Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Namazların Birleştirilmesi V E-Posta
Yazar Lokman Yılmaz   
18 12 2007

3. SEFERİLİKTE CEM’ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER:

Tüm araştırmamız boyunca ayrı tuttuğumuz gibi, bu bölümde de Hanefileri ayrı tutacağız. Hanefilerin görüşlerini destekleyen Zahirilerin ve müctehid ulemanın varlığını daha önce zikretmiştik. Onları da ayrı olarak belirtmeden Hanefi görüşü çerçevesine dahil ettiğimizi belirtmemiz gerekmektedir. Hiçbir cem’ çeşidini –Arafat ve Müzdelife hariç – kabul etmeyen Hanefiler seferde de bu uygulamayı kabul etmemektedirler. “Çünkü tevatür yoluyla gelen nasslar haber-i vahid ile bozulamaz” görüşündedirler. Verilecek bilgiler cumhuru ulemanın görüşleridir.

Cumhur, Hanefilerin kabul ettikleri Arafat ve Müzdelife hadislerini de seferîlikteki cem’e delil olarak sunmaktadırlar. Onlara göre bu iki yerde namazları birleştirme ruhsatının sebebi hacıların hac ibadetiyle uğraşmalarından dolayı buna muhtaç olmalarıdır. Bu açıktır. Diğer yolculuklarda da bir takım meşgaleler vardır. Bilinen bir şey var ki, o da yolculukta meşakkatten dolayı kasr veya oruç tutmama gibi ruhsatların bulunduğudur. Burada bilinmeyen hacca özel bir ruhsatın bulunduğudur. Bu da seferîlik noktasında Arafat ve Müzdelife ile diğer yerlerin farkı olmamasını gerektirir; illet tahakkuk ettiğine göre cem’ de tahakkuk eder.[90]

Cem’ ile ilgili birçok görüş içerisinde, Cumhurun ittifak noktalarının en fazla olduğu bölümün seferde cem’ olduğunu söylemek mümkündür. Bir sonraki başlık altında belirtilecek olan Hazarda Cem’ konusunun –seferîliktekine göre – daha fazla karmaşık ve ihtilaflı olduğu görülecektir. Seferde cem’ konusunda gelen rivayetlerin sayısı oldukça fazladır. Cem’le ilgili hükümlerin çıkarıldığı rivayetlerin çoğu da gene seferîlikle ilgili hadislerdir. Bu da bu bölümün genişliğini göstermektedir.

Çeşitlerini sunduğumuz (takdim-tehir, hakiki sûrî gibi) başlıkların altında verdiğimiz hadisler aynı zamanda bu bölümü ilgilendirdiği için tekrar edilmeyecektir. Bu bölümde daha çok seferîlik halindeki cem’ ile ilgili detayı ilgilendiren bilgiler verilecektir.

Şafiîler, Malikilerin ve Hanbelilerin aksine ayrı bir şart ileri sürerek, cem’ yapmayı caiz kılan yolculuğun herhangi bir yolculuk değil, namazların kısaltılmasını caiz kılan nitelik, süre veya mesafedeki yolculuk olduğunu söylerler.[91]

Şafiîler kasr ruhsatı bulunan bir seferînin, öğle ile ikindi ve akşam ile yatsının takdim ya da tehir yoluyla kılabileceğini söylemektedirler.[92] Uzun mesafeli yolculuklar için mezhepte tek görüş bulunmaktadır. O da cem’in cevazı yönündedir.

Ancak Şafiîlerin namazların kısaltılması için kasr mesafesi şartı hususunda ittifak sağlayamadıkları gözükmektedir. Mezhebin önde gelenleri bu hususta ikiye bölünmüşlerdir. Kesin olan nokta ise Şafiî ulemasının bu konuda iki yönde de görüş belirttikleridir. Gazali (v. 505/1111) bu ihtilafın Mekke ehlinin hac esnasındaki taksirinin sebebini tesbitten kaynaklandığına işaret ederek şöyle demektedir: “Kısa mesafeli seferlerle ilgili bizde iki görüş bulunmaktadır: İlki ehl-i Mekke’nin kasr mesafesine ulaşmamasına rağmen Müzdelife’de namazlarını kısaltarak kılmalarıdır. Diğeri ise o bölge halkının seferîlikten dolayı değil, hac menasikinin uygulanması esnasında karşılaşılan zorluklardan dolayı namazlarını cem’ etmeleridir.”[93]

Nevevi (v. 676/1277) ise: “Öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının birbirinin vaktinde takdim ya da tehir yoluyla kılınması uzun yolculukta caizdir. Kısa yolculukta ise bir kavle göre (caizdir)” demektedir.[94]

