Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Huruf-u Meani Hakkındadır E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Kelimeler, malum olduğu üzere isim, fiil, harf kısımlarına ayrılır. Harfler de iki kısımdır. Bir kısmı, kendisine   ait hiçbir manası bulunmayıp mücerred kelimeleri teşkil eden harflerdir ki, bunlara «hu-rufi mebani» denir. Diğer bir kısmı da zamana ve müstakillen bir mana­ya delalet etmeyip ancak bir başka kelime ile beraber bulunduğu takdir­de bir mana ifade eden "harflerdir ki, bunlara da «hurufı maani», «edat» denilir. Hurufı atıfa, hurufı carre, hurufı istisnaiye gart ve istisna edat­ları bu cümledendir.

Hurufı nıaani, birçok hukuki hükümlerin istinbat edilnıesile ilgili bulundukları cihetle kendilerine dair biraz malumat verilecektir.

Bir de «zuruf» denilen bazı kelimeler vardır ki, bunların da hukuk bakımından incelenmeleri pek lüzumlu bulunmaktadır. Binaenaleyh bun­lara dair de biraz izahat "verilecektir.

 (Hurufı atıfe)   : her lisanda bir takım atf harfleri vardır. Bunlar, bir kelimeyi veya bir cümleyi  diğer bir kelime veya bir cümle üzerine atf ve rapt ederler. Bunlardan ewe İkisine «matufun aleyh», bu harflerden sonrakisine de «matuf» denir.

İslam hukukunun menbaı olan Arap lisanında atf harfleri: (vav, fe, sümme, hatta, ev, imma, em, la, bel, lakin) harflerinden ibaret ol­mak üzere ondur. Bunlara dair sırasile malumat verilip bazı meseleler tefri1  edilecektir.

(1) (v = vav) : Mutlak cem içindir, yani; iki şeyi bir hükümde, bir hususta cem eder. Fakat onların tertibine, muahhar ve mukaddemine de­lalet etmez.

""Mesela: (Cae Zeydün ve Amrün -Zeyd ve Amr geldi) denilse gel­mek fiilinde Zeyd ile Amr cem edilmiş olur. Fakat hangisinin evvel ve­ya sonra geldiği bundan anlaşılmaz.

«Matufün aleyh ile matuf birer cümle olursa vav. bunları sübutta cem eder: (Karne Zeydün ve kaade Amrün -Zeyd kalktı ve Amr otur­du) denilmesi gibi ki vav, bu iki cümleyi kıyam ve kuud hadiselerinin sü-butünde cem etmiştir.

Matufun aleyh cümle, matuf müfret olursa vav, bunları ayni hü­kümde cem eder: (Karne Zeydün ve Amrün -Zeyd ve Amr kalktı) de­nilmesi gibi vav, bunları kıyam hükmünde cem etmiş, teşrik eylemiştir.

Bilakis matufun aleyh müfred, matuf müteaddit olursa vav, bunları-zatta cem ve teşrik eder: (Karne ve kaade Zeydün = Zeyd kalktı ve oturdu) denilmesi gibi ki vav, kıyam ve kuud fiillerini Zeydin zatında cem. etmiştir.

«Bazı ulemanın beyanına göre vav, İmamı Azam'a göre tertibe, İma­meyne göre ise, mukarenete delalet eder. Binaenaleyh bir kimse, medhu-Iün biha olmayan —yani: kendisile, henüz zifaf ve halveti sahiha bulun­mayan-zevcesine: (in dahaltiddare fe enti talikün ve talıkün ve talı-kün -haneye girersen sen boşsun ve boşsun ve boşsun) deyip kadın da haneye girecek olsa, İmamı Azam'a göre yalnız bir talak vaki olur, ikin­ci ve üçüncü talaka mahal kalmaz. Çünkü birinci talak ile zevciyet zail olur, ondan sonraki talaklar mahalline masruf olmayacağından lağv bu­lunur. İmameyne göre ise bu söz ile üç talak vaki olur. Çünkü vav harfi, tertibe delalet etmeksizin bu üç talak arasında bir mukarenet vücude getirmiştir.

Fakat deniliyor ki, bu ihtilaf, vavın tertibe delalet edip etmediğin­den değil, başka bir sebeptendir. Şöyle ki: İmamı Azam'a göre bir tala­kın vukuu eczanın, yani: tatliklerin aletteakup olmasından dolayıdır. İmameyne göre ise üç talakın vukuu, bu talakların vukuu zamanile şar­tın, yani: haneye duhulün zamanı müttehit olduğundan naşidir.

«Vav, bazan kasem için olur: (Vallahi ma faaltü keza = vallahi ben böyle bir şey yapmadım) denilmesi gibi.

Vav, bazan da «rübbe» manasına gelir: (Ve ihvanin leyse beyne-hüm meveddetün = nice kardeşler vardır ki, aralarında meveddet yok­tur.) cümlesinde olduğu gibi.

Vav, evvelki sözlerle ilgili olmayan müstakil bir cümle evvelinde bu­lunursa «istinafiye» adını alır, yeni bir söze başlandığını gösterir.

Vav, bir cümeli itiraziye evvelinde bulununca da «itiraziye» diye yad olunur: (Latekul ve ia faidete fiibatılı illa hakken - söyleme, ba­tılda fayda yoktur, hak müstesna) cümlesinde olduğu gibi.

Vav» ilk söylenilen bir sözün başında bulunursa «iptidaiyye» namını ahr. (Vellezi reaytehu ahi ^ görmüş olduğun kimse kardeşimdir.) cüm­lesinde olduğu gibi.

Vav, bazan da cümlei ismiyye evvelinde hal için istiare olunup «va-vı haliyye» adını alır: (eddi ileyye elfen ve ente hurrun -sen azat ola­rak bana bin dirhem öde) denilmesi gibi ki bin ödenmedikçe hürriyet -i'tak lıadisesi tahakkuk etmiş olmaz.

(2) -(fe  -fa): takip edatıdır. Yani: matufun matufun aleyhten sonra bila mühletin vücude geldiğini gösterir, bu cihetle  cem ve terti­be delalet etmiş olur. Binaenaleyh:  (in dehalti hazihiddare fe hazihidda-re fe enti talik = bu haneye, müteakiben de şu haneye girecek olursan sen boşsun) denilse iki haneden yalnız birine girmekle talak vaki olmaz. «Fa, bazan illete dahil olur:  (Uhruci min indi fe inneki talikun -yanımdan çık, çünkü sen boşsun)     denilmesi  gibi ki  derhal talak vaki olur. Burada bir şart izmar edilerek talakın o şarta talik edilmesi, yani: «Eğer yanımdan çıkar isen sen boşsun» denilmiş  gibi sayılması hilafı

asıldır.

«Bir hükmün illetine dahil olan fa'ya «fai ta'liliye» denir: (ükrimü-ke fe inneke sadıki = sana ikram ederim, çünkü benim dostumsun) sö­zünde olduğu gibi.

Bir cümlei şartiyenin cümlei cezaiyesi veya delili cezası evvelinde bulunan faya da «fai cezaiye» denir: (in tu'dini elfen fe ente hurrun -bana bin dirhem Ödersen sen azatsın» cümlesinde olduğu gibi.

Üst tarafı kendisine illet olan bir cümle evvelindeki faya da «fai sebebiye» adı verilmiştir. (Vehebehu fekabile = bağışladığı için kabul etti) denilmesi gibi.

«Fada asi olan, malule dahil olmaktır. Fakat illet, devamlı bir şey olursa illete de dahil olur ve «talih adım alır: (Ebşir fakat etakel gav-sü = müjde çünkü sana imdat geldi) denilmesi gibi.

işte, artık gibi bir mana ifade eden faya «fai fasiha» denilir: (Hel tuzfu hayateke bülehvi fela terahü sevaben = ömrünü boş şey ile zayi eder misin? işte sen onu doğru görmezsin.)  denilmesi gibi.

«Fa, bazan mecaz olarak «vav» yerinde kullanılır: (Aliyye dirhe-mün fe dirhemün = üzerimde bir dirhem ve bir dirhem vardır) denilme­si gibi ki, bununla iki dirhem ikrar edilmiş olur. Zira zimmetteki dirhem­lerde tertip bulunamayacağı cihetle bu fa,-atf hususundaki müşare­ketlerine mebni -vav manasına olarak mutlak cem'i müfit olur.

(3) -(Sümme = sonra): terahi ifade eder. Yani: matufun aleyh ile matuf arasında mühlet bulunduğunu gösterir: (Cae Zeydün sümme Anırün == Zeyd geldi, sonra da Amr) cümlesinde olduğu gibi. Bu te­rahi, İmamı Azam'a göre maalhükm tekellümdedir. Çünkü sümme edatı, kelama dahil olduğundan eseri kelamda da zahir olmalıdır, tma meyne göre ise bu terahi hükümdedir. Zira sümme edatını ihtiva eden bir sözün suretinde bir ittisal vardır, atf bunu icap eder. Binaenaleyh terahi, yalnız hükümde bulunmak lazım gelir.

Bu ihtilafın semeresi, aşağıdaki meselelerden anlaşılır. Şöyle ki:

İmamı Azam'a göre bir kimse, madhulün biha olmayan zevcesine: (Enti talikun sümme talikun, sümme talikun in dahaltiddare = sen boş­sun, sonra boşsun, sonra boşsun haneye girer isen) dese ilk «enti tali­kun» sözile bir talak vaki olur. İkinci ve üçüncü talaklar vaki olmaz. Çünkü kadın, medhulün biha olmadığından birinci talak ile bainen mu-tallaka olur, ikinci ve üçüncü talaklara, mahal kalmaz. Bilakis: (in da­haltiddare fe enti tahkun sümme talikun sümme tahkun = haneye girer isen, sen boşsun, sonra boşsun, sonra boşsun) diyerek şartı takdim ey-lese birinci talak şarta muallak olur, ikinci talak derhal tahakkuk eder, üçüncü talak da lağv olur.

