| Kıyas Aleyhinde Söylenenler ve Reddi |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Kıyası inkar edenlere göre herhangi bir hadise hususunda zahir
naslar ile amel edilir. Bu babda kitab, sünnet, icmai ümmet kafidir, kıyasa
lüzum yoktur.
Bunlar, bu müddealarını isbat için şu gibi deliller irad
etmektedirler:
(1) : Kitabuilah, her şeyi
camidir. Nitekim: " sana kitabı her şeyi mübeyyin olarak indirdik) = yaş, kuru hiç bir şey yoktur ki, illa açık
vazıh olan kitabda mezkurdur) ayetleri
bunu natıkür. Artık kıyasa ne hacet!
(2) : Bir hadisi şerifte şöyle
buyurulmuştur:
Yani: israil
oğullarının işleri dosdoğru devam ediyordu, ta ki, aralarında
esir çocukları çoğaldı, olmayan şeyleri olan şeylere kıyas ettiler de hem kendileri
sapıttılar, hem de başkalarını sapıttırdılar.
Bu hadis ise kıyasın gayri meşru olduğunu göstermektedir.
(3) : Makisün aleyh olan asıl
hakkındaki hüküm, ne gibi bir sebebe, illete müstenit olduğu çok kere nas ile
beyan edilmiş değildir. Bu hükmün ne gibi bir vasfa istinat ettiğini rey
ile tayin doğru olamaz. Artık bu hükmü
hangi bir illetteki iştirakten -dolayı fer'de de isbat etmek nasıl caiz
olabilir? Bu, hakkullaha riayetsizlik olmaz mı?.
(4) : Naslar ile hükümleri beyan
edilmemiş olan şeyler hakkında is-tishab ile amel olunur, ibahei asliye ciheti
kabul edilir, onun cevazına, mübahulasl olduğuna hükmedilir, kıyasa hacet
kalmaz.
Bu delillere karşı şu veçhile cevap verilmiştir:
(1) : Kitabı ilahi, vakıa her
şeyin hükmünü mübeyyindir. Fakat bu beyan, her hususta sarih değildir.
Kuranıkerim ile sünneti nebeviyye, gerek lafızları ve gerek manaları
itibariyle birer şer'i delildir. Kıyas yo-lile sabit olan bir hüküm ise
bunların lafızlarına değilse de manalarına dahildir, racidir. Bu cihetle kıyas
müstakillen müsbit bir hüccet değildir, belki bir muzhir hüccettir, nassın
ihtiva ettiği umumi bir hükmün cereyan edeceği gayri mansus mahalleri izhar ve
iraeye hadimdir. Artık kıyasın bir hüccet olarak kabul edilmesi,
Kur'anıkerim'in her şeyi mübeyyin
olmasına muhalif değildir.
nazmı celilindeki kitabdan muradın da Kur'anı Kerim olduğu
kat'iyyen malum değildir. Birçok müfessirlere göre bundan murad, levhr
mahfuzdur. Böyle bir ihtimal sabit olunca da istidlal sakıt olur.
(2) : Şer'i naslann intibak
edeceği hadiseler, sahalar gayri mahsurdur. Halbuki Kur'andaki ve
sünneti nebeviyedeki şer'i
deliller, zahirlerine nazaran
mahduttur, bu gayri mahsur hadiselerin hükümlerini muhtevi görülmemektedirler.
Bu halde Kur'anıkerim olmamış olmaz mı?. Halbuki kıyas tarikile tayin edilen
hükümlerde min vechin naslara raci, ayni illet ile sabit olunca böyle bir
mahzur kalmaz. Artık Kur'amm Mübinin bu hükümleri sarahaten değiise de manen
muhtevi bulunmuş olduğu taayyün eder.
Ümmeti merhume için geniş bir
sahai ahkam açılmış olur, şer'i deliller ile hal ve fasl edilemeyecek içtimai,
hukuki bir mesele kalmaz.
