| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| Namazların Birleştirilmesi VI |
|
| Yazar Lokman Yılmaz | |
| 18 12 2007 | |
B. HAZARDA CEM’:
Yukarıdaki bölümde seferîlik halinde namazların birleştirilmesi ile ilgili nassları ve bu konudaki görüşleri ele aldık. Bu bölümde sefer hali bulunmadan namazların birleştirilmesi ile ilgili konuları, görüşleri ve delilleri ele alacağız. Cumhurun genel kanaati namazların birleştirilmesinde seferîliğin tek neden olmaması yönündedir. Sefer haricindeki bir takım mazeretler de namazların cem’ine sebep olabilmektedir. Hadislerde ve klasik kaynaklarda fazlaca yer verilmesi sebebiyle biz de doğa olaylarından yağmur ve kar gibi, namazı vaktinde cemaatle kılmayı engelleyecek korku ve hastalık gibi mazeretleri birer başlık halinde sunduk. Bunların haricindeki mazeretleri – ki birçoğu güncel mazeretlerdir – ayrı bir başlık altında toplamayı uygun gördük. Ancak Cumhurun cem’in sınırları hususundaki görüşleri farklıdır. Yukarıda sayılan hususlardan bazıları tüm yönleriyle, bazıları da bazı yönleriyle ya da bazı şartlarla Cumhur tarafından kabul edilmektedir. 1. YAĞMUR, KAR, RÜZGÂR, SOĞUK VE ÇAMUR SEBEBİYLE CEM’:
Yağmur, kar, dolu ve şiddetli soğuklar namazın cemaatle kılınmasını bazen zorlaştırabilmektedir. Cemaatle namazın zorunluluğu ya da ehemniyeti mezheplere göre farklılık arz ettiği için bu durumların mazeret olarak kabul edilmesinin seviyeleri de değişiklik göstermektedir. Mesela Hanbelilerde namazların cemaatle kılınması zorunluluğu bulunduğu için cem’in sınırları bu mezhebe göre daha geniştir.
Şafiîler yağmurlu havalarda namazların takdim yoluyla kılınabileceğini hususunu kabul etmişler, ancak tehir yoluyla kılınması hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir. Nevevî tehir yoluyla cem’in iki yönü olduğunu belirtmiştir. Cem’i tehirin caiz olmaması yönündeki kavli zikrederek şöyle der: “Çünkü namazlar tehir edildiğinde yağmurun kesileceği kesin olarak bilinmemektedir.”[113] Şafiî’nin kavli cedidine göre takdim caizdir, tehir ise caiz değildir.[114] Gene Nevevi tarafından bildirildiğine göre Şafiî’nin metinlerinde, Şafiî fakihlerinin yolunda ve mezhebin meşhur görüşlerinde maruf olan, çamurdan ve rüzgârdan dolayı cem’ caiz olmaması yönündedir. Ancak gene onun belirttiğine göre mezhepte İbn Hanbel ve İmam Malik’in yolundan giden fakihler vardır. Ebu Süleyman el-Hattabî (v. 288/998) bunlardandır.[115] Mezhepteki meşhur görüş ise mezkur sebeplerin hadislerde belirtilmemesi dolayısıyladır. Daha sonra gelecek olan hastalıktan dolayı cem’ de bu sebeple kabul edilmemiştir.[116] Cuma namazına gelince, eğer yağmur ya da sefer durumu varsa ikindi namazının Cuma namazı ile birlikte takdim yoluyla kılınması caizdir.[117]
