| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Emirlerin Mahiyeti Ve Muktezası |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 31 12 2007 | |
|
Emir, bir lafızdır ki, onun vasıtasile başkasından bir işin
yapılması isü'la tarikile cezmen
istenilir. (Namaz kıl), (borcunu
ver), (insaniyete hizmet et)
ibarelerindeki kıl, ver, et, lafızları gibi.
Amir, yani emreden, kendisini memurdan, yani emrettiği kimseden
yüksek görerek ondan bir işin yapılmasını kat'i surette istemiş olur. Bu
istenilen şey, «memurun bin» den ibarettir.
Amir, memurdan ya hakikaten veya kendi nazarında yüksek
bulunur. Böyle olmayıp da, bir kimse kendisine müsavi gördüğü bir şahıstan emir
sigasile bir şey isterse, mesela: «Filana şöyle bir kitap al ver» derse buna
tavsiye denir. Kendisinden yüksek bulunan bir zattan bir şey isterse ona da
dua, niyaz, istirham denilir.
Mesela: Bizim Cenabıhak'ka yalvararak: «Yarabbi bizi affet,
bize dünyevi ve uhrevi saadet ver» diye yaptığımız hitaplarımız, —haşa-emir
değil, birer duadan, tazarru'dan ibarettir.
Emrin muktezası vücubdur. Yani: şarii mübin., bize bir şey ile
emrederse o şeyi yapmak bizim için bir farz olmuş olur. Mesela: Al-lahüteala
Hazretleri, bize diye emrediyor.
Binaenaleyh bizim için namaz
kılmak, zekat vermek birer farize olmuş bulunuyor. Resulü
Ekrem de: ye enırediy°r- Bi~ naenaleyh Peygamber
Efendimizin kıldığı veçhile namaz kılmak ve mallarımızın kırkta birini zekat
olarak fukaraya vermek bizim için birer vecibe bulunmuş oluyor.
Şarii hakim tarafından evvelce nehyedilmiş olan bir şeyin
muahharan yapılması hakkında bir emir sadır olsa bu emrin muktezası da vücub olur.
Mesela: Sarhoş olanlar hakkında: Sarhoş olduğunuz halde namaza
yaklaşmayınız) diye bir nehyi ilahi vardır. Bunlar, bu halin zevalinden sonra
yine namaz kılmakla memurdurlar ve bu bapdaki emir, vücub içindir.
Kezalik: Bir müslümanı veya bir zimmiyi Öldürmekten
müslüman-lar ne h yedi I mislerdir. Fakat böyle bir şahsın riddeti veya
yolkesiciliği takdirinde katledilmesi için de şarii mübinin bir emri vardır. işte
bu emir de nehiyden sonra olmakla beraber vücub ifade etmektedir.
Nehiyden sonra vukubulan emrin vücub için olmadığına bir karine
bulunursa bu emir, ibahe için olmuş olur.
Mesela: Hac vecibesini ifa eden bir müslim, ihramda iken kara
hayvanlarım avlamaktan memnudur. İhramdan çıktıktan sonra ise av
&v-laması,: (Ipvk^i ^aui lji)ayeti celilesile emrolunmuştur. işte bu emir,
iba-ha içindir. Çünkü av ile iştigal esasen mubah bir şeydir. Bu iştigal, sırf
insanların menfaatleri İçin dünyevi bir harekettir, yoksa bir emri teab-büdi
değildir. Size deniz hayvanlarını avlamak halal kılınmıştır) ayeti celilesi de
saydın sırf halal bir şey olduğunu ifade ediyor, yoksa her halde yapılması lazım
bir şey olduğunu ifade etmiyor. Artık bu gibi karinelerle anlaşılıyor ki, av
hakkındaki emir, vücub için değil, ibahe içindir. Böyle bir delil, bir karine
bulunmadığı takdirde ise ba'delhazr, yani: nehy ve men'den sonra vaki olan
emrin de vücub ifade edeceği şüphesizdir.
