| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Emrolunan Şeyin Hüsn/Güzel Oluşu |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 31 12 2007 | |
|
Emredilen şeylerin hüsn üe ittisafı meselesi, esasen ilmi kelama
aittir. Fakat bundan usulü fıkıhta da bahsedilmektedir ve bu hüsn ve kubh
meselesi, cebr ve kader meselesile alakadardır. Biz burada bundan kısaca
bahsedeceğiz.
Esasen hüsn ve kubh = güzellik, çirkinlik dört manaya gelir.
Şöyle ki:
(1) Hüsn; bir sıfatı kemal,
kubh da bir sıfatı noksan manasınadır. Mesela: bilgi hasendir. Bilgisizlik de
kabihtir.
(2) Hüsn; garaza uygun olmak,
kubh da garaza aykırı olmaktır. Bu manaca adalet-i hasendir. Zulüm de kabihtir.
(3) Hüsn; tab'a mülayim olmak,
kubh da tab'a münafi bulunmaktır. Bu
bakımdan tatlı bir hasendir. Acı bir şey de kabihtir.
Bu üç manaca hüsn ve kubh: aklidir, yani: bunların güzelliğini,
çirkinliğini akıl anlayabilir. Velev ki, şarii mübin tarafından bu bapta bir
emir ve nehiy varid olmamış olsun. Bunda ihtilaf yoktur.
(4) Hüsn; dünyada medhe,
ahirette sevaba vesile olmaktır. Kubh da bilakis dünyada zerame, ahirette ikaba
sebebiyet vermektir. Bu manaca ibadetlerden her biri hasendir. Masiyetlerden
her biri de kabihtir.
Bu manaca olan bir hüsnü kubhun akli mi. yoksa şer'i mi olduğunda
ihtilaf vardır. Nitekim aşağıda bildirilecektir.
Şarii mübin tarafından emredilen = memurun bih olan her şey hasendir; nehiy
edilen = menhiyyün anh olan her şey
kabihtir.
Acaba bir memurun bih, haddi zatında hasen olduğu için mi emredilmiştir?.
Yoksa emrolunduğundan dolayı mı hüsnü sıfatını ihraz etmiştir?. Bu hususta
başlıca üç. mezhep vardır.
(1) Eşariye mezhebidir.
Bunlara göre, hüsn, emrin mucebidir. Yani : emir, memurun binin hüsnünü icap
eder. Memurun bih, şarii mübin tarafından emredildiği için güzellik sıfatım
ihraz etmiş, bu emri yerine ffetiren kimse hakkında sevaba vesile olmuştur.
Yoksa o, haddi zatında güzel olduğundan dolayı emredilmiş değildir. Biz,
şariin emirleri-. böyle telakki ederiz, memurun bibin haddi zatında güzel olup
olmadığını kestiremeyiz, o bizce meçhuldür.
Mesela: Nikah ile sifah, mütesavi fullerdir. Şer'i şerif, nikahın
meşruiyetini, şifahin da gayri meşruiyetini emretmiş olmasaydı biz bunların
arasında hüsn ve kubh bakımından olan farkı tayin edemezdik.
Binaenaleyh bir şeyin güzel veya çirkin, yani: sevabı veya
azabı müstelzinı olduğuna hükmeden, şer'i şeriftir. Akl ise bu husustaki, şariin
hitabını, hükmünü anlamak için bir alettir, bir vasıtadır.
Akıl bir şeyin hüsn ve kubhuna hükmedemiyeceği cihetledir ki,
fetret zamanında yaşamış olanlar, imandan zahil bulunmuş olmalarından dolayı
muazzep olmayacaklardır. Nitekim: ayeti kerimesi bunu natıktır. Eşairenin bu
mezhebine Hanefi alimlerinden bazı zatlar da kail olmuşlardır.
(2) Mutezile mezhebidir. Bunlara göre
hüsn, emrin medlulüdür,
muktezasıdır. Me'murünbih, haddi zatında güzel olduğu içindir ki, onunla
emrolunmustur. Bunun bu güzelliğine
hükmeden ise akıldır. Bu güzellik şer'i şerifin beyanatı olmasa da akıl
ile anlaşılabilir. Şu kadar var ki, şer'i şerif, memurun bihin bazısında akla
gizli, kapalı kalan güzelliği açığa vurur, onu keşfeder, beyan buyurur.
Mesela: Allahü Teala'ya iman haddi zatında hasendir. Bujıun hüsnünü
şer'i şerif beyan etmese de akü idrak edebilir. Binaenaleyh fetret çağlarında
yaşayanlar da ma'rifetüllah ile mükellef bulunmuşlardır. Namaz kılmanın, zekat
vermenin güzelliği de böyledir. Şarii hakimin hita-batı bulunmasa bile insan bu
gibi güzel amelleri takdir edebilir.
(3) Cumhuru Hanefiyenin
mezhebidir. Bunlara göre de hüsn, emrin medlulüdür, muktezasıdır. Memurun bih,
hasen olduğu içindir ki, şarii hakim tarafından emrolunmuştur. Şarii mübin, hakim olduğundan' haddi zatında
güzel olmayan bir şey ile emretmez. Şu kadar var ki, bu babda hakim olan akıl
değil, şer'i şeriftir. Çünkü hasen olan bir şeyden dolayı Allahüteala'nm ukbada
mükafat vereceğine akıl hükm edemez,
Allahüteala üzerine bir şey vacip değildir. Belki bu hususta hakim olan,
Şer'işeriftir, Cenabihakkm güzel ameller
mukabilinde kendi fazlile mükafat vereceğini haber
vermiştir. Binaenaleyh şariihakim, emretmese 1(ü insanlarda ahkamı şer'iye ile mükellef olmazlardı. Bundan yalnız Haktealaya iman
müstesnadır. Fetret devirlerinde
yaşayanlar da bu imanın
hüsnünü anlayabilecekleri cihetle
bununla mükellef bulunurlar. Çünkü akü, büsbütün muattal değildir.
«Evet., akıl, bir çok şeylerin hüsnünü kesbe, tefekküre,
mukaddimeleri tertibe muhtaç olmaksızın bilir. Faydalı olan doğru bir sözün
güzelliği gibi. Bazı şeylerin hüsnünü de bir tefekkür neticesinde anlar. Bir
mazlumu bir zalimden kurtarmak için iltizam edilen bir yalan sözün
güzelliği gibi.
Vakıa akıl, şer'işerifin bir kısım hükümlerindeki güzelliği
ancak şerişerifin vürudünden sonra kavrayabilir. Fakat Allahüteala'nm varlığını,
birliğini tasdik gibi bir akidenin güzelliğini sari' tarafından işitmeden
evvel de anlayabilir. Binaenaleyh ehli fetret de bu akide ile mükellef
bulunur. ayeti kerimesinde nefyedilen azapdan nıurad ise ya dünyevi bir azaptır,
istisal suretiie olan bir cezadır. Veya zamanı fetrette namaz, oruç gibi
şeyler ile teklif bulunmadığı cihetle bunlardan dolayı azaba istihkak
bulunmadığını beyandır.
Emirlerin hüsnü hakkındaki bu ihtilaf, nehiylerin kubhu
hakkında da bu veçhile caridir. |