(3) : Kitabullahın tibyanen lıkülli şey olduğunu nazara
alıp kıyasa lüzum görmeyenlerin sünnetlere de, icmaa da lüzum görmemeleri lazım
gelmez mi?. Eğer Kur'anıkerim, her şeyin hükmünü apaçık olarak beyan
buyuruyorsa sünnetin, icmam ayrıca birer hücceti şeriyye olmasına hacet kalır
mı?. Halbuki kemlileri de bu sünnetlerin, semaların bir rer şer'i hüccet
olduğuna kaildirler.
Demek ki, Kur'anı azimin bbyanen likülli şey olması, başka bir
hüccetin mevcudiyetine mani değilmiş. O halde kıyasın mevcudiyetine de mani
bulunmaz.
Filhakika bütün bu hüccetler, bir hükümler menbaı olan
Kur'amke-rim'e manen raci olmakla aralarında bir mümanaat tasavvur olunamaz,
(4) : Vakıa bazı eserlerde,
hadislerde kıyasın mezemmetini gösterir işaretler vardır. Fakat bunlara mukabil, kıyasın meşruiyetine dair daha kuvvetli
eserler, hadisler mevcuttur. Mezmum olan kıyas ise usulüne gayri muvafık,
cühelanın teşehhiyatma müstenit olan vahi kıyaslardır.
Resulü Ekrem Efendimiz, ashabı kirammdan Muazibni Cebeli Yemene
kadı tayin etmişti. Ne ile hükm edeceğini sormuş, o da: Kitabullah ile, sünneti
nebeviyye ile, ve bunlarda sarahaten bulamadığı şeyler hakkında da kendi
ietihadile hükm edeceğini beyan etmekle Fahri Alem Hazretleri: «Allahüteala'ya
şükür olsun ki, resulünün resulünü, resulünün razı olacağı şeye muvaffak
buyurdu.» diye mahzuziyetini izhar buyurmuştur. İctihad İse kıyası da
muhtevidir. Hatta kıyasa mecazen içtihat da denir. Çünkü ictihad, kıyasa
sebebdir. Aliyyibni Ebi Hüreyre ise içtihat ile kıyası bir sayarak bunu İmam
Şafiiye nisbet etmiştir. Fakat cumhuri fukahaya göre ictihad kıyastan eamdır.
Zira her kıyas içtihada muhtaçtır. Her ictihad ise kıyasa muhtaç değildir.
Velhasıl bu hadisede Resulü Ekrem'in Hazreti Muaza hitaben:
«Bir şeyin hükmünü kitabda, sünnette bulamazsan ne ile amel edersin» diye
buyurması, her hükmün bu iki menbada sarahaten bulunamayacağını gösterir. Sonra
Hazreti Muazm: «İçtihadımla amel ederim» demesini tasvip buyurması da.kıyasın
meşruiyet ve memduhiyetine bir delildir.
Maamafih kitab veya sünnet bir hükmü ya bilavasıta veya
bilvasıta beyan eder. Kıyas ise vesait kabilindendir. Binaenaleyh kıyas ile
zahir olan bir hükmü kitab veya sünnet, bilvasıta beyan etmiş olur. O halde.
kıyas ile izhar edilen hüküm de ayni menbaa raci olmuş olmaz mı?.
Hazreti Ömer'in Musel Eş'ari Hazretlerine kıyası tavsiye etmiş
olduğunu da ikinci kitabda göreceğiz.
(5) : Bazı hükümlerin
illetleri nas ile gösterilmiş, bazı
hükümlerin illetleri de nassın delaletile, işaretiie ve selim aklın intikalile
anlaşılmakta bulunmuştur.
Mesela: nazmı celilile
zina nehy edilmiştir. Bu neh-yin illeti
de çünkü o bir fahiş cinayettir)
kavli şerifile sarahaten
gösterilmiş demektir. Artık zinaya kiyasen fevahişten bulunan herhangi bir
şeye yaklaşmadan memnu olduğumuza kail olursak kitabullaha muhalefet mi etmiş
oluruz?