Şayet bir kimse, medhulün biha olan zevcesi hakkında: (enti tah­kun sümme tahkun sümme talikun in dahaltiddare -Sen boşsun, sonra boşsun, sonra boşsun haneye girer isen) dese birinci ve ikinci talak der­hal vaki olur, üçüncü talak da kurbiyetine mebni haneye duhul şartına muallak bulunur.

Bilakis şartı takdim ederek: (in dahaltiddare fe enti tahkun süm­me tahkun sümme tahkun) dese birinci talak, ittisalinden dolayı şarta muallak olur. ikinci ve üçüncü talak ise derhal tahakkuk eder.

«imameyne gelince : medhulün biha hakkında şart takdim edilsin edilmesin talaklar şarta muallak bulunur, şart vuku bulunca üçü de bir­den vaki olur,- şart bulunmayınca da hiç biri vaki olmaz.

Gayri medhulün bihada ise şart takdim edilsin edilmesin talaklar, şarta muallak bulunur. Şart vaki olunca bir talak vaki olur. Diğer iki ta­lak ise zevcenin talaka mahal olmaktan çıkmasına mebni lağv bulunur.

«Sümme kelimesi bazan bir istiare olarak vav manasında kullanı­lır,  kavli şerifinde olduğu gibi ki, yemininden do­layı keffaret versin, sonra yemin ettiği şeyi vücude getirsin) demektir. Meşhur bir rivayete göre ise buyurulmuştur. Bu halde yapılmamasına yemin edilen bir şeyin yapılması hayırlı ise, bir vecibe ise evvela o şey yapılır, sonra keffaret verilir ve yapılmadan kef­faret verilmez. işte birbirine muarız gibi görülen bu iki hadisi şerifin beynini telif ve meşhur ile ameli tercih için sümme kelimesi, vav mana­sına hami edilmiştir.

(4) -(Hatta = kadar) : kelimesi, gaye içindir. Mabadinin makab­line gaye olduğuna delalet eder. Bu mabad, makablinden cüz olsun obua­sın müsavidir. (Ekeltüssemekete hatta re'seha = balığı başına kadar yedim)   cümlesinde olduğu gibi.

İstimalde ekser olan, hattanın mabadi, makabline dahil olur. Diğer tabir ile gaye mugayyaye dahil bulunur.

«Harfi atf olan hattanın mabadi irabda makabline tabi olur, bunun­la beraber gaye manası sakıt olmaz. Bu halde matufun matufun aleyh­ten bir efdal veya ehass cüz olması icap eder: (matennasü hattel enbiya = nas öldü. hatta peygamberler de.) (Kadimel hüccacü hattelmüşatü = hacılar geldi, hatta yayan gitmiş olanları da)     cümlelerinde olduğu

«Hatta edatı, cümlei fiiliye ve ismiyenin evvelinde bulunup iptidaiye için olur. Gaye manasını da tazammun eder: (Zehebetü ehıbbaü hatta Enisi zahibün = bütün dostlar çıkıp gittiler; hatta Enisim de gidicidir.) cümlesinde olduğu gibi.

«Hatta edatı, cümlei fiiliye üzerine dahil olunca bakılır: eğer sadrı kelamın imtidada, ahırı kelamın da sadrı kelama münteha olmaya ih-timali var ise hatta, gaye için olmuş olur: cizyeyi verinceye kadar) nazmı celilinde olduğu gibi ki, bunun evvelinde beyan buyurulan kital halinin imtidada, cizye itasının da kital için münteha ol­maya ihtimali, tahammülü vardır. Binaenaleyh cizye verilinceye kadar harbin devam edeceği beyan buyurulmuştur.

Amma sadrı kelamın imtidada, ahırı kelamın da intihaya taham­mülü, kabiliyeti bulunmayıp sadrı kelam sebebiyete salih olursa, hatta, «key» manasım ifade eder: (Eslemtü hatta edhulel cennete -cennete gireyim diye müslüman oldum) cümlesinde olduğu gibi.

Fakat sadrı kelam, fi'l için sebep olmaya salih bulunmazsa hatta, mahza atf için olur,   gayeye ve sebebiyete delaleti bulunmaz:   (İn lem. atike hatta etegadda indeke fe abdi hurrun = sana gelmez, senin yanında tegaddi etmezsem kölem azat olsun) cümlesinde olduğu gibi. Bu hal­de ityan ile tegaddi bulunursa «ber» hasıl olur, köle azat olmaz. Bunların, ikisi birlikte teazzür ederse ıtk vukua gelir. Eğer fevre, ittisale ni­yet edilmemiş ise bu yemin ömrüm sonuna kadar imtidat eder. İtyan ve tegaddi bulunmaksızın vefat vuku bulunca köle azat olmuş olur.

«Yeminde vaki olan hatta, gayeye delalet edince bar olmanın şar­tı, gayenin vücududur, ta ki, filin gayeye kadar imtidadı tahakkuk et­sin. Sebebiyet için olunca da bar olmanın şartı, hattadan sonra file se­bep olmaya elverişli bir sadrı kelamın bulunmasıdır. Atf için olduğu tak­dirde de bar olmanın şartı, matufun aleyh ile matufun vücududur. Ta ki, teşrik tahakkuk etsin.

Binaenaleyh bir kimse:   (Abdi hurrun in lem adribke hatta tasiha

-  kölem hür olsun, eğer seni sen bağırıncaya kadar döğmezsem)  dese hatta, gaye için olmuş olur. O halde bu kimsenin döğmesi, muhatabının bağırmasına - sayha etmesine müncer olmazsa kölesi azat olmuş olur. Çünkü gaye olan sayha vücude gelmemiştir.

Kezalik: {Abdi hurrun in lem atike hatta tügaddiyeni = beni it'amm edesin diye sana gelmezsem kölem azat olsun) dese hatta, sebebiyet için olur. Bu halde muhataba gidecek olsa yemininde bar olur, kölesi azat ol­maz. Tegaddi bulunsun bulunmasın müsavidir. Çünkü tegaddiye sebep olan ityan bulunmuştur.

Kezalik: (Abdi hurrun in lem atike hatta etagadda indeke •= sana gelmezsem, ta ki senin yanında yemek yemezsem kölem azat olsun) de­se hatta, mahza atf için olur. Bu halde hem ityan, hem de tegaddi bulu­nursa ber hasıl olur. Ve illa hanis olur. İtyan fi'li de, tegaddi fiiline se­bep olmaya salih değildir. Bu cihetle hatta edatı, mücerret fa gibi bir atf için olmuş, adeta «in lem atike fe etegadde indeke» denilmiş olur.

(5) -(Ev -yahut): kelimesi, bir terdid edatıdır.   {ikre' eviktüb  oku, yahut yaz)  denilmesi gibi.

Ev, cümlei haberiyede ya şek veya teşkik ve ibham için bulunur. Mesela: bir kimse, birine hitaben: (Cae Zeydün ev Amrün -Zeyd gel­di yahut Amr) dese bunlardan birinin geldiğini, fakat hangisinin geldi­ğinde şek ettiğini ifade etmiş olur. Veya hangisinin geldiğini limaslaha-tin tasrih etmeyip muhatabı teşvik için böyle demiş bulunur.

Ev edatı, cümlei inşaiyede tahyir ifade eder: (Huz hazelkitabe ev hazihirrisalete -şu kitabı, yahut şu risaleyi al) denilmesi gibi ki. mu­hatap, bunlardan birini almakta muhayyer bulunur.

«Ev kelimesi, bazan mücerret ibham ve nesafet izhar için istimal olunur: = ben yahut siz muhakkak bir hidayet veya açık bir dalalet üzere bulunmaktayız.) kavli şerifinde oldu­ğu gibi ki, muhatapları insafa, tedebbüre davet için böyle beyan buyu­rulmuştur.  

«Ev kelimesini havi olan bir cümlede ihbar ve inşa ciheti bulunur. Bir kimsenin kölesile hür bir şahsa işaret ederek; (Haza hurrun ev ha­za -bu hürdür veya bu) demesi gibi. Bu halde kölesi azat olmaz. Çün­kü bunda haberiyyet ihtimali racihtir. Fakat iki kölesine işaret ederek, (Haza hurrun ev haza) derse inşaiyet ciheti racih olur. Bu iki köleden hangisinin azat olmasını dilediğini beyan etmesi icap eder.

Mamafih bu beyan için mahallin salahiyeti şarttır. Binaenaleyh, böyle dedikten sonra iki kölesinden biri vefat etse veya birini satsa ar­tık diğerinin azat olduğu taayyün eder, «Benim maksadım vefat eden veya satılan köle idi» demesine bakılmaz. Zira onların azat olmasına sa­lahiyetleri kalmamıştır.

«Yukarıdaki esasa mebni bazı meseleler teferru' eder. Ezcümle bir kimse, kölesiie beygirine işaret ederek: «Haza hurrun ev haza = bu hürdür veya şu) dese İmamı Azam'a göre bununla köle azad olur. Çün­kü beygirin azad olmaya salahiyeti yoktur. Bu söz, muayyenden, yani: azad hükmünü kabule salih olan köleden mecaz olur da onun itki teay-yün eder. Bir sözü muhtemeline hami etmek, onu ihdar etmekten evladır.

Fakat imameyne göre bu söz, lağv olur. Çünkü bu iki şeyden biri, yani: beygir hürriyete salih değildir. Halbuki her ikisinin de, yani: ma-tufün aleyhin de, matufun da ayni hükme salih olması şarttır.

«Bir kimse, mesela üç kölesi'hakkında: (Haza hurrun ev haza ve haza ;= bu hürdür veya bu ve bu) : diyerek üçüncüsünü vav ile atfda bulunsa üçüncü köle, derhal azad olur ve o kimse, birinci ile ikinci kö­lesinden hangisinin azad olması hususunda muhayyer bulunur. Çünkü, şevki kelam, evvelki iki köleden birinin azad olmasını, üçüncü kölenin de buna azad olmakta teşrikini müfid bulunmuştur. Ancak İmam Züfe-re göre bunlardan hiç biri filhal azad olmaz. Belki o kimse, muhayyer­dir, ya birinci kölesini azad eder veya ikinci kölesile üçüncü kölesini azad eder. Zira üçüncü köleyi ikinci köle üzerine vavı cem ile atf et­miştir.