Hanbeliler de yağmurdan dolayı namazların cem’ edilebileceği görüşündedirler. Ancak ‘işaeyn (akşam ile yatsı) arasında cem’in yapılabileceğini söylerler. Zuhreyn (öğle ile ikindi) arasında yağmur sebebiyle cem’ ise caiz değildir.[118] İbn Kudame (v. 620/2223) ise yağmurlu havalarda akşam ve yatsı namazlarının birleştirilmesinin sünnetten olduğunu bildirdikten sonra sahabe uygulamalarını örnek göstermektedir. Sahabeden İbn Ömer ve Ebân b. Osman da böyle yapmışlardır. Onların döneminde bu konuda bir muhalefet yoktur; bu bir icma’dır.[119] Karanlıktan ve elbiseleri ıslatmayacak kadar yağmurdan dolayı namazların cem’ edilmesi caiz değildir. Öğle ile ikindi arasında olmamak kaydıyla kar, soğuk, çamur ve şiddetli yağmurdan dolayı da namazlar cem’ edilebilir. Çünkü bu durumlar hüküm olarak yağmura tabidirler.[120] Ahmed b. Hanbel’den yağmurlu havalarda namazların cem’i için ek bir şart bildirilmiştir. O da, ufuktaki kızıllık kaybolmadan önce yağmurla karanlığın birbirine karışmış olmasıdır.[121] Yani akşam namazı vakti içerisinde yağmurla birlikte zifiri karanlık olmalıdır ki namazların birleştirilmesinin cevazı gerçekleşsin. Akşam ile yatsının da cem’ edilebileceğini söyleyen Hanbeliler de vardır. Onların karanlığa kıyas ederek ’işaeynin cem’ yoluyla kılınabileceğini söylemeleri hatalı bulunmuştur. Çünkü karanlık ve yağmur bir arada oldukları zaman ancak meşakkat doğurmaktadır. Ayrıca İbn Hanbel’den rivayet edildiğine göre yağmurlu havalarda öğle ile ikindi arasındaki cem’in varlığına dair bir bilgi onun eline ulaşmamıştır.[122] Şiddetli rüzgâr ve soğuktan dolayı cem’ için Hanbelilerde racih olan görüş, Buhârî-Müslim’in İbn Ömer’den rivayet ettiği “Resûlullah (s.a.s) yağmurlu ya da şiddetli rüzgârın olduğu bir gecede müezzinine (duyuru yapmasını) şöyle buyurdu: Namazlarınızı evlerinizde kılın” hadisine dayanmaktadır.[123] Malikilere göre hazardayken de namazları birleştirilebilir. Cem’ yağmura has ruhsat değildir. Yağmur olmadığı halde karanlık ya da çamur dolayısıyla da namazlar cem’ edilebilir. Bunların yanında veya bunlardan müstakil olarak yağmur varsa bu durumda da namazlar cem’ edilebilir. Akşam namazını biraz geciktirir, sonra akşamı ve onun ardından da şafak kaybolmadan önce yatsı namazını kılar.[124]
Sahnun b. Abdisselâm (v. 240/854) el-Müdevvene’de şöyle yazar: “İbn Kasım’a hazardayken yağmur ve çamurdan dolayı öğle ve ikindi namazlarının birleştirilip birleştirilemeyeceğini sordum. ‘Hazardayken öğle ve ikindi birleştirilemez. (Malik) öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsı gibi görmüyordu’ dedi.”[125] Malikilerde akşam ile yatsı namazlarını yağmurlu akşamlarda kimlerce birleştirilebileceği hususunda dikkat çekilen bir nokta vardır. Kendisi akşam namazını evinde kıldıktan sonra mescide gelen birisi, mesciddekilerin akşam ile yatsıyı cem ettiklerini görse ve yatsı namazını kıldıklarını görse o da onlara katılıp yatsı namazı kılamaz.[126] Bu İmam Malik’e göre böyledir. Çünkü insanlar kendilerine kolaylık olsun diye namazları cem’ etmişlerdir. O kişi onlarla birlikte akşam namazını kılmadığı için, akşam ile yatsıyı cem’ edenlerle birlikte yatsıyı kılamaz. Yatsı namazının vaktinin girmesini bekleyip yatsıyı kendi vaktinde kılmak zorundadır.[127] Caferilerde de namazlar yağmurlu havalarda cem’ ederek kılınabilir. Caferi es-Sadık (v. 148/773)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Babamı ve dedem Kasım b. Muhammed’i gördüm, yağmurlu bir akşamda imamlarla birlikte akşam ile yatsıyı cem’ ettiler. Arada da bir şey kılmadılar.”[128] Hz. Ali’den de Peygamberimiz (s.a.s.)’in yağmurdan dolayı birleştirdiği rivayeti vardır ve bu defalarca yapmıştır.[129] 2. KORKU SEBEBİYLE CEM’:
