| Mutlak İle Mukayyedin Mahiyetlert Ve Hükümleri |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 31 12 2007 | |
|
Mutlak; bir has lafızdır ki, delalet ettiği efrattan laalet-tayin
birini ifade eder, bu efradın hepsine şayi olursa da ihata veçhile şamil olmaz.
Mesela: insan lafzı mutlaktır, bir çok ırklara, memleketlere
mensup fertlere delaleti vardır. Fakat bir kimse; «Ben bugün bir insan ?le
görüştüm» dese laalettayin bir insan ile görüşmüş olduğunu söylemiş olur. Yoksa
muayyen bir ırka veya memlekete mensup bir insan ile görüşmüş olduğunu
söylemiş olmaz.
M;ukayyet; bir has lafızdır ki, delalet ettiği efrattan herhangi
birine şayi olmayıp bunlardan muayyen
birini veya bir nevini ifade eder.
Mesela; beyaz insan, siyah at, mümin köle tabirleri birer mukayyet
lafızdır.
Binaenaleyh bir kimse, «ben bugün bir beyaz insan gördüm» dese
beyaz ırka mensup insanlardan birini görmüş olduğunu söylemiş, bununla o
insanın siyahı olmadığını ifade etmiş olur.
Mutlak itlakı üzere, mukayyet de takyidi üzere cari olur. Bir
zaruret bulunmadıkça bunlardan biri diğerine hamlolunmaz. İşte mutlak ile
mukayyedin hükümleri budur. Mesela: bir kimse: «Bana. bir at al» diye bir şahsa
vekalet verse o şahıs, bu vekalete mebni herhangi bir atı alabilir. O kimse,
«Benim maksudum Arap atı idi veya Acem atı idi» diye bunu kabulden kaçmamaz.
Çünkü at lafzı, mutlaktır, bu ıtiakı üzere caridir. Fakat «Bana bir Arap atı
al» demiş olsa o şahıs bir Acem atı alamaz. Zira Arap atı sözü, mukayyettir, bu
kay-de riayet lazımdır.
İşte kitap ve sünnetteki mutlak ve mukayyet lafızlar hakkında
da, bu esas, caridir.
Mesela: Keffareti yeminden dolayı «Rakabe» azad edilmesi
emro-lunmuştur. Rakabe ise mutlaktır. Mümin olan memluke de, gayri mümin olan
memluke de delaleti vardır. Binaenaleyh yemininde hanis olan bir müslüman,
herhangi bir Rakabeyi azad etse keffaretini yerine getirmiş olur. Amma hataen
katilden dolayı «Rakabei mümine»yi azad etmek ile emir olunmuştur. Rakabei
mümine ise mukayyettir, rakabei gayri mümineye şamil değildir. Binaenaleyh
hataen katilden dolayı mümin olmayan rakabeyi azad etmek kifayet etmez.
Bir mesele hakkında biri mutlak, diğeri mukayyet olmak üzere
iki delil bulunsa bunlardan hangisile amel edilir?. Mutlak mukayyetle
hamledilirse itlakın hükmü iptal edilmiş olur, hamledilinezse iki delil
arasında bir münafat vücude gelmiş
bulunur.
O halde bakılır: eğer mutlak ile mukayyetten biri diğerine hami
için bir ıztırar ve mecburiyet görülmezse, yani: her birinden anlaşılan mana,
maksat, başka bulunursa mutlak itlakı üzere, mukayyet de takyidi üzere cari
olur. Fakat bir ıztırar, bir mecburiyet görülürse, yani: mutlaktan anlaşılan mana
ile mukayyetten anlaşılan mana müttehit bulunursa o zaman mutlak, mukayyede
hamlolumır.
Mesela: Kefareti yeminden dolayı rakabet azat etmekle memuruz.
Keffareti katilden dolayı da bir mümin rakabe azat etmekle mükellefiz. Burada
hadiseler başka başkadır. Binaenaleyh mutlakı mukayyede hami lazım gelmez, yani:
kefareti yeminden dolayı da azad etmekle memur olduğumuz rakabenin mümin
olması icap etmez. Bu, Hanefi'ye göredir.
«Şafiilere geünce :
onlara göre burada mutlak,
mukayyede hami olunur. Çünkü buradaki
iki hüküm, kefaret olmakta
müttehittir. Mücerret kefarette iştirak
ise bu iki hükümden birinin diğerine ilhakım iktiza eder. Mutlak olan hüküm,
sakittir. Mukayyet olan hüküm ise na-tıktır, yani: rakabenin vasfım
mübeyyindir. Natık ise, sakite müreccahtır. Binaenaleyh mercuh olan mutlak,
racih olan mukayyede hami olunur.
Buna cevaben demliyor ki: mücerret kefaret isminde ittihat, bu
kefaretlerin mahiyetlerinde ittihadı müstelzim olmadığından hükümlerinde de
ittihadı müstelzim olmaz.
Fakat keffareti yeminde rakabe azat etmeğe kadir olmayanlar
için: ayeti kerimesiie mutlak üç gün oruç tutması emrolun-m ustur, ibni Mes'ud
Hazretlerinin meşhur olan kıraetinde iseid, gidiye bu üç gün muttasıl olmakla
mukayyet bulunmuştur. Hadise ise müttehittir. Bir orucun müteferrik üç günde
tutulması hakkındaki bir emir ise muttasıl üç günde tutulması hakkındaki emre
müna-fidir, münakızdır. Binaenaleyh burada bu münafattan ihtiraz için mutlakı
mukayyede hami için bir zaruret vardır.
itlak ile takyit, bir hükmün nefsinde değil, sebebinde veya
illetinde veya şartında bulunsa biri diğerine hamledilmez, her birile ayrıca
amel olunur.
Mesela: sadaki fıtırın vücubü hakkında iki hadisi şerif vardır.
Biri emridir ki, mutlaktır. Diğeri: emridir ki, müslim olmakla mukayyettir.
Binaenaleyh burada mutlak, mukayyede hamlolunmaz. Hem müslim olan köle için,
hem de gayri müsüm olan köle için efendisinin sadakai fıtri vermesi lazımdır.
Çünkü sadakai fıtrin sebebi vücubü, rakabei nüfustur. Bu rakabe, müslim olup
olmamakla mukayyet değildir. İkinci hadisdeki «minelmüslimin» kaydı ise bu
sebebe ait bulunmuştur. Bu ise mutlakın mukayyede hamlini istilzam etmez. Her
iki köle için de sadakai fıtır vermekte bir münafat yoktur.
Şafiiler ise bu hususta da
natık, sakitten evladır.» diye mutlakı mukayyede hamletmektedirler.
Itlak ile takyidin hükümde olmasile sebepte veya şartta olması arasında fark
görmüyorlar. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|