«Ev edatı, bazan da ibahe için olur. (İştegil bilhadisi ev bilfıkhi -hadis ile veya fıkıh ile uğraş) denilmesi gibi. Bu halde hadis ile, yahut fıkıh  ile iştigal istenilmiş ve her ikisinin cem'i de caiz bulunmuş olur.

«Ev kelimesi, bazan hatta, illa en manasını müfid olur. »nazmı şerifindeki ev, bir tevcihe göre hatta manasına­dır ki: «onların azapları veya ıstıslahlan hususunda tevbeleri veya ta-zipleri vaki oluncaya kadar sana ait bir şey yoktur.» mealindedir.

(Leelzemenneke ev tu'tiyeni hakkı) cümlesindeki ev İse «illa en» manasına olup «Senden ayrılmayacağım, meğer ki, bana hakkımı vere­sin» mealinde  bulunmuştur.

«Ev edatı, bazan da «bel = belki» manasına gelir: nazmı şerifinde olduğu gibi ki: «Kafirlerin yürekleri taş gibidir, belki kasvetçe taşdan daha katıdır.» mealindedir.

nazmı celilindeki ev de «bel» manasınadır ki: şu mealdedir: «Onların cezaları ancak öldürülmeleri, belki asılmaları..» dır.

«Ev kelimesi, bazan da bir nevi tahyir için olup «ister» lafzile ter­cüme olunur: (leekulennehu kabile ev lem yakbel) cümlesinde olduğu gibi ki! «Ona elbette söyleyeceğim, ister kabul etsin, ister kabul etme­sin» mealindedir.

«Ev edatı, lafzen veya manen siyakı nefiyde kullanılırsa umum ifa­de eder, umumi selbi, başka tabir ile selbi külliyi mucip olur. Meğer ki, hilafına bir karine bulunsun. Mesela: (Ma caeni Zeydün ev Amrun) de­nilse: «Bana ne Zeyd ne de Amr geldi» denilmiş olur.

Kezalik: (in faaltü haza ev haza fealiyye savmü şehrin = şunu ve­ya şunu yaparsam bir ay oruç tutmak borcum olsun) denilmesi gibi ki, o iki şeyden herhangisini yapsa üzerine bir ay oruç tutmak lazım gelir.

Vav ise evin aksinedir ki, yalnız şümulü, cem'i nefy eder, selbi kül-li'yi icap etmez. Mesela: (Ma caeni Zeydün ve Amrün) denilse «Bana Zeyd ile Amrin ikisi gelmedi» denilmiş olur. Bunlardan yalnız birisinin gelmiş olduğu selb edilmiş bulunur. Meğer ki, bir karine bulunsun, o hal­de vav edatı da ev gibi nefyin şümulünü, her birinden hükmün selbini ifade eder: (La ter tekibilkezibe ve eklerriba) cümlesinde olduğu gibi ki, bununla yalan da, ribayı yemek de nefy edilmiş olur. Nitekim: (Maca-eni Zeydün ve la Amrün) denildiği takdirde de hem Zeydün, hem de Amr'in gelmiş olması nefy edilmiş bulunur.

«(Vekkeltü fülanen ev fülanen filbey'i -satışa filanı veya filanı tevkil ettim) denilse vekalet, vekilin müphemiyyetine mebni kıyasen sa­hih olmaz. Fakat istihsanen sahih olur. Çünkü^vekalette tevessü cari­dir. Bundaki müphemiyyet, nizaa müeddi olmaz. Bunlardan hangisi sa­tış, muamelesini ifa etse sahih olur. Artık diğerinin satışa salahiyeti kal­maz ve bu sözle -her ikisinin vekalette içtimai meşrut bulunmuş olmaz.

Mehr tesmiyesi hususunda ev edatı kullanılarak mesela : (Haza mehrüki ev haza -mehrin şu mal veya şu maldır) denilse İmamı Azam'a göre mehri misil lazım gelir, bu veçhile mehr tesmiyesi, meçhu-liyetine mebni sahih olmaz.

(6) : (İmma): terdit edatıdır, «ya veya» diye terceme edilir: (Ha­za inınıa Zeydün ve imma Amrün -bu ya Zeyddir veya Amr'dir) de­nilmesi gibi.

Bazan imma yerinde ev lafzı kullanılır: (İmma Zeydün ev Amrün - ya Zeyd yahut Amr'dir) cümlesinde olduğu gibi.

«İmma edatı, cümlei haberiyyede ya şek veya terdit için olur: (Cae imma Zeydün ve imma Amrün - ya Zeyd veya Amr geldi) gibi.

Bazan da ibham için olur: nazmı keriminde olduğu gibi ki, Hakteala, onlara azap etmesini veya kendilerini tövbeye nail buyuracağını lihikmetin ibham buyurmuştur.

«Cümleİ inşaiyeye dahil olan imma kelimesi, tahyir ve ibahe ifade eder: (Teallem imma hadisen ve imma fıkhen -ya hadis veya fıkıh te­ali üm et), (Kül imma teamen ve imma fakiheten -ya team veya mey-va ye) cümlesinde olduğu gibi.

«İmma edatı, bazan tafdil, tebyin için olur:  nazmı celilinde olduğu gibi ki:  «biz ona şükr edici veya küf-

ranı nimette bulunucu  olduğu halde  hidayet yolunu beyan ettik» mea-Undedir.

(7).-(Em) : Udul ve rücu edatıdır, «yoksa» tabirile tercüme edi­lir:   (ekare'te em ketebte = okudun mu, yoksa yazdın mı)   gibi.

Hemzei istifhamiyye ile  tekabülde bulunan  em,  tesviye edatı olur

da emi muttasıla ve emi muadile namım alır: = onları korkutmuşsun, korkutmamışsın müsavidir.)  gibi.

Bir de, emi munfasıla vardır ki, kendisine emi munkatıa da denir. Idrap makamında, yani: bir sözden diğer bir söze geçmek hususunda kullanılır: -kör ile görür kim­se müsavi olur mu?. Yok yok zulmetler ile nur müsavi midir.) nazmı ce­lilinde olduğu gibi.

Emi munkatıa, haberde vaki olunca «bel» manasını ifade eder. Ma­tufun aleyhin evveline hemze gelmez: (Ellezi reeytehu le Zeydün em Amrün -gördüğün kimse mutlaka Zeyd'dir, yok belki Amr'dir.) cüm­lesinde olduğu gibi.

(8) -(La): nefy edatıdır. Matufun aleyhe sabit olan hükmü, ma­tuftan selb eder: (Zeydün sahiyyün la gayruhu = Zeyd cömerttir, baş­kası deği!) denilmesi gibi.

La, harfi atf olup mabadini makabline nefyen rapt ve i'rabda ona tabi kılar: (Eşşerefü bil'edebi la binnesebi = şeref edep iledir, neseb ile değildir.)   gibi.

«Değil diye tercüme edilen la ya lai tebrie, yok diye tercüme edilen la ya da leyseye müşabih la denir. (Haza hakkun la batılün = bu hak­tır, batıl değildir), (la mabude illallah = Allahtan başka mabut yoktur.) denilmesi gibi.

«La edatı, vav ile içtima edince atf edatı vav olur, la da nefyi te'kit eder:  (Levseşşerefü bisserveti ve la birriyasetilfaniye  = şeref servet ile ve fani riyaset ile değildir.) cümlesinde olduğu gibi.

«La, nehy edatı da olur: (La tekülil 'malelharam = haram malı ye­me) gibi. La, muzari evvelinde müsbeti menfi kılar: (La ya'lemü -bil­mez)  gibi.

«Mazi evvelinde bulunan la, duaiyye olur: (Lazale devletühu = dev­leti zail olmasın)  gibi.

(9) - (Bel) : Idrap edatıdır. Makablini meskutün anh bırakır, nefy ve isbata taarruz  etmeksizin hükmü    mabadine ispat eder, bu suretle yanlış bir sözü tashih ederek mafatı telafiye, tedarüke vesile olur:  (Cae Zeydün bel Amrün = Zeyd geldi, belki Amr) denilmesi gibi.

«Bel edatının medhulü müfred olacağı gibi cümle de olur.' Müfred olunca atf edatı olarak atf işini görür: (La tükrim Zeyden bel Amren -Zeyde ikram etme, belki Arar'e ikram et), (ma ekreme Zeydün bel Am­rün = Zeyd ikram etmedi, belki Amr ikram etti.) denilmesi gibi.

Bu gibi cümlelerde bazan nefy, matufa teveccüh eder. Mesela: (Ma-cae Zeydün bel Amrün) sözü: «Zeyd gelmedi, belki Amr geldi» manası­na geldiği gibi bazan da «Zeyd gelmedi, belki Amr gelmedi» manasına gelir.

«Idrap, ihbariyyatta cereyan eder, inşaiyyatta cereyan etmez. Çün­kü inşa, bir manayı bir lafz ile icat demektir. İcat edilen bir şey ise ay­ni zamanda idam edilemez. Ve inşaiyyatta tedarük, yani: yanlış söyleni­len bir sözü tashih kabil olmaz. Binaenaleyh bir kimse, medhulün biha olan zevcesine: (Enti talikun vahideten bel sinteyni -sen bir talak boş­sun, belki iki) dese üç talak vaki olur. Zira talak, inşadır. «Enti talikun = sen boşsun» sözünü: «bel isneyn = belki iki» demekle ilga etmiş ola­maz. Fakat: (lehu aliyye dirhemün bel dirheman -onun benim zimme­timde bir dirhem, belki iki dirhem alacağı vardır) denilse istihsanen iki dirhem lazım gelir, üç dirhem lazım gelmez. Çünkü «lehu aliyye dirhe­mün» sözü, bir ikrardır. ikrar ise ihbar olduğundan bunda tedarike ma­hal vardır.