Mutlak olan, yani: karineye mukarin bulunmayan bir emir sigası,
tekrarı iktiza etmez. Memurun bih bir kere yapılmakla emre imtisal edilmiş ve
memurun vazifesi nihayet bulmuş olur. Mesela: bir zata su vermesine emrolunan
kimse, o zata bir defa su vermekle bu
emri yerine getirmiş olur, artık ona tekrar su vermekle mükellef bulunmuş olmaz.
Kezalik: Bir kadını kocaya vermeğe memur olan kimse, onu bir defa
kocaya verse vazifesi nihayet bulur. Artık onu dul kalınca tekrar kocaya
veremez.
Kezalik: Bir kadını boşamaya vekil olan kimse bu babdaki emre
binaen kadım boşasa, tecdidi nikahtan sonra tekrar boşayamaz..
(imam Şafiiye göre emri mutlak, tekrar ve ummu iktiza etmezse
de bunlara ihtimali bulunur.)
İfası emrolunan ibadetlerin tekerrürü, haklarındaki emirlerin
tekrarı iktiza ettiğinden dolayı değildir. Belki o ibadetlere mahsus sebeplerin
tekerrürüne mebnidir ve şariin o babdaki sair beyanatına müstenittir.
Mesela: Namazların tekerrürü, namazı ikame ediniz)
emrinden dolayı değildir. Belki sebepleri o] an vakitlerin tekerrüründen ve Resulullahm
bunları o vakitlerde daima kılmış bulunmasından dolayıdır.
Kezalik: cünüp olunca temizlenmeğe çalışınız) ayeti
kerimesindeki «fattahheru» emri, bizzat tekrarı muktezi değildir. Belki bir
vasıf ile, yani: cünüblük halinin sübutile mukayyet olduğundan dolayı guslün
tekerrürünü iktiza etmektedir. Çünkü: «her cünüb olduğunuzda yıkanınız»
mealinde emredilmiş, binaenaleyh cünüblük hali tekerrür ettikçe taharetin
vücubü de tekerrür etmekte bulunmuştur.
Memurünbihin edası, ya muayyen bir vakit ile mukayyet olur veya
mukayyet olmayıp mutlak bulunur.
Vakti mukayyeti, öyle bir vakittir ki, onun çıkması o vakte
mahsus olan bir vecibenin eda sıfatını izale eder.
Mesela: her günde beş vakit namaz kılmakla memuruz. Bu namazlardan
her birinin muayyen bir vakti vardır. O namaz bu vakit içinde kılınmazsa eda
sıfatını kaybeder, kaza namını alır. Binaenaleyh namazların vakitleri, birer
mukayyet vakittir. Ramazanı şerif orucunun vakti de böyledir.
Vakti mutlaka gelince: bu öyle bir vakittir ki, bunun fevt
olması, o vakitte yapılacak bir ibadetin, bir teslim muamelesinin eda sıfatını
izale etmez.
.
Mesela: laakal nisap miktarı bir mal üzerinden bir sene geçince
zekatını vermek lazımgelir. işte bu zekat hakkındaki vakit, bir vakti
mut-laktır. Hemen sene nihayetinde verilmesi eda oiaeağı gibi bir müddet sonra
verilmesi de yine eda olmuş olur, kaza sayılmaz.
Mutlak emrin, mutlak olan
vaktinde yapılması, bu emre hemen imtisal edilmesi, mendub ise de, her halde
lazım değildir.
Mesela: Zekatın senesi içinde veya senesv hitamında hemen verilmesi
mendubdur. Fakat, her halde vacib değildir, bir müddet sonra da verilebilir ve
yine eda olmuş olur.
Emri mutlak, böyle fevri iktiza etmezse de bir karineye mukarin
olunca fevri, yani: derhal yapılması icap eder.
Mesela: Bir efendi, hizmetçisine: «Bana bir bardak su ver» diye
emretse bu emir, her ne kadar mutlak ise de hal ve makam karinesile
mukayyettir. Hizmetçi suyu bir müddet tehir ederse bu emre imtisal etmemiş
sayılır.
Emirlere ve memurunbihlere mahsus mukayyet vakitler üç
türlüdür.
