| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| İcma'nın İmkanı Meselesi |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Bir asırda bulunan müctehidlerin bir hadisede ittifakları
ve bu ittifaktan ümmeti merhumenin haberdar olması akien mumKün
ve bilfil vakidir. Nitekim ashabı kiramın bazı meselelerde ittifak etmiş
oldukları kat'iyyen sabit, bizce tevatüren malumdur. Teati tariKüe satış muamelesi
ve hammam ücretleri hakkındaki icma da böyledir.
Nezzam ile Şiadan bazı taifeler, icmanın ademi imkanına kail
olmuşlardır. Mutezileden olan İbrahim Nezzam ile Kaşani ve Rafızilerin
ekserisi, icmanın bir hüccet, veya bir hücceti katiyye olduğunu inkar
etmişlerdir.
Bunlara göre müctehidlerin adedi ziyade, reyleri muhtelif,
istinat edecekleri deliller, gayri kat'i olacağından bir hükümde ittifak
etmeleri müstebattir. Ve her birinin içtihadında hata etmesi caiz olduğundan
mecmuunun da hata etmeleri caizdir.
Fakat bu iddiaları, kitaba, sünnete, edillei akliyyeye
muhaliftir. Va-kii halde kendilerini tekzip etmektedir. Bu babda cumhuru
ümmetin kanaati aşağıdaki vecihledir.
Şer'i delillerin esası, kitabullah ile sünneti nebeviyyedir.
Dinimizin başlıca hükümleri, bu iki menbadan iktibas
olunmuştur. Maa-mafih hadisat, gayri mütenahidir, birçok
hadiselerin hükmü Rur'arı mübinde
veya sünneti nebeviyede sarih bir surette görülemez. Halbuki dini islam,
ekmeliyyet mertebesini haizdir. bugünkü
gün size dininizi ikmal ettim..) ayeti
kerimesi, bunu natıktır. O halde vakit vakit yüz gösteren bir takım hukuki,
içtimai hadiselerin hükümleri de yine
kitabullah ile sünneti
nebeviyye aslından münşaib olan-icmaı ümmet ile, kıyası fukaha
ile hal ve tayin edilmek lazım gelir. Bunlar da şer'i deliller cümlesinden
olup ammei ümmet tarafından kabul edilmiş, birer esastır. Ve illa dini islamın ekmeliyetini
iddia, itirazdan salim olamaz.
Ümmeti merhumenin en
nezih, en kudretli mümessilleri olan müetehidini izamın bir
meselede ittifak etmeleri, bir hüccettir. Böyle bir ittifakın şer'an bir
hüccet sayılması, bu ümmet hakkında bir tekri-mi sübhanidir. Çünkü bu ümmet,
dalalet üzerine ittifak etmez. Nitekim bir hadisi şerifte: buyurulmuştur. Diğer
bir hadisi şerifte de: müslümanlann gtizeJL gördüğü şey, Allah Teala nezdinde
de güzeldir.) buyurulmuştur.
Binaenaleyh icma ile kıyas da yine şarii mübin tarafından kabul
ve ümmete tavsiye buyurulmuş birer seri
delilden başka değildir. Artık bunların kabul edilmesi, dini islamın
ekmeliyyeti hakkındaki nassı Kur' an'a münafi görülemez. Çünkü dini islam, arz
ettiğimiz üzere icmaı ümmet ile kıyası fukahayı da ulvi dairesinde cem
etmiştir.
Demek oluyor ki: nazmı kerimi, kitabullah ile sünneti
nebeviyyeyi ve icma ile kıyası ihtiva eden, bunlar ile bütün ahkamı sabit
bulunan bir dini celilin ekmeliyyetini bizlere tebşir etmiş bulunuyor. Eğer
böyle olmasaydı dini islamın her asırda binlerce, yüz binlerce eazımı
tarafından icma ile kıyasın birer hüccet olması kabul edilir miydi?
