Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Amm Lafızların Mahiyeti, Nevileri Ve Hükümleri E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
31 12 2007

Amm, bir lafızdır ki, gayrı mahsur müsemmeyatın hepsine birden şamil oiur, hepsini birden ihata eder. Binaenaleyh Zeyd, Anır gibi alemler, ebeveyn, imameyn gibi tesniye sigaları, müsemmalan mahsur ol­duğundan amm değildirler.

Elfaz-ı amme, iki nevidir. Birisi: sigası da, manası da amm olan lafızlardır. Bu nev'e «mecmuullafzı velmana» denir. Errical, ennisa gibi muarref cemi kelimeleri bu kabildendir.

Kezalik:hadisi şerifindeki  «eleimme»  ve hadisi şerifindeki «elenbiya» lafızları birer lafzı anıdır.

Böyle errical elenbiya, essemavat gibi muarref cemiler, birer lafzı amdir. Çünkü bunların ne kadar recül, nebi, sema olduğu bu sığalara nazaran mahdut, mahsur değildir. Velevki bunların mahdut oldukları harici bir delil ile sabit bulunsun.

İkinci nev'i, yalnız manaları amm olan lafızlardır. Bu nev'e «müfredül-afz, müstağrakülmana» denilir. Kavm, reht. Men, ma, mehma, keyf, ey-yühum gibi tabirler bu cümledendir.  (Hurufu maani bahsine müracaat!) «Elbeyi», «elmal» gibi lam ile muarref olan kelimeler de elfazı umum­dandır.

Muzaf olan ismi cinsler de amdir. ayeti kerimesindeki «emr» lafzı gibi ki «külli emrihi» demektir,

Nefi ve nehiy siyakında bulunan nekireler de amdır.  ayeti celilesindeki «şey» gibi.

Ammın hükmü, efradı hakkında kat'iyyüssübut olmasıdır. Yani: amm bir lafzın hükmü, delalet ettiği fertlerin hepsi hakkında birden sabit olur. Diğer bir tabir ile amm, bunların hepsine birden şamil bulunur.

Mesela: bir kimse, kölesine «her ne zaman filan işi yapar isen azad ol» dese köle o işi herhangi bir zaman yapsa azad olur. Çünkü «her ne zaman» tabiri amdır.

Kezalik: nazmı gerifindeki «elmal», «elbenun» tabirleri birer lafzı amdır. Bununla her malın ve her ibnin dünya haya­tının ziyneti olduğu beyan buyurulmuştur.

Elfazı amme bazan tahsis olunur. Şöyle ki: kitab kitab ile, sünnet sünnet ile tahsis olunduğu gibi kitab ile sünnet, sünnet ile de ki­tabı tahsis olunabilir. ayeti celilesi kitab ile sün­netin tahsis olunacağına bir delildir. Çünkü sünnet de şeyler cümlesin­den olduğu cihetle kitab  onu da mübeyyin bulunur.  Sünnet ile kitabın tahsis edilebileceğine delil de; Resulü Ekrem'in bütün dini beyanatının vahy ve ühama müstenit bulunmuş olmasıdır. Elverir ki, o sünnet, tevatür veya şöhret tarikile sabit olsun ve nüzul ile vürud zamanları mu-karin bulunsun.

Mesela: ayeti kelimesindeki umum, rub'u dinarın dunundaki bir malı sirkatten dolayı kat'ı yed lazımgelmeyeceği-ne dair olan bir hadisi şerif ile tahsis edilmiştir.

Amm, iptidai emirde bir deliii kat'i ile tahsis edilebilirse de, delili zanni ile tahsis edilemez. Yani: bir ammın hükmünden tenavül et­tiği fertlerden bazıları bir delili kat'i ile ihraç edilebilirse de haberi va-hid gibi, kıyas gibi bir delili zanni ile bidayeten ihraç edilemez. Çünkü amm kuvvetlidir, kat'iyüssübuttur, zaif olan bir delil ile takyidi muvafık de­ğildir. Mesela: muharip olan müşriklerin kaf fesini öldürmek hakkında bir emri ilahi vardır. Bu emir umumidir. Fakat bu umumiyet, müste'minie-rin öldürülmemesi hakkındaki diğer bir emri kat'i ile tahsis edilmiştir.

