|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Ta'lik E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Usuliyyunca şart  denilen talik, yani:   bir cümlenin maz­mununun husulünü  diğer bir cümlenin mazmununun husulüne rapt et­mek, mesela:  bir kölenin azat olmasını şöyle bir harekette bulunması­na bağlamak, Hanefiyyeye göre ilk evvel iliyyeti  men eder, buna hük­mün memnuiyeti de bizzarure lazım gelir. Şafiiyeye göre ise talik, doğ­rudan  doğruya hükmü men eder. Şöyle ki:   Eğer talik  bulunmasaydı hüküm filhal sabit olurdu. Mesela: bir kimse kölesine: «Sen filan yere gidersen azat ol» dese «Sfen filan yere gidersen» sözü bir şarttır.  «Azat ol»  sözü de bir cezadır. Bu iki cümleden ikincisinin husulü birincisinin husulüne  muallak bulunmuştur. Bu cümlei şartiyedeki «azat ol» sözü, ıtk hadisesi için bir illettir. İşte bu cümledeki şart;  Hanefiyyeye göre bu illetin tesirini men etmiştir. Bu şart tahakkuk etmedikçe   «azat ol» sözü bir illet olarak ıtk hadisesini vücude getiremez.

Şafiiyeye göre ise bu şart, doğrudan doğruya ıtk hadisesini men etmiştir. Yoksa «azat ol» sözünün illiyetini men etmiş değildir. Bu ih­tilafın semeresi aşağıdaki meselelerden tebarüz eder.

Hanefiyeye göre bir illetin zamanı vücudile şartın zamanı vücudu birdir. Şart vücut bulmadıkça illet, mevcut olamaz. Mesela: «Fi­lan yere gidersen azat ol» misalimizde filan yere gidilmedikçe «azat ol» sözü bir illet olarak mün'akit olmuş olmaz. Ne vakit ö yere gidilirse o zaman «azat ol» sözü, bir illet olarak ıtk hadisesini vücude getirir.

Şafiiyeye göre ise illetin zamanı şartın vücude gelmesi zamanı değil, telaffuz olunması zamanıdır. Binaenaleyh «Filan yere gidersen azat ol» denildi mi «Sen azat ol» sözü, hemen bir illet olarak münakit olmu§ olur, yalnız tesiri şartın vücude gelmesi zamanında husule gelir.

Bu ihtilafın semeresi şudur: talak, ıtk gibi bir tasarrufu şer'iyi müs­takbel bir mülke talik etmek Hanefiyece caiz, Şafiiyece caiz değildir. Çünkü bir tasarrufu şer'inin sıhhati için illetin inikadı zamanında mül­kün, yani: o tasarrufun taalluk edeceği mahallin mevcudiyeti bilittifak şarttır. Binaenaleyh bir kimse, mesela: «filan kadını alırsam boş olsun» veya «Filanın §u kölesini satın alırsam azat olsun» dese o kadını veya o köleyi alınca Hanefiyeye göre talak ve ıtk hadiseleri vücude gelir. Şafii­yeye göre ise vücude gelmez. Zira Hanefiyeye göre bu talikteki «boş ol­sun», «azat olsun» sözleri mezkur şartların vücude gelmeleri anında bi­rer illet olarak münakit olur. Şartların vücude gelmelerile mülk, yani: kadının nikahına, kölenin rakabesine malikiyet hasıl olmuş ve illetler bu mülkiyet zamanına müsadif bulunmuş olacağından artık bu illetler mü­essir olurlar.

Şafiiyeye göre ise bu illetler, daha mülkiyet hasıl olmadan, söylenil­dikleri anda münakit olmuş, bu inikat zamanında ise henüz mülkiyet bu­lunmamış olduğundan bu illetler, tesirsiz katmış olurlar.

Yukarıdaki ihtilafın mebnası da şudur:

Şarta muallak olan şey, Hanefiyece ika'dır. Mesela: talak, ıtk hadi­selerini vücude getirmektir. Şafiilerce ise vukudur. Mesela: bizzat talak ve ıtk hadiseleridir.

Hanefiyeye göre muallak bişşart, ika1 olunca muallak olduğu şartın vücudünden evvel mevcudiyeti mutasavver olamaz. Binaenaleyh muallak bişşart şartın vücudünden evvel bir illet olarak münakit olamaz. Şafiile-re göre ise muallak bişşart, vuku olduğundan şartın vücudünden evvel lafzın bir illet olarak inikadına bir mani yoktur.

Buna cevaben deniliyor ki, bir kimse mesela: kölesini azat etmeye­ceğine yemin etmiş olduğu halde bilahare onun azat olmasını bir şarta talik etse mücerret bu talik ile hanis olmaz. Eğer «azat ol» sözü, şartın vücudünden evvel bir illet olarak münakit olsa idi o kimse bu sözü söylemekle hanis olmak lazım gelirdi. Halbuki hanis olmayacağında ittifak vardır.

