|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Fasid İstidlaller E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Mefhumu muhalefet ile istidlal, Hanefiyece vücuhü faside-den olduğu gibi nazımda mukarenetin hükümde müsavatı icap edeceği­ne kail olmak da Hanefilerce vücuhü fasidedendir.     Bu müsavata kail olan şafiiler diyorlar ki:

Mesela: «Cae Zeydün ve Amr - Zeyd ve Amr geldi» denilse Amr, nazmen Zeyde mukarin bulunmuş olur. O halde Zeydin gelmesi hakkın­daki hükme Amr da dahil bulunur.

Kezalik: ayeti kerimesindeki zekat, salat üze­rine atfedilmiş, aralarında nazmen mukarenet bulunmuştur. Namaz ile baliğ ve baliğe olanlar mükellef oldukları gibi zekat ile de bunlar mü­kelleftirler. Çocuklar ise namaz ile mükellef olmadıklarından zekat ile de mükellef olmazlar. Çünkü matufun aleyhin hükmü, arasındaki muka-reneti kelamiyeden dolayı matufda da caridir.

Buna cevaben deniliyor ki: matuf, bir cümlei müstakille olmadığı takdirde kendisinden tam bir mana münfehim olabilmek için hükümde matufun aleyhe müsavi olmasına ihtiyaç vardır. Fakat matuf, müstakil bir cümle olursa bu müsavatı her halde müfit olmaz. Ayeti celile ile muhatap olanlar, baliğ ve baliğe olanlardır. Çocukların zekat ile mükel­lef olmamaları ise bununla değil, başka delil ile sabittir. Bir hitabın mu­ayyen bir zümreye tevcih edilmesi, o hitabın artık başka bir zümreye tevcih edilmeyeceğine delalet etmez. Böyle bir şey harici bir delilden an­laşılır.

Ammi sebebine tahsis dahi Hanefilerce vücuhi  fasideden-dir. Bir lafzı amı sebebi nüzul veya vürudüne hasrederek maadasından hükmünü nefy etmek doğru değildir.  Mesela:  sirkat   hakkındaki ayeti kerime, Safvan adında bir zatın ridasının çalınması üzerine nazil olmuş­tur. Bunun hükmü, yalnız Safvanın ridasım çalmış olana mahsus değil­dir, belki bütün sarikler hakkında caridir.

Hasılı: amm olan bir delil, has olan sebebine münhasır değildir, bel­ki o sebepte müşterek olan bütün fertlere şamildir.

Malikiler ile Şafiiler ise amin sebebine tahsis edileceğine kail olmuşlardır. Bunlara göre eğer amm.   sebebine  tahsis edilmezse bu ammin hükmünden bazı efradını içtihat ile tahsis caiz olduğu gibi o ef­rattan biri olan bu sebebi de  içtihat ile tahsis caiz olmak lazım gelir. Artık anımın hükmü o sebepde cari olmaz. O halde bu sebebin beyanı zait olur, bunun bir kıymeti kalmaz.

Kezalik: Eğer amm sebebine muhtes bulunmayıp sair ferdlere de şa­mil olsa cevap, suale mutabık olmamış olur. Halbuki cevabın suale mu­tabakatı lazımdır.

Buna Hanefilerce şöyle cevap verilmektedir: ammin tahsis kabul et­meyen bazı efradı vardır. Sebebi nüzul veya vürudu da o kabilden olabi­lir. Tahsis ihtimali, herhalde tahsis vukuunu iktiza etmez. Sonra ceva­bın suale mutabakatı lüzumu, herhalde cevabın suale müsavi olmasını icap etmez, cevap bazı faideler mülahazasile sualden daha şümullü ola­bilir. Elverir ki, sailin istediğini yerine getirsin, ona istediği malumatı versin. işte bu halde sual ile cevap arasında mutabakat husule gelmiş olur. Nitekim:  suali cehline Hazreti Musa'nın verdiği cevap, bu kabildendir. Hazreti Musa, Cenabıhakkın manevi huzurunda fazla mükalemede bulunmak şerefine nailiyet için uzunca cevap verme­ği İhtiyar etrtüştir.

Amrai mütekelümin garazına tahsis dahi Hanefilerce vücu-hü fasidedendir. Şafiiler ise buna kaildirler. Onlara göre bir ammin irad edilmesindeki garaz, mütekellimin sözünde musarrah gibidir. O halde su-reten amm görülen bir lafız, manen elfazı 'hassadan"" olmuş olur, o garaza münhasır bulunur. Mesela: (^    J jljVljl)    ayeti kerimesindeki ibrar-dan muradı ilahi, eshabı kiramdır. Binaenaleyh bu ayetteki cennetle mü-beşşeriyet hükmü, yalnız eshabı kirama    mahsustur, sair ebrara şamil değildir. Hanefiler buna cevaben diyorlar ki: ammi mütekellimin garazı­na tahsis,  ammin muktezasım  iptale  müeddi olur.  O halde  mentukun hükmünü bırakıp meskutün  anhin hükmile amel etmeği iktiza eder ki bu, kavaidi lisaniycye muhaliftir. Binaenaleyh ayeti kerime, mutlaka eb-rar olanlarırrnaili naim olacaklarını mübeşşirdir, eshabı kiram da ebrar-dan olduklarından bu mübeşşeriyyet, onlara da, sair ebrara da şamildir.

Mutlakı kıyasa muvafakat şartile olsun.olmasın mukayye-de hami dahi Hanefilerce vücuhü fasidedendir. Şafiilerden bazılarına gö­re mutlak, herhalde mukayyede hami olunur. Zira kayıt, şart mecrasın­da caridir. Kıyas bu hamli icap etsin etmesin müsavidir. Bazı zatlara göre de mutlak kıyasa muvafakat şartile  mukayyede hami olunur. Yani: mukayyetten maksat ne ise mutlaktan maksat da o olmuş olur.

Mesela: Keffareti yemin ile keffareti ziharda,, alelıtlak, yani: mü­min olsun olmasın bir rakabe azat edilmesi Hanefiyece kafidir. Çünkü bunların hakkında rakabe, mutlak olarak zikredilmiştir. Keffareti katil­de ise rakabenin mümin olması lazımdır. Zira bunun hakkındaki raka­be, mümin olmakla mukayyettir.

Binaenaleyh keffareti yemin ile keffareti zihar hakkındaki mutlak rakabeyi kefareti katildeki mukayyet rakabeye hami etmek Hanefilerce icap etmez, Şafiiierce icap eder.

Şafülere göre madem ki, hepsi keffarettir, artık katilde kifayet et­meyen gayri mümin>rakabe, keffareti yemin ve ziharda da kifayet et­mez. Şafiilerin bu tarzı istidali ise Hanefilerce saih değildir. Bir cürm için kafi bir ceza olmayan bir şey, diğer bir cürm için kafi bir ceza ola­bilir, isimde iştirak, hükümde müsavatı müstelzim olmaz. Böyle bir hami, hükmü şer'iyi iptaldir ve nas mukabilinde kıyas tarikine gitmek­tir. Halbuki kıyasın şartı, nas'sm bulunmamasıdır. (Mutlak ve mukay­yet mebhasine de müracaat.)

 
Kapat