Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Nesh E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Nesh, aklen ve naklen caiz ve haddi zatında vakidir. Şöyle ki: Allahüteala Hazretleri kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebi­lir, kullarını bir zaman bir hükme, diğer bir zaman da başka bir hükme tabi tutabilir, buna kimsenin itiraza hakkı yoktur. Maahaza Allahüteala hakimdir, rahimdir, kullarının faideleri için bazı hükümlerini tebdil bu­yurmasına ne mani vardır? Zamanların, mizaçların ihtilafile ilaçlar ihti­laf edeceği gibi vakitlerin ihtilafı ile insanların maslahatları değişebilir, işte bundan dolayı bazı hükümlerde tebdilat vukuu, aklen caiz ve hik­mete muvafıktır.

Nesh, naklen de caiz ve sabittir. Nitekim evvelki peygamberlere ait şeriatler bilahare nesh edilmiştir. Ezcümle Hazreti Adem'in zamanında kız kardeşle evlenmek caiz iken bilahare diğer şeriatlerde bu baptaki ce­vaz nesh edilmiştir.

Kezalik: Hazreti Yakup zamanında iki kız kardeşi nikahta cem et­mek  caiz iken, bu şeriati islamiyede mensuh bulunmuştur.

Ebu Müslim, şerayii saüfede nesh vukuuna kail değildir. Ona göre bu şeriatler zaten muvakkat idi, artık onlar Öyle muvakkat olunca muahhar bir şeriate nasih denilemez. Fakat cumhuru ulema, ev­velki şeriatlerin sarahaten muvakkat olduğunu teslim etmemektedirler. Bu şeriatler mutlak olduğu halde bilahare nesh edilmiştir.

İseviler, neshi kabul ettikleri halde Museviler, kabul etme­mektedirler. Bunların iddialarına nazaran eğer nesh vaki olsa bundan dolayı beda, yani: şarii mübinin —haşa-cehli lazım gelir, evvelki hük­münden bilahare zuhur eden ve kendisince evvelce malum bulunmayan bir maslahattan dolayı vazgeçmiş olur. Bu ise Şairii Alim hakkında mu­tasavver değildir. Görülüyor ki, Museviler, neshin mahiyetini hakkile an­lamış bulunmuyorlar.

Nesh, haddi zatında Hakteala'ya nazaran bir hükmün nihayet bul­duğunu beyandan ibarettir. O hüküm zaten ilmi ilahide muvakkat bu­lunmuştur, zamanı gelince mükelleflere ilam edilmiş oluyor, mükellefle­re nazaran bir ref ve tebdilden ibaret olan nesh, Şarii Mübine nazaran muvakkat bir zamanın nihayet bulduğunu beyandan başka değildir, ar­tık bundan dolayı nedşn beda, cehil lazım gelsin?.

Neshin mahalli, yani: kendisinde nesh cari olabilecek şey, kendisine tevkıt ve tebit lahık olmayan bir hükmü şer'ii fer'iden ibaret­tir.  Bu halde maziye, hale, istikbale ait bir haberde  nesh cari  olmaz. Çünkü böyle bir nesh, ya kizbi veya cehli müstelzim olur.

Kezalik: itikada müteallik şer'i hükümlerde nesh cari değildir. Zi­ra bunlar, zaman ile değişmez, birer sabit hakikattir. Mesela: sıfatı ilahi­ye kadimdir, bunlarda nesh mutasavver değildir. Ve iman bir vecibedir, bunda da nesh cari olamaz.

Kezalik: hissi veya akli olan hükümlerde nesh tasavvur olunamaz. Çünkü bunların mahiyetleri zaman ile tebeddül etmez. Mesela: «Ateş ya­kıcıdır. Bir malul, illetinden mukaddem mevcut olamaz.» hükümlerinde nesh cari değildir.

Kezalik: buyurulmuştur. Cihad hakkındaki hü­küm, kıyamete kadar devam ile tevkit edilmiştir. Artık bunda da nesh cari olamaz.

Tevkıt veya te'bit, hükmün değil de mahkumun bihin kaydi bulu­nursa onda nesh cereyan edip etmeyeceğinde ihtilaf olunmuştur. Cum­hura göre bunda nesh cari olabiür. ebediyen oruç tutunuz) denilmesi gibi.

Neshin şartı, nasihin ya kitap veya sünnet olmasıdır ve na­sih olan şer'i delilin mensuh olan hükmü şer'iden müterahi  -muahhar bulunmasıdır.

