|
Yazar Mustafa Refik
|
|
26 07 2007 |
|
Ölüme yaklaşan kimse sağ yanı üzerine kıbleye karşı çevrilir. Bu sünnettir. Ancak bu; ölmek üzere olan kimseye bir zahmet olmayacağı zaman geçerlidir. Zahmet olacaksa o şahıs hali üzere terkedilir. Ölümün yaklaşmasının alâmeti; o şahsın ayaklarını salıvermesi, onları dikememesi, burnunun eğilmesi gözle-kulak arasının kararıp çökmesi, husyelerinin derisinin çekilmesidir. Üzerinde bu alâmetler bulunan kimsenin yanında "Şehâdeteyni" zikrederek, telkin yapılır. Zîra birinci şehâdet, ikincisi olmadığı süre içerisinde makbul olmaz, bunlar birbirini tamamlar. Ancak telkini yapan kimse, üzerinde ölüm alâmetleri bulunan kimseye: Sen de söylediklerimi tekrar et, diye emirde bulunmaz. Zira o halin verdiği sinir bozukluğu ile reddetmesinden korkulur. Eğer hasta bir defa "Şehâdeteyn'i" zikrederse, telkin tekrar edilmez. Bu telkin icmaen sünnettir. Üzerinde ölüm alâmetleri bulunan kimse; öldüğü andan itibaren "Telkin" yapılmaz. Öldüğü zaman; çeneleri bağlanır ve gözleri kapatılır. Bu işi, ailesi içerisinden en merhametlisi; en sûhûletli bir şekilde ve gücünün yettiği kadar mülayim hareketlerle yapar. Gözlerini kapatırken: Bismillâh!.. Alâ milleti Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) der... ve devamında da: "Allahümme yessir aleyhi emrehû ve sehhi aleyhi mâ ba'dehû ve es'ıdhû bi'likâike vec'al ma haraca ileyhi hayren mimmâ haraca anhû" demesi münasib olur. Ölünün elbiselerini çıkarmak, mafsallarını ovmak, kollarını yanlarına uzatmak ve üzerine bir örtü örtmek gerekir. Yıkanıncaya kadar; ölünün yanında Kur'an-ı Kerim okumak mekruhtur. Bir kimsenin vefatını ilan etmekte mahzur yoktur.
|