«Kelamı ilahide idrap, hikaye ve te'vil tarikile bulunur: belki onlar bir şek içinde oynayıp dururlar.) nazmı şerifinde olduğu gibi ki, onların Railerini kat'i surette bir hikayeden ibarettir.

(10)   - (Lakin):  Istidrak edatıdır. Evvelki sözden neşet eden bir tevehhürmi kaldırmak için kullanılır. Mesela: Zeyd'in gelmediğini bildiği halde Amr'in geldiğini de tevehhüm eden bir muhataba karşı: (Cae Zey dün lakin Amrün =, Zeyd geldi, fakat Amr gelmedi)  denilse bu teveh­hüm kaldırılmış olur.

«Lakin edatı, müfredi müfret üzerine atf edince nefy edatı olur. Vela edatının hilafına olarak matufun aleyhden nefyedilen hükmü, matuf­ta icap ve ispat eder.

Lakin edatı böyle müfrede dahil olunca makabli menfi olmalıdır ki, aralarında mugayeret hasıl, olsun: (Macae Zeydün lakin Amrün -Zeyd gelmedi, fakat Amr geldi)  denilmesi gibi.

«Lakin edatı, cümleyi cümle üzerine atf iğin istimal edilince de bel edatının naziri olur. Matuf ile matufun aleyhin nefyen ve isbaten ihtila­fım icap eder. Matufun aleyh, gerek müsbet ve gerek menfi olsun. (Cae Zeydün lakin Amrün lem yeci -Zeyd geldi, fakat Amr gelmedi), (Ma­cae Zeydün lakin Amrün cae -Zeyd gelmedi, fakat Amr geldi.) gibi.

«Lakin kelimesinin istidrak için olması için iki şart vardır. Birisi : ittisaki kelamdır. Yani: sözün intizamıdır, lakin edatının makabli tedari­ke elverişli bulunmalıdır. Şöyle ki: evvela: sözün cüzüleri arasında ma­nevi bir irtibat bulunmalıdır ki, atf hasıl olabilsin. Saniyen; isbat ma­halli, nefy mahallinin gayri olmalıdır ki, aralarım cemi mümkün olsun, sözde tenakuz bulunmasın.

Mesela: bir kimse, bir şahsa hitaben: (leke aleyye elfün karzen = senin benim üzerimde borç olarak bin kuruş alacağın vardır) demekle o şahıs: (la lakin gasbün -yok, fakat o g.usbdir) )dese bu sözler ara­sında esasen bir ittisak ve irtibat bulunmuş olacağından lakin edatile vasi sahih olur. Ancak borcun sebebi hataya hami edilerek yerine gasb ispat edilmiş olur. Böyle borcunu ikrar eden kimseyi ifadesinin bir kıs­mında tekzip etmek, onun ikrarım mutlak surette, iptal etmez, tki söz arasında irtibat ve ittisaki muhafaza için (la = yok) edatile yalnız bor­cun karz sebebile olduğu nefy edilmiş olur, yoksa asıl borç, nefy ve in­kar edilmiş olmaz.

«Lakin edatımn bulunduğu sözde ittisak bulunmadığı takdirde la­kin kelimesinin mabadi, müste'nef, yani: makabline taalluku olmayan başlı başına yeni bir söz olmuş olur. Mesela: bir kimse, kendi izni olmak­sızın evlenen bir cariyesine hitaben: (la ücizünnikahe lakin ücizühu bi-miateyni = nikaha izin vermem, fakat nikaha iki yüz lira mehr mukabi­linde İcazet veririm) dese (lakin ucizühu..) sözü, bir müste'nef kelam ol­muş olur. Çünkü o kimse, nikaha icazetini esasından nefy etmiş bulun­maktadır. Artık iki yüz ile isbatında mana yoktur. Belki iki yüz lira mehr ile akd edilecek bir başka nikaha icazet vermiş olur.

(Hurufı carre) :

Arapçada yirmi kadar harf vardır ki, bun­lardan her biri, medhulünü lafzen veya manen cer eder, yani: esire oku­tur, makablindeki fi'lin veya şibhi fi'lin manasını dahil olduğu isme ve­ya isim ile müevvel diğer bir kelimeye çekip bağlar. Bunların hukuki hükümler bakımından başlıcaları: (be, ala, min, an, ila, fi, lam) harfle­ridir. Bunlara dair sırasile biraz malumat vereceğiz.

(1) -(be - ba): ilsak edatıdır, makablini medhulüne rapt eder. Mesela: bir kimse hadimine: (latahruc illa biizni = iznim olmadıkça çık­ma) dese huruç fi'li, izne bağlanılmış olur. Binaenaleyh her huruç için bir izin iktiza eder. Burada huruç -çıkmak fi.li, nekiredir, nefy siya­kında bulunmuştur. Siyakı nefide bulunan nekireler ise taammÜm eder, umum ifade eyler.

«Ba edatının daha bir çok manaları vardır. Bir kısmı şunlardır:

Ba, istiane için olur: (ketebtü bilkalemi - kalem ile yazdım) gibi. isti'taf için olur: (billahi kulne lena = Allah için bize söyleyiniz) denil­mesi gibi. Kasem için olur: (Billahi ma faaltü keza = Vallahi öyle yap­madım) gibi. Fi manasında olarak zarfiyet ifade eder: (Zeydün bilbele-di = Zeyd şehirdedir) gibi. Zaid bulunur. (Bihasbike Zeydün = Zeyd sana kafidir) denilmesi gibi. Maa manasında bulunur. (Caelbeharü bin-kişafilezhari -bahar çiçeklerin açılmasile beraber geldi) denilmesi gibi.

«İstiane için olan ba edatı, vesaile dahil olur. Çünkü makaside ve-sail ile istiane olunur: (bı'tü hazelkitabe bidinarin -bu kitabı bir dina­ra sattım) denilmesi gibi ki kitap, mebi, ve sailden olan dinar da semen olmuş olur.

«Ba edatı, mahalli fi'le, yani: fi'lin mefulün binine dahil olunca filin o mahalli istiab etmesi = orayı kaplaması icap etmez. Mesela:  -başlarınıza mesh ediniz) nazmı şerifinde ba harfi, mesh fiili­nin mefulü olan rüuse dahil olmuştur. Binaenaleyh bu mesh fi'linin bü­tün başı kaplaması lazım gelmez.

(2) -(Ala -üzerine): kelimesi, sureten veya manen isti'la edatı­dır: (rekibe alelferesi = at üzerine bindi), (lehu hükmün alennasi = onun nas üzerine hükmü caridir)  denilmesi gibi.

«Ala kelimesi, vaz'ı şer'i itibarile vücub için Kullanılır. Mesela: (Li-iülanin aliyye elfün = filan için üzerimde bin kuruş vardır) denilse Dor-ca hami olunup verilmesi icap eder. Fakat buna muttasıl olarak «vedia» sözü ilave edilirse o zaman vücub, bu vedianın hıfzına hami olunur.

«Nikah, bey, icare gibi muavezata dahil olan ala edatı, ba gibi ıvez manasım ifade eder. Mesela: (nekehtü hazihü'merete ala elfin) denilse kadının bin kuruş veya bin lira mehr ile nikah edildiği anlaşılır. Kezalik: (bi'tü hazelkitabe ala elfin) denilse (bi'tü bielfin) denilmiş gibi olur da kitabın bin kuruş ıvez ile satıldığı ifade edilmiş olur.

«Talak lafzına dahil olan ala, imameyne göre yine ıveze hami olu­nur, imamı Azam'a göre ise şart için olmuş olur. Çünkü talakın şarta ta'liki ihtimal dahilindedir. Binaenaleyh bir kadın kocasına: (tallikni se-lasen ala elfin = beni bin kuruş üzerine üç talak ile boşa) deyip kocası da kendisini bir talak ile.boşasa imameyne göre binin üçte birine ıvez olarak müstahık olur. Çünkü ıvezin eczası, rauavvezin, yani: burada ta-iakm eczasına inkisam eder, İmamı Azam'a göre ise, bir şeye müstahık olmaz. Zira şartın eczası, meşrutun cüzlerine münkasim olmaz.

«Ala edatı, bazan da şart edatı olur. Yani: mabadinin makabline şart-olduğunu anlatır:( kiili^f^tı Vji jtih^L ) Aliahteala'ya biç bir or­tak edinmemek üzere seninle mübayeada bulunurlar.) Nazmı celilinde olduğu gibi.

(3)  - (Min): iptidai gaye edatıdır. Burada gayeden maksat, me­safedir, bir mümted emirdir. Çünkü gaye, nihayetten ibaret olduğundan onun iptida ve intihası olamaz:  (zehebtü mineliraki ilelhicazi = Iraktan Hicaza gittim)  denilmesi gibi ki, gitmenin Iraktan    başlayarak Hicaza kadar imtidat ettiğini ifade eder.

Min edatı; beyan için olur. (Lifelaniri aliyye aşeretün min fiddetin = filanın zimmetimde gümüşten on dirhem alacağı vardır) cümlesinde olduğu gibi.

Min edatı, teb'iz için de olur: (ekeltü mineteami -teamdan yedim) sözünde olduğu gibi.

Min kelimesi, ba manasında müstameldir. = onu Allah'ın emrile saklarlar) kavli celilinde olduğu gibi ki, «biemrillahi» demektir.

Min edatı bazan da sıla, yani: zaid olarak kullanılır: (Ma caeni min ahadin) gibi ki:  (ma caeni ahadün -bana bir kimse gelmedi) demektir.

(4)   -(An): Mücaveze ve teaddi edatıdır. Bazan «den» ile, bazan da «tarafından» ile tercüme olunur. Bazan da zaid olarak tercüme edil­mez, bazan da «mai zaide» ile birleşerek « amma» şeklinde zarf edatı olur. Şu misallerde olduğu gibi: (ir tehale aniddünya -dünyadan geçip gitti),   (vükkiltü anilgayr   - başkası tarafından vekil tayin olundum),

(ma ağna anhü malühu = ona malı faide vermedi), (eciü amma karibin

= yakında gelirim.)