Artık böyle muhasses bir amm, bilahare bir delili zanni ile de tahsis edilebilir. Nitekim muharib olan müşrikleri öldürmek emri, müste'min-ler hakkındaki bir emri kat'i ile tahsis edildiğinden bu katil emri, bun­ların ihtiyarlarım, koca kadınlarını, gocuklarını öldürmemek hakkındaki haberi ahad kabilinden olan bir hadisi şerif ile de tahsis edilmiştir. Çün­kü amm, bidayeten bir kat'i delil ile tahsis edilmiş olunca şümul kuvvetini kaybetmiş olacağından bilahare zanni bir delil ile de tahsise mahal bu­lunmuş olur.

Şafiiyeye göre amm, istiğrak ve şümul ifade ederse de bu ifadesi, kat'i olmayıp zannidir. Binaenaleyh ammın  hükmünü bir  zanni delil ile bidayeten tahsis de caizdir.

Hanefiyeye göre tahsis, bir tağyirdir, kavi olan ammın hükmünü za­if olan bir delil tağyir edemez. Şafiiiere göre ise, tahsis, tağyir değil, bir tefsirdir.

Şunu da ilave edelim ki, amm olan lafızlar, yalmz üçe kadar tahsis edilebilir, ondan fazla edilemez. Çünkü cem'in akalli üçtür. Ancak müf-reti marife mesabesinde olan «ennisa» gibi menfi ma'rifelerin münteha-yi tahsisi birdir. Binaenaleyh:  ben kadınlarla evlenme­yeceğim» cümlesinde böyle bir tahsis cari olabilir.

Amm kat'iyyet ifade ettiği gibi has da kat'iyyet ifade eder. Bir hadise hakkında biri amm, diğeri has olmak üzere    zahiren birbirine muarız görülen iki deliü kat'i bulunursa bakılır: Eğer bu iki delilin, ara­larım tevcih kabil olsa tevcih edilir, her birile amel edilmiş olur. Tevcih mümkün değilse bir mahlas aranır. Şöyle ki:

(1) : İki delilden biri nüzul veya —hadisi şerif olduğuna nazaran-vürud itibarile diğerine mukarin olursa, yani: ikisi de bir, zamanda nüzul veya vürud etmiş ise has, ammı muhassıs olur. ayeti kerimesinde olduğu gibi ki bunda bey'in halal olduğu umumi oir halde beyan buyurulmuş iken riba suretile olan bey'in hürmeti de be­yan buyurulmuş, bu veçhile bey'in hillindeki umumiyet, bir lafzı has olan riba ile tahsis edilmiştir.

(2) : Has olan delil, amm olan delilden muahhar olursa has, şamil ol­duğu miktar nisbetinde amnun hükmünü nesheder. Mesela: amm olan bir ayeti kerimeye nazaran kocası vefat eden bir kadının —gebe olsun olma­sın-dört ay on gün iddet beklemesi lazımdır. Bundan evvel başka bir kocaya varamaz. Bu ayeti celileden sonra nazil olan diğer bir ayeti ke­rimeye nazaran da gebe olan bir kadının iddeti hamlini vaz etmekle ni­hayet bulur, velev ki kocasının vefatından itibaren bir kaç ay geçmiş ol-

masın.

İşte has olan ve tarihi nüzulü muahhar bulunan bu ikinci ayet, min vechin amm olan evvelki ayetin hükmünü gebe olan kadınlar hakkında nesh etmiştir.

(imamı Şafiiye göre amm, zanni olduğundan kat'i olan  has ile  her halde tahsis olunur. Gerek tarihleri malum olsun ve gerek olmasın.)