Artık ümmeti merhumenin bu husustaki kanaat ve ittifakı hilafına
olacak bir iddianın ne kıymeti olabilir?
icmanın bir hücceti şer'iyye olduğuna birçok ayetler, hadisler
delalet etmektedir. Bunlardan bir kaçını kayd edeceğiz, ayeti kerimesi,
müminlerin yollarının yakın derecede hak olduğunu göstermektedir.
(1)
Bu ayeti kerimede buyurulmuş oluyor ki: «her kim kendisine hak zahir olduktan
sonra peygambere muhalif bir vaziyet alır ve müminlerin yollarından bankasını
takip ederse biz onu kendi haline bırakır ve cehenneme atarız. O ne fena
gidiştir.»
Müminlerin yollarından murad, onların kavlen ve amelen ihtiyar
etmiş oldukları şeylerden ibarettir. Artık bu gibi hususlarda kendilerine
muhalefet caiz olmayınca bunun bir hüccet olduğu anlaşılmış olur.
(2) : ayeti celilesi,
bu ümmetin hayriyetini beyan ediyor;
«Sizler, insanlar için meydana çıkarılmış, maruf ile emir,
münkerden nehy eden ümmetlerin hayırlısı bulunmaktasınız» mealinde bulunmaktadır.
Bu hayriyyet ise içtima ve ittifak ettikleri şeylerin hakkiyyetini iktiza eder.
Eğer onlar, bir münker üzerine ittifak edecek olsalar idi münker ile amir
bulunmuş ve binaenaleyh böyle hayriyet ile tavsif edilmeleri caiz olmamış
olurdu.
(3) - : ayeti kerimesi, bu ümmeti
merhumenin adaletle, şahadetle ittisafını gösteriyor, «İşte sizi öylece adil,
mutedil bir ümmet kıldık, ta ki nas üzerine şahitler olasınız» buyurulmuş
oluyor. Binaenaleyh bu ümmetin ittifak ettikleri bir şeyin hak olması lazım
gelir. Ve illa adaletle, şahadete salahiyetle itti-safları .doğru olmamak
iktiza ederdi. Hakteala Hazretleri ise kullarını haiz olmadıkları bir vasıf ile
tavsif buyurmaz. O halde bu ümmeti merhumenin ittifakı, ittibaa ehak olmak
icab eder.
(4) : Resulüekrem Efendimiz
de: ümmetim, dalalet üzerine
toplanamaz) buyurmuştur. Demek ki, ümmetin heyeti mecmuası, hatadan ismette
bulunmuş olur. Nitekim diğer bir hadisi şerifte de: Rabbimden ümmetimin dalalet
üzerine toplanmamasını istedim, onu bana ihsan buyurdu.) diye buyurulmuştur.
Bütün bunlar gösteriyor ki, ümmeti merhumeyi temsil eden
müc-tehidlerin bir hükmü şer'ide ittifak etmeleri; hatadan beri, hakka
mu-karin, ittibaı vacib bir hücceti diniyyeden başka değildir.
İcmanın bir hüccet olması, akli deliller ile de sabittir. Şöyle
ki: bir kere düşünmeli ki, Resulü Ekrem Efendimiz, hatemülenbiyaaır, şeriati de
kıyamete kadar bakidir: Şimdi bir hadise tasavvur olunsun ki, onun hakkında
kitabdan ve sünnetten sarih bir nas bulunmuyor, onun hakkında ümmetin ittifakı
da bir hüccet sayılmıyor, kıyasa da imkan yok, artık o hadise hakkında şeriati
garra, munkati olmuş, kıyamete kadar devam etmesi gayri kabil bulunmuş olmaz
mı?. Bu da şarii mübi-nin ihbarında hulfi müstelzim bulunmaz mı?. Halbuki icma
da dinden olup şarii mübince makbul bir hüccet olunca böyle bir mahzura asla mahal
kalmaz.