«An kelimesi, bazan da lam, ala, ba'd manalarında kullanılır: (Ha­za ihsanün leke an ihsnaike -bu sana ihsanından dolayı bir ihsandır), (yedumu ismühu an elsüninnas -adı nasın dilleri üzerinde devam eder), (reeytü garabeten an garabetin = bir garabetten sonra diğer bir gara­bet gördüm) cümlelerinde olduğu gibi.

(5)  - (ila)   : Intihai gaye edatıdır,  mugayya  denilen makablinin gaye denilen maba'dine kadar imtidat ettiğini gösterir ve bazan bu ga­yenin o mugayyaya dahil olduğuna delalet eder. Şöyle ki, ila kelimesinin bulunduğu cümlede sadrı kelama,  yani:   ila edatının üst tarafına bakı­lır: Eğer sadrı kelamın gayeye intihası, imtidadi muhtemel işe ila, inti­hayı gayeye hami olunur:   (ecceltüssemene ila şehrin =  bedeli bir aya kadar te'cil ettim) denilmesi gibi ki, te'licde imtidat caridir. Bu halde gaye olan şehr -ay, te'cil müddetine dahil olur, artık bir ay tamam geçmedikçe semen talep edilemez.

Eğer sadrı kelam, intiha ve imtidada mütehammil değilse mümkün olan yerlerde ila edatı, bir mahzufa tealluk ederek yine intihayi gayeye hami olunur: (bi'tü ila şehrin = bir aya kadar sattım) denilmesi gibi ki, bey = satış fi'linin imtidat ve intihaya ihtimali olmadığından burada bir «müeccelen -veresiye» kaydi takdir olunur, adeta (bi'tü müeccelen ila şehrin - bir aya kadar veresiye olarak sattım) denilmiş gibi olur. Bina­enaleyh bu satılan şeyin semeni bir aydan evvel istenilemez.

Ve eğer ila edatının bir mahzufa tealluku mümkün olmamakla be­raber sadrı kelam, te'hire mütehammil bulunursa ila, sadri kelamın te­hirine hami olunur: (Enti talıkun ila şehrin -sen bir aya kadar boş­sun) denilmesi gibi. Bu halde bir ay çıkmadıkça talak vaki olmaz. Me­ğer ki, bununla derhal talak vukuuna niyet edilmiş olsun. O takdirde ta­lak müneccezen = filhal vukubulur.

Fakat imam Züfere göre bu söz ile her halde müneccezen talak ta­hakkuk eder. Çünkü te'cil ve tevkit, mevcudiyyetin sıfatıdır. Talak ise bir emri vücudi değildir, artık bu sözdeki «ila şehrin» kaydi lağv olmuş olur. Diğer eimmeye göre ise burada te'cil, talakın değil, talakı ikam, yani: tatlikın sıfatıdır, ika' ise bir emri vücudidir.

«Ha edatım havi olan cümlede sadrı kelam, gayeye ya mütenavi] olur veya olmaz. Eğer mütenavil olursa gaye, mugayyaya dahil olur. Gaye ister kendi kendine kaim olan şeylerden bulunsun ister bulunma­sın müsavidir.

Mesela: (Ekeltüssemekete ila re'siha -balığı basma kadar yedim) sözünde semekenin gaye olan re'se tenavülü vardır ve re's, bizatihi ka­imdir. Binaenaleyh bu söz, balığın basile beraber yeyilmiş olduğunu ifa­de eder.

Kezaiik: ellerinizi de dirseklerinize kadar yıkayı­nız) kavli şerifinde ellerin dirseklere tenavüli, şümuli vardır. Çünkü dir­sekler de ellerden, kollardan sayılır. Dirsekler ise bizzat kaim değildir, belki ellerden ma'duttur. Burada merafik = dirsekler, vücut itibariie de­ğil, tekellüm itibariie bir gayedir. O halde bu gaye de mugayyaya dahil, olur. Fakat bu gayenin ötesinde bir şey var ise o, mugayya hükmüne da­hil olmaz, işte abdestte dirseklerin ilerisini yıkamanın ademi vücubi, bu esasa müstenit olup bu kavli şerifteki ila kelimesinden münfehim bulun­muştur.

Ama sadrı kelam, gayeye mütenavil olmaz, yani: gaye başka bir şey bulunmuş olursa gaye, mugayyanın hükmüne dahil bulunmaz. Gaye ister binefsiha kaim olsun ister olmasın. Mesela (Bi'tü hazelbüstane ila haitihi -bu bostanı dıvarına kadar sattım) sözünde büstanın haite şü­mulü yoktur. Hait ise binersin! kaim bir şeydir. Binaenaleyh bu bostanın satışına divan dahil bulunmuş olmaz.

Kezalik: orucu geceye kadar tamamlayınız) kav­li şerifinde orucun gaye olan geceye §ümulü yoktur. Binaenaleyh gece oruç vaktine dahil değildir. Bu halde ila edatı, mugayyadaki hükmün ga­yeye kadar imtidadını ifade etmiş olur, gayeye gelince nihayet bulur.

Velhasıl: ila edatından evvel, gaye mugayyaya dahil bulunmuş ise, bu gaye, ila ile mugayyadan hariç kalmaz. Bilakis gaye mugayyaya da­hil bulunmamış ise ila gelmekle dahil olmaz. Çünkü şek ile yakın zail olmaz.

(6) -(Fi = de): Zarfiyet edatıdır. Medlulü, makablini zamanen veya mekanen müştemil olur, bir şeyin diğer bir şeye hakikaten veya mecazen duhul ettiğini ifade eder: (Zeydün filbeyt = Zeyd evdedir), (Ennecatü fıssıdık -kurtuluş doğruluktadır) gibi.

«Zarflar, zurufı zamaniyye ve zurufu mekaniyye nanıile iki türlü­dür. Zamanı olan zarflar, meaniye, gayri mer'i ahvale mahsustur. Me-kani olan zarflar ise hem meaniye, hem de zevata mahsustur.

Mesela: (Sumtu fi ramazane_ = ramazanda oruç tuttum) sözünde­ki zarf, bir zarfı zamanıdır. Oruç tutmak ise gayri mer'i, meaniden ma-dud bir haldir. (Zeydün filbeyt -Zeyd odadadır), (rahatülmer'i fi bey-tihi = insanın rahatı kendi hanesindedir) sözlerindeki zarflar ise birer zarfı mekanıdır. Şu kadar var ki birincisindeki mazruf, yani: zeyd, zat­tır, bir harici mevcuttur. İkincisindeki mazruf ise meaniden olan istira­hat halidir.

«Fi edatının zurufı zamaniyyede mevcud bulunmasile mahzuf bu­lunması, imameyne göre müsavidir, istiap iktiza etmez. Çünkü bir şe­yin muhtasarı da o şeyin tamamı hükmündedir. Binaenaleyh bir kimse: (sumtü hazihissene) dese (sumtü fi hazihissene) demiş gibi olur. Artık birinci surette de bir senenin kamilen oruçla geçmiş olduğu ifade edil­miş olmaz. imamı Azam'a göre ise aralarında fark vardır: (Sumtü hazi-hissenete = bu sene oruç tuttum) sözü, senenin tamamen oruçla geçti­ğini ifade eder. Çünkü zarf olan sene, mefulün bih menzilesinde bulun­muş, bu seneyi oruçla geçirdim, denilmiş gibi olur. Mefulün bih ise hi­lafına delil bulunmadıkça kendisinin tamamına fiilin teallukunu iktiza eder. Sumtü fi hazihisseneti - bu sene de oruç tuttum) sözü ise istiap iktiza etmez. Binaenaleyh sene içinde birgün, hatta bir saat bile oruçla bulunmuş olan bir kimsenin böyle demesi sahih olur,

Kezalik: bir kimse zevcesine: (Enti talikun gaden -sen yarın boş­sun) dese bununla ertesi günün ilk cüz'ünde talak vaki olur. Bununla er-

tesi günün ahirini kasd etmiş olduğunu söylese diyaneten tasdik olunur­sa da kazaen tasdik olunmaz. Fakat: (enti talikun filgadi = sen yarın­ki günde boğsun) dese böyle bir niyette bulunmuş olduğu hakkındaki iddiası, kazaen de tasdik olunur.

Böyle bir söz söylemiş olan kimse, ertesi günün muayyen bir cüz'ü-ne niyet etmemiş bulunursa talakın vukuu için o günün ilk cüz'ü evla bu-hınmuş olur. Çünkü bu ilk cüzü, kendisini iradeye bir mani, müzahim bu­lunmaksızın ilk evvel vücude gelmiş bulunur.

«Fi edatı, mekanda tanciz ifade eder. Meğer ki duhul, huruç gibi bir fil takdir edilsin. O halde bu fiil, bir şart mesabesinde bulunur.

Mesela: bir kimse, hariçte bulunan zevcesine: (Enti talikun fidda-ri = sen evde boşsun) dese derhal talak vaki olur. Çünkü talakın me­kanlara nisbeti müsavidir ve bir de mekan, mevcuttur. Mevcude talik ise tancizdir.

Amma bu söz ile: (Enti talikun fi duhulikiddare = sen eve girdiğin­de boşsun) demek istemiş ise kadın eve dahil olmadıkça boş olmaz. Zira, burada mukadder bulunan duhul fi'li, bir şart mesabesindedir. Nitekim sarahaten böyle söylediği veya: (Enti talikun in dahaltiddare = eve gi­rersen sen boşsun) denildiği surette de kabledduhul talak vaki olmaz.

