| Nehiylerin/Yasakların Mahiyeti Ve Gerekleri |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 31 12 2007 | |
|
Nehiy; lügatte menetmek, yasak etmek demektir. Usuliy-yuna
göre: bir lafızdır ki, onunla bir şahsın bir işten çekilmesi cezmen isti'la
tarikilc istenilir, o şey de «menhiyyün anh» namını alır. < Yalan
söyleme, haram yeme, gıybet etme»
sözlerindeki söyleme, yeme, etme lafızları gibi.
Nahi, yani nehy
eden, menhiye, yani nehy edilen şahsa mavkian _ müsavi
olursa nehy sigası, iltimasa hami
olunur, onun dununda bulunursa nehy sığası niyaz ve
istirhama mahmul olur. Bir kulun:
«Yarab-bü. beni muazzep etme» diye dua etmesi gibi. «Şöyle yapılmamasını
isterim» gibi tabirler de nehy sayılmaz.
Nehyin muktezası, nehyedilen fili terkte devam etmektir ve o filin
kabin = çirkin olmasıdır. Yani: dünyada zemme, ahrete
de ikaba sebep bulunmasıdır.
Mesela: «Haram yeme, yalan söyleme» denilse bununla haramdan,
yalan söylemekten aleddevam menedilmiş olur ve bununla haramın, yalan
söylemenin kabih olduğu anlaşılır. Şu kadar var ki, muvakkat olduğuna delalet
eden bir karineye mukarin olan bir nehy, aleddevam terki iktiza etmez. «Sarhoş
olduğunuz zaman namaza yaklaşmayınız» buyurul ması gibi ki, namazdan men,
sarhoşluk zamanına münhasır bulunmuş olur.
Matüridiyeye göre kubh, nehyin muktezasıdır. Yani: bir mütekaddim lazımidir, yoksa mucebi değildir. Demek ki,
menhiyyün anh, haddi zatında kabih olduğu içindir ki, şer'işerif onu
nehy etmiştir. Yoksa şer'işerif, nehy ettiği için kabih olmuş değildir.
Mesela: yalan söylemek, zulm etmek, haksız yere adani öldürmek
fiilleri aklen kabihtirler. Bunun içindir ki, bunlar bütün milletlerce memnu,
makduh bulunmuştur. işte şarii mübin, hakim olduğu için bu çirkin şeyleri nehy
ve men etmiş, bu husustaki memnuiyeti akliyeyi te'-yit buyurmuştur.
Bazı şeyler de vardır ki, onların zatlarmdaki kubh, gizlidir,
herkes onların kubhma infazı nazar edemez. Şarii hakim, onları nehy etmekle
kıbhlarmı izhar buyurmuştur.
Eşaireye göre kubh, nehyin
mucebidir, menhiyyün anh şer'işerif tarafından nehy edildiği için
kabili olmuştur. Yoksa kabih olduğu için nehy edilmiş değildir.
Bu babdaki ihtilaf, —emir bahsinde de beyan olunduğu üze-n-hüsn
ve kubhün akli olup olmaması meselesinden ileri gelmiştir.
Nehyedilen şeyler, kubh itibarile «liaynihi kabih», «ligay-rihi kabih» nevilerine ayrılır.
Liaynihi kabih de «liaynihi vasfen kabih» ve «liaynihi va'zan kabih»
kısımlarına ayrılmıştır. Ligayrihi
kabih de «ligayrihi vasfen kabih»,
«ligayrihi mücaviren kabih» kısımlarına mün-kasimdir.
Kabih liaynihi; ayni, yani:
kendi zati kabih olup kııbhu
başkasından münbais bulunmayan
menhiyün anhtir ki, iki kısma
ayrılır.