(3) :  Amm olan delil, has olan delilden muahhar olursa hassın hük­münü nesh  etmiş, ortadan kaldırmış olur.    Mesela: bir aralık  Medinei Münevvere'ye gelip hasta bulunan bir kabile efradı hakkında tedavi için Medinei Tahire haricinde bulunan sadaka develerinin sütlerinden ve  si­diklerinden istifade etmeleri emrolunmuştu. Bilahare; hadisi şerifile sidiğinden kaçınılması emrolundu. İşte bu ikinci emir, amm ve muahhar olduğundan has ve mukaddem bulunan birinci  emri nesh etmiştir. Binaenaleyh tedavi için de olsa bevlin içilmesi mubah olamaz,

(4) : Amm  ile hassın nüzul veya vürud tarihleri meçhul bulunursa mukarenete hamlolunur. Bu halde her ikisile de amel kabil ise amel olu­nur. Kabil değilse tercih bila müreccih lazım gelmemek için esbabı ter­cih aranır. Hangisi müreccah görülürse  onunla amel olunur.    Mesela: bunlardan biri bir şeyin Miline, diğeri de hürmetine delalet etse hürme­te delalet eden tercih olunur.   .Şarii hakimin muharremate olan itinası mübahata olan itinasından ziyadedir. İhtiyatta bunu muktezidir.

(5) : Amm olan bir delil; kitab ile, sünnet ile tahsis edileceği gibi ba-zan akl ile, veya örf ve adet ile de tahsis edilir. Mesela: nazmı   celilindeki    umumdan zatuüah aklen kat'i surette  müstesnadır.

Çünkü AUahüteala mahluk olamaz ve bir zat kendisini yaratamaz. O zatın kendisinden mukaddem olması lazımgelir ki, bu aklen muhaldir, Binaenaleyh bu ayeti kerimedeki «külli şey'in» tabiri zatı bariye şamil değildir.

Keza: bir kimse, «ben baş yemem» diye yemin etse serçe gibi bir kuşun başım yemekle hanis olmaz. Çünkü böyle amm olarak söylenilen bir baştan Örf ve adete göre yiyilmesi mut ad olan koyun başı gibi baş­lar kasdedilir. Bunun kuş başına şümulü yoktur.

Amm, bazan da efradının bir vasıf itibarile noksan veya ziyade ol­ması sebebile tahsis olunur. Mesela: bir kimse, «benim her memluküm azad olsun» dese bu sözü mükatebine şamil olmaz. Çünkü mükatebde-memlukiyet vasfı noksandır, o rakabeten memluk ise de yeden memluk değildir, kazancı kendisine aittir.

Kezalik: bir kimse, fakihe -meyva yememeğe 3'emin etse üzüm yemekle hanis olmaz. Zira üzümde fakihe olmak vasfından başka gıda olmak vasfı da vardır.

Ammlar, bir bakımdan da üç kısma ayrılır: Birincisi: umu­mi üzere kalıp kendisinde tahsis cari olmayan anılardır. ayetlerinde olduğu gibi.

ikincisi: kendilerinden husus murad olunan anılardır. Mesela: nazmı çelilindeki nasdan murad mükellef olan insanlar­dır.

Üçüncüsü: Tahsis olunmuş bulunan anılardır. nazmı celilinde olduğu gibi ki, bundan ıztırar haleti tahsis edilmiştir. O halde meyteden hayatı  kurtaracak  kadar yiyilmesi haram değildir.

Tahsis edilen bir amm mütebaki efradı hakkında yine haki­kat olarak kalır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahabenin hikaye etmiş oldukları bir fiil, umuma delalet etmez. Mesela: Peygamberimiz Aieyhisselam Kabe'de namaz kıldı) denilmiş olsa bu namaz, farz ve nafile  namazlara şamil   olmaz.  Çünkü ispat siyakında bulunan bir nekire, taammüm etmez. Fakat zahiren umuma .delalet eden bir lafız ile hikaye edilen bir fiil, umum ifade eder. Resulüekrem gareri satmaktan   nehy buyurdu)   gibi ki,   her beyi garere, yani: denizdeki balığı, havadaki  kuşu satmak gibi şeylere şamildir, bunların satılmalarının menhiyyün anh  olduğunu müfittir.

Bir amm lafza mukarin olan istisna, şart, sıfat gibi şeyler, o ammı tahsis etmiş sayılmaz. "Mesela: «cuma gününden başka her gün meşgulüm» denilse her gün tabiri; yine gayri muhassas bir amm sayılır. Cumanın maadasına olduğu gibi şamil olur.

 
Kapa