«(Enti talikun. fi meşiyyetillah), (enti talikun f) iradetillah), (enti talikun fi rızaillah) cümlelerinde de şartiyet manası vardır. Yani: tala­kın vukuu için Hak Tealanm meşiyyeti, iradesi, rızası şart kılınmış de­mektir. Bu talak hakkında bunların, mesela rızayı ilahinin tealluk edip etmediği ise bizce malum değildir. Binaenaleyh bunların böyle söylenme-sile talak vaki olmaz. (Enti talikun fi ilmillahi = sen Allahın ilminde boşsun) denilmesi suretinde ise talak derhal vaki olur. Zira Allahteala' nın ilmi, her şeyi muhittir ve Hak tealanm ademi ilm ile ittisafi muhal­dir. Artık talak, mevcut bir şarta talik edilmiş gibi olacağından hemen tahakkuk eder.

(7) -(Li); Harfi, talil ve tahsis edatıdır. Yani: ya bir şeyin illeti­ni beyan eder: (Darebtü Zeyden litte'dibi = Zeydi te'dip için doğdum) cümlesinde olduğu gibi. Veya bir şeyin diğer bir şeye, yani: üzerine da­hil olup esire okuttuğu şeye irtibat ve münasebetini müfid olur. Şöyle ki: bu irtibat, ya mülkiyyet itibarile olur: (Elmalü lizeydin = mal Zey-din mülküdür) gibi veya temlik itibarile olur: (Vehebtülmale li Zeydin -malı Zeyde bağışladım) gibi. Veya istihkak itibarile olur: (Eşşerefü lilulemai -şeref ulemaya layıktır) gibi. Veya nisbet itibarile olur: (Ha­za ibnün li Zeydin = bu Zeyd'in oğludur) gibi.

«Harfi cer olan lami meksure, bazan tarih, akibet, zarfiyet mana­larını mutazammin olur, bazan da zaid bulunur: (itekeftü liaşrin bakıy-ne rain remazane = ramazandan on gün kalarak  i'tikaf ettim),   (felilmevti yuledülinsanü = insan akıbet ölmek için doğurulur), (Sumuli rü'yetihi -hilalin görüldüğünde orug tutunuz), (Laebalehu = onun ba­bası yoktur)  cümlelerinde olduğu gibi.

«Lamı meksure, ismi müstegas evvelinde meftuh = üstün okundu­ğu gibi yai mütekellimden başka zamirlerin evvellerinde de meftuh okunur: (Ya lezeydin), (leke), (lehu),   (lena) gibi.

(İstisna kelimeleri): Bir takım edatlardır ki, her biri bir şeyi diğer bir şeyden çıkarır, ona dahil bulunmadığını gösterir. Eğer bu çıkarma olmasa bu iki şeyden birinin diğerine hakikaten veya hükmen zühulü lazım gelir. Baghcaları illa, gayr, siva, maada, .mahala, la seyye-ma, haşa, beyd, belhe) kelimeleridir. Şöyle ki:

(1)  -(illa)   : istisna edatıdır, istisnalar, muttasıl ve munfasıl kı-simlanna ayrılır.  Mesela:   (La aleyhi selasü derahime illa vahideten  = benim onda bir dirhemi müstesna olmak üzere üç dirhem alacağım var­dır)  denilse müstesna, müstesna minhin cinsinden olduğu için bir istis­nai muttasıl olmuş olur ve üç dirhemden bir dirhem istisna edildiği ci­hetle iki dirhem kaldığı itiraf edilmiş bulunur.

İlla edatı için beyan bahsine müracaat!.

(2)  - (Gayr)   : Başka manasına bir istisna edatıdır.  İzafetle kul­lanılır:   (Ma reeytü ehaden gayre Zeydin  =  Zeyd'den başka bir kimse görmedim), gibi. Bazan makabline sıfat olur.   (Lailahe gayrıhu   =   onun gayri ilah yoktur) gibi.

«Gayr kelimesi, bazan «illa» manasına hami olunur. Şöyle ki: (lifü-lanin aleyye dirhemün gayrü danikin) ibaresinde gayr, merfu' okunarak dirheme sıfat yapılsa tam bir dirhem ikrar edilmiş olur. Fakat gayr, mansub okunsa «illa» manasına olur. Bu halde bir dirhemin bir daniki müstesna olmak üzere mütebakisi ikrar edilmiş olur. Birinci suret: «fi­lanın bende danikin gayri olan bir dirhem alacağı vardır»  mealindedir.

İkinci suret ise filanın bende bir daniki müstesna olmak üzere bir dirhem alacağı mealindedir.

Kezalik: (lifülanin aliyye dinarün gayrü aşeretin) denilip gayr ref edilse tam bir dinar ikrar edilmiş olur. Nasb edildiği surette ise İmam Muhammed'e göre yine bir dinar ikrar edilmiş olur. Çünkü müstesna ile müstesna minh bir cinsten olmadığı cihetle bu, bir istisnai munkati'dir. İmameyne göre ise bu, bitarikübeyan bir istisnai nıuttasiidir. Bununla bir dinardan on dirhem istisna edilmekle kıymetinden on dirhem nok­san olmak üzere bir dinar ikrar edilmiş olur. (Bedaiül'usul).

«Gayrin tesniyesi, cem'i yoktur. Ağyar tabiri müvelleddir.»

(3) -(Siva, seva): Gayr manasınadır. (Ma sivallahi fanin - Al­lah'tan başkası fanidir) gibi. Bir kimse: (Abidi ahrarün siva fülanin = filandan başka kölelerin azaddır) dese filandan başka köleleri azad ol­muş olurlar.

 (4)   - (Ada, maada): Başka manasınadır, dahil oldukları kelime­ler mansup olur.   (Mareeytü hakimen maada Zeyden -Zeyd'den başka hakim görmedim)   gibi.

(5)   -  (Mahala)   : Maada manasınadır.     Medhulü üstün  okunur. (Ela küllü şey'in ma hala Ailahe batılün   =  biliniz ki, Allah'tan başka her şey fanidir) gibi.

(6)  -  (Laseyyema): Bahusus manasına olup mabadini makabline tercih eder ve mabadi muzafün ileyh olarak mecrur olur. Mabadi mah-zuf bir müptedanın haberi olmak üzere merfu da olabilir.  (Zeydün ali-mün la seyyema şairin = Zeyd alimdir, bilhassa şairdir) gibi.

(7)   -  (Haşa): müstesnayı tenzih için kullanılır ve medhulü mec­rur bulunur:   (Ennasü fil gafeleti haşelevliyai  - nas gaflettedirler, ev­liya ise bundan münezzehtir)  gibi.  (Haşa lillahi) maazallah! demektir.

(8)  -(Beyde): Enne lafzına mukarin olarak lakin manasında kul­lanılır:   (la  ilme lehu beyde ennehu akilün  =  onun ilmi yoktur,   lakin akıllıdır) gibi. «Şu kadar var ki» diye de tercüme edilebilir.

(9)  -(Belhe): Bazan «siva, min gayr» manasım ifade eder. (Bel­he Zeydin -Zeyd'den başka) gibi. Bir hadisi kudside şöyle buyurulmuş-tur:

Yani: salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, in­sanların hatırlarına gelmedik şeyleri ihzar ettim ki, bunlar sizin mut­tali olduğunuz şeylerden bambaşkadır.

(Şart edatları):

Bunlar, bir şeyin vücudunun diğer bir şe­yin vücudüne tealluk ve tevakkuf ettiğini bildiren edatlardır ki, başlıca lan:  (in, iza, izama, iev, meta, men, ma)  lafızlarıdır. Şöyle ki:

(1) -(in) : Eğer, ise manasınadır, üzerine dahil olduğu fiili mazi­ye muzari, yani istikbal manası verilir ve üzerine dahil olduğu muzarii cezm eder: (in caeküm binebein -size bir haber ile gelirse), (in tu'tinil-kitabe u'tike semenehu -bana kitabı verirsen sana parasını veririm) gibi.

İşte bu misalde paranın verilmesi, kitabın verilmesine talik edilmiş­tir. Binaenaleyh «in>: edatı şart, «tu'tinilkitabe.- sözü bir cümlei şartiye, «u'tike semenehu» sözü de bir cümlei cezaiyedir.

«İni şartiye, vücude gelip gelmemek arasında mütereddit bulunan şeye dahil olur, yoksa kat'iyyülvücud veya kat'iyyülintifa olan bir şeye dahil olmaz. Meğer ki bir nükteye mebni olsun.

Mesela: Zeydin gelip gelmemesi melhuz olsa: (in cae Zeydün feek-rimhü = Zeyd gelirse ona ikram et) denilmesi doğru olui. Fakat Zeyd zaten gelmiş veya vefat edip gelmesi. mümkün bulunmamış ulursa böy­le denilmesi doğru olmaz.

Bu esas üzerine bazı meseleler, teferrü eder. Şöyle ki:

«Filhal mevcut bir şarta talik, tencizdir. Binaenaleyh bir kimse, zevcesine: (in cae fülanün min seferihi feenti talikun -filan seferinden gelirse benden boşsun) diyip o kimse de gelmiş bulunsa filhal talak va­ki olur.

Bilakis vücudu, adeten mümteni bir şarta talik, batıldır. Binaena­leyh vefat etmiş bir şahıs için: (in cae fülanün feenti talikun = filan gelirse sen boşsun) denilse bununla talak vaki olmaz, bu söz lağv ol­muş olur.

«Bir kimse, zevcesine: (in lem utallikki feenti talikun = seni boşa-mazsam sen boşsun) dese talak bu zevç ile zevceden biri vefat edinceye kadar vaki olmaz, vefattan biran evvel vaki olur. Çünkü şartın, yani: ademi tatiikin vukuuna teyakkun o vakitte husule gelir. Bu halde zevce, medhulün biha olup vefat eden 2evc bulunsa ona varis olur. Çünkü mu' tedde olacağından iddeti içinde zevciyet hükmü kısmen bakidir. Amma zevce bulunsa zevç, varis olamaz. Zira firkati kendisi ihtiyar etmiştir.

Fakat zevce medhulün biha olmayınca her ikisi de birbirine varis oiamaz. Çünkü bu halde iddet lazım gelmiyeceğinden zevciyet tamamen lail olmuş olur.

