Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Dal Bil'ibare, Bil'işare, Biddelale Ve Bil'iktizanın Mahiyetleri Ve Hükümleri E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
31 12 2007

Dal bilibare, mütekellim tarafından sevk olunduğu manaya ibaresüe ve üç nevi delaletten birüe, yani: ya delaleti mutabikiye ile ve­ya delaleti tazammuniye ile veya delaleti iltizamiye ile delalet eden söz­dür.

Mesela: «İnsan mükellef bir mahluktur» denilse insan lafzı, ibaresile ve delaleti mutabikiye ile zihayat, melekei nutka malik bir mahluka de­lalet etmiş olur. Çünkü insanın vaz olunduğu mananın tamamı bundan ibarettir. İnsan lafzının yalnız zihayata ve yalnız melekei nutkiye sahi­bine delaleti ise bir delaleti tazammüniyedir. Zira insanın mahiyeti bun­ları tazammun eder, bunlar insanın -mahiyetinden birer cüzüdür. İnsan lafzının ilme, san'ata, kitabete kabiliyetli bir mahluka delaleti ise bir delaleti iltizamı yedir. Zira insan için bu kabiliyetle ittisaf bir lazimei fıtrattir.

Bu esasa bir meselei hukukiye tatbik edelim, şöyle ki: farz edelim bir efendinin Bekir, Beşir, Amr adında üç kölesi var. Bekir, efendisine müracaatla «Arkadaşım Beşiri azat et» demekle efendisi: «Benim her kölem azat olsun» dese bu söz. Beşirin azat olmasını ibaresile ve delale­ti tazammuniye ile ifade etmiş olur. Çünkü bu söz asıl Beşir'in azat edil­mesi hakkında sevk edilmiştir. Maahaza Bekir ile Amr da bu sözün işa-retile azat edilmiş olurlar. Zira bu sözde bir umumiyet vardır, her edatı umumunu haizdir.

Dal bilibarenin hükmü; medlulünü kat'i surette ifade et­mektir. Bunun medlulünde bir kat'iyet vardır, zanni bir delil, mesela: kıyas buna muarız olamaz. Bunun hükmünü zanni bir delil çürütemez. Ve bunun hakkında elfazı umumiyeden olunca umumiyet sabit ve tahsis ihtimali cari olur. nazmı celilinde olduğu gibi.

Dal bilişare, mütekellimce maksudu asli olmayan, masika leh bulunmayan bir manaya üç nevi delaletten binle delalet eden söz­dür.

Mesela: dal bilibarede yazdığımız köle meselesinde mütekellimin şevki kelamda asıl maksadı, yalnız azat edilmesi istenilen kölenin azat olmasıdır. Fakat «Her kölem azat olsun» diye vukubulan sözü, umuma delalet eden her edatını havi olduğundan onun sair köleleri de bu sö­zün bil'işare delaleti tazammuniyesile azat olmuş olur.

Kezalik: nazmı celili zevce nafakasının zevç üzerine lazımgeleceğini bilibare delaletile ifade ettiği gibi nesebin baba tarafın­dan sübutünü de bilişare delaleti iltizamiye ile müfit bulunmaktadır. Çünkü bu nazmı mübin, asıl nesebi beyan için sevk edilmemiştir. Belki nafakayı zevcin tahammül edeceğini beyan için sevk edilmiştir. Fakat zevç için «mevludün leh» denilmekle bu ihtisas ifade eden tabir, nese­bin zevce mahsus olduğunu, ondan sabit bulunduğunu bitarikillüzum ifa­de etmiş bulunmaktadır.

Dal bilişare de medlulünü kat'i surette ifade eder. Buna delili zanni muarız olamaz ve kendisi için bazan umumiyet sabit oldu­ğundan hakkında tahsis cari olabilir. Mesela: çocuğun nesebi, mevludü leh için sabit olunca onun malinin de mevludün leh için sabit olması, bili­şare anlaşılmış gibi olur. Fakat bundan çocuğun memlukesi müstesna­dır", bu mevludün leh olan babası için bir mülk olarak sabit olamaz. Mev­ludün lehin, bu memlukeyi istifraş etmesi caiz değildir, işte bu cihet o umumdan tahsis edilmig bulunmaktadır.