Zekeriyya el-Ensârî (v. 926/1520) Menhecü’t-Tullâb adlı eserinde “Kısa mesafeli seferlerde de iki ikindinin (öğle ile ikindinin) ve iki akşamın (akşam ile yatsının) takdim ya da tehir yoluyla kılınabilmesine cevaz veren kavil, uzun seferde cem’e cevaz veren kavle göre evladır” demektedir.[95]

Mühezzeb sahibi Şîrâzî (v. 476/1083), Hz. Peygamber’in süratle yol almak istediği zaman namazları cem’ ettiğini bildiren İbn Ömer hadisine dayanarak bu sonuca vardıklarını bildirmekte, cem’in cevazı için kasır mesafesine ulaşma şartını dile getirmektedir. Bu konuda var olan “Kasır mesafesi şart değildir” görüşünü ise diğer görüşe göre zayıf bulmaktadır.[96] Şafiî’den kasr ruhsatı olmayan kısa mesafelerde de namazların cem’ edilebileceğine dair görüşler bildirilmiştir. Çünkü Mekke sakinleri kısa sefer mesafesinde olan Arafat ve Müzdelife de namazlarını birleştirmektedirler.[97]

Nevevi, Şafiî’ye isnad edilen bu görüşün şaz ve merdud olduğunu, Şafiî’nin metinleri incelediğinde bu sonuca ulaştığını bildirmektedir. Ayrıca mezhebin diğer önde gelenleri de Şafiî ile ilgili aynı sonuca ulaşmışlardır, kendilerinin de görüşleri bu yöndedir.[98]

Ancak Şafiîlerde tercih edilen görüşün kasr mesafesine ulaşmayan yolculuklarda da namazların birleştirilebileceği yönünde olduğu bildirilmiştir.[99]

Malikilerle Şafiîler arasında bu konuda önemli bir ayrılık vardır. Bu da namazların birleştirilebilmesi için kasr mesafesine ulaşma şartıdır. Çünkü Malikiler sefer mesafesini önemsememektedirler. Onlar için önemli olan mübah bir sefer olmasıdır; namazların birleştirilebilmesi için seferîn kasr ruhsatı kazandıracak bir mesafeye ulaşması şart değildir.[100] İmam Şafiî’nin kısa mesafelerde de namazların birleştirileceğine dair kabul ettiği öne sürülen delil İmam Malik tarafından da delil olarak almıştır.[101] Yani Mekke ehlinin Arafat ve Müzdelife’deki cem’i.

Malikiler ile diğer mezhepler arasındaki “kasr mesafesi” ihtilafının odak noktasında Mekke ehli vardır. Gazali’nin mezhepler arasındaki farklı anlayışın, Mekke ehlinin namazları cem’ etmesindeki illetin tesbit edilememesinden kaynaklandığını söylediğine yukarıda yer vermiştik. İmam Malik de o bölge ahalisinin seferîlik sebebiyle cem’ ettiklerini söyleyerek, meşakkatten dolayı cem’ ettiğini söyleyen diğer mezhep ulemasından ayrılmıştır.

Malikilerde seferîlikle ilgili diğer mezheplerde olmayan “deniz seferînde cem’ caiz değildir” kaydı vardır.[102]

Hanbeliler de bu meselede Şafiîlerle aynı görüşü benimsemektedirler. Yani sefer kasr ruhsatı mesafesine ulaşmalıdır.[103] Merdavi (v. 885/1480) “Mezhepte sahih olan görüş kasr mesafesine ulaşması gerektiği yönündedir. Ancak arkadaşlarımızdan aksi görüşte olanlar da vardır” dedikten sonra, kasrın caiz olduğunu, müstehap olmadığını ve Arafat ile Müzdelife’de cem’e kıyas yaparak cem’in efdal olduğunu söyleyenler olmakla birlikte isabetli olanın caizliği olduğunu söylemiştir.[104]

Hanbelilerden farklı görüşte olanlardan birinin İbn Teymiyye (v. 728/1327) olduğu söylenmiştir. O, cem’ için uzun yolculuktan başka sebepler de bulunabileceğini ileri sürerek, kısa mesafeli seferlerde de namazların birleştirilebileceği görüşünü tercih etmiş ve bu görüşün diğerlerinden daha kuvvetli olduğunu söylemiştir.[105] İbn Teymiyye, kasr ve cem’i birbirine kıyas yapanların hatalı olduklarını belirtir. Çünkü kasrın ruhsatı seferdir, cem’in ruhsatının sebebi ise sıkıntı verecek şeylerin (harac) kaldırılmasıdır. Dolayısıyla kişi ihtiyaç duyduğu zaman kısa mesafeli seferlerinde de namazları birleştirebilir.[106]