(2) -(İza): Kelimesi, Kufilere göre şart ile zarf beyninde müşte­rektir. Bazan yalnız zarf için olur: = kasem olsun (ka-ranlığile ortalığı kaplayacağı zaman geceye) nazmı celilinde olduğu gi­bi. Bazan da yalnız şart için olur, zarfiyet mülahaza olunmaz: (iza tu-sibke hasasetün fetecemmeli = sana bir fakr-ü zaruret isabet ederse1 gü­zelce sabr et)  sözünde olduğu gibi.

İza kelimesi, basiriyyuna göre zarf için mevzudur, mücerret zarfi­yet için istimal olunur, şart ve talik manası mülahaza olunmaz: (vessub-hu iza beda -sabah belirdiği vakit) gibi. Bazan da zarf manası sukut etmeksizin şart için kullanılır: (iza zehebte zehebtü = gideceğin zaman ben de giderim) -gibi ki, mütekellim, kendisinin gitmesini muhatabının gitmesine talik etmiştir.

«iza kelimesi, imamı Azam'a göre zarf ile şart manasında müşte­rektir. İmanıeyne göre ise mücerret zarf içindir. Binaenaleyh bir kimse zevcesine: (iza lem utallikki feenti talikun = seni boşamadığım zaman sen boşsun) dese İmamı Azam'a göre zevç ile zevceden biri vefat etme­dikçe bununla talak vaki olmaz. İmameyne göre ise bu sözü müteakip talak vaki olur. Çünkü talak, tatlikten hali bir zamana izafe edilmiştir. Bu zaman ise bu sözü müteakip sükut edilir edilmez tahakkuk eder.

«iza edatı, cümlei ismiye evvelinde «müfacat» edatı olup ansızın, bir de bakılır ki, diye tercüme olunur: (iza nüm yezhebun -bir de ba­kılır ki, onlar, gidiyorlar)  gibi.

(iz): kelimesi de geçmiş zamana mahsus zarf edatıdır: (iz küntü müteallimen ~ müteallim olduğum zaman) gibi. Yevm, hin, vakt, amm kelimelerinin ahırlarına lahik olarak: (yevmeizin, hineizin, vakteizin ammeizin) diye okunur ve: «o günkü gün, Öyle olduğu zaman, o vakit, o yıl) diye tercüme edilir.

«iza edatı, talil ve müfacat edatı da olur: (ce'tü iz reeytüke = sem gördüğüm için geldim), (harectü iz hüve zahibün -çıktım bir de bak­tım ki o gitmiş)   gibi.

(3)   -(Izama  = ne zaman): kelimesi de zarf için olmakla bera­ber şart manasım da daima mutazammm bulunur: (Izama te'tini ükrim-ke -ne zaman bana gelirsen sana ikram ederim) gibi.

(4)  -(Lev)   : kelimesi, lügat itibarile maziye mahsus bir şart eda­tıdır. Medhulü fili muzari bulunursa manasım maziye tahvil eder:   (lev cae Zeydün lereeytühü   - Zeyd gelse idi elbette görürdüm),   (lev yale-mülmerü kadre hayatihi iema yuziuhu -insan hayatının kadrini bilsey­di onu zayi etmezdi)  gibi.

Fakat fukahayi kirama göre lev kelimesi, nasm lisanında istiare olarak «in» manasında kullanılmaktadır. Binaenaleyh bir kimse zevce­sine: (enti talikun lev dehaltiddar) dese de kadın o haneye bu sözden evvel dahil bulunmuş olsa lügat bakımından mufallaka olması muvafık görülür. Fakat istimal bakımından talak vaki olmaz. Bilakis bu sözden sonra dahil olsa lügat bakımından talak vaki olmaz. İstimale binaen va­ki olur. Çünkü bu sözün manası lügatçe: «sen haneye dahil olmuş isen boşsun» demektir, istimalde ise: «sen haneye girer isen boşsun» demek­ten ibarettir. Bu husus, imam Ebu Yusüf'ten mervidir.

«Lev-edatı, bazan temenni manasını da ifade eder: (yekuiülmüc-rimune lev künna salihin = günahkarlar derler ki: kaşki salih kişiler olsa idik) gibi.

«Levün cevabına bazan lam dahil olup iki cümlenin birbirine irtiba­tını te'kit eder: = eğer yer ile gökte Allah tealadan başka hükmü cari olan ilahlar bulunsa idi elbette bu yer ile gök fesada uğrardı.)   nazmı celilinde olduğu gibi.

«Levla kelimesi, «olmamış olsa» manasını ifade eder: (levla hidaye-tullahl İema neca ehadün -Allah tealamn hidayeti olmamış olsa idi hiçbir kimse kurtulamazdı.) gibi. Bu kelime, teşvik, tevbih, temenni ma­nalarında da istimal olunur. Nitekim: nazmi celilin-deki levla, teşvik ve tahziz içindir. Her zümreden bazı zatlar, ayrılıp fı­kıh tahsil etmeli değil midir, mealinde olup dini malumat sahiplerinin yetişmesine teşviki mutazammındır.

«Levma kelimesi de hem «ella» kelimesi gibi tahziz ve teşvik edatı­dır. Hem de bazan «levla» manasında müstameldir.

(5) __ (Meta)   : Mutlak ve müphem vakt edatıdır, üç zamandan bi­rine muhtas değildir. Ve bu kelimeden şartiyet manası sakıt olmaz, da­ima vücut ile adem arasında mütereddit bulunan şeylere dahil olur. Bi­naenaleyh bir kimse zevcesine:   (enti talikun meta lem ütallıkki  = seni ne  zaman boşamazsam  sen boşsun)  dese bu sözü müteakip hemen ta­lak vaki olur. Çünkü şart, yani: boşamaksızm geçen bir an tahakkuk etmiş bulunur.

Bir kimse zevcesine: (enti talikun meta şi'ti = sen dilediğin zaman boşsun) dese talakı zevcesine tefviz etmiş olur. Bu talak, mahalline ik-tisar etmez, kadın nefsini dilediği zaman tatlik edebilir. Çünkü meta, de­diğimiz veçhile müphem, gayri muayyen bir zaman edatıdır.

«Metama» kelimesi de ayni hükümdedir.

«Meta, zamandan suale mevzu istifham edatı da olur: (Meta kare' te = ne zaman okudum), (meta hu = o ne zaman) gibi.

(6)  -(Men) :  kelimesi akl sahiplerine mahsus olup «kim ki» mana­sına şart edatıdır: (men tes'a ila şey'in yenelhu = kim ki bir şeye çalı­şırsa ona nail olur)  gibi.

«Men edatı, istifhamiyye, mevsufe, mevsıüe olarak da kullanılır: (men caeke = sana kim geldi), (faka Zeydün ala men adahü = Zeyd kendisinden başkalarına faik oldu), = ve onlardan kimi iman etti, kimi de kafir oldu.) gibi.

«Men edatı, lafzen müfred ise de manen cem olabilir.

«Men za kelimesi, «bu kim» demektir. (Men li bikeza) gibi tabir­lerde: (men yazmenü li bikeza = filan hususu bana kim zamim olur.) gibi bir manada kullanılır.

(7) __  (Ma)   : kelimesi,  «ne» manasında olup ekseri    zevilukulün

gayrisinde  şartiye,   istifhamı ye,   mevsufe,   nafiye,   mevsule,   masdariye ve zaide olarak kullanılır. Şöyle ki: Mai şartiye, şart ve ceza iktiza eder, dahil olduğu muzarileri cezm eyler: Allah teala nasa, rahmetinden ne açarsa onu tutacak bulunmaz)  gibi.

Mai istifhamiye, ne manasına olan bir suale mevzu bulunur: (ma tekulü fi hakkıhi - onun hakkında ne dersin) gibi. Bu manın evveline harfi cer dahil olursa ahirinden elifi düşer:  (neden sual ederler?)   gibi.

Mai mevsufe, şey manasını müfid olup kendisinden sonra bir sıfat bulunur:   (bi'sema yef'alun  = yaptıkları şey ne fena)   gibi.

Mai nafiye, medhulünü nefy eder, muzariin evvelinde bulunursa nefyi hal edatı olur:  (Macae = gelmedi),  (mayeciü - gelmiyor) gibi.

Mai mevsule, o ki, o şey ki, diye tercüme olunup ismi mevsul bulunur, kendisini takip eden cümleye veya şibhi cümleye «sıla» tabir edi­lir: (alimtü matüridü = dilediğin şeyi bildim), (matüridü la yuced -o şey ki diliyorsun bulunmaz)  gibi.

Mai masdariye, dahil olduğu cümleyi masdar hükmünde kılar: gibi ki, «anetüküm» mealindedir. «Meşakkatiniz ona güç gelmektedir» manasını müfiddir.

(kallema = az kere), (innema ene beşerim = ben ancak insanım) gibi. Mai zaide, bazı fi'Uerm, edatların sonuna muttasıl bulunur: «Maza, «bu ne» manasınadır:   (mazettegafül = bu tegafül ne?)  gi­bi. Bu za, bazan zaid olur: (maza kare'te -ne okudun) gibi. Bazan da evveline esre bir lam dahil olup bir şeyin illetini sual için kullanılır:  (li-ma za tezhebun = ne için gidiyorsunuz) gibi.

(İstifham edatları):

Bunlar, bir şey hakkında malumat is­tenmeye mevzu kelimelerdir. İstifham ise bir şeyin suretinin zihinde hu­sulünü istemekten ibarettir. Bu edatların başlıcaları: (e, men, ma, keyf, kem)  kelimeleridir. Şöyle ki:

(1)  -(e)  : Harfi, istifham içindir. Bu halde hurufi meaniden bu­lunmuş olur:   (ezehebe Zeydün  = Zeyd gitti mi),' (ezeyden teştümü ve hüve ehuke   =  Zeyde söğer misin  ki, o senin kardeşindir veya Zeyde kardeşin olduğu halde söğer misin)  gibi.