Sonra: bir cümlei şartiyedeki ceza, kendi başına bir hüküm ifade et­mez. Hüküm, şart ile cezanın heyeti mecmuası arasındadır. Mesela: «Şöy le yaparsan azat ol» cümlei şartiyesinde yalnız «azat ol» sözünün bir hükmü yoktur ki bu talik, o hükmü men etsin. Bütün ehli lisan ile man-tıkıyyunun bu bapta ittifakları vardır.

Bir şart, diğer bir şart üzerine atıfsız olarak dahil olsa mu­ahhar olan şart takdim edilir, ceza, ister muahhar olsun ister olmasın müsavidir.

Binaenaleyh «Filan eve gidersem, filan ile konuşursam kölem azat olsun» denilse bakılır: eğer evvela konuşulur, sonra da o eve gidilirse-ıtk vaki olur. Fakat evvela o eve gidilir, sonra da konuşulursa, ıtk vaki olmaz. Çünkü burada şartı mukaddem, ceza ile beraber şartı muahharın cezası bulunmuştur. Artık bu muahhar şart, vücude gelmedikçe o ceza vücude gelemez.

Kezalik : «Sen hürsün filan yere gidersen, filan ile konuşursan» de­nildiği takdirde de evvela konuşmak, sonra da o yere gitmek vukubul-madıkça ıtk tahakkuk etmez. Demek ki son şart, yeminin inikadının şar­tıdır. Mukaddem olan şart da bu yeminin inhilalinin şartıdır. Artık mu­kaddem olan şart, evvelce vuku bulunca yeminin daha inikadından ev­vel vukubulmuş olacağından muteber olmayıp bununla ceza, tahakkuk etmez.

Bir şart diğer bir şart üzerine atf edilse, mesela: «Filan yere gidersem ve filan ile konuşursam kölem azat olsun» denilse imam Muhammed'e göre  bu iki şart birlikte vukua gelmedikçe ceza olan ıtk tahakkuk etmez. Çünkü bu iki şart, bir şart mesabesindedir.

Bir şart, birbiri üzerine atf edilmiş olan cümleleri takip et­se bunların hepsine munsarif olup hepsinin şartı bulunmuş olur. Bu şart, bu cümlelerden evvel zikredilse yine bunların hepsine munsarif bulunur,

Mesela: bir kimse «Kölem azat olsun ve üzerime hac farz olsun eğer filan ile görüşür isem» yiyip de badehu onunla görüşse hem kölesi azat olur, hem de hac etmesi lazım gelir.

Biri biri üzerine atf edilen cümleler, iki şart arasında bulu­nacak olsa ortadaki cümlei müteatıfe, birinci cümleye  zam edilir. Son cümle de  son şarta merbut bulunur. Ta ki  bu son şart  mülga bulun­muş olmasın.

Mesela : «Filan işim görülürse kölem azat olsun ve üzerime hac la­zım gelsin ve şu kadar gün oruç tutayım filan kimse gelirse» denilse kölenin azat olmasile haccın lüzumu o işin görülmesine, orucun tutulma­sı da filan kimsenin gelmesine merbut bulunmuş olur.

Biribiri üzerine matuf cümlelerden yalnız birisi, bir şart üzerine takdim edilmiş olup diğer cümlelerden sonra başka bir şart zik­redilecek olsa yalnız birinci cümle birinci şarta muallak olup diğer cüm­leler de son şarta merbut bulunmuş olur. Mesela:  «Üzerime hac farz ol­sun filan kimse gelirse ve kölem azat olsun ve şu kadar gün rızayı hak için oruç tutayım filan işim görülürse» denilse yalnız haccm lüzumu fi­lan kimsenin gelmesine muallak olur. Diğer iki cümle de son şarta mer­but olup onun cezasını teşkil eder.

Meşiyyeti bizce zahir olmayan bir zatın meşiyyetini zikr etmek, mesela: inşallah veya inşaelmelek» demek, imam Ebu  Yusuf'e göre sözün hükmünü iptal eder. imam Muhammed'e göre ise bu, sözün hükmü için bir talik olmuş olur. İmamı Azam'm kavli de böyledir.

Binaenaleyh «Allahüteala dilerse kölem azat olsun» denilse bunun­la köle azat olmaz. Çünkü bu, İmam Ebu Yusuf e göre sözün hükmünü muptıldır. İmam Muhammed'e göre ise kölenin azat edilmesi, Allahteala' nın meşiyetine rapt edilmiştir. Biz isek bu meşiyete muttali' olamayız ki, bu itkin vukuuna hükm edebilelim.

Arapça olarak «in şaallahü abdi hurrun = Allah dilerse kölem azat­tır» denilse bununla İmam Ebu Yusüf'e göre ıtk vaki olmaz. Çünkü bu meşiyeti zikr» «abdi hürrün = kölem azattır» sözünün hükmünü iptal etmiştir. İmam Muhammed'e göre ise ıtk vaki olur. Zira «inşaallan» sö­zü bir taliktir. Fakat «abdi hürrün» sözünün evvelinde fai cezaiye bulun­madığından bu söz, o talike merbut değildir. Bu söz. şarta mukarin bu­lunmamış olacağından bununla filhal ıtk vücude gelir.

 
Kapat