Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Üfürükçülük E-Posta
Yazar Prof. Dr. Hayrettin Karaman   
06 12 2007
Dinin toplum hayatında yeri olmasını istemeyenler, dini -sanki mümkünmüş gibi- ferdin vicdanına bırakmak, özel alanın -sınırı neyse- dışına çıkarmamak için çırpınanlar, çok tabîî bir dini uygulama veya din özgürlüğünü kullanma karşısında bile "laiklik elden gidiyor" yaygarası koparanlar son günlerde, İstanbul Müftülüğü'nde çalışan bir danışmanın Kur'an okuma ve dua tavsiyesine taktılar, ortalık toz duman, bu eleman atılırsa ve bir daha insanlara dua ve şifa için Kur'an okuma tavsiye edilmezse Türkiye çağdaşlaşacak, kalkınacak, bütün problemler çözülmüş olacak!

Olay:

İstanbul Müftülüğü'nde bir aile danışma birimi var (başka birkaç müftülükte daha var), aile ile ilgili problemi olan vatandaşlar birçok resmi veya sivil, laik ve seküler mercilere başvuruyorlar, bazıları da -belki oralara da başvurduktan sonra- bir de müftülüğe geliyor, müftülükte bu konuda nisbeten yetişmiş, ilgili kurumlarda ders almış, formasyon kazanmış elemanlar var, bunlar da gelenlere yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bu arada bir danışman, kocasından şiddet gören ve çare soran bir kadına boşanmayı, kendi başına ayakta durmanın çarelerini aramayı, kocasını tedavi ettirmeyi, polise başvurmayı... tavsiye ettikten sonra -kadına tahammül gücü vermek, moralini takviye etmek için- dua etmeyi, namaz kılmayı ve Kur'an okumayı da tavsiye ediyor. Olayın üzerinde en fazla durulan, âdeta kıyamet koparılan kısmı ise "Felak ve Nas surelerinin okunup suya üfürülmesi ve bu suyun aile fertlerine içirilmesi."

Maksat:

Olayı medyaya yansıtan, Diyanet yetkililerine soru üstüne soru yağdıran, basına açıklamalar yapan, konuyu Meclis'e taşıyıp ilgili bakana soru yöneltenlerin maksadı ne? Üzüm yemek mi (yani bir yanlışın düzeltilmesini ve dinde olan ne ise onun yapılmasını sağlamak mı) yoksa bağcıyı dövmek mi (yani Diyanet'i yıpratmak, faydalı hizmetler veren danışma birimlerini kaldırtmak, dini hayatın güçlenmesini engellemek, insanları dinden soğutmak mı?)

Maksadın ikinci şık olduğunu ispat eden davranış ve ifadeler var.

İşte bazı örnekler:

Milliyet, 19.8.2006

"Hurafe soruşturması. Diyanet, İstanbul Müftülüğü Aile Bürosu'nun "okunmuş su' öğüdüne soruşturma başlattı. CHP'liler "Hurafelerle uyutuyorlar" derken, kadın kuruluşları büroların Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürdü."

Birten Gökyay (Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı): "Atatürk'ün çağdaş ilkeleri varken, hurafelere inanmıyoruz. Dini inanç, toplumsal yönetim şeklinde ele alınamaz. Yoksa nasıl Ortaçağ zihniyetine götürdüğü malumdur. Üyelerimiz bu bürolara gidip denetimler yapacak."

"CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Kesimoğlu, "üfürükçülük" yapıldığını iddia ettiği danışmanlık büroları konusunu soru önergesiyle Meclis'e taşıyor."

Gazeteci, başkan yardımcısına soruyor:

"2 yıldır hizmet veren bu bürolar 6 bölgede açılırken, 20 bölgeye çıkarmak isteniyor. Hizmetin kalitesini kontrol edemediğinizi söylüyorsunuz. Neye dayanarak büroların sayısını çoğaltmaya çalışıyorsunuz?"

Konuya devam edeceğim.
 
II
Prof. Dr. Aysel Ekşi yüksek perdeden şöyle buyurmuş: "Ülkeyi İslam dininin kurallarıyla yönetmeye kalkışan ülkelerde yöneticilerin etkilemeye ve değiştirmeye ilk çabaladıkları kişilerin kadınlar olduğunu biliyoruz. Çünkü gelecek kuşaklara şekil verecek olan onlardır. Ülkemizde kadınların sorunlarına çözüm arayan çok deneyimli, yetişmiş, güvenilir binlerce uzman var. Çok sayıda gönüllü kuruluş veya özel kurumlar da kadınların ve çocukların sorunlarıyla uğraşmakta. Bu kadar sayıda uzman dururken İlahiyat Fakültesi mezunlarının bu alanda işi nedir? Aile içi eğitim, neden din adamlarının insafına bırakılır? Öyle görülüyor ki bu tamamen planlı, ideolojik ve çok tehlikeli bir tercihtir."