(e, eş'arda nida edatı olarak kullanılır: ya Patimei yerinde «ya Fa-tımu» denilmesi gibi. Bazan da istigase -yardıma çağırma için kullanı­lır: (ya Zeyden üamrin -ey Zeyd! Amre koş) gibi. «Ya Zeydah liam-rin» de denilir.

(2)   -(Men),   (ma)   edatları hakkında yukarıda şart edatları sı­rasında malumat verilmiştir.

(3)   -  (Keyfe)   :  kelimesi,  vaz'ı itibarile halden, yani: insanların. ellerinde bulunmayan hastalık,  sağlık, gençlik, ihtiyarlık gibi vasıflar­dan suale mevzudur, istizah edatıdır. Mesela: (keyfe ente = sen nasıl­sın?) sözile muhatabın sıhhat ve afiyette olup olmadığı sorulmuş olur.

«Keyf kelimesi, bir kimseye bir vasfı, bir keyfiyeti tefviz hususun­da mecaz olarak kullanılır ve bu cihetle bunun üzerine bazı meseleler, tefemi eder: şöyle ki: Bir hususta halden sual mülakim olursa, yani: sözün iptidası, bazı keyfiyetler ile ilgili bulunursa keyf kelimesini isti­mal, muteber olur ve illa muteber olmayıp keyf lağv bulunur.

Mesela; bir kimse kölesine: (ente hurrun keyfe şi'te -sen nasıl is­tersen hürsün) dese köle derha! azad olur. Bu cihet, onun meşiyyetine tefviz edilmiş olmaz.  Çünkü itkin  keyfiyeti  yoktur, bunda  anlaşılması şariin hitabına mütevakkıf bir cihet mevcut değildir. Artık asıl ıtk bu­lunduktan sonra bunun hal ve keyfiyeti kölenin dilemesine tefviz edi­lemez.

Kezalik: bir kimse medhulün biha olmayan zevcesine: (enti tali-kun keyfe şi'ti - sen dilediğin gibi boşsun) dese kadın derhal bir bain talak ile boş olur. Meşiyyetine mahal kalmaz. Çünkü bu halde zevciyet derhal zail olup kadın başka talaka mahal olmaktan çıkmış bulunaca­ğı cihetle artık keyfe ile suale mahal bulunmayarak keyfe lağv olmuş bulunur.

Bilakis bir kimse, medhulün biha olan zevcesine: (enti talikun key­fe şi'ti = sen dilediğin veçhile boşsun) dese kadın hemen ric'iyyen boş olur. Sonra talakın'keyfiyeti, yani: ric'i veya bain olması zevceye tef­viz edilmiş olur. Çünkü böyle vasfı, keyfiyeti istemeğe, araştırmaya sı­ra asim vücudünden sonra gelir. Binaenaleyh kablelmeşiyye asıl talak vukubulur, ve bu talakta böyle keyfiyyet cari olduğundan bu keyfe eda­tı, lağv olmamış bulunur. Bu halde zevç. talakın keyfiyetine niyyet et­memiş veya niyeti zevcenin meşiyyetine muvafık bulunmuş, mesela: iki­si de talakı baine niyet eylemiş ise o veçhile talak tekarrür eder.

Fakat niyetleri tevafuk etmezse talak, ric'i olarak kalır. Çünkü ni­yetler tearuz edince ikisi de sakıt olup asıl talak kalır ki, o da. ric'iden başkası değildir.

Bu esas, İmamı Azam'a göredir. İmameyne göre ise ıtak. talak, ni­kah, bey' gibi kendisine işaret edilmesi kabil olmayan, yani: ayan ka­bilinden bulunmayan şeylerde keyf kelimesi, yalnız vasf;ı değil, asla da raci olur. Artık ıtk, talak meselelerinde rekikin veya zevcenin bu tef­viz meclisinde m.pşiyyetleri vuku bulmadıkça ne ıtk. ne de talak vaki olmaz. Meşiyyetleri bulunursa, o zaman İmamı Azam'm beyanatı veç-iıile ahkam cereyan eder.

(5) -(Kem): adatı. «ne kadar> manasında müphem adede mev­zu bir isimdir. Binaenaleyh bir kimse zevcesine: {enti talikun kem şi'ti -sen dilediğin kadar boşsun) dese kadın, mecliste dilemedikçe boş ol­maz. Çünkü talakta adet mevcuttur. Bu halde kadın kendisini mecliste bir veya iki veya üç talak ile tatlik edebilir. Şu kadar var ki, bu tatlik, zevcin iradesine- mutabık bulunmak lazımdır. Kadın talakın dilemeden meclis dağılsa artık tefviz batıl olur, nefsini tatlik edemez.

<-Kem kelimesi, istifham ve teksir edatı olarak da kullanılır: (kem indeke minelkütübi = yanında kitaplardan ne kadar var?), (kem min akilin terahü fakiren -   nice akii kimseleri fakir görürsün) gibi.

(Esmai zuruf) :

Bir şeyin bir zamanda veya mekanda veya diğer bir şey ile beraber veya ondan evvel veya sonra vuku bulduğunu ifade eden kelimelerdir ki, başlıcalan:   (maa,  kabl, ba'd. ind)  lafızları­dır. Şöyle ki:

(1)  - (Maa): kelimesi, mukarenet ifade eder, beraber laf zile ter­cüme edilir ve isme muzaf olarak istimal edilir.  (Iştereytüddevate ma-alkalemi -hokkayı kalem ile beraber satın aldım) gibi. Bazan da izafe-siz olarak   kullanılır,  münevven  olarak   hal  vaki olur:   (Kara'nelkitabe maan -kitabı hep beraber okuduk)  gibi.

«Bir kimse, zevcesine medhulün biha olsun olmasın : {enti talikun vahideten maa vahidetin -sen bir talak boşsun, bir talak ile beraber) veya (enti taiikun vahideten maaha vahidetün = sen kondisile beraber bir talak bulunan bir talak ile boşsun) dese iki talak vaki olur. Çünkü ikinci talak maa edatiie birinci talaka mukarin bulunmuş olur.

«Maa kelimesi, bazı kere mecazen «ba'd» manasında kullanılır: artık şüphe yok ki, çetinlikten sonra bir kolaylık vardır.)   gibi.

(2)   -(Kabl)   : kelimesi, evvel manasına zarfı zaman olup tekad-düm ifade eder, yani: bir şeyin diğer bir şeyden evvel vuku bulduğunu müfid olur: (cae Zeydün kable Amrin -Zeyd Amrden evvel geldi) gibi.

«Bir kimse, medhulün bihası olmayan zevcesine : (enti talikun va­hideten kableha vahidetün -sen kendisinden evvel bir talak bulunan bir talak ile boşsun) dese iki talak tahakkuk eder. Fakat: (enti talikun vahideten kable vahidetin -sen bir talaktan evvel, bir talak boşsun) dese bir talak vaki olur. Çünkü birinci misalde kabliyyet, ikinci vahide ile kaimdir, onun sıfatıdır, ikinci talakı birinci talaka takdim ise zevcin vüs'unde değildir. Binaenaleyh zevcin sözünü tashih, lağvdan siyanet için birinci talak ile ikinci talak filhal birden ika edilmiş sayılır. İkinci misalde ise kabliyyet, birinci vahide ile, sabık talak ile kaimdir, onun vasfıdır. Artık sabık talak vaki olmuş olunca kadının talaka mahalli-yeti kalmaz.

(3)  -(Ba'd)   : kelimesi, sonra manasına bir zarfı zamandır, te'hir ifade eder ve çok kere izafetle istimal olunur:   {Cae Zeydün ba'de Am­rin  =  Zeyd Amrden sonra geldi)  gibi. Bazan da izafetten kesilip zam -  ötüre üzere  mebni olarak   kullanılır:   (Min badü  =   bundan  sonra) gibi.

«Menfi olan fili mazi veya muzari sonunda bulunan badü kelime­si, henüz, daha manasını ifade eder: (makaretü badü = henüz okuma­dım),   (lem yakre badü  =   daha okunmadı)  gibi.

«Bir kimse, medhulün bihası olmayan zevcesine: {enti talikun va­hideten ba'de vahidetin = sen bir talak ile boşsun bir talaktan sonra) dese iki talak vaki olur.   (Enti talikun vahideten ba'deha vahidetün sen kendisinden sonra bir talak bulunan bir talak ile boşsun) dese bir talak tahakkuk eder. Çünkü ba'de edatı kable kelimesinin aksinedir. Bi­naenaleyh ikinci misalde ba'diyyet, ikinci vahide ile kaimdir. Birinci ta­lak vaki olduktan sonra artık ikinci talaka mahal kalmaz.

(4) -(İnde) : kelimesi, mekan ve zamanca kurbe, huzura delalet eden bir zarftır-, izafetle istimal olunur: (karatülkitabe inde ahi -ki­tabı kardeşimin yanında okudum), (cae ahi indessubhi -kardeşim sa­bahleyin = sabah olduğunda geldi) gibi.

« (tndi elfün lizeydin -yanımda Zeydin bin kuruşu vardır) sözü, hıfz edilecek bir vedianın mevcudiyetine delalet eder. Yoksa söyleyenin zimmetinde lazımüleda bir borç bulunduğuna delalet etmez. Meğer ki, bu söze «deynen = borç olarak» kaydi ilave edilmiş, olsun.

şüphe yok ki din, nezdi ilahide islamdan ibarettir) kavli şerifindeki «indallah», «fi hükmillah» manasınadır. Çün­kü Allah teala mekandan, zamandan münezzehtir.

«Bir kimse, medhulün biha olan zevcesine : (enti talikun inde kül­li yevmin = sen her günde boşsun) dese üç günde birerden üç talak va­ki olur. (Enti talikun fi külli yevmin = sen her bir günde boşsun), (en­ti talikun maa külli yevmin -sen her gün ile beraber boşsun) denilme­si de böyledir. (Enti talikun külle yevmin = sen bütün gün boşsun) de­nilip fazlaya niyet bulunmasa yalmz bir talak vaki olur. Yalnız İmam Züfere göre bununla da üç günde üç talak vaki olur.

 
Sonraki >
Kapa