Dal bilibare ile dal bilişare arasında tearuz görülse dal bi­libare tercih olunur.  Çünkü şevki kelamdan asıl maksat olan, dal bili-baredir.

Mesela: hadisi şerifi, ka­dınların ayda on beş gün hayiz göreceklerine işaretile delalet etmekte­dir. Çünkü şatrı denir, onların hayatlarının yarısı demektir. Onların böy­le bir müddet namaz kılmaksızm, oruç tutmaksızın evlerinde oturup dur­maları, bu müddetlerinin hayiz ile geçeceğini gösterir. Binaenaleyh ima-mı Şafii Hazretleri bu hadise nazaran hayzin on beş gün devam edeceği­ne kail olmuştur. Halbuki diğer bir hadisi şerifte buyurulmuştur. Bu hadisi şerif, hayzin ekserisinin on gün olacağına ibaresile delalet ediyor. Binaenaleyh bu, bilişare delalet eden evvelki hadise tercih olunur. işte Hanefiye de bu ikinci hadise temessük etmekte bulunmuştur.

Dal biddelaleye gelince, bu da: mevzuunun aynine veya cü­züne değil, mevzuunun manayi mutabikisinin lazımına lugaten anlaşman illeti hükmü ile delalet eden lafızdır. Mesela: ayeti keri­mesi, ana baba hakkında demenin memnuiyetine bilibare delalet et­tiği gibi onlara darp ve şetmin memnuiyetini de ayni illeti hükümden do­layı delaletile ifade etmektedir. Çünkü öf demek, haramdır. Bu hürmetin illeti, menatı hükmü ise ezadır, izhari şeamettir. Öf demek ebeveyn hak­kında bir ezadır, onların kalplerini rencide etmeğe sebeptir. Bu illet ise darp ve şetmde maaziyadetin  mevcuttur.. Bu illet, lugaten   münfehim olan bir şeydir. Herkes rey ve içtihada muhtaç olmaksızın bilir ki, öf demek bir ezadır. Binaenaleyh bu ayeti kerimenin ibaresinden öf deme1 nin hürmeti anlaşılınca ayni illete mebni bunun delaletinden de darp ve şetmin hürmeti anlaşılmış, sabit olmuş olur.

Dal bildelalenin hükmüne gelince, bu da medlulünde kat'i-yet ifade eder, Racih olan kavil budur. Bunun zan ifade edeceği hak­kındaki kavil ise mercuhtur. Maamafih delaleti nas, dal bilişareden za-iftir. Aralarında tearuz görülürse dal bilişare tercih olunur. Zira dal bi­lişare, asıl lafzın manasile sabit olur, delaleti nas ile sabit olan mana ise,. mananın manasıdır, lafızdan değil, manadan münfehimdir.

Mesela: bir mümini hataen Öldüren kimse hakkında keffaret lazım gelir: ayeti kerimesi bunu natıktır. O halde bir mümini amden öldüren kimse hakkında da kefaret lazım gelir mi? Bu ayeti kerime, delaleti nas suretile bu kefaretin lüzumu na delalet eder. İşte imamı Şafii bucihetle amden katilden dolayı da ke­faretin lazım geleceğine kail olmuştur.

Fakat Hanefiyece amden katilden dolayı .kefaret lazım gelmez. Çünkü aveti kerimesi bu kefaretin ademi lüzu­muna dal bii'işare tarikile beyan ediyor. Çünkü bu katlin uhrevi cezası, cehennem azabıdır. Bu, bu hususta tam bir cezadır. Artık kefarete ma­hal yoktur. Bu ikinci ayeti kerime ise buna dal bilişare suretile delalet ettiğinden delaleti nas kabilinden olan evvelki ayeti edilenin delaletine tercih olunur.