Korku da namazları birleştirebilme için mazeret oluşturabilir. Bu da namazların cemaatle kılınmasının istenmesi durumunda ortaya çıkan özürlerden birisidir. Mescide ulaşmak için kullanılan yollar güvenli olmayabilir. Ayrıca abdest almak için bulunulan mekandan çıkmak durumunda kişinin canına,dinine, aklına, malına ya da namusuna zarar gelme ihtimali olursa, bu durum da namazların birleştirilmesine konu olabilmektedir. Şafiîler’de maruf olan görüşe göre rüzgâr ve karanlıktan dolayı caiz olmadığı gibi korku dolayısıyla da caiz olmadığı şeklindeyken, Şafiîlerden Kadı Hüseyn korku ve hastalıktan do.layı cem’in seferîlikte olduğu gibi takdim ya da tehir yoluyla kılınabileceği görüşündedir. Daha sonra gelenlerden de aynı görüşte olanlar çıkmış ve bu görüş kuvvet kazanmıştır.[130]
Hanbelilerden Merdâvî (v. 885/1480)’nin naklettiğine göre Ahmed b. Hanbel’ce korku sebebiyle namazların birleştirilmesi, hastalık vb. mazeretler sebebiyle olduğu gibi açık olarak mübah görülmüştür.[131] Buna izin verilmesinin sebebi de cemaate yetişme gayesi dolayısıyladır.[132]
Malikiler de korkudan dolayı namazların birleştirilebileceğine kail olurken İbn Abbas tarafından rivayet edilen şu hadise dayanmaktadırlar: “Resûlullah (s.a.s) Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı korku ve sefer olmadığı halde cem’ etti.” Bu ise korkudan dolayı cem’in evleviyetine delalet etmektedir.[133] Caferilerde korku namazların birleştirilmesi için bir mazeret sayılmaktadır. İbn Cündeb’den rivayet edildiğine göre öğle ve ikindi namazlarının cem’ edilerek kılınması korku durumu varsa caizdir.[134] 3. HASTALIK SEBEBİYLE CEM’:
Kişinin idrarını tutamaması ve kadınların istihazesi cem’ için başlıca mazeretlerdir. Emzikli kadın da cem’ yönünden yukarıdakilere dahil edilmiştir. Bunların dışında zaaf ve halsizlik, ishal, şuurunu kaybetme korkusu, bayılma korkusu, titremeli sıtma ve baş dönmesi gibi hastalıklar da cem’ için mazeret konusu olabilmektedir.[135] Hastalık konusunda da Cumhur benzer görüşler belirtmişlerdir. Bu görüşler de hastalıktan dolayı cem’in cevazı yönündedir. Ancak Şafiîler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Hastalığı özür kabul edenlerin temel dayanağı Hz. Peygamber’in Hamne bintü Cahş ve Sehle bintü Sehil adlarındaki iki kadına istihaze kanından dolayı cem’ için izin vermesidir.[136]
Şafiîlerde korku, rüzgâr, çamur ve hastalık durumlarındaki cem’in cevazına ilişkin maruf olan görüşün benzer olduğunu daha önce söylemiştik. Şafiîlerde asıl olan cem’ yağmurdan dolayı yapılan cem’dir (Malikilerin ve Hanbelilerin kabul ettiği diğer durumlar ise mezhep alimleri arasında ihtilaf vaki olmuştur). Hastalık da diğer durumlarda olduğu gibi cem’ için mazeret kabul edilmezken aksi görüşte olanları sayısı da dikkat çekicidir. Hastalığı cem’e mazeret olarak kabul edenlerin en önemlileri Kadı Hüseyn, İbn Makarri, Mütevelli ve Ebu Süleyman el-Hattâbî’dir. Şafiîlerdeki bu ihtilafın sebebi yağmur dışındaki mazeretlerin Peygamberimiz (s.a.s.)’den nakledilmiş olmamasıdır. Sarih bir ifade olmadıkça kesin olarak bildirilen namaz vakitleri tahsis edilmemelidir. Kaldı ki Hz. Peygamber birçok kere hasta olmuştur, ancak onun namazları cem’ ettiğine dair bir rivayet ulaşmamıştır.[137]
