinin maksut olmadı­ğını gösterir bir karinei manianın bulunmasıdır. Bu karine, ya hissen olur. Mesela: «Şu hurma ağacından yemem» denilse bu ağaçtan yeme­nin maksut olmadığına ağacın yeyilmez bir şey olması, hissen bir kari­ne bulunur. Veya aklen olur. Mesela: emrinde mana­yi hakiki murat değildir. Belki bu, mutlaka ikdardan, yani, «şeytanı ves­vese likasına muktedir kılmaktan mecazdır. Çünkü hakim olan Allahü-teala bunun zahirini, yani:  şeytanın   sesiie insanları   yerinden oynatıp tahrik ve tahvif etmesini murat buyurmaz, tşte bu, aklen bir karinedir. Veya adeten olur.   Mesela: bir kimse, hanesinden çıkmaya hazırlanmış olan zevcesine:  «Eğer evden çıkar isen boş ol» dese bununla filhal çık­ması kasdedilmiş olur. Çünkü bu sözle örfen filhal çıkmaktan men kas­dedilir.

Tevkil bilhusume ile  reddi cevap kasdedildiğine karine de şer'idir.

Zira şer'an husumet, menhidir.

Mecaza dai ve saik olan şeyler ise muhteliftir: Tazim, tah­kir, tergip, tenfir, ziyade beyan, bedii muhassenata riayet, lafzın uzubetini temin gibi şeyler, bu cümledendir. Hanfekık yerinde dahiye lafzını kullanmak, uzubeti lafz maksadına mebnidir. Cinsi mukarenetin «lems» ile beyan buyurulması da muhaveratta edebe, nezaheti beyana riayet lü­zumunu telkin hikmetine mebnidir.

 
< Önceki   Sonraki >
Kapa