Birisi: liaynihi vasfen kabihtir ki, kubhu akl ile malum olup
va-zıı lugat tarafından kubhuna delalet eden bir tabir ile ifade edilmiş bulunan
menhiyün anhtir. Yalan, zulüm mefhumları gibi ki vazı, aklen kubhu malum olan
hakikate muhalif söz için «kizb -yalan» tabirim ve başkasının hakkına tecavüz
etmekten ibaret olan çirkin bir fiile de «zulüm» tabirini vaz etmiştir. Sonra
şarii mübin de bunların çirkinliğini bunları nehy etmek suretile beyan
buyurmuştur. Dinsizlik, küf ram nimet de böyledir.
Diğeri: üaynihi şer'an kabihtir ki, bir akde mahal olmaya
kabiliyet li bulunmamasından veya bazı şartların fikdanmdan dolayı şariimübin
tarafından nehy edilmiş ve bu suretle çirkinliği haber verilmiş olan şeydir,
Hür inşam satmak gibi.
Mebiin şer'an mütevakkim mal olması lazımdır. Hür insan ise
şer'an mütevakkim bir mal değildir, bunun satılması, memluklere ve sair
mallara kıyasen tecviz edilmemiştir, bunun hakkındaki bir satış muamelesi
şer'an çirkindir. Binaenaleyh bu, bey'a mahal olamaz.
Bu iki kısmın hükmü, hem aslen, hem de vasfen meşru olmamaktır,
yani: butlandır. Mesela: zulüm, daima batıldır, daima gayri meşrudur.
Hür insanı satmak da her zaman batıldır, hiç bir vakit caiz
görülemez.
Kabih ligayrihi; kendi zatına nazaran kabih olmayıp başka bir
şey İle alakasından dolayı kabih olan menhiyün anhtir ki, bu da iki kısımdır.
Bir kısmı, ligayrihi vasfen kabihtir ki, bu kubhun menşei olan
o gayr, o başka şey, menhiyün anhin vasfı olup ondan ayrılması kabil bu-,
lunmaz. Şer'an memnu olan günlerde oruç tutmak ve gayri meşru mu-karenette
bulunmak gibi. Şöyle ki: oruç, haddi zatında haseri iken mücerret memnu
günlere müsadif olduğu takdirde kabih olmuş olur. Çünkü «eyyamı menhiyye» denilen
ramazan bayramının ilk gününde ve kur ban bayramının dört gününde ehli iman
için bir ziyafetullah vardır, müminlerin bu ziyafete icabetleri lazımdır.
Bugünlerde oruç tutan bir mümin ise bu ziyafetten kaçınmış olur. işte bu
kaçınma, o günlerde tutu-( lacak oruçların infikakı kabil olmayan bir vasfıdır,
işte bu iraz vasfından dolayı o oruçlar, kabihtir.
Mukarenet fiili de haddi zatında kabih değildir. Menkuhada olduğu
gibi. Fakat zina suretile olan gayri meşru mukarenet, nesebin ziyama, alemin
intizamını bozmaya, başkalarının hukukunu ihlale sebeptir. Bunlar ise zinanın
birer sabit vasfı bulunmaktadır. Binaenaleyh zina vasfen kabih bulunmuştur.
Bu kısmın hükmü de liaynihi kabih gibi butlandan ibarettir.
Diğer kısmı, ligayrihi mücaviren kabihtir ki, bunda menşei kubh
olan o gayr, menhiyyün anhin muttasıl vasfı olmayıp yalnız mücaviri mukarini
bulunmuş olur. Cuma namazı için ezan okunurken yapılan alış veriş gibi. Bu
vakitte satış muamelesi nehy edilmiştir. Satış ise haddi zatında kabih
değildir. Belki o vakte mukarin olan bir satış muamelesi kabihtir. Çünkü o
vakitteki bir bey'e ve şir'a muamelesi,
cuma namazı iqin emredilen sa'ye münafidir. Bu sa'yi ihlale sebeptir.
İşte bu ihlal -ebebiyie o vakitteki satış muamelesi nehy edilmiştir. Bu ihlal,
bu sa'yi tprk hali ise cuma ezanı okunduğu zamanda yapılacak bir bey1 ve
şira-Va mücavirdir. Fakat ona muttasıl bir vasıf değildir, ondan ayrılabilir.