Hanbelilerde hastaların namazlarını cem’ etmelerine izin vardır. İbn Davyan (v. 1353/1934) şöyle demektedir: “Mukim olan hastanın namazları cem’ ederek meşakkatten kurtulması Müslim’in İbn Abbas’tan rivayet ettiği ‘Hz. Peygamber Medine’de korku ve sefer olmaksızın namazları cem’ etti’ bir başka rivayette ‘korku ve sefer olmaksızın’ hadisine göre mubahtır. Özürsüz cem’in caiz olmadığında icma olduğuna göre geriye hastalık kalmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber istihazeden dolayı namazları cem’ etmeyi emretmiştir; istihaze ise bir çeşit hastalıktır.[138] Hanbelilerde, hasta namazları seferîlikte olduğu gibi dilerse takdim dilerse tehir yoluyla kılabilir. Eğer takdim ve tehir yoluyla kılması kendisi için eşit ise o zaman tehir yoluyla kılması evladır. Çünkü tehir, takdime göre evladır. Hastanın her namazı kendi vaktinde kılması için zorlanması onu sıkıntıya sokacaktır.[139]
Malikilerde de hasta namazları cem’ edebilir. Fukaha sefer hali ile hastalığı kıyas ettiklerinde hastalıkta meşakkatin fazla olduğunu görmüşlerdir. Sa’d b. Malik, Said b. Zeyd ve Usame b. Zeyd de seferîlikteki meşakkatin hastalıktakine göre az olduğu kanaatinde olanlardandır.[140] Günümüzde seferîlik ile hastalık arasında meşakkat yönünden kıyaslama yapıldığında hastalığın seferîliğe göre bünyesinde daha fazla sıkıntı barındırdığı görülecektir. Bu da fukahanın bu konudaki isabetini göstermektedir. Malikilere göre hastalıkta caiz olan cem’, cem’i takdimdir.[141] Eğer namazları cem’ eden hasta ikinci namazın vaktinde hastalıktan kurtulursa ikinci namazı iade etmesi gerekmez.[142] Caferilerin bu konudaki ruhsatı diğer cem’ çeşitlerinde olduğu gibi daha geniştir. İbn Cündeb’den rivayet edildiğine göre kişinin hastalık ve seferîlik gibi bir özrü varsa öğle namazını kılıp ardından da ikindi namazını kılabilir.[143] 4. MEZKUR SEBEPLER DIŞINDA DİĞER DURUMLARDA CEM’:
Yukarıda sayılan sebeplerin haricinde, hazardayken kişinin namazlarını birleştirmesi için bazı mazeretler oluşabilir. Bu mazeretlerin sıkıntı mertebeleri çok çeşitlilik arz etmektedir. Genelde de bu mazeretlerin güncel mazeretler olduğu göze çarpmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda sıralanmıştır; ancak bu maddelerin hepsinin mazeret olarak kabul edilip edilmemesi tartışmaya açıktır:
v Ameliyat yüzünden doktor, namazını kaçırabilir. v Ebe doğumda iken namaz vakti çıkabilir. v Boğulmak tehlikesi olan bir insan kurtarılmaya çalışılırken namaz vakti çıkabilir. v Ameliyat olan hasta namazları vaktinde kılamayabilir. v A’mâ olan vakti bilmediği için, bir namazı kaçırabilir. v Dağda, çölde, kışta kalıp vakitleri anlamaktan zorluk çeken olabilir. v Namaz kılarken önemli bir malı çalınabilir. v Güvenlik görevlisi, namaz kılarken canına veya iş yerine zarar gelebilir. v Bir iş yerinde, namaz kıldırmayabilirler. Başka bir iş araması gerekli olmakla birlikte bu süre içinde namaz kılmak için izin alması mümkün olmayabilir. v Namaz