Delaleti nas da kıyasa racihtir. Çünkü delaleti nasda illeti hüküm, menatı hüküm, rey ve içtihada mütevakkıf olmayıp lugaten münfehint olduğu için bu, rey ve içtihada müstenit olan kıyastan kuv­vetlidir. Kıyas ile sabit olmayan hudut ve kefarat gibi şeyler, nassın bu kabil delaletile de sabit olur. Binaenaleyh dal biddelaleyi kıyası celi ka­bilinden saymak doğru olamaz. Maamafih buna kail olanlar da vardır.

Dal biddelale, İmamı Şafiiye göre kıyası celi kabilindendir. Çünkü bunda da asıl ile fer'i arası bir illet sebebile cem edilmiş ve bu suretle fer', asle ilhak olunmuş olur. Mesela: ebeveyne öf demenin hür-metindeki illet, eza*dır. Bu illet, darp ve şetmde de maaziyadetin mev­cuttur. Binaenaleyh darp ve şetm, hürmet hususunda öf demeğe ilhak edilmiştir.

Buna karşı Hanefiye tarafından deniliyor ki, delaleti nas ile kıyesi celi arasında fark vardır. Bunları bir saymak şu beş veçhile doğru de­ğildir.

(1) : Delaleti nasda mensus, bazı kere fer'den cüz olur. Yani: ma­nayı mutabıkı, manayı laziminin cüzü bulunur. Kıyaslarda ise fer', dai­ma mensustan cüz olur. Diğer bir tabir ile fer', asıldan büyük, kuvvetli değil, ondan küçük ve zayıf bulunur.

Mesela: bir kimseden yüz kuruş isteyen bir şahsa o kimse: «Ben sana bir kuruş vermem» dese delaleti nas yoliie ona yüz kuruşu da ver-, meyeceğini söylemiş olur. «Bir kuruş vermem» sözü asıldır ve fer', olan «yüz kuruş vermem» mefhumundan- küçüktür. Kıyasta ise asıl, daima fer'den büyük ve kuvvetli olur.

(2) : Delaleti nas, kıyastan evvel sabittir. Bütün insanlar arasında otedenberi delaleti nas cari ve malumdur. Halbuki kıyas bir içtihat ne­ticesi olup şeriatlerde zahir olmuştur.

(3) : Delaleti nasdaki illet,  menatı hüküm, lugaten münfehimdir, bunu herkes anlayabilir.   Kıyasta ise menatı hüküm, ancak içtihat ile "ir takım şer'i mukaddimeler ile anlaşılabilir.

(4) : Delaleti nasda fer* asıldan ya aladır veya ona müsavidir, Ki- ise fer', asıldan ednadır. Mesela: ebeveyne Öf demek memnu olun-

Ve şetm de delaleti nas ile memnu bulunmuş olur.    Fer' olan darp ve §etm ise asi olan Öf demekten aladır, onun fevkindedir.

Kezalik: bir cinayeti irtikap eden şahıs için «bu cinayetinden dolayi bir köle azat edeceksin» diye şarii mübin tarafından emredilmiş olsa bu cinayeti irtikap edecek sair kimseler hakkında da bu cezanın lüzumu delaleti nas ile sabit olur. Burada ise asi İle fer'i, yani: o şahsın asi olan cinayeti ile sair kimselerin fer' olan aynı mahiyetteki cinayetleri biri bi­rine müsavidir. Kıyasta ise fer', daima asıldan aşağı bulunur.

(5) : Delaleti nas ile sabit olan mana, yani: illet, tahsis edilemez. Mesela öf demenin memnuiyeti, eza illetinden dolayıdır. Bu eza tahsis edilerek bazı hususlarda ezanın haram olmaktan çıkarılması caiz olamaz. Bunda ittifak vardır. Fakat bu caiz olmamanın neden ileri geldiğinde ih­tilaf olunmuştur.

Bazı zatlara göre, tahsis, umumi lafızlarda caridir. Delaleti nas ise mana ile sabittir. Lafız kabilinden değildir ki, kendisinde tahsis cari olsun.

Buna itiraz edilerek deniliyor ki: umumiyet, lafızlara münhasır de­ğildir, manalarda da mevcut olabilir. Bolluk, ucuzluk gibi sözlerdeki umumiyet, manalarında caridir. Tahsis ise umumun fer'idir. Bu cihetle manada da tahsis cari olabilir.