Bu babda ittifakları muteber olan ümmetten murad ise —evvelce
de işaret olunduğu üzere-havaya, bid'ate sarılmayan, ilm ile, diyanet ile
muttasif bulunan, şer'i delilleri tetkike muvaffak olan müctehidini kiramdan
ba§ka değildir. Çünkü mutlak surette zikr edilen ümmetten murad, ümmeti icabet,
ümmeti mütabaattir, yoksa ümmeti davet ve ümmeti bid'at değildir.
İslam milletinin mebadiyi itilasını, muhteşem tarihi ilmisini nazara
alanlar, icmanın imkanını,
vukuunu itirafa mecbur olurlar. Bir kere bir zamandaki müctehidlerin
bir mesele hakkında ayni kanaate varıp ittifak
etmeleri asla istibad
olunamaz. Çünkü o hususta
yalnız kendi fikirlerine değil, kendilerine vasıl olan şer'i emarelere,
delillere is-tinad edecekleri cihetle aralarında reylerin ihtilafına mahal
kalmayacağı pek ziyade mümkündür. Sonra bu müctehidlerin bu ittifakına ümmeti
merhumenin muttali olması da asla müstebad değildir. Bir hadisi şerifi ravisinden
telakki etmek için şehir şehir, iklim
iklim gezip uzun boylu yolculuk zahmetine katlanmış
binlerce, yüz binlerce muhaddisle-rin, ilim
adamlarının islam muhitinde yaşamış olduğunu ilim tarihimiz tesbit etmiş
bulunuyor.
Maamafih her asırda islam aleminin alelekser başlıca merkezlerinde
zuhur eden ve adetleri binnisbe mahdut bulunacak olan müctehidlerin bir mesele
hakkındaki kanaatlerine ıttıla, hakikatleri araştırıp duran bir ümmet için hiç
de muhal görülemez.
Vakia bugün islam memleketleri çoğalmış, birbirinden ayrıca yaşamakta
bulunmuştur. Fakat yine güzel bir teşkilat sayesinde islam yüksek alimlerinin
biribirinin içtihadından haberdar olmaları, güç değildir. Belki bu cihet pek
ziyade kolaylık kesb etmiştir.
Filhakika bugünkü gündeki muhtelif muhabere vasıtalarının mükemmeliyeti,
bu ciheti pek mükemmel bir hale getirmiştir. Telgraflardan, radyolardan, ilmi
ceridelerden ne kadar istifade olunabilir. Elverir ki, müslümanlar arasında
hakikati araştıran bir ilmi heyet mevcut bulunsun.
Şunu da ilave edelim ki, bugün icmaı ümmet, artık vücude
gelmeyebilir. Vaktile müctehidini izam, mütehaddis ve melhuz yüz binlerce
meseleyi dermeyan ederek, hükümlerini beyan etmiş hangi meselelerde ittifakta
ve hangi meselelerde ihtilafta bulunmuş oldukları kitaplarımızda kayd ve tesbit
edilmiş olduğundan artık bunların hakkında yeniden içtihada lüzum kalmamıştır.
Son asırlarda ictihad kuvvetini, şeraitini haiz alimlerin yetişmez olması da
ictihad vukuunu sekteye uğratmıştır. Bazı müctehidler bulunsa bile bunların
reylerine ümmeti merhumenin-bugün ıttılaı, islam aleminde matlup teşkilat
vücude getirilmediğinden ve laubalilikten dolayı kabil görülmeyebilir. Fakat
bizim maksadımız, esasen icmam bir hücceti şer'iyye olduğunu ve bunun vaktile
tahakkuk etmiş bulunduğunu söylemekten ibarettir. Bir şeyin bir zamanda ademi
vuku ise o şeyin haddi zatında cevazına, imkanına ve vaktile vukubulmuş
olmasına münafi bulunamaz. Bilhassa ammei müsliminin kabul etmiş olduğu bir
esası artık kimsenin inkar etmesine mahal kalmamıştır. |