kılarken düşmanlar, anarşistler veya eşkıyalarca bir zarar verme ihtimali olabilir. v Yeni Müslüman olmuş kimse, namaz kıldığı görülürse bir zarara uğrayabilir. v Ailesi ve yakınları kişinin namaz kılmasına izin vermeyebilir. v Hanefi biri için uçakta abdest alması ve namaz kılması zor olabilir. v İmtihana giren kimseler namaz vaktini kaçırabilir. v Mescidi olmayan otel, restoran, havaalanlarında, uluslararası toplantılarda, gayr-i müslimlerin de katıldığı iftar yemeklerinde namaz kılma mümkün olmayabilir. v Önemli bir toplantıda bulunan bir memur, toplantı esnasında namazı kaçırabilir. v Trafik problemi çekilen bir yerde, arabası ile giderken trafik sıkışıklığından dolayı eve ulaşamayan kişi için, yolda da abdest alıp namaz kılacak ortam bulmak mümkün olmayabilir. v Ders saatleri uygun gelmeyen öğrenciler, abdest alacak ve namaz kılacak yer bulamayabilir. v Abdest alınacak yer bulunamayabilir. v Esir düşen Müslüman abdest ve namaz kılacak imkan bulamayabilir. v Elbisesinde pislik olan kişi elbisesini temizleme ya da değiştirme imkanı bulamayabilir. v Makinistlerin trende namaz kılmaları sıkıntı doğurabilir. v Hanefi mezhebine mensub biri otobüsü namaz vakti durdurması mümkün olmazsa ya da bu sıkıntı verirse diğer mezhepleri taklit ederek cem’ edebilir. Caferilerde kişinin ufak ekonomik kaygılar sebebiyle dahi namazların cem’ine izin verildiğini görüyoruz. Ebu Muhammed’e “Elimdeki işi bırakıp (namaza gittiğimde) müşteri de beni terk ediyor” diye şikayette bulunan birine “Öğle ile ikindiyi nasıl kolayına geliyorsa o şekilde birleştir” karşılık vermiştir.[144] Ali Rıza’dan da benzer bir uygulama nakledilmektedir. O elindeki müşteriyi kaybetmemek için farzları ve nafileleri bir arada ve bir mekanda kılmıştır.[145]
[113] Nevevî, el-Minhac, 1/20. [114] Nevevî, a.g.e., 1/21. [115] Nevevî, el-Mecmu’, 4/321. [116] Nevevî, a.g.e., 4/321. [117] Heytemi, el-Menhecü’l-Kavîm, 1/364. [118] Behûtî, Keşşâfu’l-Kına’, 2/7. [119] İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/58. [120] Behûtî, a.g.e., 2/7. [121] İbn Davyan, Menaru’s-Sebîl, 1/134. [122] İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/203. [123] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/291. [124] Sahnun, el-Müdevvene, 1/110. [125] Sahnun, a.g.e., 1/115. [126] Abderi, et-Tac ve’l-İklil, 2/157. [127] Sahnun, Müdevvene, 1/115. [128] Meclisî, Bihar’l-Envâr, 69/333. [129] Meclisî, a.g.e., 69/333. [130] Nevevî, el-Mecmu’, 4/321. [131] Merdâvîi, el-İnsaf, 2/359. [132] İbn Müflih el-Makdisî, el-Füru’, 2/59. [133] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/292. [134] Meclisî, Biharu’l-Envâr, 69/338. [135] Kırbaşoğlu, a.g.e., s. 133. [136] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/289. [137] Nevevî, el-Mecmu’, 4/321. [138] İbn Davyan, Menaru’s-Sebil, 1/134. [139] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/289. [140] Sahnun, el-Müdevvene, 1/116. [141] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/289 [142] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/289 [143] Meclisî, Bihâru’l-Envâr, 69/338. [144] Meclisî, Biharu’l-Envâr, 69/337 [145] Meclisî, Biharu’l-Envâr, 69/336
|