Mesela: insan hem cuma namazına koşar, hem de koşarken alış veriş yapabilir
veya hem cuma namazına koşmaz, hem de alış veriş yapmaz. işte böyle bir
sebepten dolayı nehy edilen bir şey de ligayrihi mücavi-ren menhiyün anh
bulunmuş olur.
Zevceye adeti esnasında takarrüpte de bu kabildendir. O
esnadaki ezadan, tab'in nefretine sebep olacak bir halden dolayıdır ki, o takar-rüp
menhiyyün
Bu ikinci kısım, liaynihi kabih hükmünde değildir. Bu kısımda
ba-zan fesat bulunsa da butlan mevzuubahs olamaz. Bunda kerahat ve manevi
mesuliyet bulunursa da yapılan bu muamele üzerine yine bir hüküm terettüp
eder. Mesela: cuma ezam okunurken, yapılan bir beyi muamelesi yine sahih olur.
Ve kendisine adeti halinde tekarrüp edilen bir zevceden doğacak çocuğun nesebi
yine sabit olur ve bu tekarrüp ile kadının mehri teekküt edip tamamı lazım
gelir. Böyle bir tekarrüple zevci evvel için
tahlili şeride husule gelmiş bulunur.
Nehiyler, ya ef'ali hissiye veya ef'ali şer'iye hakkında
vu-kubulur. Ef'ali hissiye; vücudu mahsus olan ve şer'işerifte hakikaten matlup
bir hükme mevzu teşkil etmeyen fiillerdir. Katil, zina fiilleri gibi.
Ef'ali şer'iye; şer'an tahakkuku bir takım şartlara bağlı olan
vo matlup bir hükme mevzu teşkil eden fiillerdir. Nikah, beyi, icare gibi.
Gerek ef'ali hissiye ve gerek ef'ali şer'iye hakkındaki
nehiyleo, menhiyyün anhin ya liaynihi veya ligayrihi kabih olduğuna delalet
eden bir karineye mukarin olur veyahut mukarin olmaz. Mukarin olmayanlara
«nehyi mutlak», mukarin olanlara da «nehyi mukarin» denilir.
Ef'ali hissiye hakkındaki nehyi mutlak, menhiyyün anhitı
liaynihi kubhını iktiza eder, nehyi mukarin de menhiyyün anhin ligayrihi
kubhını iktiza eder.
Mesela: «Kimseyi haksız yere öldürmeyiniz» tarzındaki bir
nehiy, ef'ali hissiyeden olan katil fiilinden men'i muktezidir. Bu nehiy, bir
karineye mukarin değildir. Binaenaleyh bu katil liaynihi kabihtir. Çünk'i nehy
mutlak, kubhın kemalini muktezidir.
Zevceye adeti esnasında mukarenet edilmemesi hakkındaki nehiy
ise «eza» karinesine mukarin olduğu cihetle liaynihi değil, ligayrihi kubhi
iktiza etmektedir.
Ef’ali şer'iye hakkındaki nehyi mutlak, menhiyyün anten vasfen
ligayrihi kubhini iktiza eder. Bu halde menhiyyün anh aslen sahih olup
vasfen fasit bulunur.
Mesela: Mütekavvim bir malı mütekavvim olmayan bir mal mukabilinde
satmak şer'an memnudur. Bu husustaki nehy, ef'ali şer'iye-den olan beyi
muamelesi hakkındadır ve mutlaktır. Binaenaleyh böyle bir bey, vasfen fasittir,
hakkında beyi fasit hükmü cereyan eder.
Ef'ali şer'iyye hakkındaki nehyi mukarin ise karinenin ifade
ettiği şeyi iktiza eder, karineye tabi olur. Şöyle ki: karine menhiyyün an-hin
liaynihi kubhını iktiza ederse menhiyyün anh, liaynihi kabih hükmünde olup batıl
bulunur. Henüz anasının karnında bulunan yavruyu satmak gibi. Çünkü bu cenin,
henüz bir mütekavvim mal değildir, şer'i şerif ise mütekavvim mal olmayan şeyin
bey'ini batıl kılmıştır. O halde böyle bir yavrunun satılmaması hakkındaki
nehiy de butlanı iktiza eder.
