Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Sarih İle Kinayenin Mahiyetleri Ve Hükümleri E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
31 12 2007

Sarih, kendisinden,    kasdedilen mana, çokça istimalinden dolayı tamamile zahir olan lafızdır. Böyle sarih bir lafız, hakikat olaca­ğı gibi mecaz da olabilir. Mesela: bey, icare, hibe, vakıf sözleri sarihtir. Bunlardan hangi biri söylense onunla ne kasd edildiği karineye muhtaç olmaksızın anlaşılır. Bunlar, birer hakikati ger'iyye  olarak istimal olu­nur.

Kezalik: «Şu buğdaydan yemem» veya «Şu tencereden yemem» gi­bi sözler de sarihin mecaz kısmmdandır. Çünkü bunlardan maksat, şu buğdayın unundan yemem, şu tencerede pişen yemekten yemem demek­tir. Bu lafızların bu maksatları ifade etmeleri ise, kesreti istimalden na-şi pek zahir bulunmuştur.

Sarihin hükmü, mucebinin niyete mütevakkıf olmaksızın, kazaen sübutüdür. Mesela: bir kimse, kölesine:  «Seni i'tak ettim» dedi mi, köle hemen azat olur. Bununla başka bir mana kasdettiği hakkın­daki iddiası, diyaneten kabul edilirse de, kazaen kabul edilemez. Çünkü i'tak lafzı, memlukü azat etmek hususunda vazıhtır, sarihtir. Eğer bu­nun bu sarahatine göre hükmedilmezse hiç bir sözün hükmü kalmaz.

Velhasıl: sarih bir lafz, adeta kendi manası makamına kaim olur, hükmü şer'i bu lafza tealluk eder, bunun hakkında söyleyenin niyetine kazaen bakılmaz, bunun muhtemel olduğu sair bir mana da nazara alın­maz, sarih mukabilinde delalete de itibar olunmaz.

Kinayeye gelince, bu da: kendisinden maksut olan mana, istimalinin azlığı cihetile kapak olan lafızdır. Mesela: «bain»    kelimesi, talak hususunda kinai bir lafızdır.

Kinayeler, uauüyuna göre birer hakikat olabileceği gibi birer me­caz da olabilir. Şöyle ki: mehcur olan hakikatler, kinayattan olduğu gi­bi daha mütearef bir hale gelmemiş olan mecazlar da kinayeden madut-tur.

Belagat ilmine nazaran kinayeler, hakikat ile mecazdan başkadır. Ona göre kinaye, lazımı zikr, melzumu irade etmekten ibarettir. Mesela: «Filanın kapısı açıktır» sö'2Ü, 0 zatın hanedan, misafirperver olduğun­dan kinayedir. Çünkü kapının açık bulunması, hanedanlık için bir lazimedir.                             

Kinayenin hükmü, kendisile amelin vücubü, bir niyetin ve­ya delaleti halin mevcudiyetine    mütevakkıf olmaktır ve şüpheler ile münderi, sakıt olacak bir şeyin kinai bir lafız ile sabit olmamasıdır.

Mesela: bir kimse, zevcesine talak niyetile veya müzakerei talak es­nasında «sen hainsin» dese bu söz, nikah vasıtasüe olan vuslattan ifti-raki ifade eder bir kinaye olacağından bununla talak vaki olur. Fakat böyle bir niyet ve delalet bulunmayınca talak vaki olmaz. Bunun başka manalara da ihtimali bulunduğundan öyle şüphe ile talak tahakkuk ede­mez. Bu gibi vuslatı kat ve izale eden kinai lafızlar ile Hanefiyeye göre talakı bain vaki .olur. Çünkü bu sözler, sarih talaktan kinaye değil, ta­lak yolile hasıl olan firkat ve beynunetten kinayedir. Bu cihetle bunlar ile kat'i surette ayrılık vukua gelir. Fakat Şafiilere göre bunlar ile ta­lakı ric'i vukua gelir. Zira bunlar, talaktan kinayedir. Sarih talakın hük­mü ne ise bunların hükmü de odur.

Kezalik: şüphe  ile  sakıt olan bir hüküm, kinai bir lafız ile sabit olamaz.

Mesela: Muvakea, tekarrüp lafızları zinadan kinaye olarak kullanı­lır. Muhsen bir kimseye zina isnat edilmesi, haddi kazfi mucip olur, mu­vakea veya tekarrüp isnat edilmesi, yani: filan filan ile muvakeada bu­lunmuştur» veya «filan filana tekarrüp etmiştir» denilmesi ise haddi kazfi müstelzim olmaz. Çünkü bu kinai bir lafızdır, zinadan başka ma­naya da delalet ettiği için şüphe tevlidinden hali değildir. Hudut ise şüp­he ile münderi olur.

Tariz kabilinden olan sözler de kinaye mesabesindedir. Binaenaleyh bir kimseye tariz için: «Ben zani değilim» diyen kimse hakkında haddi kazf lazım gelmez.

 
< Önceki   Sonraki >
Kapa