Caferiler bu konuyu ehli sünnet mezheplerine göre son derece geniş tutmuşlardır. Onlara göre öğle ile ikindinin seferde veya hazarda birleştirilmesinin cevazı hususunda ihtilaf yoktur. Bu kişinin ihtiyaç duyması halinde ya da kendi tercihine göre –zaruret olmadan– cem’ etmesi hususunda gene bir problem gözükmemektedir.[107]

4. SEFERDE CEM’İN CEVAZI İÇİN ÖNE SÜRÜLEN ŞARTLAR:

Seferîlikte namazların cem’inin caiz olabilmesi için bazı şartlar ileri sürülmüştür. Bu şartlar genelin kabul ettiği şartlar değildir. Sahabeden ve ulemadan bazılarının görüşüdür.

a. Yolculuğun Süratli ve Yorucu Olması

Sahabeden Usame b. Zeyd ve İbn Ömer, imamlardan da Malik b. Enes yolculuğun süratli ve yorucu olması gerektiği yönünde görüş belirtmişlerdir. Onlar bu şartı öne sürerken Hz. Peygamber’in İbn Ömer tarafından bildirilen aşağıdaki uygulamasından yola çıkmışlardır.[108]

Malikilerden bu görüşte olan başkaları da vardır.[109]

Nafi’ şöyle demiştir:

İbn Ömer ile onun arazisine gitmek üzere yola çıktık. Bu sırada birisi geldi ve ‘(Hanımınız) Safiyye bintü Ebi Ubeyd ağır hasta, yetişmeye bak’ dedi. Bunun üzerine süratle yola çıktı. Yanında Kureyş’ten bir adam vardı. Güneş battığı halde namaz kıldırmadı. Halbuki benim bildiğim o, namazlarını vaktinde kılardı. Geciktiğini görünce ‘Allah hayrını versin, namaz’ dedim. Bana baktı ve sonra yoluna devam etti. Şafağın son vakti olunca hayvanından indi ve akşam namazını kıldı. Sonra şafak kaybolunca yatsı için kamet getirdi ve bize namaz kıldırdı, sonra bize dönerek ‘Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.) böyle yapardı’ dedi.”[110]

b. Mübah Bir Yolculuk Olması

Bu şart Malikiler tarafından öne sürülmektedir. Namazların birleştirilebilmesi için yolculuğun ya sevap kazandıran bir yolculuk olması (hac ya da sıla-i rahim gibi) veya mübah bir yolculuk olması (rızık için yolculuk gibi) gerekmektedir. Günah işlemek için gidilen bir yolculukta namazların birleştirilmesi caiz değildir.[111]

c. Mesafe Kat Edilmek İstenmesi

Bu şart da Malikilerden İbn Habîb tarafından ileri sürülmektedir. Şafiî’nin de aynı görüşte olduğu söylense de bu hatalıdır. Çünkü Ebu Bekir İbnü’l-Arabi (v. 543/1148)’nin dediği gibi zaten yolculuktan maksat mesafe kat etmektir.[112]

 

[90] Ali Sayis, Mahmut Şeltut, Mukayeseli Mezhepler Hukuku, s. 61-62.

[91] Yunus Apaydın, TDV, İlmihal, 1/330.

[92] Şafiî, el-Ümm, 1/77; Şirbini, Muğnî’l-Muhtâc, 1/272.

[93] Gazali, Vasit, 2/256.

[94] Nevevî, Minhac, 1/20.

[95] Zekeriyya el-Ensari, Menhecü’t-Tullab 1/18.

[96] Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/104.

[97] İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/58.

[98] Nevevî, el-Mecmu’, 4/274-275.

[99] Abdülaziz Bayındır, “Namazların Birleştirilmesi”, Seferîlik ve Hükümleri, s. 369.

[100] İbn Rüşd, el-Bidaye, 1/183.

[101] İbn Rüşd, el-Bidaye, 1/183.

[102] Devvâni, Fevâkih, 2/269.

[103] Bayındır, “a.g.m.”, s. 369.

[104] Merdavi, el-İnsaf, 2/334.

[105] Kırbaşoğlu, a.g.e., s.129.

[106] Kitab ve Resail ve Feteva İbn Teymiyye Fi’l-Fıkh, 22/292.

[107] Meclisî, Biharu’l-Envâr, 69/338.

[108] Kırbaşoğlu, a.g.e., s. 121.

[109] Ebû Abdillah el-Mağribî, Mevâhibü’l-Celil, 2/3.

[110] Nesâî, “Mevakıt”, 40.

[111] İbn Rüşd, el-Bidaye, 1/183.

[112] Kırbaşoğlu, a.g.e., s. 122.

 

 
Kapa