Laikçi oldukları için bu kelimeyi sevmeyenler "laikçilik diye bir şey yok, laiklik var o kadar" diyorlar. Onlara tavsiyem yukarıdaki satırları dikkatle okumalarıdır; çünkü bu satırlar aynı zamanda bir "laikçi fotografı"dır. Evet bizim laikçi adını verdiğimiz tipin fotoğrafı bu, tanımı ise şudur: "Dinin sosyal hayatta yerini kabul etmez, ona göre laiklik din karşısında bir din, bir ideolojidir, onun uğrunda demokrasi, insan hakları ve hürriyetleri kurban edilebilir, oluk gibi kanlar akıtılabilir, insanlar asılabilir. Din bireyin özel alanında, vicdanında olmalı, sosyal hayatta görünür bile olmamalıdır..."

Tamamının laikçilerden olduğu anlaşılan yaygaracıların dayanakları çürük; şöyle ki:

1. Ülkeyi İslam ile yönetmek isteyen ilk mürşid Hz. Peygamber'dir ve o kadınları kölelikten kurtarmış, insanlıkta ve fırsatta eşit hale getirmiştir. Bugün şeriat ilan eden bazı ülkelerin kadını değiştirme teşebbüsünden değil, dört duvar arasına mahkum ettiğinden söz etmek daha doğru olur.

2. Bugün Diyanet'in başında bulunan zat aynı zamanda bir hukukçudur, neyin kanunlara aykırı olduğunu gazetecilerden iyi bilir, aile danışma birimlerinin hukuki dayanağı mevcuttur.

3. Sivil ve resmi birçok kurum ve kuruluş aile problemleri ile meşgul oluyor, problemin hacmı karşısında bunların faaliyetleri ve çareleri devede kulak kabilinden olsa bile takdire değer. Buralarda bulunan uzmanlar her şeyin alimi olmadıkları gibi birçoğunun, toplum değerlerimize yabancılaşmış oldukları da bir gerçektir. Onların teklifleri, tavsiye ve çözümleri çoğu zaman dinle çatışıyor; Freud'a takılıp kalanları, Müslümanlara zina yolu gösterenleri olduğunu da biliyoruz. Evet buralarda bir ilahiyatçıya büyük ihtiyaç var; bu ilahiyatçı hem o uzmanlara İslam'ı öğretir (gerektiğinde İslam hakkında doğru bilgi verir) hem de problemi olan vatandaşlar içinden dinine bağlı olanlara yardımcı olur, dini kullanarak yanlış yollara yönlendirilmiş olanların yolunu düzeltir, hurafe ile dinin gerçeklerini, selahiyetle birbirinden ayırır.

4. "Öyle görülüyor ki bu tamamen planlı, ideolojik ve çok tehlikeli bir tercihtir" cümlesi tehdit ve jurnal kokuyor; laikçiler bunu hep yaparlar.

Diyanet yetkililerinin tavrı:

Kendilerini baskı altında ve taarruz karşısında hisseden yetkililer bence gereğinden fazla savunmaya geçmişler. Ortada bir komplonun olduğu açık. Evet uzman "suya sure okuyarak içme ve içirme" tavsiyesinde bulunmuş, ama bu o kadar büyütülecek bir olay değil ve medyanın düzenlediği gibi de değil; önce herkesin söyleyebileceği makul şeyler söylenmiş, sonra dua ve sonra okuma tavsiye edilmiş. Ayrıca daha sonra yapılan bir görüşmede aynı uzmanın verdiği cevapların da değerlendirmeye alınması gerekirdi:

N.M. (Uzman): Buyrun sizi dinliyoruz, sorununuz nedir?

- Evleneceğim adam başımı kapatmamı istiyor, sizce ne yapmalıyım?

N.M.: Bu konuyu aranızda konuşarak halletmelisiniz?

- Beni hiç dinlemiyor ki!

N.M.: Onunla konuşmalısınız, sizi böyle kabul ediyorsa evlenin, etmiyorsa evlenmeyin.

- Aslında iyi bir insan. Sırf bu yüzden ayrılmak da olmaz ki. Okunmuş su içsem faydası olur mu?

N.M.: Olmaz öyle şey. Okunmuş suyla sorun çözülmez.

- Ama gazetede sizin okunmuş su tavsiye ettiğiniz yazıyor. Ben de denesem faydası olmaz mı?

N.M.: Biz üfürükçü değiliz, burası devletin resmi kurumu. Biz buraya gelenlere dua etmelerini söylüyoruz ama böyle okunmuş su falan gibi şeyler söylemeyiz.

- Suya dua okusam olmaz mı?

N.M.: Olmaz, sorunlarınızı çözemiyorsanız bir aile terapistine başvurun, mutlaka bir uzmandan yardım alın. Biz psikolog değiliz, yalnızca dini konularda yol gösterebiliriz.