Şöyle ki: kıyas ile, icma ile bir şer'i hüküm nesh edilemez. Çünkü nesh, yalnız Resuiüekrem'in hayatında vaki olabilirdi, onun hayatında ise nesh, kıyas ile veya icma ile değil, ancak kendisinin beyanatüe ma­lum olabilirdi. Bir de kıyaa, bir delili zannidir, nass ile sabit bir hükmü nesh edemez. icma ise zamanı nebevide cari  olamazdı, dini hususlarda bizzat kendisine müracaat edilirdi, kendisinin beyanatı hilafına bir icma vukuu tasavvur olunamazdı. icma, Resulüekrem'in reyinin dunün-dedir. Resulüllahm münferiden beyanatı kafidir. İcma, hayatı nebevide bir hüccet olamazdı. Zamanı Nebeviden sonra ise nesh cari olamaz ki, icma ile vaki olabilsin.

Velhasıl: kıyas ile icma, ne nasih ve ne de mensuh olamaz. Kıyas, haddi zatında muzhir olduğundan hakikatte nasih ve mensuh, makısün aleyh olan nas olmak lazım gelir. Bu cihetledir ki, «mensuh bir hüküm­den istihraç olunan bir kıyas bilittifak mensuhtur» denilir. Zira asıl men­suh olunca fer'in hükmü kalmaz.

Maamafih icma ile nesh vukuuna kail olanlar da vardır. Fakat bir hükmün mensuhiyeti hakkında icma vukuu bilittifak caizdir. Bu men-suhiyet, başka bir şer'i delile müstenit bulunur, icma ise bu delilin mev­cudiyeti hakkında münakit olmuş olur.

Kitap kitap ile, sünnet sünnet ile ve sünnet kitap ile, ki­tapta mütevatir veya meşhur sünnet ile nesh edilmiş  olabilir.    Haberi ahad kabilinden olan bir sünnet ile ne kitap, ne de mütevatir veya meş­hur bir sünnet nesh edilemez, belki kendisi gibi bir haberi vahid nesh edilebilir.

Mesela: ayeti celilesile ebeveyne, ak­rabaya marazı mevt zamanında vasiyette bulunulması farz kılınmıştı. Sonra bu hüküm:  ayeti kerimesile nesh edilmiştir.

Kezalik: Resulüekrem, sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, evvelce kabirleri ziyaretten men buyurmuşlardı. Sonra bumı: hadisi gerifile nesh buyurmuşlardır.

Kezalik : Resulüekrem Efendimiz,  Medineimünevvere'ye hicret bu­yurduklarından sonra bir müddet beyti mukaddese müteveccihen namaz kılmışlardı. Bu, bir sünneti fiiliye idi. Sonra bu sünnet:  (ayeti celilesile nesh olunmuştur.

Kezalik: Fahrialem Efendimize dokuz zevceden maadası helal ol­mayacağı: ayeti kerimesile beyan buyurulmuştu. Bilahare Resulüekrem'e dilediği kadar zevce edinmenin mubah buyurul-duğu Resulüliahtan rivayet olunmuştur. Hatta Hazreti Aişe'nin; dediği mervidir. Bu halde ki­tap ile sabit olan bir memnuiyet hükmü, sünnet ile nesh edilmiş olur.

Yukarıda yazılan dört kısım nesh, Hanefilere göredir. Şafii-ler, son iki kısma kail değildirler. Onlara göre kitap ile sünnet nesh edi­lirse hakkı risalette ta'nı mucip olur. Sünnet ile kitap nesh olunursa zayıf ile kavinin tebdili lazım gelir. Cevaben deniliyor ki: batıl bir ta'na itibar yoktur. Sünnet dahi vahyi ilahi olmakla kavidir.

Sahihi Müslim şerhi de denildiği veçhile nesh, madem ki, bir hükmün hitamı müddetini beyandan ibarettir, o halde kitapta mez­kur bir hükmün hitamı müddetini Resulüekrem dahi beyan edebilir. O, zaten ahkamı ilahiyeyi mübeyyin olarak ba's buyurulmuştur. Maahaza sünnet ile kitabın nesh edilmesinde Resulüekrem'in menzilesini i'la ve sünnete tazim vardır. Şu kadar var ki sünnet ile nesh, kitabın yalnız hükmünde cari olur, nazmında cari olamaz. Sünnet ile kitabın nazmını tebdil ve izale caiz değildir. Bilakis Resulüllahm lisanile beyan buyurul-muş bir hükmü şer'inin müddetini Allahtela'nm kitabile beyan buyur­ması da mümkindir. Çünkü kitabın nazmı da münzei olduğundan bu­nunla sünnet üzerine ziyade cari olabilir.

