|
Yazar Mustafa Refik
|
|
20 01 2008 |
|
Vasiyet; arapça
bir kelime olup, "Evsâ, yûsi'den" masdardır, tavsiye etmek, eklemek
ve ısmarlamak gibi manalara gelir. İslâmi ıstılâhta: "Ölümden sonra
geçerli olmak üzere; malını (veya bir menfaati) başkasına teberrû sûretiyle
temlik etmeye (Mülk) edindirmeye vasiyet denilir. Vasiyet; ölüme bağlı olan bir
tasarruftur. Bırakılan mal veya menfaat; sadaka hükmündedir. Vasiyet yapana
"Mûsi"; bırakılan şeye "Mûsabih", bırakılan şahsa
"Mûsa leh", yapılan tasarrufa da "Vasiyet" denilir. Çoğulu
"vesâyâ" gelir. Anne, baba ve zevce hakkında yapılan vasiyet; mirâs
Ayetlerinin inzâli ile birlikte neshedilmiştir. Akrabaya vasiyyetin hükmü (Eğer
bu akraba vâris ise) de mensûhtur. Vâris durumunda bulunmayan akrabaya vasiyet
etmek de, farz değildir. Vasiyet etmek vâcip değil, müstehabtır. Zira
insanların vasiyet etmeye ihtiyaçları vardır. Şöyle ki; insanlar dünyevi hırs
ve tamaha kapılırlar, salih amelleri gereğince edâ edemezler. Bir hastalık veya
ansızın gelecek bir belâ; ona ölümü ve hesabı hatırlatır. İşte o zaman vasiyet
ederek; veremediği sadakalarını, ölümünden sonra verdirmeye çalışır. Bunun
ihtiyacıdır.
|