Bu konularda gazetecilerin değer hükmü vermeden önce yetkililere, öğrenmek için sormaları gerekir. Onlar sormadan hükme varıyor, abartıyor, yayıyor, mahkum ediyor, sonra linç girişiminde bulunuyorlar.

Geriye bir konu kaldı, o da dua ve Kur'an âyetlerinin şifa için okunması, üflenmesi ve nihayet suya üflenerek içilmesi. Bunu da gelecek yazıda ele alalım.
 
III
 
Birkaç maddeci, pozitivist, inkarcı gürültü çıkardı diye hemen 'duanın ve şifa için Kur'an okumanın, namaz kılmanın, umreye gidip orada dua etmenin...' dinde olmadığından, hurafe olduğundan söz etmek gerekmiyor. Onları memnun veya tatmin etmenin yolu dini inkar etmek, mümkünse yok etmektir. Onlara göre 'asılsız, akla aykırı, bilime ters, çağdışı' olan yalnızca okuyup suya üfleyip içmek değil, 'imanı, ibadeti, helal-haramı, sosyal düzeni ve ahlakı ile dinin ta kendisi'dir. Biz inananların anlayışı ve tavrı bence şu olmalıdır: İnanma/iman bir hidayet meselesidir, hidayetin bir ucu kulun iradesine diğer ucu da Allah'ın -kulun iradesi doğrultusunda olacak- muradına bağlıdır. Bu dünyada kimse inanmaya zorlanamaz ve zorla iman olmaz. İnananlar inandıkları gibi, inanmayanlar da kendi dünya görüşleri çerçevesinde yaşamakta serbest olurlar ve herkes din/dinsizlik özgürlüğüne saygı gösterir.

Duanın birçok maddi hastalığı iyi ettiği, hastanın iyileşmesinde tartışmasız etkileri bulunduğu konusu sayısız tecrübe ile sabit olmuştur. Bize ahlakı, davranışı kötü birinden bahsedildiğinde 'Allah ıslah etsin!' diye dua ediyoruz. Bu duanın manası nedir? Duanın, kötü huyun değişmesinde bile etkili olacağı değil midir? Karısını döven bir adamı yola getirmek ve kadını kurtarmak için bütün tedbirlere başvurduktan sonra adamın ıslahı için dua etmek neden dine aykırı olsun! Duanın kabul şansını arttıran ibadetler vardır; bunlardan biri namazdır; bu sebeple namazdan sonra dua ederiz. Bazı müctehidlere göre namaz içinde ve özellikle secde halinde de dua edilebilir. Diğerleri hac ve umredir; orada da çeşitli durumlarda duanın kabul edileceğine dair hadisler vardır. Ayrıca umrenin, insanlar üzerinde güzel etkileri olduğu da yüzlerce tecrübe ile ortaya çıkmıştır.

Kur'an'ın bazı âyetlerinin ve surelerinin hem şifa için hem de korunmak için okunacağına, bazı sureler okunduktan sonra avuca üflenip vücuda sürüleceğine dair de sayısız sahih hadis mevcuttur. Bunları Peygamberimiz (s.a.) hem yapmış, hem de tavsiye etmiştir. Bırakalım inkarcılar yalnızca maddi tedbirler ile korunsunlar, iman edenler de bunlara ek olarak Allah'a sığınma, okuyup üfleme tedbirine de başvursunlar. Biz onları kınamayalım, onlar da bizi kınamasınlar.

Evet, suya üfleyip içme ve içirmeye dair bir Peygamber tavsiyesini veya uygulamasını ben de bilmiyorum. Ama ele üflemeye oldukça yakın bir uygulama olduğu için geleneğimizde uygulanmıştır.

Peki dinde yasak olan üfürme nedir?

Dinde yasak olan üfürme, ne idiği bilinmeyen sözleri tekrarlayarak üfürmektir, bir takım rakamları ve ilmî-dinî dayanağı olmayan formülleri kullanmaktır. Maddi ve tabîî tedbirleri ihmal ederek yalnızca okuma ve dua ile yetinmektir. Dinde bir de üfürükçülük yasaktır; bundan maksat ise yukarıda açıkladığımız 'yasak üfürme' işini meslek edinmek ve bununla geçinmektir. Büyü yaparak, cinleri kullandığını iddia ederek, maddi ve gerekli tedbirleri engelleyerek bu yoldan para kazanan, insanımızı aldatan, mal ve canlarını zarara sokan bu üfürükçüleri engellemenin bir yolu da dinde meşru olan manevi tedbirleri, ehliyetli din görevlilerinin tavsiye etmesi, halkın moralini bu yoldan da güçlendirmesi ve onları büyücülere, cincilere muhtaç etmemesidir.
 
Kapa