Kitabullahta vukubulan neshler şu dört kısma ayrılmış­tır:

(1)  : Hem tilaveti, hem de hükmü mensuh olan ayetler. Nitekim kü-tübi saüfenin neshi bu kabildendir. Bunlar, ya hafızalardan silinmek ve­ya alimlerin ölmeleri suretüe nesh edilmiştir.  Hatta  rivayete göre Ah-zab surei celilesinin ayetleri Bakara surei celilesine müsavi iken bilaha-ra bazılarının hükmile beraber tilavetleri de nesh olunmuştur. Fakat bu nesh,   Resulullahın zamanı hayatına mahsustur,  ahirete irtihallerinden sonra artık böyle bir nesh asla caiz değildir. Hiçbir ayeti kerime hakkın­da nisyan ve terki tilavetle mehcuriyet tasavvur olunamaz.

- Kur'anı şüphesiz biz indirdik, onu muhafaza da şüphe yok ki, biz edeceğiz.)  ayeti kerimesi bunu natıktır.

(2) : Tilaveti mensuh olmayıp yalnız hükmü mensuh olan ayetler. Nitekim zaniyelerin lisan ile iza ve hanelerinde haps edilmeleri hakkın­daki ayeti çenenin hükmü nesh edilip tilaveti baki kalmıştır. Bu tilave­tin de ayrıca hükümleri vardır. Bunun teberrüken okunması bununla na­mazın cevazı, bununla sabık hükmün bilinmesi ve ümmet hakkında bir nimeti ilahiye olarak kolaylık gösterildiğini ilam bu cümledendir.

(3)  : Hükmü baki kalıp yalnız tilaveti nesh edilen ayetler. Hazreti Ömer'den rivayet edildiğine nazaran:

-ihtiyar erkek ve kadın zinada bulunurlarsa ikisini de Hakteala tara­fından bir azap olarak recm ediniz.) kavli şerifi, bir ayeti celile iken ba­dehu hükmü ipka edilip tilaveti nesh olunmuştur. Bunların, haklarında ise recm hükmü bakidir. Maamafih Ebu Abdillah ibni Zafer adındaki  tefsirinde bunun mensuh bir ayet    olduğunu inkar  etmiştir. Çünkü haberi vahid ile bir şeyin Kur'andan olduğu ispat edilemez.

Kezalik  : ibni Mes'ud (radıyallahü anh)m mushafmda olan  ayeti kelimesindeki «mütetabiat» kavli şerifi gibi ki, bu­nun nazmı mensuh ise de hükmü bakidir. Keffareti yeminden dolayı tu­tulacak üç günlük oruçta tetabi, tevali lazımdır.

Yalnız tilavetin mensuhiyetindeki hikmet, ümmeti merhumenin em­ri ilahiye ne derecelerde imtisal gösterdiğini izhardan vesaireden ibaret­tir. Çünkü tilavet olunan bir nas bulunmadığı halde onun mücerret ri­vayet edilen hükmüne imtisal edilmesi, ümmeti merhumenin hakka iba­det ve taat hususundaki mükemmeliyetini, yüksek diyanetini ibraz eder. (4): Asıl hükmü baki olduğu halde bir vasfı mensuh olan ayetlerdir. Mesela: aşura orucunun farziyeti nesh edildiği «halde cevazı mendup ola­rak kalmıştır. İşte bunda asıl hüküm ki oruçtur, o nesh edilmeyip onun vasfı olan farayyet nesh edilmiştir.

Kezalik: nas üzerine ziyade bu kabildendir. Çünkü bu ziyade Hane-filerce nesh sayılır. Mesela: keffareti yemin için mutlaka rakabe azat etmenin kifayet edeceği nas ile sabittir. İmdi bu rakabe, mümin olmak­la takyit edilirse ziyade alennas kabilinden olarak bir nesh mahiyetinde bulunur. Nitekim Şafiiler bu takyide kail bulunmuşlardır. Maahaza Şafii-lerce bu takyid, bu ziyade alennas, bir nesh değil, bir tahsistir.