Bilakis karine, menhiyyün anhin ligayrihi kubhına delalet
ederse bakılır: Eğer bu kubha menşe' olan başka şey, menhiyyün anhe muttasıl
bir vasıf ise menhiyyün anhin fesadını iktiza eder. Şartı fasit ile yapılan
beyi gibi ki, bu şart bey'in bir vasfı lazımı olduğundan buna mukarin olan bir
satış hakkındaki nehiy, o satışın şer'an fasit olmasını muktezi olur. Fakat o
başka şey, menhiyyün anhe yalnız mücavir ise menhiyyün anhin kerahatinİ iktiza
eder. Mağsup yerde kılman namaz gibi ki, o
yer bu namazın bir vasfı değildir, belki buna mücavir bulunmuştur.
imamı Şafiiye göre ef'ali şer'iyye hakkındaki mutlak
ne-hiylerde ef'ali hissiyedeki mutlak nehiyler gibi menhiyyün anhin liaynihi
kubhunu iktiza eder. O halde menhiyyün anh, fasit değil, batıl olmuş olur.
Çünkü nehyi mutlak, kemale masruftur. Binaenaleyh kubhun kemalini muktezi olur.
Ve kabih olan bir şey bir masiyettir, artık onda sıhhat ve meşruiyet
bulunamaz.
Buna cevaben deniliyor ki: şer'i fiiller hakkındaki mutlak
nehiy, butlanı iktiza etseydi menhiyyün anhin mensuh, gayri kabili icra bulunmuş
olması lazım gelirdi. Eğer nehiy edilen şeyin yapılması ve üzerine bir hüküm
terettüp etmesi kabil olmasaydı nehye lüzum kalmazdı. Amayı görmekten men etmek
gibi olurdu. Bir şey, mütesavverülvücut olmalıdır ki, ondan nehiy, abes olmasın
ve bu nehye imtisal edip etmeyenin itaat ve isyanı tahakkuk edebilsin.
Masiyet cihetine gelince bu, menhiyyün anhin vasfına
nazarandır. Sıhhat ve meşruiyet ise menhiyyün anhin aslı itibariledir. Böyle
cihetler başka başka olduğundan masiyet ile meşruiyet, içtima etmiş olamaz.
Velhasıl: Şafiiler, ibadetlerde olduğu gibi muamelatta da
kubhun derecatım nazara almıyorlar. Onlara göre ibadetlerde olduğu gibi muamelatta
da batıl ile fasit birdir. Hanefilere göre ise yalnız ibadetlerde batıl ile
fasit bir hükümdedir. Muamelatta ise bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Batıl, aslen
ve vasfen meşru olmayan şeydir. Fasit ise aslen meşru olup yalnız harici
vasıfları itibarile meşru bulunmayan şeydir. Bu cihetle hükümleri de başka
başkadır.
Bir şey ile emir, o
şeyin zıddının hürmetini müstelzim
olur. Eğer o zıddın vücudu, emir ile maksut olanı fevt ederse.
Mesela: iman ile emir, küfrün hürmetini müstelzimdir. Çünkü küfür,
imanı müfevvittir. Böyle tefvit bulunmazsa memurun bihin zıddı, mekruh olmuş
olur.
Bilakis bir şeyden nehiy, o şeyin zıddının yüçubünü müstelzim
olur. Eğer o zıddın ademi, nehiy ile maksut olanı tefvit eder ise.
Mesela: küfürden nehiy, imanın vücubünü müstelzimdir. Zira iman
bulunmazsa maksudun binnehy olan terki küfür bulunmamış olur. Böyle müfevvit
olmazsa menhiyün anhin zıddı, bazan bir sünneti müekkede mahiyetinde bulunur.
imam Şafiiye ve imam Gazaliye göre muayyen bir şey ile emir,
zıd-dından nehiy değildir. Ve onu aklen iktiza etmez. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|