| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Fıkhi Duyarlılığımız |
|
| Yazar Tuba Kayahan | |
| 04 12 2007 | |
|
İslâm, insanın
yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz
kılmıştır. Her Müslü-manın dinî görevlerini yerine getirecek, helâl ile
ha-ramı, hak ile batılı birbirinden ayırt edecek kadar bil-gi sahibi
olması farzdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.): "İlim tahsil etmek her
Müslüman erkek ve ka-dına farzdır." (1) buyurmuştur. Müslüman için
namaz kılmak zaruridir. Bu sebeble namazın farzlarını, eda edecek kadar
şart ve erkânına ait bilgileri edinmek onun için farz olur. Yine vacibi
edâ etmek için gerekli bilgileri edinmek vacib olur. Zira farzı yerine
getir-meye vesile olan şey farz, vacibi yerine getirmeye sebeb olan
bilgi de vacib olur."(2) Aynı zamanda her Müslümanın bulunduğu hal ile
ilgili ilimler öğrenmesi üzerine farzdır. Meselâ: Fakir durumda olan
bir mü' mine zekât veya hacc ibadeti ile ilgili ilimler farz de-ğildir.
Ancak aynı mü'min; nisab miktarından fazla mala sahip olursa, zekât ile
ilgili ilimler "Farz-ı Ayn" hale gelir.
Kur'an-ı Kerim'de: "Nerede olursanız olun, velev ki tahkim edilmiş yüksek kalelerde bulu-nun, ölüm size gelip yetişir. Eğer onlara bir iyi-lik dokunursa "Bu Allah katındandır." derler. Şayet onlara bir fenalık dokunursa "Bu senin katındandır (senin yüzündendir)" derler. De ki: Hepsi Allah katındandır. Böyle iken onlara, o kavme ne oluyor ki (kendilerine söylenen) hiç-bir sözü anlamaya yanaşmıyorlar."(4 Nisa, 78) hükmü beyan buyrulmuştur. Bu âyet-i kerime'de geçen "Lâ yefkahûne" hükmünün muhatapları müna-fıklardır. Hepsi de "Arapça" konuşmaktadırlar. Bu durumda Kur'an-ı Kerim'in zahiri manalarını anlama-ları ve Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'i dinlemeleri kaçınılmaz-dır.(3) Peki anlamadıkları nedir? İşte bu noktada "Yefkahûne" ibaresi karşımıza "İnce anlayış ve keskin idrak" olarak çıkmaktadır. Her fenalığın, hatta küfür ve şirkin de başı bilgisizlik ve cehalettir. İslâm'a göre ilim ve hikmet mü'minin kaybolmuş malıdır; mü'min, yerine ve söyleyene bakmaksızın onu nerede bulur-sa alır. Küfrün ne demek olduğunu bilen bir kimse kafir olmaz. şirkin ne demek olduğunu bilen, başka-larını Allah'a ortak koşmaz, Allah'tan başkasına iba-det etmez. Bunun içindir ki Kur'an-ı Kerim'de "Sa-kın ha cahillerden olma!" (5 Enam, 35) buyrul-muştur. Kur'an-ı Kerîm'in açıkça ifade ettiğine göre "Kulları içerisinde Allah'tan ancak âlimler kor-kar."(35 Fâtır, 28) İslâm ilmin, âlimin ve ilim yolcusu-nun değerini yükseltmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de "Allah, içinizden iman edenlerle kendilerine ilim veri-lenlerin değerini yükseltir." (58 Mücadele, 15) buyrulur. Bütün bu tariflerin ve bilgilerin ışığında, fıkhın ha-yatımızdaki yeri ve bizim ona karşı duyarlılığımız hakkında taze bir etüde ihtiyacımız vardır. Fıkhı bil-memek, amellerimizde noksanlık meydana getirir. Dolayısıyla doğru bilgiyi, doğru kaynaktan öğren-mek için gayret göstermeliyiz. Üzerimize farz olan ibadetleri hakkıyla yerine ge-tirebilmek, verilen müjdelerden nasipdar olabilmek ve O'nun rızasını alabilmek için, fıkıh bilgisini elde et-mek konusunda biraz hassas davranmalıyız. Unutmamalıyız ki İslâm'da ilim, Allah'ın rızasını kazanmak ve amel etmek için öğrenilir. Hz. Pey-gamberimiz'e "İlim nedir?" diye sorulunca, "Amelin kılavuzudur." buyurmuştur. 1- İbn Mace, Mukaddime, 17. 2- İmam Burhanüddin Ez Zernuci-Ta'limü'l Müteallim-İst: 1980, Çağrı Yay. Sh: 9. 3- Ömer Nasûhi Bilmen-Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri-İst: 1968, C: 5: 1808. 4- F. Râzi, Tefsir-i Kebir Terc. II/296.
Ribatdergisi.org
|