Nasih, mensuhtan ya daha hafif veya mensuha müsavi ve­ya mensuhtan daha meşakkatli olur. Mesela: bir zaman ramazan şerif gecelerinde uyuduktan sonra yiyip içmek, zevceye tekarrüp etmek mem­nu idi. Sonra bunlar fecre kadar mubah oldu. İşte burada nasih, men­suhtan ehaftır.

Kezalik: bir zaman Mescidi aksaya doğru namaz kılınırdı, sonra Kabei Muazzama'ya doğru kılınması emr olundu. Bunda da nasih, men­suha müsavidir.

Bidayeti islamda oruç ile mükellef olanlar, oruç tutmak^ile fidye vermek beyninde muhayyer idiler. Sonra oruç tutmaya muktedir olan­lar için herhalde oruç tutmaları farz oldu. Bunda da nasih, mensuhtan daha meşakkatlidir.

«Şafiilere göre nasih, mensuhtan eşed olamaz. biz herhangi bir ayeti nesh eder veya unutturur isek ondan hayırlısını veya onun gibisini getiririz.) ayeti kerimesi, buna de­lildir.

Buna cevaben deniliyor ki   : hayriyyet başka,   eşeddiyet başkadır.

Bir şey daha meşakkatli olduğu halde daha hayırlı, daha faydalı olabi­lir. Nitekim: amellerin en faziletlisi, en şiddetlisi, en güç olanıdır.)   buyurulmuştur.

Bir hükmün nasih veya mensuh olduğu, ya Resulüekrem'in beyanile veya sahabei kiramın tensısüe veya iki müteariz delilin nüzul veya vürud tarihlerile veya hakkında bir icma vukuile malum olur.

Mesela: Kabirleri ziyaret hakkındaki memnuiyetin nesh edildiği, Resulüekrem'in kabirleri ziyaretten sizi men-etmiş idim, badema ziyaret ediniz. Çünkü o, ölümü hatırlatır.) kavli şç-rifile bilinmiştir.

Kezalik : bidayeti islamda nutfenin gelmesinden toplayı yıkanılıp yı-kanılmaması hususunda bir ruhsat vardı. Sonra bu ruhsat nesh olunup -şehvetle gelen bir nutfeden dolayı yıkanmak -bir ayeti celile ile farz olmuştur. İşte sahabei kiramdan Übeyyibni Ka'bın nutfenin gelmesinden dolayı yıkanmak müs-lümanlığın başlangıcında bir ruhsat idi, sonra yıkanılmasile emr olun­muştur.)  kavli, bu nasihiyyeti ifade etmektedir.

Kezalik : Şeddadin rivayetine göre hacamat yapamn ve yaptıranın oruçları bozulur. ibni Abbas'ın rivayetine göre ise Resulü Ekrem Efen­dimiz oruçlu olduğu halde kan aldırmıştır. Şeddadin rivayetinde istinat ettiği hadis, fetih senesinde varid olmuştur. İbni Abbas'ın şahid olduğu sünneti filiyye ise Haccetülveda senesindedir. Binaenaleyh muahhar olan bu sünneti filiyye ile mukaddem bulunan hadisin nesh edildiği an­laşılmaktadır.

Kezalik : dördüncü defa olarak şarap içenin katli hakkındaki bir hükmün, bir emrin mensuh olduğu icmaın delaletile bilinmiştir. Yani bu hükmün hilafı hakkında muahhar bir hükmü şer'i bulunduğuna ic­ma, şehadet etmektedir.

Bir ayetin, bir hükmün nasih veya mensuh olduğunu ta­yin hususunda rey ve içtihat ile hareket olunamaz. Bu ancak sahih bir nakl ile, bir tarih ile bilinir. Bir kısım müfessirler, müellifler, nasih ile mensuhun adedini pek çok göstermiş, bunlara dair müteaddit kitaplar yazmışlardır. Fakat Fahri Razi gibi müdekkik müfessirler, alimler, haki­katen nasih ile mensuh olan ayetleri tayine muvaffak olmuş, bunların Öyle zan edildiği kadar çok olmadığını ispat etmişlerdir.

İmam Süyutinin «İtkan» uıda yazdığına göre bunların adedi nihayet yirmi veya yirmi birden ibarettir. Aralarını telif kabil, beyinlerinde bir muaraza gayri zahir olan bir kısım ayetleri, hükümleri nasihiyetle, men-suhiyetle yad etmek, sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.

 
< Önceki   Sonraki >
Kapa