Kezalik: şarii hakim, Öldürücü bir zehir olduğu bilinen bir
şeyi yemekten bizleri men etmiş olsa artık o gibi zehirli olan sair şeyleri yemekten
de memnu bulunduğumuz kıyas yolile taayyün etmiş olmaz mı?. Aksi takdirde şarii
mübinin hikmeti teşriiyyesine muhalif harekette bulunmuş olmazmıyız?.
Şarii hakim, bizleri teemmüle, tefekküre, istibsara, hükümleri
is-tinbata davet ediyor. Eğer biz yalnız apaçık olan ahkam ile amel edip bir
takım hakayıkı tefekkür ve İstinbat vasıtasile meydana çıkarmakla mükellef
olmasaydık bu tefekküre, istinbata, davet edilmemiz zaid olmaz mı idi?.
Allahü Teala tefekkür ve teemmül erbabını medh ediyor. Tefekkür
ve teemmülün bir neticesi olan istinbat, bir ictihad meselesidir. Kıyas da bir
ictihad meselesinden başka değildir.
Bütün bunlar, kıyas ile amelin cevazına delalet ediyor. Şarii
mübi-nin tecviz ettiği bir şey ise kendisinin hukukuna bir tecavüz sayılamaz.
(6) : Istishab meselesine
gelince bu, her hususta bir hüccet olamaz. Gayri mutenanı ahkam, mahdut naslar
ile halledilemeyeceği gibi istishab yolile de hal edilemez. Mesela: «hürmetine
dair nas bulunmayan şeyler hakkında ibahei asüyye ciheti kabul edilmeli, bir
şeyi aslı üzere bırakmaktan ibaret olan istishab esası düsturülamel olmalıdır*
deniliyor. Halbuki ibahei asliyyeyi gösteren birçok nasların umumiyeti, şair
naslar İle tahsis edilmiş, birçok şeyler mubah olmaktan çıkarılmış, ictihad
için geniş bir tedkik sahası vücude gelmiştir.
Mesela: o bir Halikı Zişan'dır ki, yerde bulunan bütün şeyleri
sizin için yaratmıştır) ayeti kerimesi, bizlere birçok şeylerin mubah olduğunu
gösteriyor. Fakat bunlar, alelıtlak mubah mıdır? Elbette değildir. Bunları
tedkik ve tefrik icab eder. Bunların ıtlakı üzere mubah olmayıp bir takma
kayıdlar ile, şartlar ile mukayyed olduğunu yine ayaü kur'aniye göstermektedir.
Ezcümle altın ve gümüş, bizlerin menfaati için yaradılmıştır. Fakat bununla
beraber başkasının mülkünde bulunan altın ve gümüş bizlere haramdır, bunları
sahibinin elinden gayri meşru surette alıp sarf edemeyiz, bizim bunlardan
istifade edebilmemiz için bir takım kuyud ve şurut vardır. Aksi takdirde bunlardan
istifade caiz olmaz.
tşte bu hususlardaki cevaz veya ademi cevaz, bazan bir nas ile
sarahaten beyan olunmuştur, bazan da kıyas tarikile zahir bulunmuştur Artık
kıyasın nassa muhalif, şarii mübinin hükmüne münafi bir şey sayılmasına imkan
yoktur.
(7) : tbahei asliyyeyi esas
tutan zahiriyye mezhebi, mahiyetindeki darlıktan dolayı değil midir ki^ hukuki,
içtimai hadiseleri halle kifayet etmemiş,
müslümanlık aleminde uzun
bir müddet tatbik sahası bulamayıp
salikleri münkariz olmuş, mahsuii mesaileri tarihe
karışıp gitmiştir.