Bu muteriz zatlara göre delaleti nas ile sabit olan illette tahsisin ademi cereyanı. Bu umumiyet bakımından değildir. Belki nassm mana­sı, bir kere hükme illet olarak sabit olunca artık o mananın bazı hallerde illet olmaması mümkün olamaz. işte bu itibar ile mezkur illette tahsis kabil değildir.

Dal biliktiza: bir lafızdır ki, vaz olunduğu mananın şer'an muteber olması için bu manadan mukaddem isbatma şer'an lüzum ve ih­tiyaç görülen bir medlule delalet eder. Şayet böyle.bir lazımı mütekad-dim bulunmazsa o lafzın aklen muteber bir manası bulunsa da şer'an muteber bir manası bulunamaz, bir muteber hüküm ifade edemez. Mese­la: bir kimse zevcesine «sen-benden mutallakasm/dese bu sosun şer'an muteber olması için onu boşamış olması iktiza eder. Adeta «ben seni tat-lik etmişimdir, bu cihetle sen mutallakasm» denilmiş olur.

İşte «sen benden mutallakasm» sözünün «seni tatük etmişimdir» sözüne delaleti bitarikiliktizadır. «Seni tatlik etmişimdir» sözü bir lazımı mütekaddimdir. Eğer bu mukaddem lazım bulunmasaydı «sen benden mutallakasm» sözü, hilafı vaki olacağından şer'an muteber olmamak la­zım gelirdi.

Dal biliktizada umumiyet yoktur. Bu, Hanefiyeye göre bi-la umum sabit olur. Mesela: yukarıdaki misalde «sen benden mutallaka­sm» sözile bir talak vaki olur. Çünkü bunun muktezası: «Ben seni tat­lik ettim, sen talak ile muttasif oldun» sözüdür. Bunda ise umum yok­tur. Binaenaleyh zevç, «sen mutallakasm sözile üç talaka   niyet etmiş olsa da yine bir talak vaki olmuş olur. iktizai bir mana, tashihi kelam için bizzarure sabit olur. Zaruret ise manayı iktizamın tahtında bulu­nan efraddan yalnız birinin bulunmasile bertaraf olur. Artık sözü tas­hih için o efradın hepsini ispata hacet bulunmaz.

Dal biliktizada umumiyet bulunmadığından dolayıdır ki, yeminlerde biliktiza sabit olacak mekan, zaman, fail, meful, sıfat, hal, sebep gibi şeyleri tahsis caiz değildir. Mesela: bir kimse «ben evden git­meyeceğim» diye yemin ettikten sonra her ne zaman çıkıp hangi bir ye­re gitse hanis olur. Çünkü mukteza olan zaman ve gidilecek yer bulun­muş olur. Artık benim maksadım filan gün filan yere gitmek idi diye bu yeminin muktezası olan zamam, mekanı tahsis edemez.

Kezalik: «filan şey yapılırsa şöyle olsun» diye yemin eden kimse, o şeyin herhangi kimse tarafından yapılmasile hanis olur. Maksadım fi­lan şahsın yapması idi diye faili tahsis edemez. Zira bu yeminde laalet-tayin bir fail, bitarikil iktiza sabittir, bunda umumiyet yoktur ki, böyle tahsis caiz olsun.

Kezalik: bir kimse, bir şahsa: «Köleni benim tarafımdan şu kadar meblağ mukabilinde azat et» dese bu söz, bey'i iktiza eder. Bu beyi, bi­tarikil iktiza sabit olduğundan bunda hıyari rüyet, hıyari ayıp ve sair hiyarat sabit olmaz. Çünkü bu bey'i, bizzarure sabit olur. Yalnız bu bey'i ile zaruret mündefi olur. Burada hiyaratı ispat için bir zaruret yoktur. Bu hiyarat, sukuta muhtemel olan şartlar kabilindendir. Bunlar, bizza­rure sabit olan beyi zımnında tahakkuk edemez.

Dal biliktiza ile istidlal, istidlalatı sahihedendir. Yalnız İmam Züfer buna muhaliftir.

 
Kapa