(1) : Vakti müvessa'dır. Buna
«zarf» da denir. Namaz vakitleri gibi ki, kendisinde eda olunacak memurünbihe
maa ziyade kafidir ve kendisinde ayni cinsten bir ibadet daha yapılabilir.
Mesela: Öğle namazı vaktinde öğle namazı kılınır, yine vaktin bir kısmı kalır,
başka bir namaz kılınmasına da müsait bulunur.
Bu nevi vakitler, nefsi vücubun sebebidir. Şöyle ki: Böyle bir
vaktin tamamı, o vakitte eda edilecek namazın zarfıdır. Bu vaktin bunda kılınacak,
farz namaza takaddüm eden ilk cüz'ü de bu namazın farziyetine sebeptir.
Bu gibi vakitler, ibadetler için bir miyar değildir. Yani:
yalnız o ibadetlere müsait olmakla kalmayıp ayni cinsten başka ibadetlere de
müsaittir. Bu veçhile böyle zarf oian vakitlerin hükmü kendilerinde eda edilecek
ibadetlere niyet ederken o ibadetleri tayin etmektir.
Mesela: öğle namazı kılınacak ise onu niyette tayin etmek,
bugünkü öğle namazını kılmaya -niyet ettim, demek lazımdır. Çünkü böyie zarf
olan bir vakit mazruf olan namazdan geniş olduğundan bunda nafile veya kaza
namazı da kılınabileceğinden bu tayine hacet vardır.
(2) :-Vakti maziktir. Buna «miyar»
da denilir ki, ancak bir memurun bihin edasına müsait olur. Ramazanı şerif
orucunun vakti gibi ki, bir ramazan gününde yalnız bir oruç tutulabilir. Fazla tutulamaz.
«Bu nevi vakitlerde bunlarda eda olunacak memurun bihin
vücubu-na birer sebeptir. Ramazanı şerif orucuna, ramazanı şerif ayının sebep
olması gibi. Çünkü bir mükellefe orucun farz olması, bu vakte yetişmesi
sebebiledir.»
Bu miyar nevinde niyeti tayine lüzum yoktur. Mesela: ramazan gününde
mutlak oruca niyet edilmesi kafidir. Ramazan orucu diye tayine hacet yoktur.
Zira bu vakit, başka oruca müsait değildir. Hatta bir mükellef, ramazan
gününde nafileye bile niyet etse yine farz olan ramazan orucunu tutmuş olur.
Vaktin miyar olması bunu muktezidir.
(3) - : Vakti meşkuktür. Buna
«müşkil» de denir. Bu bir vakittir ki, bir bakımdan müvessa, diğer bir bakımdan
da miyara benzer. Hac vakti gibi ki, bir sene ancak bir hacce müsait olduğu
cihetle miyara müşabihtir. Fakat bir senenin yalnız bazı aylarında hac erkanı
yapılıp tamamında yapılmadığı cihetle de müvessea müşabih bulunur.
Hatta İmam Muhammed'e göre hac, müvessean farzdır. Ömrün
herhangi bir senesinde yapılabilir. ilk iktidar senesinde yapılması icap etmez.
Şu kadar var ki, muktedir olduğu halde ilk sene hac etmeyen kimse, bilahare hac
etmeden vefat ederse asim olur.
imam Ebu Yusuf'a göre ise hac, muzayyakan farz olur. Yani: ilk
iktidar senesinde edası icap eder. Şu kadar var ki, ondan sonraki senelerden
birinde yapılınca yine eda sayılır.
İşte hac vakti, bu ihtilaf bakımından müşkildir. Bir cihetten
namaz vakitlerine, bir cihetten de oruç vaktine müşabih görülmüştür.
Vakit, hacrin şartıdır. Beytullah ise haccın sebebidir. Bu
sebep tekerrür etmediği için hac farizesi de tekerrür etmez.
«Bu nevi vakitlerin hükmü, memurun bihin, mesela: haccın her
hangi bir senei hayatiyede yapılsa sahih ve eda olmasıdır ve yapılmadan vefat
vukuunda da mükellefin günahkar olmuş bulunmasıdır. |