Zahiriye gibi kıyası inkar edenler, kıble cihetini tayin, cihad
işlerini tedvir gibi hususlarda içtihada, istimal-i re'ye cevaz vermişlerdir.
Nefislerinden zararı def veya nefislerine menfaati celb hususunda rey Ve
ictihad ile amele lüzum görmüşlerdir. O halde sair hukuki meselelerde ne için
bir ictihad eseri olan kıyas ile ameli caiz görmesinler.
(8) : ibni'Aküil Hanbeli diyor
ki: Sahabei kiramın kıyas istimal ettikleri tevatüri manevi ile bizlere baliğ
olmuştur.
Ibni Dakiküid de demiştir ki: Bence mutemed olan, aktarı arzda
sarkan ve garben, asren bade asrın kıyas ile amelin iştihar etmiş olmasıdır.
Cumhurı ümmete göre böyledir. Ancak müteahhırinden bazıları buna muhalif
bulunmuştur.
Şevkani merhum da diyor ki: «Sahabeden, tabiinden ve fukaha ile
mütekelliminden cumhur, kıyasın usuii ger'iyyeden bir asl olduğuna za-hib
olmuş, bununla hakkında sarahaten delili sem'i bulunmayan ahkam üzerine
istidlalde bulunmuşlardır. Kezalik: kıyasın cevazına Nebiyyi Zi-şan Hazretleri
tarafından vukubulan kıyasat ile istidlalde bulunmuşlardır. Ezcümle
sahabiyattan Has'amiyye: «Ya Resuiellah!. Babam hac etmeden vefat etti, ben
onun yerine hac etsem ona faidesi olur mu?.* diye sormuş. Resulü Ekrem
Hazretleri de: «Söyle bakalım, .babanın üzerinde bir borç bulunsa da onu sen
ödeşen babandan kifayet etmez mi?.» buyurmuş, Has'amiyyenin: «Evet..» demesi
üzerine de Resulü Ekrem Hazretleri: «Öyle ise Allahüteala'ya olan borç kaza olunmaya
daha haklıdır» diye buyurmuştur ki bu, bir kıyas meselesi demektir.
Resulü Ekrem (saliallahü aleyhi vesellem) den bi" çok
kıyaslar vuku bulmuştur. Hatta «Nasıhı Hanbeli» bu kıyaslara dair bir risale
tasnif etmiştir.
Yine Şevkani merhumun ifadesine nazaran: kıyası nefy edenler
de, her kıyas tesmiye edilen şeyin ihdarma kail olmuş değillerdir. Bunlar,
illetleri mansus veya asl ile fer' sayılan şeyler arasında fark gayri mevcut
olan bir kısım kıyasları, asl hakkındaki delilin medlulü tanımış, bu asl
hakkındaki delili onlara da şamil addetmiş bulunmuşlardır. Bu cihetle arada
istizam edilecek büyük bir muhalefet yoktur. Bu muhalefet, lafzıdır.
Kendilerile böyle amel olunan şeyler hakkında manen ittifak vardır. Tariki
amelin ihtilafı ise manevi ihtilafı ne aklen ve ne de şer'an ve örf en iktiza
etmez. (Usuli Şevkani).
Velhasıl : gerek bir çok sahabei kiram ve gerek bir kısım tabiin
ile eimmei erbaa gibi müctehidini izam, kıyas ile ameli caiz görmüşlerdir.
Elverir ki, yapılan bir kıyas, şeraitini cami olsun, usulüne muvafık bulunsun,
aksi takdirde o bir kıyası meşru olamayacağından —aşağıda yazıldığı
veçhile-reddi cihetine gidilir. Usulü dairesinde olan bir kıyas ise, arz
olunduğu üzere edillei şer'iyeden bir esastır, ve cumhuru ulemaca makbuldür,
muteberdir. Artık bu sevadı azamdan ayrılmak bizim için layık olamaz. (Aleyküm bissevadil' a'zami). |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|